hakan tok
  K
 

kaba i. ahmak, akılsız, anlayışsız, antipatik, avanak, ayı, ayıcı, ayıboğan, battal, buzdağı, büyük, çiğ, çirkin, densiz, duygusuz, dürüşt, düşüncesiz, ebleh, edepsiz, eşek, gafçı, gaför, görgüsüz, görmemiş, hissiz, hödük, itici, izansız, kaba saba, kereste, ham, hamhalat, hantal, hoyrat, hürmetsiz, incitici, kabak, kalas, katır, karıcı, küfürbaz, küstah, lakayt, mankafa, münasebetsiz, nadan, nezaketsiz, nobran, normal, odun, öküz, patavatsız, renksiz, sallapati, saygısız, semerli, sersem, sert, soğuk, terbiyesiz, yabani, yobaz, yontulmamış, yoz, zarafetsiz dey. ağır dilli, ağzı bozuk/pis, aklı kıt, ayı gibi, başında torbası eksik, çam deviren, çekiye gelmez, çul çuval, dağ ayısı/deviren, dağda büyümüş, dağdan gelme/inme, dağların şenliği, dangıl dungul, derme çatma, dili uzun/zifir, dümbelek sıfatlı, eşek gibi/herifin damadı, gönül kırıcı, haddini bilmez, ham ervah, hayvan gibi, hıyar ağa/ağası, iki ayaklı eşek, iri kıyım/yarı/yapı, kaba saba, kaba sofu, katmerli hıyar, kazma gibi, Marsıvan ayısı/eşeği, meşe odunu, odun ağa, odun gibi adam, orman kibarı, öküz herif, pantollu hayvan, sonradan görme, sözünü bilmez, şenlik görmemiş karş. duygulu, ince, kibar, nazik, sevecen, uslu, zarif ? alçak, gaddar, ilgisiz, sevimsiz, ukala, yabani
kaba saba i. adi, bayağı, beyinsiz, bön, çiğ, dağlı, densiz, görgüsüz, gösterişsiz, ham, hantal, kaba, özensiz, şişirme, zarafetsiz karş. ince, özenli, zarif
kaba sofu i. bağnaz, gerici, geri kafalı, muhafazakar, mutaassıp, mürteci, sağcı, örümcek kafalı karş. aydın, ilerici
kabadayı i. alp, babayiğit, bahadır, belalı, bıçkın, çapkın, dayı, dadış, efe, fedai, hovarda, ipsiz, kahraman, koç, koçyiğit, külhan, külhanbeyi, külhani, mert, serdengeçti, serkeş, tulumbacı, yiğit, yürekli dey. çöplük horozu, eski kulağı kesik, ispenç horozu, mahalle beyi, palabıyık takımı, yerden alıp gökte yeme
kabadayılaşmak f. yavuzlaşmak
kabadayılık i. serserilik
kabadayılık taslamak f. ağalanmak, cesaretlenmek, dikilmek, efelenmek, kabarmak, koçlanmak, veydan okumak, yiğitlenmek, yüreklenmek dey. horozlanmaya başlamak, kabadayılık taslamak, orman kanunu
kabahat i. ayıp, cürüm, fitne, fucur, gaf, günah, kusur, suç, özür, pot, taksir, taksirat, töhmet, vebal, yazık
kabahat yüklemek f. çirkinsemek, kınamak
kabahatler i. taksirat
kabahatli i. günahkar, kusurlu, maznun, mücrim, sanık, suçlu, şaibeli, töhmetli, yazıklı, zanlı
kabahatli görmek f. çirkinsemek, kınamak
kabahatsiz s. masum, suçsuz
kabak s. dazlak, ham, saçsız,
kabalık i. ayılık, çiğlik, odunluk, saygısızlık
kaban i. manto
kabarcık i. boğum, ben, çıkıntı, domalıç, kabarıklık, kabartı, pürtük, şiş, şişkinlik, şişlik, tümbek, tümsek, yumru
kabare i. pavyon, şov
kabarık s. bitek, bol, dolgun, dolu, fazlası, gani, gür, sayısız, sürü sürü, sürüyle, şiş, şişkin, tonla, yığınla, yumru, zengin
kabarıklık i. çıkıntı, kabarcık, kambur, şiş, şişkinlik, şişlik, tümsek, yükseklik, yükselti
kabarma i. met, yükselme, afurtafur, alayış, avurt, azamet, böbürlenme, büyüklenme, caka, coşkunluk, gösteriş, gurur, kibir, kibirlenme, köpürme, kurum, megalomani, nispet, övünme, şişinme, tafra, tavır, tefahür, tekebbür, ulvan karş. alçakgönüllülük
kabarmak f. azmak, başkaldırmak, böbürlenmek, büyümek, cesaretlenmek, cüretlenmek, dikilmek, genişlemek, gururlanmak, horozlanmak, iftihar etmek, kabadayılık taslamak, kasılmak, kaynamak, kibirlenmek, köpürmek, kurulmak, kurumlanmak, şişinmek, şişmek, taşmak, yayılmak, yiğitlenmek, yükselmek, yüreklenmek dey. damarı tepreşmek, sular kabarmaya başlamak, hut dağı gibi şişmek karş. büzülmek
kabartı i. kabarcık, şiş, şişkinlik, yumru
kabartılmış s. şişkin
kabartmak f. şişirmek
kabataslak i. civarında, dolaylarında, muhammen, neredeyse, sularında, tahminen, tahmini, takriben, takribi, yaklaşık, yaklaştırmaca dey. aşağı yukarı, hemen hemen, toparlak hesap, üç aşağı beş yukarı, yaklaşık olarak, yuvarlak hesap
kabız i. alma, kavrama, tutma
kabızlık i. peklik
kabil i. beklenir, belkili, ihtimali, muhtemel, muhtemelen, mümkün, olabilen, olabilir, olacak, olanaklı, olası, umulur, umutlu, ümitli karş. gayri kabil, imkansız, olamaz, olanaksız
kabile i. aşiret, boy, grup, klan, oba, oymak, sop, soy, topluluk, uruk
kabiliyet i. anıklık, beceri, becerik, beceriklilik, cevher, dahilik, deha, dirayet, ehliyet, hüner, ihtisas, istidat, kifayet, liyakat, maharet, marifet, meleke, merak, sanat, ustalık, uzluk, uzmanlık, yatkınlık, yetenek, yeterlik, yeti, yetiklik, yordam, zanaat karş. eksiklik
kabiliyetli i. acar, anık, başarılı, becerikli, cevherli, çevrimli, dahi, değimli, dirayetli, güçlü, hünerli, idareli, istidatlı, işgüzar, kifayetli, maharetli, mahir, marifetli, muvaffak, pratik, sanatkar, şahbaz, uz, uzel, yatkın, yetenekli, yeterli, yordamlı, zanaatçı karş. aciz, beceriksiz, çolpa, kabiliyetsiz
kabiliyetsiz i. anıksız, başarısız, beceriksiz, cudam, değimsiz, dirayetsiz, ehliyetsiz, hünersiz, idaresiz, istidatsız, kaltaban, kifayetsiz, liyakatsiz, maharetsiz, marifetsiz, meleme, nanemolla, sakar, şapşal, yetersiz, yordamsız, zayıf dey. acemi çaylak, bostan korkuluğu, çabalama kaptan ben gidemem, denize girse kurutur, herkes kaşık yapar ama sapını ortaya getiremez!, kel kahya, nanemolla, nerde kaldı ki, o dolabın beygiri değil, sanki eşeğe bindi ayakları yerde sürünüyor, sarsak pursak/kursak, sümbül bebek tohumu, şam babası karş. becerikli
kabin i. bölme, kabine, küçük, bölme
kabine i. apteshane, aralık, ayakyolu, divan, encümen, hela, heyet, kabin, kamara, kamutay, kenef, komisyon, komite, kongre, konsey, kurul, kurultay, meclis, memişhane, parlamento, senato, şura, tuvalet, yüznumara
kabir i. anıtkabir, çürüklük, ehram, gömüt, gömütlük, höyük, kabristan, lahit, makam, makber, mezar, mezarlık, mozole, piramit, şehitlik, türbe
kabristan i. gömütlük, kabir, lahit, makber, mezar, şehitlik, türbe
kabuk i. kavkı, kışır karş. öz
kabul i. resepsiyon; peki
kabul edilen s. makbul
kabul edilmek f. girmek
kabul etme i. onay, resepsiyon, teslim
kabul etmek f. benimsemek, icabet etmek, ikrar etmek, ikrar vermek, inanmak, itaat etmek, itiraf etmek, kabullenmek, kail olmak, muvafakat etmek, onaylamak, razı olmak, riayet etmek, tanımak, uymak, yanaşmak dey. baş eğmek, boyun kırmak, cevaz vermek, destur vermek, eyvallah demek, fit olmak, gönlü olmak, hakkı teslim etmek, he demek, icabet etmek, ikrar etmek, imana gelmek, itaat etmek, itiraf etmek, izin vermek, kabulü olmak, kail olmak, muvafakat etmek, müsaade etmek, öpüp başına koymak, razı olmak, rıza göstermek, riayet etmek, söz dinlemek/eslemek, sözüne gelmek, tasdik etmek, tasvip etmek, teyit etmek, yelkenleri suya indirmek uygun bulmak karş. direnmek, kabul etmemek, reddetmek, yadsımak ? inanmak, onaylamak
kabul etmemek f. bilmezlenmek, olmazlanmak, onaylamamak, reddetmek, tepmek, yadsımak, yalanlamak, yanaşmamak, yokumsamak dey. geri çevirmek, iade etmek, inkar etmek, karşı çıkarmak, muhalefet etmek, protesto etmek, razı olmamak, veto etmek karş. kabul etmek
kabullenmek f. alışmak, almak, başeğmek, benimsemek, ısınmak, ikrar etmek, kabul etmek, onaylamak, razı olmak, riayet etmek, rıza göstermek, uymak, üstlenmek, yüklenmek dey. acısını bağrına basmak, Agop'un kazı gibi yutmak, baş eğmek/indirmek/koymak, baş/ boyun eğmek, başını eğmek/koltuğunun altına almak/ortaya koymak, boyun kırmak, canına basmak, dediğine gelmek, dizginleri ele vermek, dümen suyuna girmek/suyundan gitmek, düşüncesine saygı göstermek, gönlü (razı) olmak, gönül indirmek, göze almak, gözüne sokmak, içine sindirmek/yedirememek, itaat etmek, kabul olmayacak duaya amin demek, kabulü olmak, kadere/kaderine boyun eğmek, kendine mal etmek/yedirememek, rahat ettirmek, razı olmak, riayet etmek, sahip çıkmak, şunu bunu bilmek, tadına varmak, tasdik etmek, tasvip etmek, teslim almak/bayrağı/bayrağını çekmek, üstüne almak, yan cebe koymak, yola yatmak, zoruna gitmek karş. yadırgamak, yadsımak
kabullenmemek f. razı olmamak, reddetmek dey. doğduğuna inanıp öldüğüne inanmamak, şunu bunu bilmem demek, üstüne/üzerine toz kondurmamak
kabus i. acı, ağırlık, bezginlik, burhan, bunalım, düş, gerginlik, hafakan, hayal, hayalet, hulya, ılgım, ıstırap, illüzyon, karabasan, kriz, sarsıntı, sıkıntı, ürkme, ürküş, yanılsama dey. dehşete kapılma karş. ferahlık
kabza i. dipçik, dirsek, el, kol, kulp, kundak, mandal, sak, sap, tutak, tutamaç, tutamak
kabzımal i. aracı, komisyoncu, mutavassıt, vasıta
kaçak i. firari, kaçkın, kaytarıcı; s. haksız, illegal, kanunsuz, korsan, nizamsız, turfa, usulsüz, yasak, yasasız, yolsuz karş. yasal
kaçakçı i. düzenbaz, düzenci, eşkiya, gangster, haydut, hırsız, kapkaçcı, entrikacı, hilebaz, kalleş, karaborsacı, kayışçı, kazıkçı, madrabaz, sahteci, sahtekar, soyguncu, şaki, tertipçi, yağmacı
kaçakçılık i. dalavere, dolap, düzen, hırsızlık, hile, karaborsa, kurnazlık, manevra, sahtecilik, soygunculuk, suiistimal, tertip, yolsuzluk
kaçamaklı i. belgisiz, belirsiz, bellisiz, bilinmez, bulanık, dolambaçlı, gizemli, imalı, kapalı, karanlık, lastikli, meşkuk, muammalı, muğlak, şüpheli, vuzuhsuz karş. açık seçik
kaçık i. anormal, çatlak, çılgın, deli, dengesiz, divane, manyak, mecnun, psikopat, sapık, tozutmuş, zırdeli,, zıvanasız karş. dengeli
kaçımsamak f. kaçınmak, kaçmak, kaytarmak, yüksünmek
kaçımsar i. çekimser, çekingen, çekinik, korkak, sakıngan ürkek karş. atılgan
kaçınılmaz i. cebri, çaresiz, elzem, geçilmez, gerek, gerekli, lazım, lüzumlu, mecburi, mukadder, mübrem, mücbir, naçar, şart, vacip, vazgeçilmez, zaruri, zorunlu karş. keyfi
kaçınılmazlık i. çaresizlik, emrivaki, fariza, farz, ıstırar, mecburiyet, mükellefiyet, oldubitti, olupbitti, sorumluluk, vecibe, yüküm, yükümlülük, zaruret, zor, zorunluluk karş. isteğe bağlı
kaçınma i. çekingenlik, esirgeme, fobi, perva
kaçınmak f. çekimsemek, çekinmek, kaçımsamak, kaçmak, kaytarmak, yüksünmek karş. adamak, ileri atılmakyardım etmek ? ertelemek, esirgemek, korkmak, küçümsemek, nazlanmak, savsaklamak, tembellik etmek, yadsımak
kaçırmak f. azmak, bozmak, çatlatmak, çıldırmak, delirmek, geriletmek, kazanmak, muzaffer olmak, oynatmak, sapıtmak, tozutmak, yenmek karş. kaçmak, uslanmak
kaçışma i. dağılım
kaçkın s. deli, kaçak
kaçma i. boşanma, fertik, firar
kaçmak f. aşmak, boşanmak, caymak, çekimsemek, firar etmek, girmek, gücümsemek, kaçımsamak, kaçınmak, kaçmak, kaytarmak, koşmak, kurtulmak, ricat etmek, savulmak, savuşmak, savuşturmak, sıvışmak, sıyrılmak, toz olmak, tozamak, tüymek, yıpranmak, yüksünmek dey. adam içine çıkamamak, bir koşmadır tutturmak, can kurtarmak, cızdam etmek/çekmek, cızlamı çekmek, cızlamı/cızdamı çekmek/kırmak, çil yavrusu gibi dağılmak, dümeni kırmak, elinden kurtulmak/uçmak, fertiği çekmek/kırmak, firar etmek, firara kadem basmak, gaza basmak, gözden kaybolmak, gözü kesmek/yememek, ilgiyi kesmek, ilişkiyi bitirmek, imtina etmek, ipi kesmek/kırmak, ipi/teli kırmak, kaçacak delik aramak, kaçak güreşmek, kaçmaktan kovalamaya/kovmaya vakti olmamak/vakit bulamamak/eli değmemek, kararı firara vermek, kirişi kırmak, kuskuna kuvvet kamçıya bereket demek, kuskunu koparmak, kuyruğu dikmek, nokta olmak, okulu kırmak, pabuç hırsızı gibi yalınayak kaçmak, palamarı koparmak, palamarı koyuvermek, panik kırmak, payandaları çözmek, pır etmek, sürüden ayrılmak, tabana kuvvet kaçmak, tabanları kaldırmak/yağlamak, topukları kıçına değmek, yakayı sıyırmak, zamkinosu çekmek/etmek karş. direnmek, ileri atılmak, saldırmak, yakalanmak, yaklaşmak ? caymak, dönmek, gitmek, koşmak, kurtulmak, yenilmek, yitmek
kadana i. at, beygir
kadar i. andıran, aynı, benzer, benzeş, çok, değin, denk, denli, gibi, kopyası, misali, misil, nazir, sularında, takriben, yakın, yaklaşık
kadavra i. cenaze, ceset, düşük, fosil, gövde, iskelet, kalıntı, kemikler, leş, mevta, meyyit, mumya, naaş, ölü, şehit karş. diri
kadavra gibi i. arık, avurdu göçmüş, cılız, çırboğa, zayıf karş. şişman
kadeh i. bardak, kase, kulplu, kupa, maşrapa, piyale, suluk, susak, şop, tas, topak
kadem i. ayak, mukadderat, uğur
kademe i. adım, aşama, basamak, başlangıç, derece, düzey, evre, gömlek, hiyerarşi, kademeli, kerte, kırat, kıvam, menzile, merhale, mertebe, paye, perese, radde, rütbe, safha, seviye, sıra, yer
kademeli s. basamaklı
kademhane i. apteshane, ayakyolu, helâ, tuvalet, yüznumara
kademli s. iyi, kutlu, meymenetli, mübarek, uğurlu
kademsiz s. kutsuz, meret, meymenetsiz, netameli, şanssız, şeametli, tekinsiz, uğursuz
kademsizlik i. meymenetsizlik
kader i. alınyazısı, baht, devran, düşerlik, felek, fırsat, karayazı, kısmet, meymenet, mukadder, mukadderat, nasip, olacak, önoluş, önoluşum, rastlantı, sur, şans, takdir, takdiri ilahi, taksirat, talih, tecelli, uğur, yazgı, yazı, yom (yum) ? talihli, talihsiz, uğurlu, uğursuz, zorunluluk
kadersiz s. kara
kadı i. arabulucu, bilirkişi, fakih, hâkem
kadın i. acuze, amazon, avrat, bayan, cadı, dam, dişi, dudu, gelin, hanım, hanımefendi, hatun, hizmetçi, insan, karı, kız, kocakarı, kokona, madam, madama, matmazel, mis, misis, nisa, nisvan, saraylı, zen, zene dey. başı bez, cici mama, cinsi latif, ekmek/kaşık düşmanı, eksik etek, hatun kişi, kadın kadıncık/nine, karı kız, kaşık düşmanı, kül döken, saçı buçuk, saçı uzun karş. bey, erkek ? ana, aşifte, cilveli, eş, insan, kız, kardeş, sevgili, teyze
kadıncıl i. çapkın, donjuan, hercai, hovarda, kazanova, keskin, kösnücül, şehvetperest, zendost karş. vakur
kadınım! ü. canım, sevdiceğim
kadırga i. galyot, gemi, kalyon
kadim s. klasik
kadir i. acar, atak, atılgan, baskın, böke, değer, dişli, enerjik, erkli, forslu, güçlü, güreli, iktidarlı, keskin, kıymet, kudretli, kuvvetli, mezun, muktedir, nafiz, nüfuzlu, otoriter, önem, paha, selahiyetli, takatli, üstünlük, yavuz, yeğin, yetkili, zağlı, zorlu
kadir olmak f. erkli olmak, forslu olmak, forsu yetmek, güçlü olmak, gücü olmak, gücü yetmek, kudretli olmak, kudreti yetmek, kuvvetli olmak, kuvveti yetmek, mezun olmak, yetkisi bulunmak, yetkisi olmak karş. aciz olmak
kadirbilir i. değerbilir, hatırşinas, hayırlı, hüsniniyetli, ince, insan, iyilikbilir, iyilikçi, kadirşinas, kibar, oğuz, sadakatli, sadık, saygılı, soylu, vefakar, vefalı, vicdanlı karş. kadirbilmez
kadirbilmez i. değerbilmez, hakikatsiz, hayırsız, iyilikbilmez, nankör, sadakatsiz, vefasız karş. kadirbilir
kadirbilmezlik i. nankörlük
kadirşinas s. değerbilir, dürüst, erdemli, fedakar, hakikatli, haluk, hatırşinas, hayırsever, hüsniniyetli, iyilikçi, kadirbilir, kibar, lütufkar, medeni, nezih, saygılı, vefalı
kadro i. çalışanlar, ekip, elemanlar, görevliler, grup, hizmetliler, küme, memurlar, mürettebat, müstahdem, müstahdemin, personel, takım, tayfa, tim, topluluk, trup, ünite
kafa i. akıl, algı, an, anlak, anlayış, anlık, baş, bellek, beyin, bilinç, düşünce, feraset, hafıza, havsala, idrak, ihata, irfan, izan, kariha, kavrayış, kelle, mantık, muhakeme, müdrike, saksı, ser, şuur, us, varış, zeka, zekavet, zeyreklik, zihin karş. kafasızlık
kafadar i. arkadaş, ayakdaş, dadaş, dost, duygudaş, gönüldeş, hemdert, hempa, koldaş, nedim, mahrem, meslektaş, muhip, müttefik, refik, sağdıç, sırdaş, yar, yoldaş karş. düşman
kafalı i. akıllı, akil, anlaklı, anlayışlı, arif, basiretli, dahi, denli, düşünceli, ferasetli, izanlı, kavrayışlı, makul, mantıklı, varışlı, sağduyulu, sezişli, zeki, zeyrek karş. kafasız
kafasız s. ahmak, akılsız, alık, anlayışsız, aptal, beyinsiz, bön, budala, ebleh, gafil, mankafa, sersem
kafasızlık i. cehalet
kafe i. gazino, kahve
kafes i. ahır, delik, hapishane, salma
kafesçi s. cambaz, dalavereci, düzenci, hırsız, hokkabaz, soyguncu, tuzakçı
kafeslemek f. aldatmak
kafeterya f. aşevi, büfe, kahve, kantin, lokanta, restoran, sandviççi, yemekhane, yemek salonu
kafi f. tatminkar, yeter, yeterli, yetişir
kafi gelmek f. bezmek, bıkmak, çıkışmak, doymak, elvermek, gitmek, kanıksamak, usanmak, yetmek, yetinmek, yetişmek, yorulmak karş. eksik gelmek
kafile f. alay, filo, grup, katar, kervan, konvoy, kortej, mevkip
kafir f. acımasız, Allahsız, ateist, beynamaz, binamaz, dinsiz, gaddar, gavur, hain, hunhar, imansız, inansız, kalpsiz, taharetsiz, tanrıtanımaz, zalim, zındık karş. idin bütün, iyiliksever
kafiyeli f. mukffa, uyaklı
kağan f. ban, başbuğ, başkan, hakim, hakan, han, hükümdar, hünkar, ilhan, imparator, kral, melik, padişah, sultan, şah, şehinşah
kağıt i. belge, lira, vesika
kağıt mendil i. mendil
kağıt oyunu i. poker
kağnı i. araba
kâh f. arada, bazen, dembedem, gâh, nadiren, zaman zaman dey. arada bir/sırada, ara sıra, bazı bazı, kimi zaman, zaman zaman karş. daima
kahır f. acı, azap, cefa, çile, dağdağa, dert, elem, esef, eza, eziklik, ezinç, eziyet, gaddarlık, gadir, gaile, gam, haksızlık, hayıf, hicran, hoşnutsuzluk, hüsran, hüzün, ıstırap, işkence, keder, kıygı, kıyım, koyuntu, matem, melal, mezalim, nedamet, sızı, tazip, teessüf, teessür, üzgü, üzüntü, yas, yazıklanma, yeis, zulüm karş. iyilik, sevinç
kahırlanmak f. acılanmak, acımak, dertlenmek, duygulanmak, elemlenmek, eseflenmek, gamlanmak, hüzünlenmek, içlenmek, kahrolmak, kasavetlenmek, kederlenmek, matem tutmak, müteessir olmak, tasalanmak, üzülmek, yanmak, yokulmak dey. hüsrana uğramak, kahır çekmek, kahır yüzünden lutuf görmek/lutfa uğramak, kahrı çekilir/çekilir şey olmamak/çekilmemek, kahrına uğramak, kahrından dokuz doğurmak, kahrından ölmek, kahrını çekmek, müteessir olmak, vicdan azabı çekmek/duymak karş. sevinmek
kahırlı s. acılı, cefakar, çileli, firaklı, kaygılı, kederli, keyifsiz, mahzun, matemli, mustarip, mutsuz, neşesiz, sıkıntılı, tasalı, üzgün
kahin i. sihirbaz
kâhinlik f. falcılık, kehanet, keramet, mucize, tansık
kâhkül i. perçem
kahpe s. dönek, güvenilmez, iffetsiz, riyakar, samimiyetsiz, sinsi dey. hafif kadın, hafif kız, kaldırım süpürgesi, sokak kadını, sokak kızı, sokak süpürgesi, uygunsuz kadın karş. ağırbaşlı, içten
kahpelik i. adilik, ahlaksızlık, alçaklık, döneklik, cibilliyetsizlik, faziletsizlik, hainlik, hayasızlık, hayınlık, haysiyetsiz, iffetsizlik, namertlik, namussuzluk, onursuzluk, rezillik, samimiyetsizlik, sinsilik, soysuzluk, şerefsizlik karş. mertlik
kahraman i. alp, aslan, babayiğit, bahadır, batır, batur, cengaver, dadaş, dilaver, efe, fedai, gazi, kabadayı, koç, koçyiğit, koçak, mert, serdengeçti, şahbaz, yılmaz, yiğit, yurtsever, yürekli dey. destan yaratmak, gözünü budaktan sakınmamak, gözü pek olmak karş. namert
kahramanlık f. ataklık, atılganlık, babayiğitlik, bahadırlık, baturluk, cesaret, cesurluk, cüret, cüretlilik, çekinmelik, çekinmezlik, dayanıklılık, efelik, fedailik, gözüpeklik, korkusuzluk, mertlik, metanet, moral, pervasızlık, şecaat, şövalyelik, yılmazlık, yiğitlik, yürek, yüreklilik karş. namertlik
kahretmek f. etkilemek, ezmek, içlenmek, gücendirmek, hırpalamak, ilenmek, incitmek, kıymak, küstürmek, lanetlemek, müteessir etmek, pişman etmek, sövmek, üzmek, üzülmek, yermek, zulmetmek dey. beddua etmek, bela okumak, çok üzmek/üzülmek, darmadağın etmek, intizar etmek, lanet okumak, perişan etmek, tarımar etmek karş. canlandırmak, diriltmek, ihya etmek, övmek
kahrolmak f. acılanmak, dertlenmek, dövünmek, elemlenmek, eseflenmek, ezilmek, gamlanmak, hayıflanmak, hüzünlenmek, içlenmek, kahırlanmak, kasavetlenmek, kederlenmek, matem tutmak, müteessir olmak, üzülmek, yolunmak, yorunmak dey. acı çekmek/duymak, acısı içine çökmek/yüreğine çökmek, çile çekmek, fena olmak, içi kan ağlamak, içine işlemek, mustarip/müteessir olmak, teessüf etmek, yüreğine işlemek
kahvaltı etmek f. yemek
kahvaltılık i. aş, erzak, yiyecek
kahve i. çayhane, ekspresso, gazino, içecek, kafe, kafeterya, kahvehane, kantin, kapuçino, kıraathane, lokal, neskafe, moka
kahvehane i. gazino, kahve
kahya i. idareci, kaptan, yönetici
kaide i. alt, ayak, dayanak, destek, dip, düstur, düzen, düzgü, esas, ilke, kök, kural, mesnet, nizam, norm, öğreti, prensip, taban, yol, yöntem, zemin
kaideli f. ahenkli, düzenli, insicamlı, intizamlı, istikrarlı, kurallı, nizamlı, istikrarlı, kurallı, nizamlı, tutarlı, uyarlı, uyumlu, uygun, yerinde
kail olmak f. kabul etmek
kaim olmak f. sürmek
kainat f. acun, alem, dünya, evren, herkes, kozmos
kaka s. kötü, pislik
kaka yapmak f. dışarı çıkmak
kakalamak f. dışarı çıkmak, itelemek, itip kakmak, itmek
kakao i. içecek
kakıştırmak f. itelemek, itip kakmak, itmek
kakmak f. ayıplamak, azarlamak, bandırmak, batırmak, çakmak, daldırmak, delmek, deşmek, dikmek, dürtmek, dürtüklemek, dürtüştürmek, itelemek, itip kakmak, itmek, koymak, saplamak, sokmak, sokuşturmak, sondalamak, vurmak, yarmak
kâkül i. bukle, saç, zülüf
kalabalık f., i. ahali, bol, çokluk, dolu, grup, hıncahınç, işlek, izdiham, lebalep, mahşer, mahşeri, ordu, sıvama, şenlikli, tepeleme, tonla, yığılışma, yığınak, yığışık, yığınla dey. akın etme, aşırı kalabalık, balık istifi (gibi), bin/binbir ayak bir ayak üstüne/binbir ayak bir üstüne olmak, dağı taşı kaplamak, dağları/taşları tutmak, domuz topu gibi, düğün evi gibi, hücum etme, iğne atsan yere düşmez, it sürüsü kadar, izdiham içinde, kadınlar hamamı, kıyamet yeri gibi, kovan gibi, kuru kalabalık, mahşer gibi/günü/kalabalığı, ortalık panayıra dönmek, silme dolu, tıka basa, tıklım tıklım, toprak atsan yere düşmez, ürkütmeden sayılmaz, üst üste binme karş. bomboş, ıssız, ıssızlık ? dolu
kalafat çekmek/etmek f. onarmak
kalafatlama i. tamir
kalafatlamak f. düzeltmek, onarmak, restore etmek, yamalamak
kalan i. artık, arta kalan, artan, bakaya, bakıye, baki, elde kalan, fazla, fazlası, gerisi, kalıntı, kusur, mütebaki, peszinde, üstü karş. yiten ? çöp
kalantor i. kodaman
kalas f. kaba, kalın tahta, kereste, kiriş, lata nezaketsiz, sallapati, terbiyesiz, yontulmamış, zarafetsiz
kalben f. içtenlikle, kalbi, kalpten, samimi, yürekten
kalbi s. içten, kalben, kalpten
kalbur f. delik, elek, filtre, kevgir, süzek, süzgeç, süzgü
kalburlamak f. temizlemek
kaldıramama i. çekememe, haset
kaldıramamak f. çatlamak, çekememek, dayanamamak, hazmedememek, katlanamamak, kıskanmak dey. haset etmek, içine sindirememek, karşı çıkmak, tahammül edememek
kaldıran s. sabırlı
kaldırım f. trotuvar, yaya kaldırımı, yol karş. değerlenmek
kaldırma i. sabır
kaldırmak f. açmak, almak, bozmak, çekmek, çürütmek, feshetmek, götürmek, hazmetmek, izale etmek, katlanmak, lağvetmek, protesto etmek, tahammül etmek, taşımak, toplamak, yakışmak, yarışmak, yok etmek, yükseltmek dey. rıza göstermek, tahammül etmek, iptal etmek, tasfiye etmek, tutup götürmek, yok etmek karş. başlatmak, indirmek, kaldıramamak, yakışmamak
kale i. cezaevi, duvar, hapishane, hisar, istihkam, sığınak, siper, sur, şato, tabya, tahkimat, zırh ? bent, engel, perde
kale gibi f. berk, dayanıklı, güçlü, köklü, kuvvetli, metin, muhkem, mukavim, mukavemetli, sağlam karş. dayanıksız
kalebent f. gözaltında, hapis, hükümlü, mahpus, mahkum, mevkuf, suçlu, tutuklu, tutulu, yargılı karş. özgür
kalem i. büro, çeşit, dolmakalem, fırça, forma, füzen, kategori, ofis, parça, kurşunkalem, pastel, stilo, tebeşir, tükenmezkalem, tür, yazıhane
kalemşor i. yazar
kalender i. alçakgönüllü, Allahlık, babacan, babayani, dağınık, derbeder, derviş, ehlidil, feylesof, filozof, gösterişsiz, iddiasız, ilgisiz, kanık, kılıksız, kibirsiz, kurumsuz, mütevekkil, rint, rintmeşrep, yalın, yetingen dey. gönül eri, gösterişten uzak, sadelik yanlısıkarş. titiz, derli toplu, gösterişçi ? alçak, gönüllü, dağınık, ilgisiz, kanık, kılıksız, kibar, serseri
kalenderlik i. aldırmazlık
kalfa i. çömez, hizmetçi, mürit, odacı, öğretmen, yapıcı
kalfalık s. gelir
kalıcı i. baki, berdevam, bitimsiz, bitmeyen, bitmez, daimi, demirbaş, durur, ebedi, ezeli, gedikli, hudutsuz, kesiksiz, köklü, kronik, limitsiz, müebbet, müzmin, namütenahi, nihayetsiz, ölmez, ölümsüz, ömürlü, öncesiz, payidar, sınırsız, sonrasız, sonsuz, sönümsüz, süregelen, süreğen, temelli, tükenmez, zevalsiz karş. gelip geçici
kalıcılık i. ebedilik, ebediyet, ölmezlik, ölümsüzlük
kalımlı s. baki, bitimsiz, durur, ebedi, köklü, kronik, müzmin, nihayetsiz, ölmez, ölümsüz, sonsuz, süregelen, süreğen, tükenmez, zeval
kalımsız s. ölümlü, sonlu
kalın s. büyük, geniş, hantal, katılaşmış, kıvamlı, konsantre, koyu, nezaketsiz, sık, tıkız, yoğun
kalınlaşmış s. kıvamlı, konsantre, pıhtılaşmış
kalınlık i. boy, boyut, büyüklük, en, genişlik, hacim, irilik, ölçü
kalıntı f. artık, artan, bakiye, çöp, enkaz, eser, fazlası, gerisi, harabe, im, iskelet, işaret, iz, kadavra, kalan, küsur, mütebaki, naaş, ölü, ören, üstü, virane, viranelik, yapıt, yıkı, yıkıntı
kalıp s. beden, biçim, dışyüz, durum, duruş, endam, eşkal, form, görkem, görünüm, gürünüş, heybet, kılık, kıyafet, kopya, külçe, manken, manzara, misal, naaş, numune, ölü, örnek, patron, prototip, suret, şekil, zevahir
kalıp kıyafet i. form, manzara
kalıpsız s. buruşuk, kırışık dey. buruş buruş, kırış kırış, şekli şemaili bozuk, ütü görmemiş
kalıt i. gelir, irat, ırs, kalıtım, miras, veraset
kalıtçı s. varis
kalıtım f. ırs, ırsilik, ırsiyet, kalıt, miras, soyaçekim, tereke, veraset
kalıtımsal s. irsi
kalıtsal f. ırsi, soydan geçme, soydan kalma
kalibre i. boy, boyut, büyüklük, çap, ebat, hacim, ölçü
kalifiye i. ehil, ehliyetli, liyakatli, nitelikli, profesyonel, usta, uzman, üstat, vasıflı
kalite f. başkalık, çeşit, ekstra, evsaf, fark, hal, iyi, keyfiyet, kırat, mahiyet, nitelik, özellik, özlük, renk, sıfat, süper, vasıf, yeğ
kaliteli i. âlâ, birinci, ekstra, elit, esaslı, faziletli, iyi, kusursuz, makbul, mutena, mükemmel, mümtaz, nitelikli, seçkin, seçme, seviyeli, süper, üstün, yeğ dey. ekstra ekstra, ele alınır, geçer akçe, gül gibi, iyi kalite, üstün kalite/nitelikli/vasıflı, üzerine yok karş. kalitesiz
kalitesiz s. âdi, çürük, dayanıksız, entipüften, kırılgan, kötü, mukavemetsiz, niteliksiz, tapon, temelsiz, uydurma, yalınkat, yaramaz karş. kaliteli
kalk! ü. yallah
kalkan i. duvar, sur
kalkındırma i. destek, himmet
kalkındırmak f. desteklemek, geliştirmek, himmet etmek, hizmet etmek, ilerletmek, iltimas etmek, işlemek, kayırmak, kolaylık göstermek, kollamak, şenlendirmek, yardım etmek, yetkinleştirmek, yükseltmek
kalkınma i. ilerleme, terakki
kalkınmak f. açılmak, açınmak, büyümek, gelişmek, ilerlemek, kalkmak, köklenmek, şenelmek, şenlenmek, yetkinleşmek, yücelmek, yükselmek karş. gerilemek
kalkınmış s. bayındır, gelişmiş
kalkışmak f. atılmak, başlamak, başvurmak, bulaşmak, danışmak, davranmak, girişmek, girmek, kalkmak, koyulmak, müracaat etmek, sıvanmak, soyunmak, teşebbüse geçmek, tutmak, yaltanmak, yumulmak dey. el atmak, harekete geçmek, kolları sıvamak, teşebbüs etmek, teşebbüse geçmek, tevessül etmek karş. vazgeçmek
kalkmak f. açılmak, ayaklanmak, başlamak, davranmak, doğrulmak, girişmek, harekete geçmek, hoplamak, kalkınmak, kalkışmak, kımıldamak, kıpırdamak, koyulmak, sıvanmak, soyunmak, teşebbüse geçmek, tutturmak, yeltenmek dey. ayağa fırlamak/kalkmak/sıçramak, hareket etmek, harekete geçmek, sustaya kalkmak, teşebbüs etmek, yerinden fırlamak/sıçramak karş. oturmak
kallavi s. büyük, heyula gibi
kalleş s. alçak, aldatıcı, batakçı, bukalemun, cambaz, dessas, dolandırıcı, dönek, düzenbaz, düzenci, düzmeci, entrikacı, hilebaz, hileci, hilekar, hokkabaz, kaçakçı, kalpazan, kapkaççı, külahçı, madrabaz karş. doğrucu
kalmak f. bulunmak, durmak, dönmek, eğleşmek, konaklamak, konmak, oturmak, oyalanmak, sürmek, takılmak, tutmak, varolmak, yaşamak, yitirmek dey. bütünlemeye kalmak, elde bulunmak, durumunu korumak, gece yatısına gitmek, geceyi geçirmek, geri kalmak, ikmale kalmak, mevcudu olmak, sınıfta dönmek/kalmak, stokta bulunmak, şurada burada kalakalmak, takılıp kalmak, topu atmak, vakit geçirmek, varlığın sürdürmek, yaşamını sürdürmek karş. başarmak, geçmek, kalmamak
kalmamak f. bitmek, bulunmamak, erimek, harcanmak, kıtlaşmak, sarfedilmek, tükenmek, yitirilmek, yitmek, yoğalmak dey. açıkta kalmak, eriyip gitmek, sarf olmak, yanıp kül olmak, yok olmak karş. kalmak
kalmamış s. bitmiş
kalori i. hararet, ısı
kalorifer i. ocak, radyatör
kalp i. can, değişim, duygu, dil, düzme, gönül, hatır, his, iç, imitasyon, sahte, sevgi, sevecenlik, sine, suni, şefkat, taklit, uydurma, yapay, yürek
kalpak i. başlık
kalpazan s. düzenci, kalleş, kayışçı, kazıkçı, korsan, püsür, şaki, uyuşuk
kalpazanlık i. al, aldatmaca, dalavere, dolandırıcılık, düzen, entrika, manevra, sahtecilik, yaldız, yolsuzluk, yutturmaca karş. dürüstlük
kalpsiz s. acımasız, acımaz, amansız, canavar, cebbar, cezzar, delibalta, düşkünezer, gaddar, gâvur, hain, haşin, hınzır, hunhar, imansız, insafsız, insaniyetsiz, kafir, kasap, kırıcı, kıyıcı, merhametsiz, mürüvvetsiz, nemrut, sadist, şefkatsiz, tiran, vicdansız, zalim, zorba karş. iyi kalpli
kalpsizlik i. sertlik
kalpten s., z. candan, deruni, içten, gönülden, içtenlikle, kalben, kalbi, muhlis, samimi, yürekten
kaltaban s. arsız, atıcı, blöfçü, dirayetsiz, düzenci, istidatsız, kabiliyetsiz, korsan, küstah, marifetsiz, pezevenk, pişkin, yalancı, yeteneksiz, yırtık
kaltak s. ahlaksız, palan
kalyon i. gemi, kadırga
kalyoncu i. denizci, levent
kam i. istem, iştah, kapris, şaman
kama i. bıçak, hançer, kıskı, takoz
kamara i. divan, heyet, kabine, kurul, meclis
kamarot i. denizci
kamaşmak s., i. buruklaşmak, uyuşmak
kambur i. dert, hörgüç, kabarıklık, keder, malul, sakat, sıkıntı, şansızlık, şiş, şişkinlik, şişlik, talihsizlik, tümbek, üzüntü, yumru
kamçı i. çubuk, kırbaç, taziyane, usturpa ? çubuk, dayak, dövmek
kamçılama i. teşvik
kamçılamak f. alevlendirmek, ateşlendirmek, ayaklandırmak, azmettirmek, bilemek, cesaretlendirmek, cezbelendirmek, coşturmak, dövmek, dürtüklemek, gayretlendirmek, heyecanlandırmak, hırpalamak, isteklendirmek, kırbaçlamak, kışkırtmak, kızıştırmak, körüklemek, moral vermek, özendirmek, parmaklamak, pataklamak, sopa atmak, şevk vermek, şevke getirmek, tahrik etmek, tartaklamak, tepelemek, yiğitlendirmek, yüreklendirmek dey. etkinliğini artırmak, tahrik etmek, teşvik etmek
kamçılanmak f. şevke gelmek
kamer i. ay, ayça, bedir, dolunay, dördün, hilal, mah, mehtap
kamera i. alıcı
kamış f. çubuk, pipet,saz
kâmil s. ağırbaşlı, baliğ, eksiksiz, ergen, ergin, erin, erişkin, mütekamil, olgun, olmuş, reşit, yetişkin, yetişmiş, yetkin karş. çocuk
kamilen z. aynen, cümleten, tam, toptan, tüm
kamp i. kamping, mokamp, otel
kampana f. çan, çıngırak, gong
kampanya i. etkinlik dönemi, etkinlik, girişimi, propaganda dönemi
kamping i. kamp
kamu i. ahali, amma, amme, avam, budun, bütün, camia, cemaat, cemiyet, cumhur, ehil, el, halk, insaniyet, insanlık, kavim, mahşer, millet, nas, sosyete, topluluk, toplum, umum, ümmet
kamuflaj s. gizleme, maskeleme, perdeleme, örtme, saklama
kamuflaj yapmak f. gizlemek, maskelemek, perdelemek
kamufle edilmek f. perdelenmek
kamufle etmek f. alalamak, gizlemek, kapmak, maskelemek, peçelemek, perdelemek, örtmek, saklamak karyş. açığa çıkarmak
kamuoyu f. düşünce, efkarıumumiye, halk oyu, yaygın düşünce, yaygın kanı
kamus i. lügat
kamusal s. genel
kamutay i. kabine, kurul, kurultay
kamyon i. cemse, kaptıkaçtı, kamyonet, pikap, tanker, tır, triportör ? araba
kamyonet i. kamyon
kan i. aile, akraba, döl, familya, hanedan, hanüman, hısım, kuşak, nesep, nesil, oba, ocak, soy, sülale, secere, üren, yakın, zürriyet
kan basıncı i. tansiyon
kanaat i. düşünce, fetva, görüş, güven, hüküm, iman, inan, inanç, inanış, itikat, itimat, kanı, kanış, karar, kaziye, vargı, yargı dey. aklı kesmek/yatmak, iman etmek, itikadı olmak, itikat etmek, itimadı olmak, itimat etmek, kanaati olmak, kani olmak
kanaat etmek f. yetinmek
kanaatkâr i. boğazsız, doygun, iştahsız, kanık, mutmain, tok, tok gözlü, yetingen dey. azla yetinen, bir lokma bir hırka, bir yiyip bin şükreden, elindekiyle yetinen, gönlü alçağa akmak/gani/tok, gözü tok, tok gözlü karş. açgözlü
kanal f. akarsu, ark, boğaz, boru, cetvel, çöküntü, damar, geçit, hark, hat, hendek, nehir, oluk, su yolu, yol
kanalcık i. damar
kanalıyla z. yoluyla
kanape (kanepe) i. iskemle
kanat i. canip, cenah, cenap, cephe, cihet, doğrultu, istikamet, taraf, veche, yan, yön, yüz
kancalamak f. kemirmek, sıkmak, üzmek, zorlamak karş. rahat bırakmak
kancık i. dönek, eşek dey. iki yüzlü, sağlam ayakkabı değil, sözüne güvenilmez
kandırıcı s. doyurucu
kandırılma i. aldanma
kandırılmak f. yutturulmak
kandırma i. al, aldatma, hıyanet, iğfal, gaspetmek, teşvik
kandırmaca s. yalandan
kandırmak f. aldatmak, atlatmak, avlamak, ayarlamak, ayartmak, boğmak, ihanet etmek, inandırmak, işletmek, kirletmek, oyun oynamak, tavlamak, teşvik etmek, tuzağa düşürmek, uyutmak, yanıltmak, yutturmak dey. ağına düşürmek, aklını çelmek, al etmek, ayak yapmak, (balık) oltaya vurmak, baştan çıkarmak, beynini yıkamak, boğuntuya getirmek, cebellezi etmek, cebine indirmek, çalıp çırpmak, çamura yatmak, çaparize getirmek, çorap örmek, dalgaya getirmek, dil/diller dökmek, dolaba düşürmek/koymak, dolduruşa getirmek, dolma yutturmak, dümen yapmak, elde etmek, eline diline perhizi olmamak, evliyalık satmak/taslamak, faka bastırmak, film çevirmek, gangsterlik etmek, gazel okumak/söylemek, göz boyamak, göz/gözlerini/gözünü boyamak, gözünü boyamak, günaha sokmak, hakkını yemek, hak yemek, haraca bağlamak, haraç almak, haram yemek, hasıra sarmak, hasır etmek, hile yapmak, hilekarlık etmek, iç etmek, içine oynatmak, iğfal etmek, ihanet etmek, iyi etmek, kaçakçılık yapmak, kafakola almak, kavuk giydirmek, kayışa çekmek, kaz boğmak, kazık atmak, keriz atmak, kötüye boğmak, kurt masalı okumak, küllüm atmak, madik atmak/etmek/oynamak, makas yapmak, mandepsiye bastırmak/düşürmek, mantara bastırmak, numara yapmak, oldu bittiye/olup bittiye getirmek, olup bittiye getirmek, oyun etmek, oyun oynamak, para sızdırmak, polim yapmak, pusuya düşürmek, sakalının altına girmek, salağa yatmak, soygunculuk/soygun yapmak, suya götürüp susuz getirmek, takla attırmak, talan etmek, tuzağa düşürmek, uyduruşa gelmek, üçkağıt açmak, voli vurmak, vurgunculuk yapmak, yağ ve baldan kelimat etmek, yolunu bulmak, zihnini çelmek, zimmetine geçirmek, zoka yutturmak, zula etmek
kandil f. aydınlık, fanus, far, fener, ışık, lamba, lüks
kanepe f. bank, divan, kerevet, koltuk, markiz, sandviç, sedir, seki
kangren i. yara
kanı i. akıl, akide, düşünce, fikir, güven, hüküm, iman, inanç, itikat, itimat, kanaat, kanış, kanma, karar, vargı, yargı, zan
kanık s. babayani, boğazsız, derviş, doygun, eliaçık, gösterişsiz, isteksiz, iştahsız, kalender, kanaatkar, kibirsiz, mutmain, müstağni, tok, tok gözlü, yetingen karş. açgözlü, cimri, obur ? cömert, kalender, nazlı
kanıklık i. doygunluk, istiğfar etmek
kanıkmak f. iman etmek, inanmak
kanıksamak f. alışmak, bezmek, bıkmak, dayanamamak, doymak, illallah demek, sıkılmak, usanmak, yetinmek, yorulmak dey. bezginlik getirmek, bıkkınlık getirmek, bizar olmak, çok gelmek, eleman demek, fütur getirmek, tahammül edememek karş. özelemek, yetinememek
kanırtmak f. bükmek, kıvırmak
kanısında olmak f. bellemek
kanış i. düşünce, güven, iman, inanç, itikat, itimat, kanaat, kanı, karar
kanıt i. alamet, araz, belirti, delil, ipucu, ispat, iz, kılavuz, semptom, sendrom, şahit, tanık, tanıt, tezahür, tutanak, zabıt, zabıthane
kanıt göstermek f. belgelemek
kanıtlamak f. belgelemek, belgitlemek, göstermek, ispat etmek, ispatlamak, sağalmak, tanıtlamak dey. delillerle ortaya koymak, ispat etmek, kanıt göstermek, kanıtlarla göstermek/ortaya koymak, meydana çıkarmak/koymak, ortaya çıkarmak/koymak, tayin etmek, tespit etmek, varlık göstermek karş. açıklayamamak
kanıtlanmak f. doğrulanmak
kanmak f. aldanmak, atlamak, avlanmak, bezmek, bıkmak, dayanamamak, güvenmek, ikna olmak, illallah demek, iman etmek, inanmak, itikat etmek, itimat etmek, kapılmak, sıkılmak, tuzağa düşmek, yanılmak, yetinmek, yorulmak, yutmak dey. açmaza düşmek/gelmek, boğuntuya gelmek, dolaba girmek/gelmek, dolduruşa gelmek, dolma yutmak, efsane dinlemek, gargaraya gelmek, hata etmek, hataya düşmek, mandepsiye basmak, olur olmaz şeylere kulak asmak, oyuna gelmek, piyaza gelmek, pohpoha gelmek, söze kapılmak, tahammül edememek, tav olmak, yanılgıya düşmek, yanlışlık yapmak karş. gözü açılmak, yetinememek
kansız i. anemik, cesaretsiz, duygusuz, kılıbık, korkak, ödlek, renksiz, sararmış, solgun, solmuş, soluk, tabansız, uçuk, ürkek, yılgın, yüreksiz karş. kanlı canlı, yürekli
kantar i. baskül, çeker, kapan, mizan, tartı, terazi
kantarlamak f. hesaplamak, ölçümlemek, tartmak
kantin i. aşevi, büfe, çarşı, gazino, kafeterya, kahve, lokanta, restoran, sandviççi, yemekhane, yemek solanu
kanto i. şarkı, türkü
kantocu i. hanende, şarkıcı
kanun i. anayasa, kanunname, kararname, kural, mecelle, mevzuat, yasa, yargı, yönetmelik
kanun dışı i. adaletsiz, haksız, illegal, kanunsuz, karakuşu, nizamsız, turfa, usulsüz, uygunsuz, yasak, yasaklanmış, yasasız, yolsuz karş. yasal
kanuni i. adil, haklı, hukuki, kanunlu, legal, meşru, nizami, nizamlı, uygun, yasal, yasalı karş. konunsuz, uygunsuz ? doğru, uygun
kanunlu s. adil, haklı, kanuni, meşru
kanunname i. kanun, kararname, yasa
kanunsuz i. adaletsiz, gayri adil, gayri caiz, gayri hukuki, gayri kanuni, gayri meşru, gayri nizami, haksız, illegal, kaçak, kanun dışı, korsan, nizamsız, usulsüz, yasasız, yolsuz karş. kanuni, uygun ? uygunsuz, yasak, yasaklanmış
kanyon i. geçit, koyak, yar
kaos f. hercümerç, kargaşa, kargaşalık, karışıklık, kesmekeş, kıyam, kıyamet, mahşer, patırtı, velvele karş. dirlik
kap f. ambalaj, bardak, bidon, ceket, gömlek, kapak, kılıf, kın, korunacak, kutu, leğen, mahfaza, örtü, pelerin, saklantı, tabak, üstlük, zarf
kapacık i. kapak, kapı, tıkaç, tıpa
kapak i. ambalaj, duvak, kap, kapacık, kapakçık, kapı, kepenk, mantar, pancur, supap, tampon, tapa (tıpa), tıkaç ? pencere, perde
kapakçık i. kapak, kapı, tampon, tıkaç, tıpa
kapaklanmak f. belgisiz, devrilmek, düşmek, esrarlı, kaçamaklı, loş, mahrem, maskeli, meçhul, muammalı, örtük, şüpheli, tıkalı, zımni
kapalı s. açılmamış, belirsiz, bellisiz, bulanık, esrarengiz, gizemli, gizlenmiş, gizli, imalı, kapanmış, karanlık, lastikli, maskelenmiş, muğlak, müphem, örtülü, saklanmış, saklı, vuzuhsuz
kapamak f. gizlemek, kapatmak, maskelemek, örtmek, perdelemek, saklamak, yummak dey. açığını örtmek, açık bırakmamak, barikat kurmak, dişlerini kenetlemek, eksik doldurmak, engel olmak, gizli tutmak, içini doldurmak, kamuflaj yapmak, kamufle etmek, mahrem tutmak, mani olmak, mania kurmak, örtbas etmek, saklı tutmak, siper olmak; o yaprağı çevirelim karş. açmak, meydana çıkartmak
kapan f. ağ, al, aldatmaca, baskül, dalavere, dam, dek, desise, dolan, dolap, düzen, entrika, fak, fent, hile, kantar, kapancı, kurnazlık, manevra, olta, oyun, ökse, pusu, sahtecilik, suikast, şaşırtmaca, şeytanlık, tartı, terazi, tertip, tuzak, yaldız, yem, yolsuzluk dey. arkası kesilmek, devrilip gitmek, eser kalmamak, izi kalmamak, kapıları kapanmak, paydos olmak, son bulmak, sona ermek, sonu gelmek, tatile girmek, tatil etmek karş. yalınlık
kapancı i. kapan, karanlık, loş
kapanık s. gizlenmiş, hafi, kasvetli, örtülmüş, saklanmış, sıkıntılı karş. açılmış, iç açıcı
kapanış i. akıbet, hatim, hitam, netice, son, sonuç
kapanmak f. bitmek, dayanmak, geçmek, gizlenmek, iyileşmek, kesilmek, neticelenmek, örtünmek, pusmak, sonuçlanmak, sönmek, tıkanmak, yumulmak karş. açılmak
kapanmış s. kapalı, maskeli, tıkalı
kaparo i. avans, güvence, pey, sigorta, teminat
kapasite i. algılama, anlama, anlayış, güç, kapsam, kavrama, kavrayış, performans, takat
kapatılmak f. tıkanmak, tıkılmak
kapatılmış s. mahpus, tıkalı
kapatma i. metres, sevgili
kapatmak f. alalamak, alıkoymak, atmak, boğmak, gizlemek, hapsetmek, kapamak, maskelemek, örtmek, perdelemek, saklamak, siperlemek, tasfiye etmek, tatil etmek, tıkamak karş. açmak
kapı f. açıklık, aralık, eşik, geçit, kapacık, kapak, kapakcık, tıpa
kapıcı i. bakıcı, bekçi, görevli, gözetici, hizmetli, koruyucu, muhafız, müdafi, nöbetçi, odacı
kapılanmak f. barınmak, iştirak etmek, kaydolmak, kaynaşmak
kapılanmış s. ilintili
kapılma i. aldanma, dadanma, düşkünlük, fanatiklik, ihtiras, iptila, karasevda, saplantı
kapılmak f. aldanmak, aşık olmak, atlamak, avlanmak, büyülenmek, dadanmak, hata etmek, inanmak, kanmak, sevmek, sevdalanmak, tutulmak, tuzağa düşmek, vurulmak, yanılmak, yutmak dey. abayı yakmak, aşık olmak, aşka düşmek, cazibesine kapılmak, gönlü çelinmek, gönlünü kaptırmak, gönül vermek, gördüğüne çengel atmak, hata etmek, hataya düşmek, ikna olmak, karasevdaya düşmek, kendinden geçmek, kendini kaptırmak/vermek, meftun olmak, oyuna gelmek, yanılgıya düşmek, yanlışlık yapmak karş. gözü açılmak, soğumak
kapışma i. boğuşma, çekişme, dalaş, gırtlaklaşma, hırgür, kavga, maraza, muharebe, mücadele, tepişme, yumruklaşma
kapışmak f. atışmak, becelleşmek, boğazlaşmak, boğuşmak, cebelleşmek, cenkleşmek, çatışmak, çarpışmak, dalaşmak, dırlaşmak, didişmek, dövüşmek, hesaplaşmak, hırlaşmak, itişmek, savaşmak, süngüleşmek, takışmak, tepişmek, uğraşmak, vuruşmak, yumruklaşmak dey. birbirine düşmek/girmek, çekişmek dalaşmak, hırgür etmek, itişip kakışmak, kavga etmek, kavgaya tutuşmak, kontra gitmek, saç saça baş başa/dövüşmek/gelmek, savaş etmek karş. sevişmek
kapıştırmak f. kışkırtmak, zehirlemek
kapital i. anamal, özvarlık, resülmal, sermaye
kapitalist i. anamalcı, banker, gönençli, milyarder, milyoner, paralı, rantiye, sermayedar, variyetli, varlıklı, yatırımcı, zengin karş. sosyalist
kapitülasyon i. ayrıcalık, dokunulmazlık, gedik, imtiyaz, muafiyet, ödün, öncelik, taviz, tekel
kapkaçcı i. aldatıcı, batakçı, dalavereci, dolandırıcı, düzenbaz, düzenci, düzmeci, entrikacı, eşkiya, gangster, haydut, hırsızlık, hileci, hilekar, kaçakcı, kalleş, kayışçı, kazıkçı, korsan, madrabaz, oyunbaz, sahteci, sahtekar, şaki karş. dürüst, titizlik gösteren
kapkaççılık i. düzenbazlık
kaplamak f. almak, basmak, bastırmak, bürümek, bürünmek, çevrelemek, çökmek, içermek, ihtiva etmek, istila etmek, kapsamak, kavramak, muhasara etmek, örtmek, sarmak, tutmak, yayılmak dey. dağı taşı tutmak, dahil etmek, ihtiva etmek, istila etmek, yerini almak karş. dışında bırakmak
kaplıca i. artezyen, ban, banyolar, hamam, havuz, ılıca, içme, içmeler, kaynak, kaynarca, pınar
kapma i. feyiz alma, öğrenme
kapmak f. almak, aparmak, ısırmak, kamufle etmek, koparmak, sahiplenmek, sağlamak, sağmak, sızdırmak, öğrenmek, yakalamak, yumulmak, zaptetmek dey. elde etmek, ele geçirmek, el koymak, sahip çıkmak, kapıp koyuvermek/salıvermek, üstüne oturmak karş. vermek
kapris i. arzu, dilek, eğilim, gaye, gönül, heves, istek, istem, iştah, kösnü, mazhar, meyil, murat, rağbet, talep
kapsam i. boyut, kapasite
kapsama i. ihtiva
kapsamak f. almak, basmak, bastırmak, bulundurmak, çevrelemek, dahil etmek, havi olmak, içermek, ihata etmek, ihtiva etmek, istiap etmek, istila etmek, kaplamak, kavramak, muhtevi, olmak, sığdırmak, şamil olmak, tazammun etmek dey. dahil etmek, havi olmak, içine almak, ihtiva etmek, istila etmek karş. dışında kalmak, hariç olmak
kapsamlı s. genel
kapsanan s. dahil
kapsayan s. cami, cem eden, haiz, muhtevi, şamil, toplayan
kapsül i. maytap, patlangaç
kaptan i. amir, bahriyeli, baş, başçı, başkan, beyin, denizci, direktör, elebaşı, gemici, idareci, kahya, komutan, kumanda, lider, patron, reis, sürücü, şef, şoför, yönetici, yönetmen
kaptansız s. başsız
kaptıkaçtı i. kamyon, otobüs
kaptırmak f. çaldırmak, kaybetmek, uçurmak, yitirmek karş. ele geçirmek
kapuçino i. kahve
kaput i. palto, parka, üstlük; prezervatif
kar i. buz, dolu, kırağı, rahmet, sulusepken, tipi, yağış, yağmur
kâr i. avantaj, çıkar, gelir, fayda, hasılat, hayır, hisse, irat, istifade, kazanç, menfaat, meyve, nimet, pay, randıman, temettü, varidat, yapma, yarar karş. kayıp, zarar
kâr etmek f. kazanmak, yararlanmak dey. istifade etmek, kâra geçmek, kazanç sağlamak, menfaat görmek, menfaat sağlamak, yarar görmek/sağlamak, durup durup da turnayı gözünden vurmak, düşeş atmak
kara1 i. esmer, kadersiz, kapkara, kem, kötü, kuzguni, noksan, sıkıntılı, siyah, talihsiz, uğursuz, yağız, yomsuz dey. abanoz gibi, katran gibi, kayış gibi, kestane karası, kömür gibi, marsık gibi karş. ak
kara2 i. anakara, arazi, diyar, kıta, toprak, yerey, yeryüzü karş. deniz
kara3 s. ayıp, berbat, damga, eksiklik, kusur, mahsur, maraz, leke, şaibe, utanç, karş. kademli, övünç kaynağı
kara çalmak f. lakırdı etmek dey. çamur atmak/sıçratmak, dedikodu etmek, gıybet etmek, iftira etmek, insan eti yemek, kara sürmek, kov etmek, laf etmek, leke sürmek, söz etmek, üstüne atmak
kara yolu i. asfalt, bulvar, cadde, otoban, otoban, otoyolu, sokak, şose, yol
karabasan i. ağırlık, düş, hafakan, hayal, heyula, kabus dey. korkulu düş/rüya, kötü düş/rüya, ürkütücü düş/rüya
karabaş s. bekar, papaz, rahip
karabiber i. sevimli, şeker
karabina i. tüfek
karaborsa i. dalavere, istifçilik, kaçakçılık, manevra, spekülasyon, stokçuluk, yolsuzluk dey. aranır olmak, bulunmaz olmak, gizlice alınıp satılır olmak, kıtlığı çekilmek/görülmek, spekülasyon yapılmak, stok edilmek, yokluğu çekilmek/görülmek
karaborsacı s. bedavacı, dalavereci, istifçi, kaçakçı, spekülatjr, stokçu
karaca i. ceylan, gazal, geyik
karacı i. ajan, bozguncu, casus, curnalci, fitneci, ihbarcı, ispiyon, jurnalcı, muhbir, müzevir
karagâh i. ordugâh
karagöz i. eğlence
karagözcu i. hayali, kuklacı, meddah
karakaçan i. eşek, merkep
karakış s. ayaz, don, zemheri karş. yaz
karakol i. devriye, kol, kolluk, merkez, nokta, kolluk, polis karagahı ? polis
karakter i. ahlak, benlik, bünye, cibilliyet, fıtrat, haslet, hilkat, hilkıyyet, hulk, huy, ıra, kişilik, maya, meşrep, mizaç, nefis, nitelik, özellik, seciye, şahsiyet, tabı, tabiat, tıynet, yaradılış dey. Allah vergisi, huy hulk, huy hus, huyu suyu
karakterce z. doğuştan
karakteristik i. ayırmaç, ayırtı, ayrılık, başkalık, belgi, benzersizlik, farika, hasiyet, hususiyet, nitelik, orijinalite, özellik, özgürlük, özgünlük, spesyalite, sıfat, tipik, vasıf
karakterize etmek f. tanımlamak dey. ad koymak/takmak, ayırt etmek, eşkal vermek, ismini koymak, tarif etmek, tasvir etmek, tavsif etmek, teşhis etmek/koymak
karakterli i. ahlaklı, cibilliyetli, dürüst, güvenilir, hasletli, hilkatlı, ıralı, izzetinefisli, kişilikli, mert, onurlu, seciyeli, şahsiyetli, tıynetli karş. karaktersiz
karaktersiz i. ahlaksız, allak, cibilliyetsiz, dekbaz, düzenci, hasletsiz, hilkatsiz, izzetinefissiz, kişiliksiz, namert, onursuz, renksiz, seciyesiz, şahsiyetsiz, tıynetsiz dey. geniş mezhepli, insan müsveddesi, it kırıntısı, mezhebi geniş, rengi bellisiz, sapı silik
karalama i. alıştırma, çekiştirme, düzenek, eskiz, kirletme, kroki, layıha, maket, model, müsvedde, öntasar, prova, silik, şema, tasar, tasarı, tasarım, taslak
karalamak f. batırmak, beğenmemek, çamurlamak, çekiştirmek, çirkinsemek, fasletmek, gammazlamak, ıslıklamak, iftira etmek, karalamak, kınamak, kovlamak, kötülemek, kritik etmek, lakırdı etmek, lekelemek, suçlamak, takip etmek, töhmetlendirmek, yakıştırmak, yazmak, yermek, yuhalamak, zemmetmek dey. çamur atmak/ sıçratmak, dedikodu etmek, ellerin günahını almak, gıybet etmek, iftira etmek, insan eti yemek, kara sürmek, kov etmek, laf etmek, leke sürmek, söz etmek, tencere dibin kara seninki benden kara demek, üstüne atmak karş. aklamak
karalaşmak f. kararmak
karaltı i. biçim, gölge, görüntü, hayal, hayalet, imge, karartı, silüet, şekil
karambol i. aşağılamak, çarpışma, hengâme, hercümerç, kargaşa, kargaşalık, keşmekeş, kıyamet, kötülemek, mahşer, patırtı, velvele, yermek karş. dirlik düzen, övmek
karamela i. şekerleme
karamsar i. bedbin, çekingen, endişeli, kaygılı, keyifsiz, kötümser, kuşkucu, meyus, moralsiz, neşesiz, pesimist, şüpheci, umutsuz, ümitsiz, üzüntü dey. iç karartıcı, maneviyatı bozuk, morali bozuk, şom ağızlıkarş. iyimser, mutlu ? korkak, kuşkulu, tedirgin, üzgün
karamsarlık i. bedbinlik, dert, ezinç, hayıf, hoşnutsuzluk, hüsran, hüzün, meyusiyet, kötümserlik, pesimizm, ümitsizlik, umutsuzluk, üzüntü, yeis karş. iyimserlik
karanlık i., s. belgisiz, belirsiz, bulanık, gece, gölge, kaçamaklı, kapalı, kapanık, kuşkulu, loş, muammalı, muğlak, şüpheli, zifir, zulmet dey. alaca karanlık, gecenin inmesi, kör karanlık, zifiri karanlık, zindan gibi karanlık, gün görmez, güneş görmez karş. aydınlık, ışık ? akşam
karanlıklaşmak f. kararmak
karantina i. ayırma, hastane, koruma, sağlıkevi
karar i. ahkam, hüküm, irade, kanaat, kanı, kanış, sebat, tartı, vargı, yargı
karar vermek f. azmetmek, azmeylemek, hükmetmek, kararlaştırmak, kestirmek, meram edinmek, meram etmek dey. ahkam kesmek, aklına koymak/takmak, ant içmek, hükme varmak, hüküm vermek, kafasına koymak/akmak, karara bağlamak, karar almak/kılmak, kesip atmak, meram edinmek/etmek, niyet etmek, söz vermek, yargıda bulunmak ? ant içmek
kararınca i. gereğince, gerektiğince, gerektiği ölçüde, yeterince
kararlaştırmak f. anlaşmak, belirlemek, hükmetmek, karar vermek, kestirmek, niyetlenmek, saptamak dey. adını koymak, aklına koymak/takmak, dil/ağız birliği etmek, fetva çıkarmak/vermek, gönlünden kopmak, içinden doğmak, içinden gelmek, hükme varmak, hüküm vermek, kafasına koymak/takmak, karar almak, karara bağlamak/varmak, meram edinmek/etmek, mutabakata varmak, niyet etmek, tayin etmek, tespit etmek, yargıda bulunmak, yargıya varmak
kararlı i. anut, azimli, azmetmiş, dengeli, direngen, direşken, direyici, düzenli, inatçı, iradeli, istikrarlı, mukdim, mütemerrit, ölçülü, sebatkar, sebatlı dey. bir kararda karş. bikarar, dengesiz, düzensiz, kararsız, sebatsız
kararlılık i. ahenk, armoni, ayar, azim, azimlilik, denklik, düzenlilik, eşitlik, insicam, irade, iradelilik, istikrar, nizam, sebat, sebatlılık, uyum, uyumluluk karş. düzensizlik, istikrarsızlık, kararsızlık
kararlılıkla z. iradeli, tereddütsüz
kararmak f. bronzlaşmak, esmerleşmek, karalaşmak, karanlıklaşmak, loşlaşmak, siyahlaşmak, yanmak karş. aydınlanmak
kararname i. kanun, kanunname, kural, mevzuat, yasa, yargı, yönetmelik
kararsız i. çekingen, değişken, dönek, fırdöndü, gelgeç, havai, hercai, hoppa, ikircikli, istikrarsız, kaypak, mütehavvil, mütereddit, oynak, sebatsız, tereddütlü, yeltek dey. aşağı tükürsem sakal yukarı tükürsem bıyık, daldan dala konan, gel git akıllı, gönlünün dümeni bozuk, karar vermeyen, mart havası/gibi, ne istediğini bilmeyen, ne yapacağını bilmeyen, sebat göstermeyen, un koyup koyultan su koyup cıvıtan, yarımı yemez bütüne kıymaz
kararsızlık i. bocalama, karışıklık, tereddüt
karartı i. görüntü, hayalet, imge, karaltı
karasevda i. aşk, büyülenme, düşkünlük, kapılma, kuruntu, meftuniyet, meftunluk, perestij, sevda, sevgi, tapınma, tapma, tutkunluk, ubudiyet, vurgunluk
karayazılı i. bahtsız, bedbaht, kısmetsiz, nasipsiz, şanssız karş. kısmeti açık
karasevdalı s. aşık, düşkün, perestişkar, yangın
karavana i. aş, erzak, nevale, tabla, tepsi, yiyecek
karayazı i. felek, fırsat, kader, kısmet, mukadderat, talih, uğur, yazgı
karayazılı s. talihsiz, uğursuz
karayel i. esinti, rüzgar
karayolu i. sokak, yol
kardeş i. abla, ağabey, bacı, birader, dadaş, erkek kardeş, hemşire, karındaş, kızkardeş, sütkardeşi dey. ahret kardeşliği, bir karında yatmış, bir memeden emmiş olma
kardeşcağızım ü. canım
kardeşçe z. ahbaplıkla, arkadaşça, dostça, gönülden, içtenlikle, samimiyetle, sevecenlikle, yakınlıkla karş. düşmanca
kardeşlik i. ahbaplık, arkadaş, dadaşlık, dostluk, duygudaşlık, gönüldeşlik, sırdaş, sırdaşlık, yakınlık, yarenlik karş. düşmanlık
kargaşa i. anarşi, ayaklanma, çatışma, dalaş, erksizlik, hengâme, hercümerç, isyan, kaos, karambol, kargaşalık, karışıklık, keşmekeş, kıyam, kıyamet, mahşer, patırtı, velvele dey. çingene düğünü, emir ile ermeni belli değil, gayya kuyusu, mahalle kahvesi, nuh gemisi, patırtı çıkarma/gürültü karş. dirlik
kargaşalı s. patırtılı
kargaşalık i. anarşi, ayaklanma, isyan, kaos, karambol, kargaşa, karışıklık, keşmekeş
kargılamak f. ilenmek
kargıma i. beddua
kargış i. beddua, lanet
kargış etmek f. ilenmek
kargışlamak f. ilenmek
kargışlı s. berbat, durmuş, kötü, zararlı
kargışlık i. kötü
karı i. eş, gelin, hanım, harem, hatun, kadın, refika, zevce
karıcığım! ü. canım, sevdiceğim
karımak f. ihtiyarlamak
karın i. iç
karıncalanma i. kaşıntı
karıncalanmak f. aşınmak, bozulmak, çürümek, erimek, hırpalanmak, paslanmak, tutulmak, uyuşmak, yıpranmak
karıncalanmış s. kurtlu
karıncalı s. bozuk, eskimiş
karındaş i. erkek kardeş, kardeş
karışan i. müdahil
karışık i. akortsuz, alaşım, alışık, altüst, anlaşılmaz, bakımsız, başıboş, başıbozukluk, belirsiz, bileşik, bozukdüzen, çapraşık, çatak, çepel, çepreşik, çetrefilli, dağınık, dalgalanma, dandini, dardağan, darmadağın, darmadağınık, dikkatsiz, dolambaçlı, dolaşak, düzensiz, falsolu, fırtınalı, gayri, girift, girişik, hercümerç, hisseli, insicamsız, intizamsız, istikrarsız, jülide, karma, karmakarışık, katışık, kırık, komplike, mudil, muhtelif, muntazam, mürekkep, müşterek, özensiz, pasaklı, patırtılı, perakende, perişan, potpuri, püsür, savruk, savsak, serpme, tarumar, tertipsiz dey. alan talan/taran, allak bullak, arapsaçı gibi, başı kıçı/sonu belli değil, başsız dipsiz, birbirine girmiş, büyüklü küçüklü, cadı kazanı, cangıl cungul, çalan kim oynayan kim/çalan oynayan belli değil, çarşamba pazarı gibi, çatak çutak, çatal iş/kazık, çıfıt çarşısı, çingene çalar kürt oynar/çergesi gibi/çorbası, çorba gibi, dallı budaklı, Dingo'nun ahırı, domuz oynuyor, dökük saçık, didik didik, ebru ebru, fransız salatası, gavur işi, irili ufaklı, İzmir işi, karman/harman çorman, kim kime dum duma, kördüğüm gibi, ötesi çıkmaz sokak, salkım saçak, sarpa sarmış, Şafi havuzu gibi, tef çalsan oynayacak, tencere tava herkeste bir hava karş. açık, arı, biçimli, düzenli, intizamlı ? ayaklanma, belirsiz, dağınık, gelişiğüzel, zor
karışıklık i. anarşi, ayaklanma, curcuna, çatışma, dalaş, düzensizlik, erksizlik, güçlük, hengâme, hercümerç, isyan, kaos, kararsızlık, kargaşa, kargaşalık, karmaşa, keşmekeş, kıyam, kıyamet, mahşer, noksanlık, patırtı velvele dey. çorba düzeni, emir ile ermeni belli değil, patırtı gürültü, taş yağar kıyamet kopar, zihin karışıklığıkarş. dirlik
karışım i. alaşım, bileşik, bileşim, bireşim, halita, harman, koalisyon, malgama, müşterek, potburi, sentez, terkip karş. arı ? karma, melez
karışma i. dallanma, dolaşma, müdahale, müdavim
karışmak f. arabuluculuk etmek, aracılık etmek, barıştırmak, bulaşmak, çapraşmak, çatallaşmak, düğümlenmek, ilgilenmek, iştirak etmek, katılmak, kaydolmak, kaynaşmak, kenetlenmek, komisyonculuk etmek, müdahale etmek, müşkülleşmek, sarpa sarmak, tarumar olmak, tavassut etmek, vasıta olmak, yanaşmak, zorlaşmak dey. ara bulmak, araya girmek, başını/burnunu (her deliğe) sokmak, cadı kazanı gibi kaynamak, çamura/çirkefe taş atmak, çatal atmak, çizmeden yukarı çıkmak, çorba olmak, çorbaya dönmek, dalgasına taş atmak/koymak, devreye girmek, dil koymak, el atmak/katmak/sokmak, eli olmak, geldi gitti tahtasına dönmek, kıçına batmak, içinden çıkılmamak, iş çığırından çıkmak, işi arapsaçına döndürmek, kahya kesilmek/olmak, kahyalık etmek, karman çorman etmek, kaynanalık etmek, kaz gibi boynunu uzatmak, kazan kaynamak, kel kahya kesilmek, kervana katılmak, kırkları karışmış olmak, kontrolden çıkmak, lafa karışmak, lafa/lakırdıya/söze limon sıkmak, lakırdıya/söze/lafa kurşun atmak, lafı ağzından kapmak, lafını kesmek, lakırdıyı ağzından kapmak, meydana/ortaya düşmek, ortalıkta cehennem kazanları kaynamak, parmağı olmak, parmağını (her işe) sokmak parmak atmak, söze karışmak, sözü ağzından kapmak, sözünü kesmek, taş koymak, tavuğuna kışt demek karş. çekimser kalmak, ilgisiz kalmak, istinkaf etmek, karışmamak ? sataşmak, tanıştırmak
karıştırmak f. aptallaşmak, aramak, araştırmak, aşılamak, bakmak, bozmak, deşelemek, devirmek didiklemek, düşürmek, eklemek, gaf yapmak, halt etmek, hata etmek, hayret etmek, ihlal etmek, karmak, katmak, kurcalamak, oynamak, pot kırmak, sersemlemek, şaşalamak, şaşırmak, şaşkınlaşmak, tarumar etmek, tutulmak dey. aklını karıştırmak, altını üstüne getirmek, arama tarama yapmak, arayıp taramak, başında akıl bırakmamak, beyni karıncalanmak, curcuna koparmak, curcunaya çevirmek/vermek, cümbüş patlamak, çıngar çıkarmak/koparmak, çomak sokmak, didik didik etmek, eli ayağı dolaşmak, eski defterleri yoklamak/karıştırmak, ırgat pazarına çevirmek/döndürmek, işe parmak sokmak, kafası karışmak, kafasında akıl bırakmamak, ne altını bırakmak ne üstünü, ortalığı birbirine katmak, ortalığı çorbaya çevirmek/döndürmek, ortaya bir balgam atmak, parmak sokmak, patırtı koparmak, pandomima kopmak, tozu dumana katmak, velvele çıkarmak, velveleye vermek, yangın yerine çevirmek karş. zihni açılmak
kariyer i. iş, işlev, meslek, uzmanlık dalı
karlanma i. buzlanma
kârlı i. artağan, artımlı, bereketli, bitek, cömert, doğurgan, feyizli, feyyaz, iyi, kazançlı, ongun, velut, randımanlı, semereli, verimli
karma i. alaşık, alaşım, bileşik, birleşik, hisseli, karışık, karışım, karmaşık, katışık, kırık, kollektif, kozmopolit, melez, muhtelif, mürekkep, müşterek, ortak, paydaşlı, paylı karş. arı ? karışım
karmakarışık altüst, çapraşık, dağınık, darmadağın, düzensiz, girift, girişik, intizamsız, karışık, perişan, savsak, tarumar, tertipsiz dey. abur cubur, baş belirsiz, başı kıçı belli değil, çorba gibi, deli pazarı, karınca duası gibi, meydan ıssız, tozdan dumandan ferman okunmamak
karmakarışık etmek f. bozmak, devirmek dey. allak bullak etmek, altını üstüne getirmek, altüst etmek, arapsaçına çevirmek, berbat etmek, canına okumak, çarşamba pazarına çevirmek, darmadağın etmek, halt etmek, ihlal etmek, kördüğüm etmek
karmakarışık olmak f. çatallaşmak
karmaşa i. çarpaşıklık, dolaşıklık, hayhuy, hengâme, karışıklık, kıyamet, kompleks
karmaşık s. ağdalı, anlaşılmaz, bileşik, çapraşık, dolambaçlı, hisseli, karma, katışık, kırık, mürekkep, müşterek
karnaval i. cümbüş, eğlence, eğlenti, festival, şenlik
karne i. belge, cüzdan, diploma, ehliyet, icazet, izinname, ruhsat, ruhsatname, sertifika, vesika
karnı acıkmak f. acıkmak
kârsız i. battal, beyhude, boş, faydasız, fuzuli, geçersiz, gereksiz, hayırsız, hükümsüz, işe yaramaz, kazançsız, kullanışsız, lüzumsuz, muattal, nafile, yaramaz, yararsız, zait karş. kazançlı
karşı i. aleyhtar, aykırı, düşman, hasım, karşıtçı, muarız, muhalif, muhasım, muzat, muteriz, ön, yağı
karşı çıkma i. boykot, inkar
karşı çıkmak f. dikilmek, ket vurmak, tekzip etmek
karşı duran s. aleyhtar
karşı etki i. tepki
karşı gelmek/çıkmak f. başkaldırmak
karşı karşıya z. beraber
karşı koyma gücü i. direnç
karşı olan s. aleyhtar
karşı olmak f. atışmak
karşı taraf i. rakip
karşılama i. dans, raks, tekabül, telafi
karşılamak i. buluşmak, direnmek, diretmek, döndürmek, durdurmak, engellemek, frenlemek, göğüslemek, idare etmek, istikbal etmek, kösteklemek, mukavemet etmek, önlemek, telafi etmek dey. acısı çıkmak, acısını çıkarmak, bedeli olmak, birini almaya gitmek, cevap vermek, delik tıkamak, denk gelmek, engel olmak, gedik kapamak, geri tepmek, göğüs vermek, göğüs/göğsünü germek, istikbal etmek, karşı durmak/gelmek/koymak/olmak, karşı karşıya gelmek, kefaretini ödemek, misafir ağırlamak, muhalefet etmek, mukabelede bulunmak, mukavemet etmek, rast gelmek, set çekmek, tekabül etmek, telafi etmek, tesadüf etmek, ücretini karşılamak yolunu kesmek, yüz yüze gelmek karş. karşılamamak
karşılaşılmamış s. duyulmamış
karşılaşma i. buluşma, çekişme, iddia, konkur, koşu, kupa, lig, maç, müsabaka, olimpiyat, oyun, ralli, rekabet, şampiyona, turnuva, yarış, yarışma
karşılaşmak f. buluşmak, çatmak, çekişmek, çıkmak, düşgelmek, düşmek, isabet etmek, maç yapmak, müsabaka yapmak, rastlamak, rekabet etmek, tesadüf etmek, toslaşmak, vurmak, yarışmak, yüzleşmek dey. burun buruna gelmek, göz göze ilişmek, kafası taşa çarpmak, karşı karşıya gelmek, karşısına çıkmak, kozunu paylaşmak, müsabakaya girmek, rast gelmek, tesadüf etmek, yüz yüze gelmek ? birleşmek
karşılaştırmak f. benzetmek, deneştirmek, kıyas etmek, kıyaslamak, mukayese etmek, nispet etmek, nispetlemek, oranlamak, ölçmek, ölçüştürmek, tatbik etmek, teşbih etmek, yarıştırmak dey. hesap çıkarmak, kıyas etmek, mukayese etmek, pay biçmek, teşbih etmek/yapmak
karşılayış f. davranış, eda, gidiş, hareket, muamele, palitika, siyaset, tavır, tutum, vaziyet, yaklaşım dey. hareket tarzı, hattı hareket, tarzı hareket, tavrı hareket
karşılığını ödemek f. tazmin etmek
karşılığını vermek f. tazmin etmek
karşılık f. aksaklık, bedel, cevap, değer, diyet, eder, fiyat, hediyesi, kıymet, maliyet, misilleme, mukabele, narh, öç, paha, rayiç, rövanş, semen, ücret, tekabül, tepki, yanıt dey. alın teri, ayak teri, keçinin sumağa ettiğini sumak da keçiye edecek, sözüne söz
karşılık vermek f. pay vermek dey. engel olmak, itiraz etmek, itirazda bulunmak, kabul etmemek, karşı koymak/olmak, mani olmak, muhalefet etmek, mukavemet etmek, önüne geçmek, protesto etmek, razı olamamak, rıza göstermemek, sekteye uğratmak, set çekmek
karşılıklı f. bakışıklı, bedelli, beraber, beraberce, birlikte, bilmukabele, cevaplı, etkileşim, etkileşme, mütekabil, paralı, ücretli dey. baş başa, göğüs göğüse, iki taraflı olarak, karşı karşıya, say beni sayayım seni, yan yana, yüz yüze karş. bedava, beleş, caba, fahri, hasbi, karşılıksız, onursal
karşılıksız f. açıktan, angarya, bedava, bedavadan, bedelsiz, caba, cabadan, emeksiz, fahri, garazsız, gönüllü, hasbi, havadan, hazırlop, külfetsiz, meccanen, meccani, onursal, parasız, pir aşkına, serbest, şeref, ücretsiz dey. babasının hayrına, bila bedel/ücret, bir başlı (sevgi), pir aşkına/yoluna karş. bedelli, karşılıklı, paralı, ücretli
karşılıksız olarak s. cabadan
karşın f. gene de, her ne kadar, ne olursa olsun, rağmen
karşıt s. aksi, aykırı, çatışık, çelişik, hilaf, hilafına, kontra, kontrast, makus, mugayir, mualif, mubayin, münafi, mütenakız, ters, uymaz, uyuşmaz, zıt
karşıtçı s. aleyhtar, düşman, karşı, muhalif
karşıtlık f. aykırılık, bağdaşmazlık, çatışma, çelişki, çelişme, ihtilaf, kontrast, muhalefet, paradoks, tenakuz, tezat, tutarsızlık, tutmazlık, uyarsızlık, uymazlık, zıddiyet, zitlik karş. uyumluluk
kart i. karton, kartpostal, kartvizit, kimlik belgesi, oyun kağıdı
kart s. bayat, bayatlamış, buruşuk, fiş, geçkin, ihtiyar, ihtiyarlamış, kartlaşmış, kartaloş, kartaloz, kocamış, mektup, yaşlı karş. körpe
kartaloş s. ihtiyar, kart, kocamış
kartel f. holding, işletme, kuruluş, müessese, ortaklık, şirket, teşekkül, tröst
kartlanmak f. kocamak
kartlaşmak f. çökmek, ihtiyarlamak, kocamak
kartpostal i. kart, mektup
kartvizit i. kart
karun i. anamalcı, banker, bay, gön, gönençli, milyarder, milyoner, paralı, rantiye, varlıklı, yatırımcı, zengin karş. yoksul
karyola i. beşik, divan, döşek, hamak, kuşet, ranza, salıncak, somya, şilte, yatak, yataklık ? iskemle, şilte
kasa f. çelik dolap, kilitli dolap, kilitli kutu, para kutusu, para sandığı, sandık
kasap f. acımasız, acımaz, amansız, canavar, cani, cebbar, cezzar, cellat, gaddar, hunhar, imansız, insafsız, kalpsiz, katil, kıyıcı, merhametsiz, sadist, taşyürekli, tiran, yüreksiz karş. müşfik
kasavet i. acı, ağırlık, azap, bıkkınlık, bunalma, can sıkıntısı, cefa, çile, dert, dağdağa, elem, esef, eza, ezinç, eziyet, gaddarlık, gadir, hafakan, haksızlık, hoşnutsuzluk, işkence, kasvet, kaygı, kıygı, kıyım, melal, mezalim, sıkıntı, tasa, tazip, usanç, üzgü, üzüntü, yeis, zulüm karş. iyilik, neşe, sevinç
kasavetlenmek f. acılanmak, bunalmak, dertlenmek, dövünmek, elemlenmek, eseflenmek, gamlanmak, hüzünlenmek, içlenmek, kahırlanmak, kahrolmak, kaygılanmak, kederlenmek, sıkılmak, tasalanmak, üzülmek, yolunmak karş. neşelenmek, sevinmek
kasavetli s. acılı, firaklı, kaygılı, kederli, keyifsiz, mahzun, matemli, mustarip, mutsuz, neşesiz, sıkıntılı, tasalı, üzgün
kase i. bardak, cam kap, cam, çukur tabak, kadeh, kupa, suluk, tabak
kasılma i. afurtafur, böbürlenme, büyüklenme, caka, çalım, gösteriş, kibir, kurum, nispet
kasılmak f. avurtlanmak, böbürlenmek, büyüklenmek, donmak, gerilmek, gururlanmak, iftihar etmek, kabarmak, kibirlenmek, kurulmak, kurumlanmak, övünmek, şişinmek
kasıntı s. avurtlu, azametli, çalımlı, gösteriş, gururlu, kibir, kibirli, kurum, kurumlu, mağrur, mütekebbir, övüngen karş. alçakgönüllü
kasır i. konak, konut, köşk, şato
kasırga i. fırtına, talaz, tayfun
kasıt i. amaç, emel, erek, garaz, gaye, güdek, hedef, ideal, irade, iştek, maksat, maksut, mefkure, meram, murat, niyet, sebat, uğur, ülkü, yasan
kasıtla f. bilerek, bilinçli, iradi, isteyerek, kasıtlı, kasten, kasti, mahsus, maksatlı, planlayarak, planlı, taammüden karş. kasıtsız
kasıtsız z. bilmeyerek, ezkaza, indi, isetemyerek, kazara, kazayla, maksatsız, rastlantıyla, tesadüfen, tesadüfi, tutuksuz, yanlışlıkla karş. kasıtlı
kasideci s. alkışçı, dalkavuk, şakşakçı
kask i. miğfer
kasket i. başlık, kep
kasten s. bile bile, bilerek, iradeli, isteyerek, kasıtla, mahsus, taammüden karş. aniden, ansızın, bilmeden, gayri ihtiyari, istemeden
kastetmek f. amaçlamak, hedeflemek, istemek, kıymak, mahvetmek dey. amaç edinmek, dişini tırnağına takmak, dört elle sarılmak, gözü yüksekte/yükseklerde olmak, hedef almak, isteye isteye yapmak, kendisine bir yıldızı rehber seçmek, kötülük etmek, zarar vermek
kasti z. bilerek, kasıtla, mahsus, taammüden
kasvet i. ağırlık, bezginlik, bıkkınlık, bun, bunalım, bunalma, can sıkıntısı, darlık, elem, fütur, gam, hafakan, hüzün, kasavet, keder, mahzunluk, melal, sıkıntı, usanç, üzgü, üzüntü karş. neşe
kasvetli s. boğucu, bunaltıcı, kapanık, sıkıcı, sıkıntılı dey. gönül daraltıcı/karartıcı, iç daraltıcı/kapatıcı/karartıcı/sıkıcı, rahatsız edici, ruh daraltıcı/karartıcı karş. ferahlatıcı
kaş i. kıl, set, uçurum, yar
kaşane i. konak, konut, köşk, saray, şato
kaşar s. açıkgöz
kaşarlanmak f. alışmak
kaşarlanmış s. adamsendeci, duygusuz, gamsız, geniş, hissiz, ilgisiz, kıdemli, kurt, lakayt, nemelazımcı, tecrübeli
kaşarlı s. kurt, tecrübeli
kaşıklamak f. içmek, yemek
kaşımak f. kurcalamak, ovalamak, ovmak
kaşınmak f. aramak, aranmak, çaburlaşmak, çatmak, deli etmek, hiddetlendirmek, kızdırmak, öfkelendirmek, sataşmak, sinirlendirmek karş. yatıştırmak
kaşıntı i. ağrı, allerji, egzama, gidişme, karıncalanma, kurdeşen, mayasıl, pişik, uyuz
kaşif i. bilgin, bulucu
kaşkol i. atkı, boyunluk, eşarp, fular, mahrama, şal
kaşmer s. komik, maskara, mukallit, soytarı, şaklaban
kat i. büzgü, çala, daire, defa, dönüm, el, ev, hane, katman, katmer, kere, kez, konut, lojman, makam, maslahat, misli, levha, sefer, tabaka, varak, yaprak, yol, yuva
kat’a ü. asla
katafalk i. kürsü, platform, podyum
katakulli i. dalavere, düzenbazlık
katalog i. liste, tablo
katar i. dizi, filo, kafile, kervan, konvoy, kordon, kuyruk, seri, sıra, tren, zincir
kategori i. cins, çeşit, grup, ırk, kalem, marka, nevi, nitelik, sınıf, tip, tür, ulam
katı s. berk, bükülmez, çetin, eğilmez, katılaşmış, kuru, pek, pekişik, sert, sıkı, sulp, taş gibi, tıkız, toleranssız karş. gevşek, kof, nemli, seyrek, sıvı, sulu, yumuşak ? koyu, kuru, sağlam
katık i. aş, besin, erzak, gıda, nevale, yiyecek
katıksız f. arı, arık, halis, has, hilesiz, katışıksız, katkısız, münezzeh, öz, sade, saf, safi, sağ, salt, som, tam, tamamen, tümden, yalınç, yavan
katıksızlaştırılmış s. rafine
katıksızlık i. saflık
katılan s. dahil, katkı, müdahil
katılarak z. bağırarak, hıçkırarak, hüngür hüngür
katılaşmak f. çetinleşmek, donmak, pekişmek, pekleşmek
katılaşmış s. ağdalı, derişik, kalın, katı, kesif, kıvamlı, konsantre, koyu, mütemerkiz, pıhtılaşmış, sık, yoğun, yorgun
katılaştırmak f. pekiştirmek
katılık i. çetinlik, sertlik
katılım i. paydaşlık
katılmak f. ağlamak, başlamak, benimsemek, birleşmek, birlik olmak, bir olmak, bulaşmak, bulunmak, dahil olmak, eklenmek, girmek, ilave olmak, iltihak etmek, iştirak etmek, karışmak, katışmak, kavuşmak, kaydolmak, kesilmek, köpeklemek, paylaşmak, pelteleşmek, sürmenaj olmak, tasvip etmek, tıkanmak, yazılmak, yorulmak, zamolmak dey. birlik olmak, bir olmak, dahil olmak, davete icabet etmek, devreye girmek, hissedar olmak, ilave olmak, iltihak etmek, iştirak etmek, katkıda bulunmak, lafa karışmak, oyuna girmek, sürüye katılmak karş. ayrılmak ? birleşmek, girmek, kapılanmak
katılmayan s. çekimser
katılmış s. katma
katır i. at, eşek, inatçı, kaba
katışık f. alaşık, alaşım, bileşik, birleşik, hisseli, gayrisafi, karma, karışık, karmaşık, kırık, kollektif, kozmopolit, mahlut, mahşeri, melez, mudil, muhtelit, mürekkep, müşterek, müttehit, ortak karş. arı, katışıksız, katkısız
katışıksız s. arı, halis, has, hilesiz, katıksız, saf, sağ
katışıksızlık i. arılık
katışmak f. birleşmek, iştirak etmek, katılmak, kaydolmak, kenetlenmek
katıştırmak f. katmak
katkı i. bağış, ek, hibe, hizmet, ilaç, ilave, sadaka, teberru, ulama, zekat
katkısız s. arı, halis, has, hilesiz, katıksız, öz, saf, salt, yalınç
kati f. açık, açıkta, belli, belgili, belgin, belirli, değişmez, değiştirilemez, görünürde, kesin, malum, muayyen, muhakkak, mutlak, ortada, sabit, şaşmaz, zahir
katibe i. katip, sekreter, yazman
katil i. azrail, cani, cellat, cinayet, imha, jenosit, kasap, kıyacı, kıyım, linç, recm; itlaf, katletme, öldürme ? gaddar, öldürmek, suçlu
katip f. arzuhalci, başkatip, başyazman, daktilo, hattat, katibe, mektupçu, sekreter, steno, stenograf, tezkereci, tuğrakeş, yazman
katiyen f. asla, dünyada, ebediyen, elbet, hiç, ölsem, sakın, zinhar dey. dünya yıkılsa, hiç bir vakit/zaman, kıyamet kopsa karş. elbette
katiyetle f. alimallah, behemhal, elbet, elbette, eminim, haliyle, karda, illa, ille, kesenkes, kesinlikle, kuşkusuz, muhakkak, mutlaka, tabiatıyla, tabii, yüzde yüz dey. doğaldır ki, doğal olarak, evvel Allah, hiç kuşkusuz, her halü karda, ne olursa olsun, ne yapıp yapıp, şüphe yok ki, tabii ki, yerle gök bir olsa, yüzde yüz
katkı f. bağış, destek, ek, hibe, iane, ilave, katılan, katma, lahika, takı, takıntı, teberru, ulama, yardım, zeyil
katlamak f. bükmek, devşirmek, kıvırmak
katlanamamak f. çekememek, kaldıramamak, sabrı taşmak dey. canına tak demek/etmek, içi dayanamamak, içi götürememek, tahammülü kalmamak, yüreği dayanamamak, yüreği kaldırmamak
katlanma i. direnme, sabır
katlanmak f. dayanmak, direnmek, ihtiyar etmek, inat etmek, kaldırmak, sabretmek, sebat etmek, taşımak dey. acısını bağrına basmak, bağrına taş basmak/düşmek, boyun eğmek/kırmak, ceza görmek/yemek, derdini çekmek, dişini sıkmak, el kahrı çekmek, göğüs germek, gözden çıkarmak, kaderin buyruğuna boyun eğmek, kahır/kahrını çekmek, kan yutmak, maçayı sıkmak, rıza göstermek, sineye çekmek, söz kaldırmak, tahammül etmek, vebalini çekmek, ya sabır/sabur çekmek karş. boyun eğmemek, direnmek, isyan etmek, karşı durmak, sebat etmek
katledilmek f. defnedilmek, ölmek, rahmetli olmak, telef olmak
katletme i. katil, linç
katletmek f. biçmek, boğazlamak, imha etmek, kesmek, kırmak, kıymak, kurşunlamak, mahvetmek, öldürmek, tepelemek dey. canına kıymak, canını almak, imha etmek, katliam yapmak, kılıçtan geçirmek, kırıp geçirmek, ortadan kaldırmak, telef etmek, yok etmek
katliam f. cinayet, imha, itlaf, jenosit, kırım, kıya, kıyım, recm, soykırımı
katliam etmek boğazlamak
katliam yapmak biçmek
katlolmak f. ölmek, rahmetli olmak
katma s. ek, ekleme, eklenmiş, eklenti, ilave, katılmış, katkı, munzam, ulama, ulanmış, ulantı karş. çıkarılmış
katmak f. atmak, eklemek, karıştırmak, katıştırmak, meczetmek, salmak, ulamak, yamamak, zemmetmek dey. dahil etmek, ilave etmek, ilhak etmek, üste koymak/vurmak, üstüne koymak karş. ayırmak, çıkartmak
katman s. bölüm, kat, katmer, kesim, kısım, kitle, küme, kütle, parça, tabaka
katmer i. çörek, kat, katman, yaprak
katran s. zifir, zift
kavaf i. kunduracı, pabuççu
kavalye i. erkek arkadaş, partner, partöner
kavga i. arbede, atışma, becelleşme, boğazlaşma, boğuşma, cebelleşme, cenk, cenkleşme, çarpışma, çatışma, çekişme, çıngar, dalaş, dırdır, dırıltı, dırlaşma, didişme, dövüş, düello, hengâme, hesaplaşma, hırgür, hır, hırıltı, hırlaşma, kapışma, kıyamet, maraza, mecelleşme, mücadele, münakaşa, münazaa, niza, patırtı, polemik, savaşma, takışma, tartışma, tatsızlık, tepişme, uğraşma, vuruşma, yumruklaşma, zırıltı, zıtlaşma, zıtlık dey. ağız dalaşı/kavgası, barut fıçısı, çingene kavgası, gürültü patırtı, hır gür, it dalaşı, kontra gitme, mahalle kavgası, savaş etme karş. barış ? anlaşmazlık, ayaklanma, savaş
kavga etmek f. atışmak, becelleşmek, boğazlaşmak, boğuşmak, cebelleşmek, cenkleşmek, çarpışmak, çatışmak, çekişmek, dırlaşmak, didişmek, dövüşmek, hesaplaşmak, hırlaşmak, pençeleşmek, savaşmak, takışmak, uğraşmak, vuruşmak, yumruklaşmak dey. arbede etmek, bıçak bıçağa gelmek, birbirine düşmek/geçmek/girmek, çıngar çıkmak/kopmak, dırıltı çıkarmak, fırtına kopmak/patlamak, gırtlak gırtlağa gelmek, hırgür çıkarmak/etmek, kanlı bıçaklı olmak, kavga yapmak, kavgaya tutuşmak, kontra gitmek, kozunu paylaşmak, maraza çıkmak, olay çıkarmak, pisliği/boku ile kavga etmek, savaş etmek karş. sevişmek
kavgacı s. aksi, asabi, asi, dırdırcı, didişken, dirliksiz, dövüşken, geçimsiz, hırçın, hırıltıcı, huysuz, imtizaçsız, isyancı, isyankar, itaatsiz, itirazcı, iyişmaz kırıcı, mızıkçı, mücadeleci, sert, sinirli, şirret, ters dey. eli belinde/maşalı karş. uysal
kavgalı s. alınmış, buruk, dargın, düşman, gücenik, gücenmiş, hasım, içerlemiş, kırgın, kızgın, küs, küskün, küsmüş, muğber, şekerrenk dey. araları açık/bozuk, aralarından kara kedi geçmiş, bir kazanda kaynamaz, düşman garezli, ilişkileri bozulmuş
kavgasını etmek f. pençeleşmek
kavi s. güçlü, güçlü kuvvetli, zorlu karş. aciz, cılız, çabuk, cılız, çelimsiz, dayanıksız, güçsüz, metin, nahif, yeğin
kavil i. anlaşma, ittihat, misak, mukavale, pakt, söz, uyuşma
kavilleşme i. anlaşma, işbirliği, ittihat, pakt
kavileşmek f. güçlenmek, sağlamlaşmak karş. çürümek, incelmek
kavilleşmek f. sözleşmek, sulh olmak, şartlaşmak, uyuşmak, uzlaşmak
kavim i. ahali, amme, aşiret, boy, cemaat, cemiyet, grup, halk, insanlık, kamu, klan, millet, oba, oymak, sop, sosyete, soy, topluluk, toplum, uruk
kavram i. anlam, anlayış, deyiş, düşünce, fikir, ifade, kavrayış, mana, manevi, mazmun, meal, mefhum, nosyon
kavrama i. algılama, duyumsama, kabız, kapasite, sezgi, seziş, vukuf
kavramak f. algılamak, almak, anlamak, basmak, bastırmak, çevirmek, çıkarmak, çevrelemek, içermek, idrak etmek, ihtiva etmek, intikal etmek, görmek, kaplamak, kapsamak, nüfuz etmek, sarmak, sağdırmak, sığdırmak, sırrına varmak, takdir etmek, yapışmak dey. aklı almak/ermek, aklına sığdırmak, dahil etmek, dilinden anlamak, havsalası almak, havsalasına sığdırmak, içine almak, ihata etmek, intikal etmek, istila etmek, kafası çalışmak, muhtevi olmak, parmağının ucunda/üzerinde/ucuyla çevirmek, santralı işletmek, sırrına varmak, şamil olmak, şümulüne almak, takdir etmek, vakıf olmak karş. dışında bırakmak
kavranılmaz s. anlamsız, saçma, zırva
kavrayış s. akıl, algı, algılama, anlayış, bellek, beyin, bilinç, feraset, hafıza, havsala, huş, ihata, irfan, izan, kafa, kapasite, kavram, kavrayış, muhakeme, müdrike, müfekkire, sağduyu, seziş, şuur, ufuk, varış, vukuf, yargılama, zeka, zeyreklik, zihin karş. idraksizlik
kavrayışlı s. akıllı, kafalı, zeki, zeyrek
kavruk s. iskelet gibi, kuru, rutubetsiz, sıska, süzgün, zayıf
kavrulmak f. alevlenmek, göyünmek, kömürleşmek, kül olmak, yanmak dey. alev almak/sarmak, ateş almak/çıkmak/ sarmak, kor kesilmek/olmak, kömür olmak
kavrulmuş s. kuru, rutubetsiz
kavşak s. ağız, köşebaşı, makas
kavurmak f. alevlendirmek, dağlamak, kızarmak, kurutmak, mahvetmek, yakmak dey. aleve göstermek/tutmak/vermek, ateşe göstermek/tutmak/vermek, ateşte kurutmak
kavuşamamak f. erişememek, mahrum kalmak
kavuşma i. birleşme, buluşma
kavuşmak f. birleşmek, buluşmak, erişmek, ermek, katılmak, kaynaşmak, kenetlenmek, kucaklaşmak, nail olmak, nasip olmak, ulaşmak, varmak, vasıl olmak dey. bir araya gelmek, elde etmek, lutfa mahzar olmak, muradına ermek, ucu ucuna yetişmek, vasıl olmak karş. ayrılmak
kavuşturmak f. birleştirmek, bitiştirmek, dolamak, nasip etmek
kayak i. kızak, merdiven, paten, ski, zanka
kaybetme i. halel, mağlubiyet
kaybetmek f. bozulmak, çaldırmak, çözülmek, dağılmak, düşürmek, haksız çıkmak, içeri girmek, kazanamamak, kaptırmak, oyunu kaybetmek, teslim olmak, ütülmek, vermek, yenilmek, yitirmek, zarar etmek, zayi etmek, ziyan etmek dey. açık vermek, alt olmak, altta kalmak, altüst olmak, amana gelmek, babayı almak, bahsi kaybetmek, baş eğmek, boynuz isterken kulaktan olmak, boyun eğmek, bozguna uğramak, çocuk düşürmek, davayı kaybetmek, dize gelmek, dul kalmak, duman olmak, dümensiz yelkensiz gemiye dönmek, elden çıkmak/kaçırmak, eleğini boğaza geçirmek, elinden uçmak, fevt etmek, fire vermek, gözü kararmak, gözden çıkmak/düşmek/düşürmek, haksız çıkmak, hezimete uğramak, içeri girmek, iflas etmek, iflasa çıkmak, imana gelmek, iş duman olmak, izi belirsiz olmak, kapıdan olmak, kulpunu bulamamak, kül etmek, maçı kaybetmek, mağlubiyete uğramak, mağlup olmak, mat olmak, müflis olmak, nakavt olmak, nazardan düşmek, oyun vermek, oyunu kaybetmek, partiyi kaybetmek, pes demek/etmek, sıfırı tüketmek, suya düşmek, tehlikeye düşmek, teslim olmak, top/topu atmak, tosyaya pirince giderken evdeki bulgurdan olmak, tuş olmak, üç nalla bir ata/topal eşeğe kalmak, üstüne bir bardak/soğuk/su içmek, yaya kalmak, yel üfürdü sel/su götürdü, yeldim yeldim yele verdim emeğimi sele verdim, yerinden etmek/olmak, yenik düşmek, yenilgiye uğramak, yıldızı sönmek, zarar etmek, zayi etmek, ziyana girmek/uğramak, ziyan etmek elden çıkmış karş. bulmak, kavuşmak, kazanç sağlamak, yenmek
kaybolma i. kayıp, zayi, zıya
kaybolmak f. batmak, çalınmak, düşmek, sır olmak, uçmak, yitmek, zail olmak, zayi olmak dey. devrilip gitmek, duman olmak, elden çıkmak/gitmek/kaçırılmak, eriyip gitmek, görülmez/görünmez olmak, gözden kaybolmak, güme gitmek, heder olmak, hiç olmak, içi oynamak, izi silinmek/kaybolmak/kalmamak, karabatak gibi bir batıp/dalıp bir çıkmak/bir görünüp bir kaybolmak, kayıplara karışmak, kırklara karışmak, kül olmak, namı şanı kalmamak, ortadan kalkmak/kaybolmak, sır olmak, sırra kadem basmak, şeytan gelse bulamamak, tarih olmak, toz olmak, uçup gitmek, yere batmak, yerinde yeller esmek, yer yarılıp içine girmek, yok olmak, zail/zayi/zeval olmak karş. bulunmak
kaybolmuş s. batık dey. elden çıkmış, işe yaramaz, yok olmuş, zarar ziyan
kaydetmek f. yazmak, zaptetmek dey. hesap tutmak, kayda geçirmek, not etmek, tescil etmek, tespit etmek
kaydolmak f. birleşmek, eklenmek, iştirak etmek, kapılanmak, karışmak, katılmak, katışmak, yayılmak, zammolmak dey. birlik olmak, bir olmak, dahil olmak, ilave olmak, iştirak etmek, kaydını yaptırmak karş. ayrılmak
kaygı i. acı, acık, azap, bunalım, çile, dert, düşünce, efkar, endişe, evham, gaile, gam, hayıf, hulya, huzursuzluk, hüsran, ıstırap, kasavet, kaygu, korku, kuruntu, merak, sıkıntı, sızı, tasa, tecessüs, tedirginlik, telaş, üzgü, üzüntü dey. keçi can derdinde kasap yağ derdinde karş. dirlik, erinç, ferahlık ? bunalım, korku, kuruntu, sıkıntı, üzüntü
kaygılanmak f. acılanmak, acımak, dertlenmek, efkar etmek, efkarlanmak, endişe etmek, endişelenmek, evhamlanmak, işkillenmek, kasavetlenmek, keder etmek, kederlenmek, kurtlanmak, kuruntu etmek, kuruntulanmak, matem tutmak, merak etmek, meraklanmak, müteessir olmak, tasa etmek, tasalanmak, telaş etmek, vehmetmek dey. ağzını bıçak açmamak, arpacı kumrusu gibi düşünmek, azap çekmek, can derdine düşmek/kaygısına düşmek, canı gitmek, çenesini/azını bıçak açmamak, dert edinmek, dokuz doğurmak, dünyayı gözü görmemek, efkar basmak/etmek, eli yüreğinin üstünde olmak, gam çekmek, gözü arkada kalmak, gözüne uyku girmemek, huzursuz olmak, içi erimek/rahat etmemek, içine dert olmak/kurt olmak/sinmemek, içini kurt yemek, içinin/yüreğinin yağı erimek, iki eli şakaklarında düşünmek, ikiz doğurmak, işkence içinde kıvranmak, kara kara düşünmek, kaygı çekmek, kötü kötü düşünmek, kuruntuya düşmek, kuruntuya kapılmak, kukumav gibi düşünmek, merak etmek, merakı kalkmak, meraktan çatlamak, pis pis düşünmek, sıkıntı çekmek, tat almamak, tedirgin olmak, uykuları/uykusu kaçmak, vehme kapılmak, yüreğine dert olmak, yüreğinin yağı erimek karş. ferahlamak, sevinmek ? acımak, düşünmek, korkmak, kuşkulanmak, sıkılmak, üzülmek
kaygılı i. acılı, ağlamaklı, bedbin, bizar, cefakar, çileli, dertli, dirliksiz, durgun, düşünceli, elemli, endişeli, ezik, firaklı, gaileli, gamlı, göynük, huzursuz, hüzünlü, içlenmiş, kahırlı, karamsar, kasavetli, kederli, keyifsiz, kuşkucu, kuşkulu, meraklı, problemli, rahatsız, sıkıntılı, sorunlu, şüpheci, tasalı, tedirgin, telaşlı, üzgün, yaslı dey. canı sıkkın, diken üstünde, düşünce beynini kemirmek, rahatı bozuk karş. gamsız, geniş, huzurlu, kaygısız, neşeli
kaygılılık i. huzursuzluk
kaygısız i. acısız, adamsendeci, alâkasız, aldırışsız, aldırmaz, bigane, bihaber, çekkin, dalgacı, dalgın, dertsiz, duygusuz, emeksiz, eziyetsiz, ferah, gailesiz, gamsız, geniş, gönenmiş, güleç, hakikatsiz, hissiz, hoşnut, huzurlu, ilgisiz, kaygısız, kayıtsız, kaytarıcı, kedersiz, keyifli, kıvançlı, lakayt, memnun, meraksız, mesuliyetsiz, mesrur, mesut, mutlu, müreffeh, nemelazımcı, neşeli, ongun, rahat, refah içinde, savruk, sevinçli, sıkıntısız, sorumsuz, şad, şadan, şen, tasasız, umursamaz, vurdumduymaz, zahmetsiz dey. başı dinç, içi geniş, sakalım tutuştu diyene dur şu çubuğumu yakayım der, tuzu kuru sabunu sarı, yüreği geniş karş. kaygılı
kaygısızlık i. sefa
kaygu i. kaygı
kaygusuz s. babayani
kayık i. bot, dingi, filika, gondol, kik, mavna, motor, motorbot, patalya, ponton, sal, sandal, tombaz, tulum, yelkenli ? gemi
kayın i. erkek kardeş
kayınbaba i. baba
kayınbirader i. erkek kardeş
kayınço i. erkek kardeş
kayınpeder i. baba
kayıntı i. aş
kayınvalide i. ana, valide
kayıp i. cereme, çarçur, dokunca, eksik, fire, gaip, hasar, hüsran, noksan, ölü, ölüm, telefat, vefat, yıkım, yitik, yitim, yitme, yitim, yok, zail, zarar, zayi, zayiat, zıya, ziyan karş. kazanç
kayıplar i. telefat, zayiat
kayıran s. tarafgir
kayırıcı i. adamı, arka, dayı, destekleyen, destekleyici, esirgeyici, gölge, hami, himaye eden, iltimasçı, kollayan, koruyucu, müdafi, müzahir, torpil, veli, velinimet, yardımcı, zahir karş. hasım ? koruyucu
kayırmak f. desteklemek, geliştirmek, ilerletmek, iltimas etmek, kalkındırmak, kolaylık göstermek, kollamak, korumak, kurtarmak, lütufta bulunmak, seçmek, şenlendirmek, tarafgirlik etmek, yardım etmek, yetkinleştirmek, yükseltmek, zahir olmak dey. arka çıkmak/olmak, destek olmak, elinden tutmak, hamilik etmek, himmet etmek, hizmet etmek, torpil geçmek/patlatmak, yararlı olmak, yardımcı olmak, yardım etmek, zahir olmak karş. mahvetmek
kayırmasız i. bitaraf, iltimassız, nesnel, nötr, objektif, tarafsız, yansız karş. taraflı
kayış i. deri, kemer, kuşak, palaska, uçkur
kayış gibi s. berbat, bulaşık, çamurlu, murdar
kayışçı s. aldatıcı, allak, aynacı, batakçı, çambaz, dolandırıcı, düzenbaz, düzenci, düzmeci, entrikacı, hilebaz, hileci, hilekar, hokkabaz, kaçakçı, kalpazan, kapkaççı, külahçı, madrabaz, oyunbaz, oyuncu, sahtekar, soyguncu, tertipçi, yağmacı, yiyici
kayıt i. belge, esirgeme, gözetme, had, hudut, kaydetme, kelepçe, kısıt, koşul, limit, not, önemseme, patent, sınır, şart, tahdit, vesika, umursama, zincir dey. davranışlarını çerçevelemek, koşullara bağlamak, şartlara bağlamak, şart koşmak, tahdit etmek
kayıtlamak f. bağlamak, kısıtlamak, sınırlandırmak
kayıtlı i. bağımlı, bitimli, hudutlu, kısıtlı, koşullu, limitli, mahdut, mukayyet, sayılı, sınırlı, sonlu, şartlı dey. kayda geçirilmiş, kaydı yapılmış, koşula bağlı, şartlara bağlı karş. kayıtsız
kayıtsız i. adamsendeci, alâkasız, aldırışsız, aldırmaz, azade, azatlı, babayani, bağımsız, bağlantısız, bigane, bihaber, dalgacı, duygusuz, erkin, gamsız, geniş, gevşek, hakikatsiz, hissiz, hür, ilgisiz, kaygısız, kaytarıcı, kısıtlamasız, koşulsuz, lakayt, limitsiz, meraksız, mesuliyetsiz, muaf, nemelazımcı, özgür, rahat, savruk, serbest, sınırlamasız, sınırsız, sorumsuz, şartsız, tasasız, tutuksuz, umursamaz, vurdumduymaz, yelem dey. bir koşula bağlı olmayan, eli işte, göz oynaşta, içi geniş, kaydı yapılmamış, kayda geçirilmemiş, yazıya geçirilmemiş, yüreği geniş karş. koşulu, titiz
kayıtsızlık i. aldırmazlık, dalgınlık
kaymağı i. en iyisi, en özlüsü, en seçkini, en üstünü
kaymak f. düşmek, göçmek, gurup etmek, inmek, krema, meyletmek, sağılmak, yakınlaşmak, yarışmak, yıkılmak karş. uzak durmak
kaynak i. artezyen, asıl, ayazma, çeşme, çırçır, fon, gayzer, göz, göze, ılıca, içme, kaplıca, kaynaç, kaynarca, kısıklı, kök, köken, kuyu, memba, menşe, öz, pınar, şadırvan, töz dey. ayağı sürçmek, dengesini yitirmek, durum değiştirmek, eğilim göstermek, kayak yapmak, sıcak bakmak, yer değiştirmek, yıldız akmak/kaymak ? akarsu
kaynaklanma i. neşet
kaynama i. fokurdama, galeyan, köpürme
kaynamak f. birleşmek, bitişmek, fışkırmak, fokurdamak, geçişmek, haşlanmak, kabarmak, kenetlenmek, köpürmek, yapışmak karş. ayrılmak, sinmek, yatışma
kaynana i. ana, valide
kaynar s. har, ısınmış, kızmış, sıcak, yakıcı
kaynarca i. artezyen, göze, ılıca, kaplıca, kaynak, memba, pınar
kaynaşma i. alışma, beraberlik, intibak, ülfet
kaynaşmak f. alışmak, anlaşmak, bağdaşmak, benimsemek, birleşmek, dayanışmak, eklenmek, geçinmek, geçişmek, intibak etmek, kapılanmak, karışmak, kavuşmak, kenetlenmek, uyuşmak, yapışmak dey. bir kazanda kaynamak, bir olmak, birlik olmak, dahil olmak, ilave olmak, iltihak etmek, iştirak etmek, iyi geçinmek karş. ayrılmak
kaynaştırıcı s. birleştirici
kaynaştırmak f. birleştirmek
kaynata i. baba
kaynatmak f. haşlamak, paklamak, sohbet etmek, temizlemek
kaypak s. değişken, dönek, gelgeç, havai, hercai, hoppa, ikircikli, kararsız, oynak, sebatsız
kayra i. heyelan, ihsan, kerem, lütuf, mükafat, sevap
kayser i. başkan
kaytan i. ip, sırım, urgan
kaytarıcı i. adamsendeci, alâkasız, aldırışsız, aldırmak, bigane, bihaber, çekkin, dalgacı, duygusuz, gamsız, geniş, ilgisiz, hakikatsiz, kaçak, kaygısız, kayıtsız, kaytarıcı, lakayt, meraksız, rahat, mesuliyetsiz, nemelazımcı, savruk, sorumsuz, tasasız, umursamaz, vurdumduymaz, yeleme karş. dakik
kaytarmak f. çekimsemek, gözü kesmemek, gücümsemek, iade etmek, kaçımsamak, kaçmak, kaçınmak, reddetmek, yüksünmek dey. bahane uydurmak, baştan savmak, bin dereden su getirmek, dersleri asmak, geri durmak, gözü kesmemek/yememek, kolayına bakmak/kaçmak, kolayını aramak, yan çizmek karş. ileri atılmak
kaza i. afet, badire, bela, çapanoğlu, facia, felaket, gaile, girdap, il, musibet, olay, panik, risk, sakatlık, uçurum, vahamet, valilik, vukuat, yıkım
kaza ve kader felek, fırsat
kazak i. ceket, cesur, hırka, süveter
kazalı s. kötü, kritik, riskli, tehlikeli
kazan i. kova, pota, sitil
kazanç i. avanta, avantaj, aylık, çıkar, faiz, fayda, gelir, gündelik, haftalık, harçlık, hasıla, hasılat, hayir, hisse, irat, istifade, kâr, kira, komisyon, maaş, menfaat, meyve, nema, nimet, ödenek, pay, randıman, temettü, ulufe, ücret, varidat, yarar, yevmiye, yüzdelik dey. bereketi içinde, boş çıkmamak, damağına tat değmek, durdu durdu da turnayı gözünden vurdu, tıngırı yolunda karş. kayıp, kısır, zarar, ziyan
kazançlı s. bereketli, bitek, cömert, doğurgan, ekonomik, feyizli, iyi, kârlı, nafi, randımanlı, semereli, verimli
kazançsız s. beyhude, fuzuli, işe yaramaz, kârsız, yaramaz
kazandırmak f. kurtarmak dey. tüy vermek, ufuklar açmak
kazanma i. ihraz, isabet etme
kazanmak f. almak, bastırmak, başarmak, büyülemek, çarpmak, çıkmak, edinmek, erişmek, haklamak, ihraz etmek, kaçırmak, kâr etmek, kurtarmak, nail olmak, peydahlamak, sındırmak, sindirmek, teşekkül etmek, tıstırmak, ulaşmak, utmak, ütmek, yenmek dey. adam aktarmak, alt etmek, baltaya sap olmak, başına devlet kuşu konmak, bir atıp iki vurmak/konağı beş etmek, bir okla iki kuş vurmak, birinci gelmek/olmak, biti kanlanmak, boğazını çıkarmak, cebini doldurmak, darphanesi işlemek, destiyi doldurmak, dişine mangır değmek, dünyalığını doğrultmak, ekmeğini çıkarmak, ekmeğini eline almak, elde etmek, ele geçirmek, eli akçe tutmak, eli ekmek tutmak, eli para görmek/tutmak, eline fırsat geçmek/düşmek/geçmek/girmek, ettiği yanına kâr kalmak, galebe çalmak/gelmek, galibiyet almak/kazanmak, galip gelmek, gönlüne girmek, gönlünü avlamak/kazanmak, gözüne girmek, haklı çıkmak, hezimete uğramak, imana getirmek, isabet etmek, iyi etmek, kâr etmek, maçı kazanmak, mağlup etmek, mağlubiyete uğratmak, mangır kesmek, mars etmek, mat etmek, muradına ermek, muzaffer olmak, nakavt etmek, oyun almak, para getirmek/kesmek/kırmak/vurmak/ yapmak, partiyi vurmak, pes dedirtmek/ettirmek, piyango çarpmak/ vurmak, sayesinde sayeban olmak, şeref mevkiini kazanmak, tıkırı yolunda gitmek, tıkırında gitmek, tuş etmek, tuşa getirmek, tuşla yenmek, tuttuğu altın olmak, uçta yatıp ortada bulunmak, ümidi boşa çıkmamak, voli çevirmek/vurmak, vurgun/vurgunu vurmak, yatırım yapmak, yenilgiye uğratmak, yenik düşürmek, yolunu tutmak, zafer kazanmak, zaman kazanmak karş. kaybetmek, yenilmek, yitirmek, zarar etmek ? bastırmak, başarmak, yararlanmak, yenmek
kazanova i. çapkın, hovarda, kadıncıl, şehvetperest, zampara, zendost
kazara i. bilmeden, bilmeyerek, dalgınlıkla, ezkaza, gönülsüzce, hasbelkader, isteksizce, istemeyerek, iştahsızca, kasıtsız, kazayla, keyfi, maksatsız, nazlanarak, rastgele, raslantıyla, şans eseri, tesadüfen, tesadüfi, yanlışlıkla karş. bilerek, isteyerek, kasıtlı ? zoraki
kazayla z. hasbelkader, kasıtsız, kazara, rastlantıyla, tesadüfen, yanlışlıkla
kazazede i. kurban, maktul
kazık i. çubuk, dalavere, değnek, direk, pahalı, sırık, sopa, zor karş. çocuk oyuncağı
kazıkçı i. aldatıcı, batakçı, cambaz, dolandırıcı, düzenbaz, düzenci, düzmeci, entrikacı, hilebaz, hileci, hilekar, kaçakçı, kalpazan, kapkaççı, külahçı, madrabaz, oyunbaz, oyuncu, sahtekar, soyguncu, tertipçi, üçkağıtçı, yağmacı, yiyici karş. doğrucu, dürüst
kazıklamak f. aldatmak, atlatmak, avlamak, ayarmak, inandırmak, işletmek, oyun oynamak, öldürmek, tavlamak, yanıltmak, yutturmak karş. uyarmak
kazıklaşmak f. müşkülleşmek
kazımak f. aşındırmak, bilemek, çıkarmak, eğelemek, eşelemek, kürelemek, küremek, perdahlamak, raspa etmek, raspalamak, rendelemek, sıyırmak, silmek, temizlemek, tıraş etmek, tıraşlamak, törpülemek, yontmak, zımparalamak dey. çift sürmek, çukur açmak, hafriyat yapmak, kazı yapmak, nadas etmek, ocaklar açmak ? kazmak, kesmek, törpü
kazıntı i. alamet, bel, belirti, çelik, çentik, çetele, çizik, çizinti, eser, gedik, im, işaret, iz, kerte, kerti, kertik, nişan, nişane, silik, silinti, simge, tırtık, yer, ygv
kazıtmak f. oydurmak
kaziye i. iş, kanaat, kördüğüm, problem
kazma i. bel, çapa, çepin, dikel, kürek, tırmık ? kazmak
kazmak f. bellemek, çapalamak, çukurlatmak, delmek, deşelemek, deşmek, eşelemek, eşinmek, eşmek, hafriyat yapmak, kazı yapmak, nadas etmek, oymak, sürmek ? kazımak, kazma
kebapçı i. aşevi, lokanta, restoran
kebe i. aba, üstlük
keçe i. aba, cicim, fötr, halı, yaygı
keçi i. çepiç, davar, direngen, elik, erkeç, iddiacı, inatçı, kösemen, mevaşi, oğlak, teke ? koyun, manda, sığır
keçi yolu çığır, patika, yol
keçileşmek f. direnmek, inat etmek
keder i. acı, azap, bıkkınlık, can sıkıntısı, çile, dağdağa, dert, elem, esef, eziklik, ezinç, ezinç, gaile, gam, hayıf, hicran, hoşnutsuzluk, hüsran, hüzün, ıstırap, kahır, kambur, kasvet, koyuntu, matem, nedamet, sızı, teessüf, teessür, üzüntü, yas, yazıklanma, yeis karş. sevinç
keder etmek f. kaygılanmak
kederlendirici s. acıklı, dokunaklı
kederlendirmek f. etkilemek, hislendirmek, müteessir etmek
kederlenmek f. acılanmak, acımak, dertlenmek, duygulanmak, elemlenmek, eseflenmek, gamlanmak, hüzünlenmek, içlenmek, kahırlanmak, kahrolmak, kasavetlenmek, kaygılanmak, matem tutmak, müteessir olmak, tasalanmak, üzülmek, yolunmak, yorulmak dey. acı basmak/çekmek/duymak, bağrını ezmek, başına karalar bağlamak, ciğerinde acısı olmak büyük dertler içinde olmak, dert edinmek/etmek, dünyası tutuşmak, endişe etmek, gönlüne bir ok saplanmak, gönülden ağlamak, günleri gece olmak, hüsrana uğramak, ızdırap çekmek, içi yanmak, içi/kalbi kan ağlamak, içine dert olmak/kurt düşmek, içine dokunmak, içinden kan gitmek, kalbi burulmak, kalbi parça parça olmak, kara kara düşünmek, kasavet çekmek, kuruntu etmek, kendi kendini/içi içini yemek/yiyip bitirmek, kendini yemek/yiyip bitirmek, merakı kalkmak, merak etmek, müteessir olmak, tedirgin olmak, uykuları kaçmak, vehme kapılmak, yüreğinde kederi kökleşmek
kederli i. acı, acı çeken, acıklı, acılı, ağlamaklı, cefakar, çileli, dertli, durgun, düşünceli, elemli, ezik, firaklı, gaileli, gamlı, göynük, hicranlı, hüzünlü, içlenmiş, kahırlı, kaygılı, tasalı, kasavetli, keyifsiz, mahzun, matemli, mustarip, mutsuz, müteessir, neşesiz, problemli, sıkıntılı, sorunlu, telaşlı, üzgün, üzüntülü, yaralı, yaslı
kedersiz i. acısız, dertsiz, emeksiz, endişesiz, eziyetsiz, ferah, gailesiz, gamsız, huzurlu, kaygısız, keyifli, kıvançlı, kolay, meşakkatsiz, memnun, mesut, neşeli, onun, rahat, sevinçli, sıkıntısız, şad, şen, tasasız, üzüntüsüz karş. kederli
kefaret i. bedel, borç, cereme, ceza, garanti verme, oruç, tazminat
kefere i. dinsiz, gâvur, zındık
kefillik i. garanti verme, kefalet
kehanet i. falcılık, kahinlik, keramet, mucize, tansık dey. fal açmak, içine doğma, önceden bilme, önceden kestirme, önceden sezme
kek i. çörek çörek
kekeme s. keke, kekeç, pepe, pepeme, tutuk, tutuk dilli karş. cerbezeli
kekemelik i. kekelik, pepelik, pepemelik, rekaket, tutukluk karş. hatiplik
keklik i. av, kurban
kekre s. buruk, ekşi, limon gibi, mayhoş, sirke gibi
kekremek f. çürümek, kokmak, kurtlanmak, sirkeleşmek
kel s. dazlak, saçsız
kelam i. kelime, laf, söz, sözcük
kelek s. çıplak, gafil, nü, sersem, soyunuk, üryan, yalın
kelepçe i. bağ, bent, kayıt, köstek, payant, parga, pranga, zincir
kelepir i. bedava, ehven, ekonomik, harcıalem, hesaplı, iktisadi, indirimli, iskonto, iskontolu, okazyon, parti, tenzilatlı, ucuz dey. bedavadan ucuz, her keseye elverişli, makul fiyatlı, ölü fiyatına, para ile değil, sudan ucuz, uygun fiyatlı, yok pahasına karş. pahalı
keleş s. dazlak, saçsız
kelime i. laf, lakırdı, söz, sözcük, kelam
kelle i. adet, baş, kafa, miktar, nicelik, saksı, ser, tane
kelleci i. aşevi, lokanta
kellifelli s. efendi, kodaman, oturaklı
kelp i. it, köpek
kem i. az, berbat, beter, durmuş, eksik, fena, kara, kötü, nakıs, natamam, noksan şanssız, zararlı
kemal i. eksiksizlik, erginlik, erişkinlik, kusursuzluk, mükemmeliyet, olgunluk, yetişmişlik, yetkinlik karş. çiğlik, hamlık
kement i. ip, urgan
kemer i. kayış, kurşak, kuşak, palaska, uçkur ? elbise
kemikler i. iskelet, kadavra, naaş
kemiksiz s. çevik, kıvrak, lastik gibi
kemirmek f. aşındırmak, çürütmek, dişlemek, hırpalamak, ısırmak, kancalamak, koparmak, yapratmak, zedelemek dey. dişlerini geçirmek, dişleriyle koparmak, harap etmek, ısırık almak/yemek, için için yemek
kemiyet i. adet, meblağ, nicelik, tane
kemlik i. kötülük
kenar i. boy, boyut, cidar, çeper, dılı, kıran, kıyı, köşe, pervaz, uç, yaka, yen
kenar s. boş, bucak, insansız, kıran, kuytu, masun, metruk, sapa, tenha, yan karş. merkez
kendi z. bizzat, öz, şahsen
kendi başına bağlantısız, başlıbaşına, müstakil
kendi isteğiyle z. bilerek
kendi rızasıyla z. bilerek
kendici s. bencil, çıkarcı, fırsatçı, menfaatçi
kendiliğinden z. bizatihi, kendinden, kendisi, özünden, tabiatıyla dey. otomatik olarak
kendinden z. kendiliğinden
kendinden geçmek f. baygınlaşmak, mest olmak
kendinden geçmiş s. baygın
kendine z. nama
kendisi z. bizzat, kendiliğinden, şahsen
kendisine z. nama, namına
kenef i. apteshane, ayakyolu, helâ, kabine, kirli, mezbele, tuvalet, yüznumara
kenetlenme i. çakışma
kenetlenmek f. birleşmek, bitişmek, çakışmak, eklenmek, geçişmek, karışmak, katışmak, kavuşmak, kaynamak, kaynaşmak, yapışmak, zincirlenmek dey. beraber olmak, birbirine geçmek, birlik olmak, bir olmak, dahil olmak, iştirak etmek karş. ayrılmak
kent i. belde, eyalet, il, ilçe, kasaba, şehir, valilik, vilayet
kentsoylu i. burjuva
kep i. başlık, kasket, şapka
kepaze i. adi, acayip, ahlaksız, alçak, arlanmaz, arsız, cibilliyetsiz, densiz, faziletsiz, garip, güldürücü, gülünç, hayasız, komik, maskara, namert, namussuz, onursuz, perdesiz, pespaye, rezil, rüsvay, seciyesiz, sefih, sıkılmaz, sıyrık, soysuz, soytarı, serefsiz, tıynetsiz, tuhaf utanmaz, yezit, yılan, yırtık, yüzsüz karş. ağırbaşlı
kepaze etmek f. eğlenmek, rezil etmek, takılmak, utandırmak
kepaze olmak f. itibarını kaybetmek, kızarmak, rezil olmak, sıkılmak, utanmak
kepazelik i. rezalet, sefillik
keramet i. falcılık, gözbağı, kâhinlik, kehanet, mucizevi, sihir
kerata i. afacan, pezevenk, ufaklık, yumurcak
kere i. çala, defa, kat, kez, misil, posta, sefer, yol
kerem i. asalet, bahş, büyüklük, cemile, cömertlik, hasenat, hayır, hayrat, ihsan, imdat, iyilik, kayra, lütuf, muavenet, ödün, sevap, soyluluk, ululuk, şefaat, yardım, yarlık karş. bayağılık, kötülük
kereste i. ayı, çiğ, densiz, düşüncesiz, görmemiş, görgüsüz, ham, hamhalat, hantal, kaba, kalas, kiriş, küstah, lata, mertek, odun, patavatsız, sert, terbiyesiz karş. ince
kerevet i. divan, iskemle, kanepe, sedir, seki
kerhane i. randevuevi
kerhaneci i. pezevenk, randevucu
kerhen z. çaresiz, emrivakiyle, gönülsüzce, istemeyerek, iştahsızca, mecburen, nazlanarak, zoraki
kerih s. iğrenç, tiksindirici
kerim i. aristokrat, asılzade, asil, beyzade, bonkör, büyük, cömert, eliaçık, hovarda, ikramcı, kişizade, konuksever, misafirperver, necip, soydan, soylu, soyzade, şövalye karş. cimri
keriz s. beyinsiz, gafil
kerlifelli s. efendi
kermen i. duvar, sur
kermes i. çarşı, eğlence
kerte i. aşama, alamet, basamak, belirti, çentik, derece, düzey, im, işaret, iz, kademe, kazıntı, marka, merhale, mertebe, nişan, paye, perese, radde, safha, seviye, simge, sıra
kerte kerte z. azar azar, tedrici
kerteriz i. cihet
kerti i. iz, kazıntı
kertik i. iz, kazıntı
kertmek f. kesmek
kervan i. alay, barhane, dizi, filo, kafile, katar, konvoy, kordon, kortej, kuyruk, mevkip, sıra ? grup
kervansaray i. han, otel, pansiyon
kesat s. alışverişte durgunluk, piyasada durgunluk, piyasada hareketsizlik, piyasanın önü olması
kese i. cüzdan, çanta, dağarcık, heybe, hurç, portföy, torba
kesekağıdı i. torba
keselemek f. ovalamak, ovmak, paklamak, temizlemek, yıkamak
keselenmek f. yıkanmak
kesem etmek f. söz vermek
kesenkes z. alimallah, elbet, ille, katiyetle, kesin, kesinlikle, kuşkusuz, malum, muhakkak
keser i. balta, çekiç, ivgi, kerki, keski, satır, tahra
kesici s. keskin
kesici kılmak f. bilemek
kesif s. katılaşmış, konsantre, koyu, pıhtılaşmış, yoğun, yüklü
kesif olmak f. artmak
kesifleşmek f. yoğunlaşmak
kesik s. boysuz, bozuk, çökelek, çürük, ekşimik, gazeteden kesilmiş, kısa, kokmuş, kurtlu, küpür, tutuk, yara, yerden bitme
kesik peynir i. çökelek
kesiksiz s. aralıksız, arasız, ara vermeden, ardışık, arka arkaya, arkası kesilmeden, art arta, artsız aralıksız, bitimsiz, blok, boyuna, daima, devamlı, durmadan, durur, fasılasız, kalıcı, köklü, kronik, müzmin, nihayetsiz, sınırsız, sonsuz, süregelen, süreğen, sürgit, tükenmez, yekpare, zeval
kesilme i. ara, dinlenme, durma, fasıla, istirahat, kesinti, mola, sekte, soluklanma
kesilmek f. bayılmak, beğenmek, bitmek, bozulmak, büyülenmek, cezbelenmek, coşmak, çürümek, deli olmak, dinmek, duraklamak, durgunlaşmak, durmak, durulmak, eğinmek, esrimek, geçmek, gözleri kamaşmak, hırpalanmak, kapanmak, katılmak, kokmak, köpeklemek, kurtlanmak, mola vermek, pelteleşmek, sakinleşmek, sönmek, stop etmek, sükun bulmak, sürmenaj olmak, şişmek, telef olmak, tıkanmak, tükenmek, yıpranmak, yorulmak karş. başlamak, dinlenmek
kesilmiş s. bozuk, çürük, kokmuş, kurtlu
kesim f. ayrım, bölge, bölme, bölük, bölüm, bölüntü, cephe, civar, çevre, dolay, fasıl, fason, fıkra, fırka, fraksiyon, havali, katman, kesit, kısım, kıta, kitle, köşe, madde, mıntıka, muhit, parça, sektör, semt, yöre
kesimevi i. mezbaha, salhane
kesin s. açık, açıkta, belli, belgili, belgin, belirli, değişmez, değiştirilemez, gerçek, görünürde, kati, kesenkes, kesme, kuşkusuz, maktu, malum, meydanda, muayyen, muhakkak, mutat, mutlak, nihai, ortada, pekin, radikal, sabit, saltık, şaşmaz, zahir dey. açık seçik, gözler önünde, kıyas kabul etmez, söz almaz, su götürmez/götürür yeri yok, şüphe mahal bırakmayacak şekilde, yüzde yüz karş. olasılı
kesinkes z. açıkta, belirli, değiştirilemez, muayyen, mutlak, şüphesiz
kesinleşme i. belirme
kesinleşmek f. sahileşmek dey. bir neticeye bağlanmak, bir sonuca varmak
kesinlikle z. Alimallah, asla, behemehal, elbet, elbette, eminim, haliyle, illa, ille, katiyetle, kesenkes, kesinlikle, kuşkusuz, muhakkak, mutlaka, şüphesiz, tabiatıyla, tabii, tabii ki, tereddütsüz, yüzde yüz dey. adım gibi biliyorum, Allah söylese, babam mezardan kalksa, balık kavağa çıksa, cihan bir yere gelse, doğaldır ki, doğal olarak, dünya yıkılsa, evvel Allah, hiçbir vakit/zaman, hiç kuşkusuz, her halü kârda, iki dünya bir araya gelse, kıyamet kopsa, ne olursa olsun, yapıp yapıp, şüphe yok ki, tabii ki, taş çatlasa, uzaktan yakından, yerle gök bir araya gelse, yerle gök bir olsa, yüzde yüz
kesinti i. ara, aralık, ayrıntı, bölük, cüz, dilim, dinlenme, duraklama, durgu, durma, fasıla, fırsat, forma, inkıta, istirahat, kesilme, kesme, kırık, kırıntı, kıyıntı, kopuntu, külçe, küme, mola, parça, sekte, soluklanma, teneffüs, vakfe karş. bütün, kesintisiz
kesinti yapmak f. eksiltmek
kesintili s. aralıklı, fasılalı
kesintisiz s. aralıksız, ardışık, boyuna, daima, durmadan, fasılasız, sürgit, tamam, tamamen, yekpare dey. ara vermeden, arka arkaya, arkası kesilmeden, art arta, artsız aralıksız, durup dinlenmeden, ha babam (de babam), ha bire, har har, harıl harıl, sırt sırta, üst üste
kesip ayırmak f. kesmek
kesir i. ayrıntı, bölük, cüz, dilim, forma, kesme, kırık, kırıntı, kıyıntı, kıyma, kopuntu, külçe, küme, parça, zerre karş. bütün
kesişmek f. anlaşmak
kesit i. cephe, civar, fasıl, kesim, kısım, kıta
keski i. keser, makas, satır
keskin s. acar, acı, ağır, akut, aşırı, baskın, çapkın, dişli, enerjik, erkli, etkili, etkisi güçlü olan, forslu, güçlü, hâd, hovarda, kadıncıl, kadir, kesici, kudretli, kuvvetli, muktedir, müessir, nafiz, nüfuzlu, otoriter, pençeli, selahiyetli, sert, sipsivri, şiddetli, takatli, tesirli, yavuz, yeğin, yetkili, yırtık, zampara, zorlu karş. güçsüz
keskinleşmek f. sivrilmek
keskinleştirmek f. bilemek
kesme i. forma, kesinti, kesir, parça, şekerleme, tepme, vuruş
kesmek f. açmak, aksatmak, alıkoymak, ayırmak, azaltmak, baltalamak, biçmek, boğazlamak, bölmek, budamak, dilimlemek, dilmek, doğramak, durdurmak, eksiltmek, engellemek, engel çıkartmak, frenlemek, güçleştirmek, katletmek, kertmek, kesip ayırmak, ket vurmak, kırkmak, kırmak, kırpmak, kıymak, kösteklemek, makaslamak, öldürmek, önlemek, suikast yapmak, susmak, uçurmak, yaralamak, yarmak, yarmalamak, yontmak dey. bağ budamak, dibinden budamak, kökünden budamak, makas vurmak, sünnet etmek, tırpan atmak karş. birleştirmek, kolaylaştırmak ? kazımak, kırmak
kesmeyen s. kör
kesret i. izdiham, yığılışma, yığınak
kesretli s. ibadullah, sayısız, tonla
kestirme i. ameli, sezgi, seziş
kestirmek f. belirlemek, bellemek, bilmek, dalmak, kararlaştırmak, karar vermek, saptamak, sanmak, sezinlemek, şekerleme yapmak, tahmin etmek, uyuklamak, uyumak, yatmak, zannetmek, zıbarmak karş. uyanık olmak
keşfeden s. bulucu
keşfetmek f. bulmak, çıkarmak, icat etmek, ihdas etmek, meydana getirmek, ortaya çıkarmak, ortaya koymak, peyda etmek, türetmek, üretmek, yaratmak, yoktan var etmek karş. yok etmek
keşif f. buluş, bulgu, ibda, icat, ihdas, türetme, yaratış, yaratma
keşiş i. papaz, rahip
keşişhane i. kilise, manastır
keşişleme i. esinti, rüzgar
keşkül i. pelte
keşmekeş s. anarşi, ayaklanma, çatışma, gürültü, gürültü patırtı, hercümerç, isyan, kaos, karambol, kargaşa, kargaşalık, karışıklık, kördüğümü, patırtı, patırtı gürültü, velvele dey. gürültü patırtı, har hur, patırtı gürültü karş. düzen
keşşaf i. izci
ket i. barikat, engel, hail, köstek, mahzur, mani, mania, pürüz, sakınca
ket vurmak f. aksatmak, alıkoymak, baltalamak, döndürmek, durdurmak, engellemek, engel çıkartmak, frenlemek, gem vurmak, güçleştirmek, güçlük çıkartmak, işini bozmak, işini güçleştirmek, karşı çıkmak, kesmek, kösteklemek, mani olmak, menetmek, önlemek, önünü almak, önünü kesmek, set çekmek, zorlaştırmak, zorluk çıkartmak karş. desteklemek
ketum s. epsem, dilsiz, lâl, sır küpü, suskun, sukuti dey. açılmadık kutu, ağzı kenetli/kilitli/pek/sıkı/var dili yok, ağzına pek, diline sağlam, dilini yutmuş, dut yemiş bülbül gibi, put gibi, ser verir sır vermez, sır küpü/saklayan karş. boşboğaz, çaçaron, dedikoducu, geveze ? sessiz, susmak
ketumiyet i. suskunluk
ketumluk i. gizem, suskunluk
kevgir i. delikli, elek, filtre, kalbur, süzek, süzgeç, süzgü
keyfetmek f. ahenk yapmak, alem yapmak, cümbüş yapmak, eğlenmek, yaşamak dey. alem yapmak, cümbüş yapmak, ense yapmak, felekten kam almak, felekten bir gece çalmak, fink atmak, gününü gün etmek, hoşça vakit geçirmek, keyif çatmak/sürmek, kurtlarını dökmek, safa sürmek, sefahate dalmak, zevke dalmak
keyfi z. gönlünce, kazara, keyfince, nedensiz, rastgele, rastlantıyla, sebepsiz, tesadüfen, yanlışlıkla, zevkince dey. aklına estiği gibi, beğenisine göre, canı nasıl isterse, gönlüne göre, heves ettiğince, isteğine göre, keyfine göre, kendi isteğine göre karş. mecburi
keyfince z. gönlünce, keyfi
keyfiyet s. ayırtı, durum, evsaf, gidişat, hâl, kalite, konum, koşul, mahiyet, mevki, nitelik, pozisyon, özellik, özlük, sıfat, renk, vasıf, vaziyet
keyif i. afiyet, ahenk, barış, beğenme, canlılık, coşku, dinçlik, düzen, eğlence, erinç, esenlik, ferahlık, gönenç, hava, haz, hoşnutluk, huzur, kıvanç, konfor, memnuniyet, mutluluk, neşe, rahat, rahatlık, refah, safa, sağlık, sefahat, selamet, sevinç, sıhhat, şenlik, şevk, tasasızlık, zevk, zindelik dey. ağız tadı, baş dinçliği, dirlik düzenlik, düğün dernek, iç açıklığı/rahatlığı, vur patlasın çal oynasın karş. huzursuzluk
keyiflendirmek f. sevindirmek
keyiflenmek f. gönenmek, hazzetmek, hoşlanmak, kıvanç duymak, kıvanmak, mutlu olmak, neşelenmek, rahatlamak, sevinmek, şad olmak, şenelmek, şenlenmek, zevk almak, zevk duymak, zevke gelmek, zevklenmek dey. ağzı kulaklarına varmak, bastığı yeri bilmemek, başı göğe ermek, bayram etmek, canına değmek çalmadan oynamak, çubuğu tellendirmek/yakmak, efkar dağıtmak, feleği şaşmak, göklere uçmak, gönlünü/gönül eğlendirmek, havalara uçmak, hoşnutluk getirmek, içi açılmak, iki seksen uzanmak, keyfe gelmek, keyfi yerine gelmek, keyif almak/çatmak, sekiz köşe olmak, yatıp dinlenmek, yere serilmek/yapışmak, zarına bakmak, zevk vermek, zevke bakmak, zevkine varmak, zevkten dört köşe olmak karş. üzülmek, sıkıcı bulmak
keyifli s. acısız, bahtiyar, beğenilen, dertsiz, eğlenceli, emeksiz, eziyetsiz, ferah, gailesiz, gönenmiş, güleç, haz veren, hoşa giden, hoşnut, huzurlu, kaygısız, kedersiz, keyif veren, kıvançlı, leziz, lezzetli, memnun, mesut, mutlu, müreffep, neşeli, rahat, sevinçli, sıkıntısız, şad, şakrak, şatır, şen, tasasız, tatlı, üzüntüsüz, zahmetsiz, zevkli dey. değme keyfine, dört köşe olmak, keyfi yerinde, keyfi yolunda/yerinde olmak, sabah keyfi, zevkine bakmak karş. hasta, kaygılı, keyifsiz, neşesiz, tasalı, üzüntülü
keyifsiz s. acılı, ağlamaklı, bağrı yanık, beğenilmeyen, bizar, cefakar, çileli, dertli, dirliksiz, durgun, düşünceli, elemli, endişeli, ezik, firaklı, gamlı, hasta, hicranlı, huzursuz, hüzünlü, içlenmiş, kahırlı, karamsar, kasavetli, kaygılı, kederli, kuşkulu, mahzun, matemli, mutsuz, neşesiz, problemli, rahatsız, sağlığı bozuk, sayrı, sıhhatsiz, sıkıntılı, sorunlu, tasalı, tedirgin, üzgün, yaslı dey. bağrı yanık, canı sıkkın, çehresinden düşen bin parça, diken üstünde, keyfi bozuk/yok, kulağına kar suyu kaçmış, rahatı bozuk karş. huzurlu, neşeli
keyifsizlenmek f. fenalaşmak, hastalanmak, hastalık yapmak, hasta olmak, kötülemek, rahatsızlanmak, sağlığı bozulmak dey. dut yemiş bülbüle dönmek, hastalık yapmak, hasta olmak karş. iyileşmek
keyifsizlik i. hastalık, rahatsızlık, sayrılık
kez i. çala, defa, kat,kere, misil, posta, sefer, yol
keza z. aynı, böyle, hakeza, ondan, özdeş, şunun gibi, tıpkı
kezalık z. aynı, keza, misil, tıpkı
kıble i. esinti, rüzgar
kıblesiz s. Allahsız, ateist, beynamaz, dinsiz, imansız, inansız, zındık
kıç i. anus, arka, art, dışkılık, dip, dübür, geri, mabat, makat, oturak, öte yüz, peş, popo, sırt, sofra ? arka
kıdem s. eskilik, geçmiş, mazi
kıdemli s. eski, klasik, pir, pişkin, tecrübeli karş. kıdemsiz
kıdemsiz s. acemi, cahil, çırak, çolpa, deneyimsiz, kuş, müptedi, stajyer, tecrübesiz, tor, torlak, toy, yeni karş. kıdemli
kıkırdamak f. dıngıldamak, fıkırdamak, sakırdamak, sarsılmak, silkelenmek, silkinmek, titremek, zangırdamak, zıngırdamak
kıl i. bıyık, kaş, kirpik, kuştüyü, saç, sakal, tüy, yapağı, yapak, yele, yelek, yün ? perçem
kıl payı z. âdeta
kılavuz i. antrenör, broşür, dadı, danışman, delil, hoca, ipucu, izci, kanıt, kösemen, lider, lügat, mandar, mih, muallim, mürşit, öncü, önder, pişdar, rehber, risale, sağdıç, yenge, yordam ? öğretmen, önder
kılavuzluk i. önderlik
kılcal damar i. damar
kılıbık i. cesaretsiz, kansız, korkak, ödlek, süngüsü düşük, tabansız, tavşan yürekli, ürkek, yılgın, yüreksiz dey. gölgesinden korkar, kadın/karı ağızlı, karım/karısı köylü, tavşan yürekli karş. kazak
kılıç i. bıçak, orak, pala
kılıf i. ambalaj, gömlek, kap, kın, koruncak, kuburluk, kutu, mahfaza, örtü, saklantı, zarf
kılık i. biçim, dış yüz, durum, duruş, elbise, endam, eşkal, form, forma, giyecek, giyim kuşam, giyiniş, görünüm, görünüş, gösteriş, heybet, kalıp, kisve, kıyafet, manzara, ruba, suret, şekil, üst baş, zevahir karş. içyüz
kılık kıyafet i. biçim, form, manzara, şekil
kılıklandırmak f. imgelemek, tasarlamak, tasavvur etmek
kılıksız i. babayani, çapaçul, derbeder, düttürü, hırpani, kılkuyruk, kıyafetsiz, kirloz, pasaklı, perişan, rabıtasız, rüküş, saçaklı, süfli, sünepe, şapşalzibidi dey. at hırsızı gibi, besleme gibi, bol paça, çarşamba karısı gibi, çingene haraççısına benzer, düşük etek, düttürü Leyla, eteği düşük, göğüs bağır açık, kılık kıyafet köpeklere ziyafet!, paçası düşük, saçaklı Raziye, saç sakal birbirine karışmış, üstü başı dökülüyor, yaka bir tarafta paça bir tarafta, yalınayak başı kabak, yarım pabuçlu, yerli turist, zemheri zürafası karş. kellifelli, şık ? dağınık, kalender, kirli, yoksul
kımıldamak f. bıngıldamak, çırpınmak, dalgalanmak, davranmak, debelenmek, deprenmek, depreşmek, eğilmek, hareket etmek, kımıldanmak, kalkmak, kıpırdamak, kıvranmak, oynamak, sallanmak, yalpalamak dey. harekete geçmek, yerinden oynamak ? atlamak, irkilmek, koşmak, oturmak, sendelenmek, titremek, vurmak, yürümek
kımıldanmak f. çırpınmak, dalgalanmak, ırgalanmak, kımıldamak, kıpırdanmak, kıvranmak, oynamak
kımıldatmak f. oynatmak, sallamak, sarsmak
kımıltısız s. cansız, dingin, durağan, dural, durgun, fersiz, güçsüz, hareketsiz, ölgün, renksiz, sabit, sakin, sessiz, soluk, sönük, uyuşuk, yorgun karş. kımıl kımıl
kın i. kap, kılıf, koruncak, kuburluk, kutu, mahfaza, örtü, sadak, saklantı, zarf
kınalı s. boyalı, fantazi, kınalanmış, makyajlı, süslü
kınama f. ayıplama, çekiştirme, gıybet, kovuculuk, kötüleme, papara, takbih, tayip, tekdir, tezvir karş. methetme, övme, takdir etme, yüceltme
kınamak f. ayıplamak, batırmak, beğenmemek, çekiştirmek, hicvetmek, ıslıklamak, itham etmek, kabahatli görmek, kabahat yüklemek, karalamak, kötülemek, kritik etmek, suçlamak, taşlamak, tekdir etmek, tenkit etmek, yermek, yuhalamak, yüzlemek, zemmetmek dey. büyük laf etmek, ervahına yuf olsun demek, kabahatli görmek, kabahat yüklemek, noksanına kalmak, suçlu görmek, suç yüklemek, töhmet altında bırakmak, yazıklar olsun, yerin dibine batırmak, yuf borusu çalmak, yuha çekmek, yuhaya tutmak; kınayanda kırk batman karş. övmek
kıpırdak s. acar, atak, ateşli, atılgan, atik, canlı, cıva gibi, cıvıl cıvıl, çalışkan, çevik, delişmen, diri, etkin, faal, hareketli, harlı, işlek, kıvrak, lastik gibi,oynak, ruhlu, sağlıklı, tetik karş. durgun, kımıltısız, sakin
kıpırdama i. sarsılma
kıpırdamak f. kalkmak, kımıldamak, oynamak
kıpırdanma i. dalgalanma, titreşim
kıpırdanmak f. bıngıldamak, çırpınmak, dalgalanmak, depreşmek, hareket etmek, ırgalanmak, irkilmek, kımıldanmak, kıvranmak, oynamak, sallanmak, sendelemek, titremek, titreşmek, yerinden oynamak
kıpırdatmak f. oynatmak, tahrik etmek
kıpırdayan s. oynak
kıpırtı i. çarpıntı, çırpınış, çırpınma, çırpıntı, helecan, nöbet, sarsılma, sarsıntı, silkinti, titreme, titreşim, ürperiş, ürperme, ürperti, vibrasyon, zangırdama, zangırtı, zıngırdama, zıngırtı
kıpkırmızı s. kıpkızıl
kıpkırmızı olmak f. kızarmak
kıpkızıl s. aşırı, hâd, kıpkırmızı, koyu, pek, ziyade
kıpti s. çingene
kır i. bahçe, bostan, çayır, çim, kırsal alan, ova, park ? ak, kara
kır s. boz, bozlak, gri, gümüşi, kırçıl, kurşuni, sahra, sincabi, tekir
kıraat i. okuma
kıraathane i. gazino, kahve
kıraç i., s. bayır, bereketsiz, biteksiz, bor, bozkır, çorak, çöl, çöllük, işe yaramaz, kuru, sahra, step, tundra, verimsiz, yararsız karş. verimli sulak ? bozkır, güçsüz, kısır, kuru, yararsız
kıraç topraklar i. bozkır, çorak, çöl
kırağı i. buz, çiy, billur, jale, kar, rahmet, şebnem, yağmur
kıran i. afet, badire, bayır, çevre, hastalık, facia, fecaat, felaket, illet, kenar, kıyı, maraz, ölet, salgın, tepe, uç
kıranta s. kodaman, oturaklı
kırat i. aşama, basamak, derece, düzey, kademe, kalite, merhale, mertebe, rütbe, safha, seviye, sıra
kırba i. küp, testi
kırbaç i. değnek, kamçı, taziyane
kırbaçlamak f. dövmek, kamçılamak
kırgın s. alınmış, buruk, dargın, düşman, garezli, gücenik, gücenmiş, hasım, içerlemiş, kavgalı, kırık, kızgın, küs, küskün, küsmüş, şekerrenk dey. araları açık/bozuk, aralarından kara kedi geçmiş, ilişkileri bozulmuş karş. barışık
kırgınlık f. alınma, anlaşamamazlık, anlaşmazlık, aykırılık, bağdaşmazlık, birleşemezlik, geçimsizlik, ikilik, mutakabatsızlık, soğukluk, uymazlık, uyuşmazlık, zıtlaşmak, zıtlık karş. bağdaşım
kırıcı s. acı, acımasız, ağır, aksi, alıngan, amansız, anlayışsız, asabi, asi, avanak, canavar, çifteli, çiğ, damarlı, darılgan, densiz, gaddar, gâvur, geçimsiz, görgüsüz, hassas, haşin, hınzır, hırçın, hırıltıcı, hoyrat, hödük, hunhar, inatçı, incitici, insafsız, itaatsiz, itici, itirazcı, izansız, kalpsiz, kavgacı, küstah, merhametsiz, mızıkçı, mürüvvetsiz, nadan, nemrut, nezaketsiz, nobran, öfkeli, sallapati, serkeş, sert, sinirli, somurtkan, şefkatsiz, ters, titiz, uyuşmaz, vicdansız, zarafetsiz dey. ağır dilli karş. halim
kırık s. ayrıntı, azman, bölük, çatlak, durmuş, eskimiş, forma, harap, karma, karışık, karmaşık, katışık, kesinti, kesir, kırgın, kırıntı, kırma, köhne, kötü, kullanılmış, lime lime, melez, molekül, parça, sevgili, üzgün, yara, zerre; buruk, cüz, gücenik, incinmiş karş. fay, safkan
kırılgan s. çürük, dayanıksız, derme çatma, entipüften, kalitesiz, köksüz, kötü, mukavemetsiz, niteliksiz, tapon, temelsiz, uydurma, yalınkat, yaramaz karş. kaliteli
kırılma i. darılma, incinme, incitilmek
kırılmak f. alınmak, aşınmak, berelenmek, bozulmak, bozuşmak, burulmak, çarpılmak, çatlamak, çözülmek, dağılmak, darılmak, dökülmek, eskimek, gücenmek, haraplaşmak, harap olmak, hırpalanmak, konuşmamak, kötüleşmek, lime lime olmak, örselenmek, parçalanmak, soğumak, telef olmak, yaralanmak, yıpranmak, yırtılmak, zedelenmek; gocunmak, içerlemek, küsmek, rencide olmak,
kırılmış s. çatlak, paramparça
kırım i. afet, katliam
kırım etmek f. boğazlamak
kırın i. dans, raks
kırınmak f. kırıtmak, kıvırmak, oynamak
kırıntı i. ayrıntı, bölük, cüz, çöp, forma, kesinti, kesir, kırık, kırpıntı, molekül, parça, zerre
kırışık s. cansız, buruş buruş, buruşuk, büzüşük, gevşek, kalıpsız, kırışıklı, kırış kırış, kıvrım, soluk, ütüsüz karş. kalıplı
kırışıksız s. pürüzsüz
kırışmak f. bölüşmek, buruşmak , büzülmek, eskimek, flört etmek, paslaşmak, yıpranmak dey. bahse tutuşmak, birbirini yok etmek, iddiaya girmek/ tutuşmak, pazarlık etmek, ütüsü bozulmak; buruş buruş olmak, kalıbı bozulmak, kırış kırış olmak karş. düzgünleşmek
kırışmış s. buruşuk, büzüşük
kırıştırmak f. flört etmek, konuşmak, oynaşmak, paslaşmak, sevişmek
kırıtkan s. cilveli, civelek, davetkar, fingirdek, hafif, hoppa, işveli, nazlı, oynak, şuh
kırıtma f. cilve, eda, fettanlık, fıkırdama, hoppalık, işve, naz, şuhluk karş. ağırbaşlılık
kırıtmak f. civelenmek, cilve yapmak, çalkalamak, çalkamak, fıkırdamak, fingirdemek, kırınmak, kıvırmak, kıvırtmak, salınmak, süzülmek dey. cilve dökmek/döktürmek/yapmak, gerdan kırmak, göz süzmek, kıçını kıvırmak, kırılıp bükülme/dökülmek, kuyruk sallamak, pas vermek, yalpa attırmak ? gülmek, kışkırtmak, oynamak, yaltaklanmak
kırkambar s. âlim, bilge, danişment, entellektüel, kültürlü, malumatlı
kırkı i. kesme, makas
kırkıntı i. parça
kırklamak f. temizlemek
kırkma f. bölük, bukle, bürçük, perçem, pürçek, zülüf
kırkmak f. kesmek, kırpmak, makaslamak
kırkmerdiven i. eğim
kırma i. azma, azman, kırık, melez, metis, nakız karş. safkan
kırmak f. azaltmak, bozmak, burkmak, çatlatmak, çekmek, darıltmak, dövmek, eksiltmek, etkilemek, hırpalamak, imha etmek, incitilmek, incitmek, indirmek, katletmek, kesmek, kıymak, koparmak, kurşunlamak, mahvetmek, müteessir etmek, öğütmek, öldürmek, paralamak, parçalamak, ufalamak, yaralamak, yıpratmak; gücendirmek, incitmek, küstürmek, üzmek dey. ağır dil kullanmak, aman vermemek, camı çerçeveyi indirmek, canını almak, demediğini komamak/bırakmamak, dili ile sokmak, dirhemini yiyen it/köpek kudurur dümdüz etmek, gönül incitmek/yıkmak/kırmak, ikiye bölmek, ileri geri konuşmak/söylemek/laflar etmek, kırıp geçirmek, lafını bilmemek, ortadan kaldırmak, parça parça etmek, tuzla buz etmek, ufak parçalara ayırmak, un ufak etmek ? devirmek, kesmek
kırman i. duvar, sur
kırmızı i. al, bordo, fesrengi, güvez, kızıl, lal, nar çiçeği, pancar gibi, siklamen, şarabi
kırpıntı i. çöp, forma, kırıntı, kıyıntı, kıymık, kopuntu, parça, yonga, zerre
kırpmak f. azaltmak, budamak, eksiltmek, kesmek, kırkmak
kısa s. bacaksız, bastıbacak, beberuhi, bodur, boysuz, bücür, cüce, endamsız, güdük, kesik karş. boylu, büyük, uzun ? küçük, zayıf
kısa boylu cüce dey. altı karış/beberuhi, bacak kadar, badi badi bacak, bir cigara içimi/yol, bir karış/beberuhi, bir karış boy, boy fukarası, çayır cücesi, çitlembik gibi, düdük gibi, fındık kurdu, kıçtan bacaklı, kıçı yere yakın, kısa boylu, mahşer midillisi, parmak kadar, şamama gibi, ufak tefek, yarım porsiyon, yer cücesi, yerden bitme/yapma
kısacası z. hâsılı, velhasıl, yani dey. hasılı kelam, sözün kısası, uzun lafın kısası
kısaltma f. hulasa, icaz, icmal, kod, özet, telhis, vecize
kısaltmak i. budamak, tıraşlamak
kısık s. azaltılmış, boğuk, darboğaz, kısılmış dey. güçlükle çıkan, homurtu gibi, mırıldanma gibi, pes perdeden
kısıklı i. artezyen, kaynak, pınar
kısılmak f. azalmak, yumulmak
kısılmış s. boğuk, kısık
kısım i. ayrım, bölge, bölük, bölüm, bölüntü, cephe, civar, çevre, dolay, fasıl, fırka, fason, hane, hizip, katman, kesim, kesit, kıta, kol, madde, parça, pare, parti, sahne, sektör, şube, taraf
kısınmak f. artırmak, idare etmek, iktisat etmek, tasarruf etmek, tutum yapmak
kısır i. aciz, akim, burma, buruk, burulmuş, burulu, çorak, çökkün, dermansız, doğurmaz, dölsüz, ebter, enek, enenmiş, erksiz, fasit, güçsüz, güdük, hadım, hadımağası, halsiz, iğdiş, iktidarsız, kudretsiz, kuvvetsiz, marifetsiz, mecalsiz, steril, sterilize, takatsiz, verimsiz, yeteneksiz, yoz karş. doğurgan, güçlü, verimli ? güçsüz, kıraç
kısırdöngü i. açmaz, çıkmaz, fasit daire, kördüğüm, mesele, problem, sorun
kısırganmak f. esirgemek, kıyamamak
kısırlaştırma i. burma
kısırlaştırmak f. burmak, süzmek, hadım etmek, iğdiş etmek
kısıt i. ambargo, had, hudut, limit, sınır, yasak
kısıtlama i. ambargo, gözaltı, tahdit
kısıtlamak f. azaltmak, hapsetmek, kayıtlamak, kıstırmak, koşullara bağlamak, menetmek, sınırlandırmak dey. musluğu kısmak/sıkmak, şartlara bağlamak, şart koşmak, tahdit etmek
kısıtlamasız s. azade, azatlı, bağımsız, hür, kayıtsız, muaf, sınırsız
kısıtlanma i. kölelik, kulluk
kısıtlanmak f. daralmak
kısıtlanmamış s. erkin
kısıtlanmış s. kısıtlı
kısıtlayıcı i. inzibati
kısıtlı s. bitimli, dar, hudutlu, kayıtlı, kısıtlanmış, limitli, mahdut, sayılı, sınırlı, sınırlanmış, sonlu dey. hakları kısıtlanmış, kısıt altına alınmış, özgürlüğü sınırlandırılmış karş. hudutsuz
kısıtsız s. limitsiz, sınırsız
kıskançlık i. çatlamak, çekememe, haset
kıskandırmak f. ayartmak dey. düşman çatlatmak
kıskanma s. çekememe, haset
kıskanmak f. çatlamak, çekememek, çoksamak, esirgemek, gıpta etmek, haset etmek, imrenmek, iştahlanmak, kaldıramamak, kıskanmak, kısmak, kıyamamak, özenmek, sakınmak, vermezlenmek, yapınmak dey. çatır çatır çatlamak, çok görmek, düşman çatlatmak, gıpta etmek, göz değmek, göze gelmek, gözünden sakınmak, haset etmek, içi dayanamamak/götürememek, karnı almamak, kıskançlık duymak/etmek, sağ gözünü sol gözünden kıskanmak/sakınmak, yüreğine kar yağmak karş. ikram etmek ? imrenmek
kısmak f. azaltmak, budamak, çatlamak, esirgemek, hafifletmek, kıskanmak, kıyamamak, sakınmak, sesi alçaltmak, vermezlenmek karş. açmak, ikram etmek
kısmet i. alınyazısı, baht, devran, felek, fırsat, kader, meymenet, nasip, olacak, piyango, rastlantı, sûr, şans, takdir, takdiri ilahi, talih, tecelli, uğur, yazgı, yazı, yıldız dey. alın yazısı, Allah yazısı, baht işi, kambur felek, kısmet kapısı, takdiri ilahi
kısmetli s. nasipli, talihli, şanslı dey. bahtı açık, kısmeti açık, şansı açık/var, talihi açık/var
kısmetsiz s. karayazılı, şanssız, talihsiz, uğursuz
kısmık s. hasis, nekes
kısmi i. bölümsel, cüzi, kısmen
kısrak i. at
kısrak i. beygir
kıssa i. anlatı, destan, efsane, fıkra, hikaye, masal, menkıbe, mesel, mit, öykü, roman, söylence
kıssadan hisse ders
kıstak i. geçit
kıstas i. denektaşı, endaze, kriter, kriteryum, mihenk, mikyas, miyar, norm, ölçü, ölçüt
kıstırılmak f. tutuklanmak
kıstırmak f. avlamak, enselemek, hapsetmek, kısıtlamak, ökselemek, tutmak, tutuklamak, yakalamak, zindana atmak dey. ele geçirmek, ensesine yapışmak, fena yakalamak, gagasından yakalamak, gözaltına almak, içeri atmak, içeri tıkmak, kodese atmak, pençesine geçirmek, tevkif etmek, yakasına yapışmak, zindana atmak karş. salıvermek
kışkırtıcı s., i. anarşist, arabozan, asi, ayartıcı, bozguncu, bölücü, çeteci, fesat, fesatçı, ihtilalci, isyancı, isyankar, komplocu, körükleyici, muharrik, nifakçı, özendirici, sabotajcı, suikastçi, tahrikçi, tedhişçi, terörist, teşvikçi, yıkıcı, zehirli karş. müsekkin, sakinleştirici, yatıştırıcı
kışkırtmak f. alevlendirmek, arabozanlık etmek, ateşlemek, ateşlendirmek, ayaklandırmak, ayarmak, ayartmak, azdırmak, azmettirmek, cesaretlendirmek, coşturmak, çatıştırmak, doldurmak, dürtmek, dürtüklemek, dürtüşmek, fitillemek, gayretlendirmek, heyecanlandırmak, heveslendirmek, isteklendirmek, işlemek, kamçılamak, kapıştırmak, kızıştırmak, kurmak, körüklemek, moral vermek, özendirmek, parmaklamak, şişirmek, tahrik etmek, teşvik etmek, yiğitlendirmek, yüreklendirmek, zehirlemek dey. aklına koymak, aklını çelmek, anarşi yaratmak, ara açmak/bozmak, atla arpayı dalaştırmak/dövüştürmek, ayağa kaldırmak, birbirine düşürmek, cesaret vermek, eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek, fesada vermek, fesat çıkarmak/kurmak, fıstık vermek, fiş sokmak, fişek atmak, fişek salıvermek, fit koymak/sokmak/vermek, fitil vermek, fitne sokmak, fitili yutmak, fitne sokmak, galeyana getirmek, gayrete getirmek, günaha sokmak, heyecana getirmek, iç gıcıklamak, kamış atmak, kulağına koymak, kundak sokmak, kuyruğa basmak, meydana sürmek, moral vermek, müşteri kızıştırmak, parmak atmak, pişmiş aşa soğuk su katmak, tırnak sürtüştürmek, yangına körükle gitmek, yılanın kuyruğuna basmak karş. sindirmek, yatıştırmak ? ayartmak, bozguncu, öğretmek, öğüt vermek, sataşmak
kıt i. akılsız, az, dar dey. az buçuk/çok, bir avuç/damla/dirhem/iki/nebze/parça, can otu, cüzi miktarda, devede kulak, eti ne budu ne, hafif tertip, sıçan deliği bin altın, tek tük, varla yok arası, yarı buçuk karş. bol
kıta i. anakara, arazi, ayrım, bölge, bölme, bölük, bölüm, bölüntü, büyüklük, cephe, civar, çevre, diyar, dolay, fasıla, fason, grup, hacim, kara, kesim, kısım, küme, memleket, ölçü, parça, toprak, ülke, yurt; fıkra, kesit, madde, sektör, sınıf, takım,
kıtır i. galeta, gevrek
kıtlaşma i. daralma
kıtlaşmak f. azalmak, erimek, kalmamak, tükenmek, yoğaltmak
kıtlık i. açlık, adem, azlık, bela, boşluk, darlık, eksik, eksizlik, fevt, gıdasızlık, gıyap, gıybet, hiçlik, nedret, noksan, noksanlık, ölüm, sıkıntı, yitim, yokluk, yoksulluk, zeal karş. varlık
kıvam i. aşama, basamak, derece, düzey, kademe, koyuluk, merhale, mertebe, safha, seviye, tav
kıvamlı s. ağdalı, derişik, kalın, kalınlaşmış, katılaşmış, konsantre, koyu, sık, pıhtılaşmış, tortulu, yoğun karş. cıvık
kıvanç i. beğenme, coşku, esrime, gurur, gururlanma, haz, hazzetme, hoşlanma, hoşnutluk, iftihar, keyif, memnuniyet, memnunluk, meşerret, mutluluk, neşe, ongunluk, övünç, saadet, selamet, sevinç, şadlık, şenlik, şevk karş. hoşnutsuzluk
kıvanç duymak f. keyiflenmek, şad olmak
kıvançlı i. bahtiyar, dertsiz, emeksiz, eziyetsiz, ferah, gailesiz, gamsız, gönenmiş, gururlanan, güleç, hoşnut, huzurlu, kaygısız, kedersiz, keyifli, memnun, mesut, mutlu, neşeli, ongun, övünçlü, rahat, sevinçli, sıkıntısız, şad, şadan, şatır, şen, tasasız, zahmetsiz karş. kaygılı
kıvanma i. iftihar, şevk
kıvanmak f. gönenmek, gururlanmak, iftihar etmek, keyiflenmek, kurulmak, mutlanmak, mutlu olmak, neşelenmek, sevinmek, şad olmak, şenlenmek, şişinmek dey. acıyla irkilmek, hareket etmek, sancısı tutmak, yerinden oynamak
kıvılcım i. alev, ateş, çakım, şerare, uçkun, yalım
kıvırma i. burma, eğdirme
kıvırmak f. başarmak, becermek, bükmek, çalkalanmak, çalkmak, çevirmek, devşirmek, döndürmek, dürmek, düzeltmek, gerçekleştirmek, kanırtmak, katlamak, kırınmak, kotarmak, oynamak, salınmak, sarmak, sıkılamak, sıkıştırmak, sıkmak, salınmak, yumurtlamak, yalan söylemek; burkmak, burmak, cilvelenmek, fingirdemek, kırıtmak, kıvırtmak karş. ağırbaşlı davranmak, başaramamak, düzeltmek
kıvırtmak f. kırıtmak, kıvırmak, salınmak
kıvrak s. akıcı, atik, atletik, cambaz, canlı, çevik, hareketli, hızlı, kemiksiz, kıpırdak, lastik gibi, oynak, tetikte karş. hantal
kıvranmak f. acı çekmek, çırpınmak, dalgalanmak, debelenmek, depreşmek, devinmek, dövünmek, ırgalamak, ırganmak, inildemek, inlemek, kımıldamak, kımıldanmak, kıpırdanmak, oynamak, sıllınmak, sendelenmek, titremek, titreşmek
kıvrık s. burma, çevrik
kıvrılmak f. burkulmak, sapmak
kıvrılmış s. burma, çevrik
kıvrım i. büzgü, dalga, eğri, helezon, kırışık, pili, pot
kıvrımlı s. dolambaçlı, pili
kıvrıntılı s. eğri
kıya i. cinayet, imha, jenosit, katliam, kıyım, linç, recm
kıyafet i. biçim, dışyüz, durum, duruş, elbise, esvap, eşkal, form, giyecek, giyiniş, giyinti, kuşantı, giysi, görünüm, görünüş, gösteriş, heybet, kalıp, kılık, kisve, manzara, ruba, suret, şekil, zevahir dey. giyim kuşam, giyinti kuşantı, kılık kıyafet, şekil şemail, üst başkarş. içyüz
kıyafetsiz s. çapaçul, derbeder, düttürü, harabati, hırpani, hırtlamba, kılıksız, pasaklı, pejmürde, perişan, rüküş, saçaklı, süfli, şansız, zibidi dey. çingene haraççısına benzer, düşük etek, düttürü Leyla, kılık kıyafeti bozuk/kıyafet köpeklere ziyafet, üstü başı dökülüyor, yaka paça bir tarafta, yalınayak başı kabak, yarım pabuçlu karş. şık
kıyam i. anarşi, ayaklanma, çatışma, dalaş, isyan, kaos, kargaşa, karışıklık
kıyamamak f. acımak, çatlamak, çekememek, çoksamak, çoksunmak, esirgemek, kısırganmak, kıskanmak, kısmak, sakınmak, vermezlenmek karş. ikram etmek
kıyamcı i. kundakçı, yıkıcı
kıyamet i. ayaklanma, bağrışma, bol, curcuna, çağırışma, dağdağa, gürültü, hengame, kaos, karambol, kargaşa, karmaşa, karışıklık, kavga, patırtı, şamata, velvele karş. dirlik
kıyan s. parçalayıcı
kıyas i. karşılaştırma, mukayese, nispetleme, oranlama, ölçüştürme, örnekseme, teşpih, yarıştırma
kıyas etmek f. benzetme, karşılaştırmak, kıyaslamak, nispetlemek, oranlamak, örneksemek, yarıştırmak
kıyasıya z. adamakıllı, alabildiğine, çok, enikonu, gayet, gayetle, güzelce, hakkıyla, iyice, iyicene, layıkıyla, öyle, öylemesine, öylesine, pir, sunturlu, yaman, ziyadesiyle dey. bal gibi, gücü gücü yetene, iyiden iyiye, kıran kırana, yerden göğe kadar karş. gelişigüzel
kıyaslamak f. karşılaştırmak, kıyas etmek, mukayese etmek, nispetlemek, oranlamak dey. canı cana ölçmek, kendinden paha/pay biçmek, mukayese etmek, nispet etmek, pay biçmek, teşbih etmek, teşbih yapmak
kıyaslandığında z. göre
kıyaslayarak z. nispeten
kıygı i. acı, cefa, işkence, kahır, kasavet, kıyım, kötülük, zulüm
kıyı i. barınak, borda, bucak, cidar, çeper, kenar, kıran, köşe, kumsal, pervaz, rıhtım, sahil, taraf, uç, yaka, yan
kıyıcı s. acımasız, amansız, canavar, cani, gâvur, haşin, hınzır, hunhar, insafsız, kalpsiz, kasap, merhametsiz, mürüvvetsiz, nemrut, parçalayıcı, şefkatsiz, tiran, vicdansız, zalim
kıyılmak f. sızlamak, zonklamak
kıyım i. baskı, bela, cefa, cevir, cinayet, çile, eza, eziyet, gaddarlık, gadir, haksızlık, idam, imha, işkence, itlaf, jenosit, kahır, kasavet, katil, katliam, kıya, kıygı, kötülük, linç, mezalim, recim, sıkıntı, soykırım, suikast, tazip, tedhiş, telef, terör, üzgü, üzüntü, zulüm dey. adam öldürme, cana kıyma, ortadan kaldırma, telef etme, yok etme karş. iyilik
kıyıntı i. forma, kesinti, kesir, kırpıntı, parça
kıyışma i. rekabet
kıyışmak f. çekişmek, müsabaka yapmak, ölçüşmek, rekabet etmek, şartlaşmak, uyuşmak
kıymak f. doğramak, ezmek, haklamak, kahretmek, kastetmek, katletmek, kesmek, kırmak, koparmak, mahvetmek, öğütmek, öldürmek, rendelemek, tepelemek, ufalamak, zulmetmek dey. acımadan öldürmek/vermek, başını ezmek, canını çıkartmak, eza yapmak, eziyet etmek, feda etmek, gözden çıkarmak, ince ince dilimlemek/doğramak/kesmek, ocağını söndürmek, perişan etmek, yuvasını yapmak
kıymet i. ayvaz, bedel, değer, eder, fiyat, hediyesi, kadir, karşılık, maliyet, narh, önem, paha, rayiç, semen, ücret
kıymetlendirmek f. değerlendirmek, faydalanmak, kullanmak, satmak, yararlanmak karş. değerini bilememek
kıymetlenme i. değerlenme
kıymetli s. aziz, değerli, faziletli, izzetli, kıymettar, meziyetli, muazzez, muhterem, pırlanta gibi, revaçta, seviyeli dey. can-ı aziz, dişe dokunur, elmas gibi, geçer akçe, göz bebeği, hint kumaşı, paha biçilmez, pırlanta değerinde/gibi, tatlı can, yükte hafif pahada ağır karş. değersiz, kıymetsiz, paçavra
kıymetli mallar i. hazine, değersiz, fos, hakir, hiçten, hor, ıskarta, kof, kötü, külüstür, moloz, paçavra, seviyesiz, tapon, turfa
kıymetsiz s. adi, alelade, aşağı, bayağı, değersiz, değimsiz, fos, hakir, havai, havaiyat, hor, ıskarta, kof, küçük, naçiz, önemsiz, seviyesiz, zelil dey. ahım şahım birşey değil, beş para etmez, denizden bir avuç su, incir çekirdeğini doldurmaz/doldurmayan, kuru dâva, solda sıfır karş. değerli
kıymettar s. kıymetli
kıymık i. forma, kırpıntı, parça
kız i. bakire, bekar, çocuk, dişi, evlat, hatun, kadın, yavru
kızak i. kayak, merdiven, paten, ski, troyka, zanka
kızan i. babayiğit, bebe, bebek, çocuk, dadaş, delikanlı, döl, ergen, erkek, gencecik, genç, oğul,, terbıyık, yeniyetme
kızarmak f. kavurmak, kepaze olmak, kıpkırmızı olmak, morarmak, mosmor olmak, pembeleşmek, sıkılmak dey. gözleri çakmak çakmak olmak/kan çanağına dönmek, gözlerinin içine kadar kızarmak, gözü kan çanağı olmak, ıstakoz gibi kızarmak/olmak, kan oturmak, kıpkırmızı kesilmek, kızarıp bozarmak, pancar gibi olmak, renkten renge girmek, yanakları al al olmak/pençe pençe olmak karş. sararmak ? rezil olmak, utanmak
kızdırmak f. aranmak, çamurlaşmak, çatmak, hiddetlendirmek, kaşınmak, öfkelendirmek, patlatmak, sataşmak, sinirlendirmek, sürtünmek dey. bam teline basmak, can damarına basmak, dalına basmak, davul etmek, deliye döndürmek, dinden imandan çıkarmak, fazla olmak, fincancı katırlarını ürkütmek, fitil vermek, gıcık etmek/ vermek, insanlıktan çıkarmak, kafasını bozmak, kuyruğuna basmak, nasırına basmak, sabrını tüketmek, sakalının bam teline basmak, sinir etmek, tepesinin tasını attırmak, zıddına basmak/gitmek, zıt gitmek, zülfü yare dokunmak karş. yatıştırmak
kızgın s. asabi, azgın, babalı, celalli, çatık, dargın, dolgun, gazaplı, har, hırçın, hırslı, hiddetli, ısınmış, kavgalı, kırgın, kızmış, kudurgan, kuduruk, nemrut, öfkeli, sıcak, sinirli, somurtmuş, somurtuk, suratlı, suratsız, şekerrenk, yakıcı dey. asabatı bozuk, asık çehreli/suratlı/yüzlü, barut gibi, burnundan düşen bin parça oluyor, çatık çehreli/kaşlı/suratlı/yüzlü, ekşi suratlı/yüzlü, kuduz gibi, kudurmuş köpek gibi, sol tarafından kalkmış, surat bir karış, ters tarafından kalkmış, yüzünden düşen bin parça karş. dingin, güleç, mutlu, sakin, soğukkanlı ? dargın, geçimsiz, inatçı, üzgün
kızgınlık i. asabiyet, düşkünlük, feveran, galeyan, garaz, gazap, hınç, hırs, hışım, hiddet, infial, kızma, köpürme, kudurma, nefret, nefsaniyet, öfkelenme, parlama, sinir, sinirlenme karş. sakinleşme
kızıl i. al, bordo, fesrengi, güvez, kırmızı, lal, narçiçeği, siklamen, şarabi, vişneçürüğü dey. pancar gibi, vişne rengi
kızışık s. kızmış, şiddetli
kızışma i. coşkunluk
kızışmak f. alevlenmek, ateşlenmek, azışmak, azmak, azıtmak, coşmak, gayretlenmek, güçlenmek, harlanmak, hararetlenmek, hareketlenmek, haşinleşmek, heyecanlanmak, hırçınlaşmak, hızlanmak, hislenmek, ısınmak, kudurmak, köpürmek, sertleşmek, şahlanmak, şiddetlenmek, yoğunlaşmak karş. durulmak, yatışmak
kızıştırmak f. azdırmak, azmettirmek, bilemek, cesaretlendirmek, coşturmak, dürtmek, dürtüklemek, dürtüşlemek, gayretlendirmek, heveslendirmek, heyecanlandırmak, isteklendirmek, kamçılamak, kışkırtmak, özendirmek, parmaklamak, tahrik etmek, yiğitlendirmek, yüreklendirmek dey. ayağa kaldırmak, gayrete getirmek, tahrik etmek, teşvik etmek, tırnak sürtüştürmek karş. sindirmek
kızkardeş i. abla, kardeş
kızlık i. bekârlık
kızma i. asabileşme, asabiyet, düşkünlük, feveran, garaz, gazap, hınç, hırs, hırslanma, hışım, hiddet, içerleme, infial, kızgınlık, köpürme, kudurma, nefret, nefsaniyet, öfkelenme, parlama, patlama, sinir, sinirlenme karş. yatışma
kızmak f. acılanmak, asabileşmek, alevlenmek, ateşlenmek, azarlamak, babalanmak, celallenmek, cinlenmek, delilenmek, deli olmak, delirmek, dolmak, hırslanmak, hiddetlenmek, huylanmak, ifrit kesilmek, kin tutmak, köpürmek, kudurmak, öfkelenmek, parlamak, patlamak, sinirlenmek, sinir olmak dey. abdestini vermek/donatmak, acığı gelmek, afyonu başına vurmak, afyonu patlatmak, alev kesilmek, asabı bozulmak, ateş almak/kesilmek/püskürmek, ayranı kabarmak, babaları tutmak, babaları üstünde olmak, bağırıp çağırmak, barut kesilmek, başı kızmak, beyni/tepesi atmak, bora patlatmak, burnu sarkmak, burnuna kan kokmak, burnundan solumak, canı sıkılmak, cin ifrit kesilmek/olmak, cin(-leri) başına toplanmak, cinleri ayağa kalkmak, cinleri başına toplanmak/üşüşmek/çıkmak, çehre etmek, çehresini çatmak, çılgına dönmek, çiğ çiğ yemek, çileden çıkmak, damarı tutmak/kabarmak, dinden imandan çıkmak, diş bilemek/gıcırdatmak, dumanı tepesinden çıkmak, fıtık olmak, fitili almak, gazaba gelmek, gıcık kapmak, gönlü kalmak, gözü dumanlanmak, gözleri dönmek, gözleri evinden oynamak/uğramak, gözleri fırlamak, gözleri oynamak, gözlerinde şimşek/şimşekler çakmak, gözü dumanlanmak/ görmemek/kızmak, gözüne hiç bir şey görünmemek, gözünü kan bürümek, heyheyleri üstünde olmak, hırsından/hiddetten çatlamak, hop kalkıp hop oturmak, heyheyleri tutmak, ifrit kesilmek/olmak, kafası atmak/ bozulmak/dönmek/kızmak, kafasının tası atmak, kalkıp kalkıp oturmak, kana susamak, kan başına sıçramak/uğramak, kan beynine çıkmak/sıçramak/vurmak, kanına dokunmak, keli kızmak, kendini kaybetmek, kin gütmek/tutmak, komaya girmek, küplere binmek, nevri dönmek, öfke tepesine/topuklarına çıkmak, öfkeden ateş püskürmek, öfkeden kudurmak, papaza kızıp oruç/perhiz bozmak/yemek, sabrı taşmak/tükenmek, sakal başı bırakmak, seni bana sayı ile mi verdiler?, sinir olmak, sinirden kudurmak, siniri oynamak/tepesinde olmak, sinirine dokunmak, sinirleri alt üst olmak/ ayağa kalkmak/ayakta olmak/bozulmak/gergin olmak/gerilmek, şapkayı ters giymek, şeytanları başına toplanmak, şirazeden çıkmak, tepesi atmak, tepesinin tası atmak, ters ters bakmak, tutarağı tutmak, uyuz olmak, ver yansın etmek, zıddına gitmek, zıvanadan çıkmak karş. dinmek, gülmek, hoşgörmek, sevinmek, yatışmak ? azmak, coşmak, darılmak, kızgın, öç almak, öfke, somurtmak
kızmış s. asabi, gazaplı, hararetli, harlı, hırslı, hırçın, ısınmış, kaynar, kızgın, kızışık, öfkeli, sert, sıcak, somurtmuş, suratlı, şiddetli, ters, yakıcı, zorlu dey. alev gibi, asabı bozuk, asık suratlı, ateş gibi/kesilmiş, barut gibi, cehennem gibi, çatık çehreli, ekşi yüzlü, fırın gibi, halvet gibi, hamam gibi, hiddetli huysuz, külhan gibi, suratı asık karş. güleç, soğuk
kibar s. ahlaklı, beyefendi, centilmen, cibilliyetli, çelebi, değerbilir, dürüst, edepli, edip, efendi, efendiden, erdemli, fazıl, faziletli, görgülü, hakkaniyetli, haksever, haluk, hanımefendi, hatırşinas, hürmetli, iffetli, ince, kadirbilir, kadirşinas, medeni, narin, nazik, nezaketli, nezih, oturaklı, saygılı, sosyal, terbiyeli, uygar, zarif dey. adam evladı, edep erkan bilir, efendiden bir adam, karıncayı incitmez, salon adamı, yol yordam bilir, yufka yürekli karş. çaçaron, hoyrat, kaba
kibarlık i. ağalık, albeni, alımlılık, asalet, cazibe, çekicilik, efendilik, güzellik, incelik, letafet, nefaset, rikkat, zarafet
kibarlıkla z. tatlılıkla
kibir i. afurtafur, azamet, böbürlenme, caka, çalım, fiyaka, gösteriş, gurur, jest, kabarma, kasılma, kasıntı, kurum, nispet, övünme, poz, şişinme, tafra, tavır, tefahur, tekebbür, ulvan, yordam karş. alçakgönüllülük, tevazu
kibir etmek gururlanmak
kibirlenmek f. avurtlanmak, böbürlenmek, büyüklenmek, gururlanmak, iftihar etmek, kabarmak, kasılmak, kurulmak, kurumlanmak, övünmek, şişinmek dey. afi kesmek, avurt etmek, azamet satmak, burnunun ucundan ilerisini görmemek, burnu kabarmak, büyüklük taslamak, büzülüp kasılmak, caka satmak, çalım atmak/satmak, düğüne keçi getirmiş kâhya gibi kurulmak, dümen yapmak, fiyaka satmak/yapmak, filim çevirmek, gurur gelmek, hava basmak, havalara girmek, hindi gibi kabarmak, içi katılmak, iftihar etmek, İngiliz tabancası gibi kurulmak, kibir etmek, koltuk kabarmak, kurumlanmak/kurum satmak, küçük dağları ben yarattım demek, numara yapmak, polim yapmak, racon kesmek, unvan satmak, yan gelip oturmak, yüksekten atmak
kibirli s. afili, avurtlu, azametli, cakalı, çalımlı, fiyakalı, fodul, gururlu, iddialı, kasıntı, kurumlu, mağrur, mütekebbir, nispetçi, övüngen, tafracı dey. aynalı cakacı, başı havada/yukarda, burnu büyük/havada/havalarda, bıyığı yelli, kuyruğu dik, burnu kaf dağında, burnu yere düşse almaz, derisine sığmaz, dik başlı, ekin iti gibi, kendini beğenmiş, kendini dev aynasında görüyor, kurumundan geçilmez, küçük köyün büyük ağası, ne oldum delisi, sonradan görme, yanına salavatla varılır/varılmaz, yüksekten atıcı karş. alçak gönüllü, mütevazı ? bencil, çalımlı, övüngen
kibirsiz s. alçakgönüllü, gösterişsiz, iddiasız, kalender, kanık, kurumsuz, mahviyetli, mütevazı, sade, yalın karş. iddialı
kibritçi s. hesabi, pinti
kifayet i. cevher, dirayet, erginlik, ihtisas, istidat, kabiliyet, liyakat, ustalık, yetenek, yeterlik, yeti
kifayet etmek f. yetinmek, yetmek
kifayetli s. başarılı, dirayetli, idareli, istidatlı, işgüzar, kabiliyetli, mahir, marifetli, yeterli
kifayetsiz s. dirayetsiz, idaresiz, istidatsız, kabiliyetsiz, marifetsiz, yeteneksiz, yetersiz
kifayetsizlik i. meskenet
kil i. alüvyon, balçık, batak, çamur, lös, mil
kiler i. ambar, antrepo, debboy, depo, dolap, hazne, yük, yüklük
kilim i. cicim, halı, örtü, yaygı, yolluk
kilise i. bazilika, ketedral, keşişhane, kilisecik, manastır, şapel ? papaz
kilit i. çengel, güvence, mandal, reze, sürgü, sürme
kilitlemek f. gizlemek, saklamak
kilo i. adet, miktar, nicelik, tartı
kilolu s. ağır, okkalı, şişman, tombalak, tombul
kilometre i. meblağ
kilosuz s. hafif
kimbilir s. bilinmeyen
kimi i. bazan, bazı, bazıları, birçok, birkaç, üç beş
kimlik i. ad, ehliyet, hüviyet, künye, lisans, pasaport, paso, şebeke dey. kafa/nüfus kağıdı, kimlik kartı, nüfus varakası, unvan tezkeresi ? belge
kimlik belgesi i. kart
kimono i. elbise
kimse i. adam, birey, biri, birisi, can, eşhas, falanca, fert, insan, kişi, nefer, sima, şahıs, şahsiyet, zat, zevat
kimsesiz s. adamsız, bomboş, boş, dımdızlak, gariban, gayri meskun, hali, halvet, hücra, ıssız, insansız, kuytu, metruk, öksüz, sahipsiz, sapa, tekin, tenha, terkedilmiş, uzak, yaban, yalnız, yardımcısız
kimsesizleşmek f. yalnızlaşmak
kimsesizlik i. yalnızlık, yalnızlık
kin i. adavet, düşmanlık, garaz, gazap, hınç, husumet, içerleme, infial, misilleme, nefret, nefsaniyet, tiksinti dey. deve kini, kan davası, kin gütme, kuyruk acısı, öç alma karş. dostluk, sempati
kin tutmak f. affedememek, bağışlayamamak, içerlemek, kızmak, köpürmek, kudurmak dey. ateş püskürmek, diş bilemek/gıcırdatmak, düşmanlık duymak, gazaba gelmek, gözü dönmek/kızmak, husumet duymak, kin bağlamak, misilleme yapmak, misillemede bulunmak, yanına kâr bırakmamak
kinaye i. anıştırma, cinas, dokundurma, eğretileme, iğneleme, ihsas, ima, intak, istiare, işaret, mecaz, serzeniş, sezdirme, sitem, tariz, taş telmih, temsil dey. batıcı söz, dokunaklı söz, kızım sana söylüyorum gelinim sen anla!, sırtını sol eliyle sıvazlama ? anlam, iğnelemek, sezdirmek
kir i. çerçöp, çöp, döküntü, kirlilik, leke, pislik, süprüntü, toz; aksaklık, arıza, bozma, bozukluk, bozulma, eksik, eksiklik, gedik, kötülük, kusur, necaset, noksan, noksanlık, özür, sakatlık, şaibe, toz karş. kusursuzluk, temizlik
kira i. gelir, irat, kazanç, rant
kiriş i. çubuk, direk, ip, kalas, kereste, sırık
kirlenmek f. ağırlaşmak, batmak, bulaşmak, sıvışmak, sürünmek dey. abdesti bozulmak, çorbaya kıl düşmek, namusu iki paralık olmak, örümcek bağlamak
kirletme i. iğfal, karalama
kirletmek f. bozmak, bulaştırmak, çamurlamak, ihlal etmek, lekelemek, pisletmek; avlamak, ayartmak, kandırmak, tavlamak dey. baştan çıkartmak, bok sürmek, eteğini lekelemek, günaha sokmak, halel getirmek, iğfal etmek, kir pas içinde bırakmak, kötü yola düşürmek, üstüne başına etmek/yapmak, üstünü kirletmek, yoldan çıkarmak karş. doğru yola döndürmek
kirli s. berbat, bulaşık, cenabet, cünüp, çamurlu, çirkef, iğrenç, kenef, kipkirli, kokuşmuş, lekeli, mikroplu, murdar, pasaklı, pis, rabıtasız, salyalı, sümüklü, tozlu, yağlı dey. bitli kokuş, çöplük gibi, kalafatçı köpeği, kayış gibi, kir pas içinde, leş gibi, muşamba gibi, su yüzü görmemiş, suratını köpek yalasa doyar!, Şafi köpeği gibi karş. arı, beğendirici, imrendirici, lekesiz, özendirici, pak, temiz, tertemiz ? bozuk, iğrenç, kılıksız
kisve i. dışyüz, durum, duruş, elbise, endam, eşkal, form, giyecek, görünüm, görünüş, gösteriş, heybet, kılık, kıyafet, manzara, ruba, suret, urba
kişi i. adam, birey, biri, birisi, boğaz, can, eşhas, falanca, fert, insan, kimse, nefer, özlük, şahıs, şahsiyet, zat, zevat ? insan
kişiler i. zevat
kişileştirme i. canlandırma
kişilik i. benlik, bünye, cibilliyet, fıtrat, haslet, hilkat, hulk, huy, karakter, maya, meşrep, mizaç, nefis, nitelik, özellik, seciye, şahsiyet, tabiat, tıynet, yaradılış dey. hatırı sayılır, itibar sahibi, prestij sahibi, şayanı hürmet
kişilikli s. ahlaklı, cibilliyetli, dürüst, güvenilir, hasletli, hilkatlı, ıralı, insan, iyilikçi, izzetinefisli, karakterli, mert, oğuz, onurlu, seciyeli, şahsiyetli, tıynetli karş. karaktersiz
kişiliksiz s. adi, ahlaksız, alelade, aşağılık, basit, basmakalıp, bayağı, beylik, cibilliyetsiz, döküntü, düzenci, gelişigüzel, harcıalem, hasletsi, hilkatsiz, karaktersiz, namert, olağan, onursuz, özelliksiz, renksiz, ruhsuz, rutin, seciyesiz, sıradan, siliksilik, şahsiyetsiz, tıynetsiz dey. geniş mezhepli, insan müsveddesi, it kırıntısı, rengi yok, mezhebi geniş, sapı silik karş. kişilikli
kişioğlu i. âdemoğlu
kişisel s. hususi, mahrem, özel, öznel, şahsi, zati
kişisel olarak z. bizzat, şahsen
kişiye mahsus z. mahrem
kişiye özel z. mahrem
kişiye özgü z. hususi, mahrem, şahsi
kişizade s. asil, aristokrat, kerim, kont, necip, seçkin, soylu karş. sıradan, soysuz
kişizadeler i. aristokrasi
kişizadelik i. soyluluk
kişnemek f. bağırmak
kitabet i. tahrir
kitabevi i. kitapçı, kütüphane
Kitabullah i. Kur'an
kitap i. albüm, ayrıbasım, broşür, cilt, cüz, faksimile, fasikül, kopya, Kur'an, mecelle, nüsha, pusula, risale, tıpkıbasım ? gazete
kitapçık i. broşür, risale
kitaplık i. kütüphane, raf
kitapsız s. Allahsız, ateist, beynamaz, dinsiz, gâvur, inansız, zındık
kitle i. blok, bölük, katman, kesim, külçe, kütle, küme, ordu, öbek, parça, topak, yığın, yığıntı
klan i. boy, grup, kabile, kavim, oymak, takım, topluluk
klasik i. antik, durmuş, eski, ezeli, geleneksel, kıdemli, kadim, yıllanmış karş. modern
klasikleşmek f. eskimek
klik i. fırka, fraksiyon, takım
klinik i. bakımevi, dispanser, doğumevi, hastane, muayenehane, poliklinik, prevantoryum, revir, sağlıkevi, sanatoryum, sayrılar evi
kliring i. takas
klişe i. adi, alelade, basit, basmakalıp, bayağı, beylik, bildik, bilinen, döküntü, gelişigüzel, mutat, normal, olağan, özelliksiz, renksiz, rutin, sıradan, şablon karş. alışılmadık
klişeleşmek f. olağanlaşmak
klüp i. bar, birlik, dernek, cemiyet, gazino, lokal, pavyon
koalisyon i. bileşim, birleşim, birleşme, harman, karışım, ortaklık, sentez
kobay i. denek
koca s. adam, ali, ayvaz, azman, azametli, balaban, büyücek, büyük, cesametli, cesim, cüsseli, çaplı, damat, devasa, ekber, erdemli, erkek, eş, gövdeli, heybetli, heyula gibi, hürmetli, iri, iriyarı, kocaman, koskocaman, muazzam, pir, refik, saygıdeğer, saygın, sayılan, ulu, ulvi, yaşlı, yüce, zevç karş. aşağılık, ufak
kocacığım! ü. canım, sevdiceğim
kocakarı i. cadaloz, geçkin, ihtiyar, kadın, kocamış, yaşlı
kocalamak f. kocamak
kocalaşmak f. kocamak
kocamak f. bunamak, çökmek, geçmek, ihtiyarlamak, kartlanmak, kartlaşmak, kocalamak, kocalaşmak, kocalmak, moruklamak, yaşlanmak dey. beli bükülmek, beyni sulanmak, bir ayağı çukurda olmak, dişleri dökülmek, gençliğini geride bırakmak, içi geçmek, karta kaçmak, saçı (başı) ağırmak, saçına/saçlarına ak düşmek, traşı ağarmak, tohuma kaçmak, ununu eleyip, eleğini (duvara) asmak, yaş basmak/ilerlemek, yaşını (başını) almak karş. gençleşmek ? büyümek, çökmek, yıpranmak
kocaman s. azman, büyücek, büyük, cesametli, cüsseli, çaplı, devasa, gövdeli, hantal, heybetli, heyula gibi,, hürmetli, iri, iriyarı, koca, koskocaman, muazzam, sarman karş. ufak
kocamanlaşmak f. büyümek
kocamanlık i. büyüklük
kocamış s. aksakal, buruşuk, çökkün, çökmüş, emekli, emektar, geçkin, ihtiyar, kart, kocakarı, kartaloş, moruk, nine, pinpirik, pir, tirit gibi, yaşlı dey. eski toprak, saçı sakalı ağarmış, tirit gibi, ununu eleyip eleğini asmış, yaşlı başlı, yaşını başını almış karş. genç
koç i. alp, aslan, bahadır, dadaş, dilaver, efe, er, fedai, gazi, kahraman, koçak, koçyiğit, koyun, mert, serdengeçti, şeci, yiğit, yurtsever; babayiğit, kabadayı, yürekli karş. namert
koçak s. alp, bahadır, bonkör, cömert, kahraman, koç, koçyiğit, konukçul, mert, mirasyedi, müsrif, semih, şeci, vergili, yedirici, yiğit karş. pinti
koçaklama i. şarkı, türkü
koçan i. belge, çöp
koçlanmak f. başkaldırmak, cesaretlenmek, cesurlaşmak, cüretlenmek, efelenmek, gelişmek, güçlenmek, horozlanmak, kabadayılık taslamak, yavuzlaşmak, yiğitlenmek, yüreklenmek karş. sinmek
koçum! ü. cancağızım, canım, hayatım, kuzum, sevdiceğim
koçyiğit i. alp, aslan, babayiğit, bahadır, batır, cilasun, dadaş, dilaver, efe, er, fedai, gazi, kabadayı, kahraman, koç, koçak, mert, serdengeçti, şeci, yiğit, yurtsever, yürekli karş. namert
kod i. anahtar, im, işaret, kısaltma, simge, şifre
kodaman i. ağa, ağırbaşlı, efendiden, eşraftan, kalantor, kellifelli, kıranta, müşekkel, oturaklı, şık, tirendaz dey. giyimi kuşamı yerinde, giyimli kuşamlı, ileri gelen, kılığı kıyafeti yerinde, kılıklı kıyafetli, önde gelen, önemli kişi karş. kılıksız
kodein i. afyon, haşhaş, morfin
kodes i. hapishane
kof s. bilgisiz, bilmez, boş, cahil, değersiz, ehemmiyetsiz, fos, görgüsüz, görmemiş, habersiz, hakir, havacıva, havai, hiçten, hor, ıskarta, ıvır zıvır, kıymetsiz, kültürsüz, külüstür, malumatsız, naçiz, seviyesiz, tapon, turfa, zelil dey. gerisi Aydın havası, işimiz boru, kaba sovan, kardan aslan, yalancı pehlivan karş. değerli
koflaşmak f. boşlamak, değersizleşmek, hamlaşmak, kurumak dey. değerini yitirmek, etkinliğini yitirmek, etkisini yitirmek, güçten düşmek, gücünü yitirmek, önemini yitirmek
kofluk i. boşluk, değersizlik, dermansızlık, güçsüzlük, halsizlik, hamlık, kuruluk, mecalsizlik, önemsizlik, takatsizlik
koğuş i. barınak, konut, mekan, oda, otel, yatakhane, yurt
koğuşturmak f. incelemek
koket s. cilveli, fıkır fıkır, fıkırdak, hafif, hoppa, işveli, nazlı, oynak, şuh, yosma
koklamak f. bakınmak
koklatmamak f. esirgemek
kokmak f. bayatlamak, bozulmak, çürümek, ekşimek, geçmek, kokuşmak, küflenmek, sasımak
kokmuş s. bayat, bezgin, bıkkın, bozuk, cansız, cılk, durmuş, eylemsiz, gayretsiz, geçkin, gevşek, hımbıl, ihmalci, ilgisiz, kesik, kesilmiş, mıymıntı, mızmız, miskin, pasif, ruhsuz, sası, sasımış, savsak, silik, sünepe, tembel, tutuk, uyuntu, uyuşuk, üşengeç, yavaş; bayat, bozuk, çürük, ekşimiş, geçmiş, kokuşmuş, kokuşuk, küflenmiş, küflü karş. atik, çalışkan, hareketli, taptaze
koku i. burcu, esans, ıtır, ıtriyat, lavanta, losyon, nükhet, parfüm, rayiha, şemme ? kolonya
kokular i. parfümeri
kokuşmak f. çürümek, kokmak, kurtlanmak
kokuşmuş s. berbat, bozuk, bulaşık, çürük, durmuş, kirli, kokmuş, kurtlu, murdar
kokuşuk s. bozuk, kokmuş, kurtlu
kol i. acenta, branş, bölüm, dal, devriye, ekip, grup, hizip, kabza, karakol, kısım, kolluk, kulluk, kulp, kundak, küme, mandal, merkez, nokta, posta, sap, şube, takım, tayfa, tim, tutak, tutamaç, tutamak
kola i. içecek, yapışkan
kolaçan i. denetleme, teftiş
kolaçan etmek bakmak, denetlemek, dolaşmak, teftiş etmek
kolan i. ip, kordon
kolay s. ameli, asan, basit, dümdüz, emeksiz, eziyetsiz, hafif kullanışlı, işten değil, külfetsiz, meşakkatsiz, oyuncak, pratik, rahat, sıkıntısız, uyuşma, üzüntüsüz, zahmetsiz dey. çantada/torbada keklik, çocuk işi/oyuncağı, elde bir, işten değil, peynir ekmek yer gibi, tereyağından kıl çeker gibi karş. güç, zahmetli, zor ? basit, gelişigüzel, uygun
kolayca z. rahat, rahatlıkla, sıkıntısız, tez
kolaylaştırmak f. çabuklaştırmak, indirgemek
kolaylık i. yeğnilik
kolaylık göstermek f. esirgemek, kalkındırmak, kayırmak, kollamak, korumak, tutmak dey. arka çıkmak/olmak/ vermek, ayrıcalık tanımak, dayanak olmak, elinden tutmak, hamilik etmek, hatır etmek, himaye etmek, himmet etmek, hoş görmek, iltimas etmek, imdadına yetişmek, medar olmak, takviye etmek, yararlı olmak, yardımcı olmak, yardım etmek karş. baltalamak
kolaylıkla z. rahatlıkla, saflık, sıkıntısız, tez
kolbaşı i. amir, başkan, şef, yönetici
kolcu i. bakıcı, bekçi, görevli, gözetici, koruyucu, muhafız, müdafi, nöbetçi
koldaş i. arkadaş, gönüldeş, kafadar, mahrem, yoldaş
kolej i. lise, mektep, okul
koleksiyon i. biriktirme
koleksiyon yapmak f. derlemek
koleksiyoncu i. biriktiren, derlemeci, derleyen, istifçi, meraklı, toplayıcı, toplayan
kolektif s. ortaklaşa
kollama i. destek, esirgeme, himmet, saye
kollamak f. arkalamak, bakmak, barındırmak, beklemek, desteklemek, gözlemek, himaye etmek, himmet etmek, hizmet etmek, ilgilenmek, iltimas etmek, izlemek, kalkındırmak, kayırmak, kolaylık göstermek, korumak, kurtarmak, lütufta bulunmak, müdafaa etmek, rast getirmek, sahip çıkmak, sakınmak, savunmak, sıyanet etmek, tarafgirlik etmek, yardım etmek, zahir olmak dey. ağız aramak, arka çıkmak, fırsat aramak/beklemek/ gözlemek/kollamak, gözden geçirmek, gözü kapıda, himayesine almak, himmet etmek, iskandil etmek, kolaçan etmek, muhafaza etmek, müdafaa etmek, münasebet getirmek/düşürmek, müsaade altına almak, tedbir almak, yardımcı olmak, yardım etmek, yemeğin soğumasını beklemek karş. sataşmak
kollayan s. arka, destekleyen, gözeten, hami, hamiyetli, iyi kalpli, kayırıcı, koruyucu, müdafi, rahim, sahip, savunucu, zahir
kollayıcı i. baba, velinimet
kollektif i. bileşik, hisseli, karma, katışık, müşterek
kolluk i. karakol, kol, polis
kollukçu i. devriye, inzibat, jandarma, polis, zabıta
koloni i. camia, sömürge, toplum
kolonya i. deodorant, esans, ıtriyat, lavanta, losyon, parfüm ? koku
kolsuz s. malul, sakat
koltuk i. fonksiyon, görev, iskemle, iş, işlev, kanepe, makam, maslahat, meşgale, mevki, post, sandalye, taht, vazife
koltuk değneği i. destek
koltukçu i. dalkavuk, şakşakçı, yağcı
koltuklama i. iltifat
koltuklamak f. iltifat etmek, okkalamak, pohpohlamak, taltif etmek, yüceltmek
koltuklanmak f. yüceltilmek
kolye i. gerdanlık, mücevher, takı, zincir, ziynet
komada s. ölümcül
komando i. bozguncu
kombina i. atölye, fabrika, imalathane, işlik, işyeri
komedi i. güldürü, komedya, komik, opera, operet, oyun, piyes, tiyatro, vodvil
komedya i. güldürü, komedi
komedyacı s. acayip, dönek, garip, güldürücü, gülünç, güvenilmez, kaşmer, kepaze, komik, maskara, mürai, riyacı, samimiyetsiz, sinsi, soytarı, şaklaban, tuhaf, yapmacıklı
komedyen i. gülünç, maskara, oyuncu, yıldız
komi i. garson, yamak, yardımcı
komik s. acayip, alaycı, espritüel, garip, güldürü, gülünç, gülünçlü, kaşmer, kepaze, komedi, komedyacı, komik, latifeci, maskara, mizahi, şakacı, mukallit, müstehzi, nükteci, nüktedan, soytarı, şaklaban, şovmen, takılgan, taklitçi, tuhaf dey. gayri ciddi, köpekler güler, maymun gibi, ölüyü güldürür karş. ciddi
komiklik i. kaşmerlik, maskaralık
komiser i. denetçi, devriye, kullukçu, müfettiş, polis, zabıta
komisyon i. divan, encümen, gelir, heyet, irat, kabine, kazanç, komite, kurul, meclis, simsariye, şûra, tellaliye, yarkurul, yüzdelik
komisyoncu i. aracı, kabzımal, mutavassıt, mümessil, simsar, tellal, temsilci, vasıta
komita i. grup, hizip, kurul
komitacı i. çeteci, milis, mukavemetçi, partizan
komite i. divan, encümen, heyet, kabine, komisyon, kurul, meclis, senato, yarkurul
komodin i. dolap
komple i. aynen, cümleten, eksiksiz, hep, kusursuz, noktasız, tam, toptan, tüm
kompleks i. karmaşa
komplike s. anlaşılmaz, çapraşık, girift, girişik, karışık
kompliman yapmak f. iltifat etmek
komplo i. tertip
komplocu s. anarşist, asi, ayartıcı, bozguncu, bölücü, çeteci, fesat, fesatçı, ihtilalci, isyancı, isyankar, kışkırtıcı, kundakçı, muharrik, nifakçı, sabotajcı, suikastçı, tahrikçi, tedhişçi, terörist, teşvikçi, yıkıcı
kompozisyon i. beste; tahrir, yazı
kompozitör i. besteci
komşu i. ahbap, arkadaş, aşina, bildik, biliş, bitişik, dost, hemşeri, mücavir, tanıdık dey. kapı karşı, kapı komşu, konu komşu
komut i. buyruk, buyrultu, dikta, direktif, emir, emirname, ferman, irade, kumanda, talimat, yarlığ, yönerge
komuta i. buyruk, dümen, erk, güdüm dey. amirlik etmek, başkanlık etmek, çekip çevirmek, idare etmek, kaptanlık etmek, komut vermek, kumanda etmek, önderlik etmek, patronluk etmek, reislik etmek, riyaset etmek, talimat vermek, yönetmenlik etmek
komuta etmek f. çevirmek, döndürmek, emretmek, hükmetmek, yönetmek karş. yönetilmek
komutan i. amir, baş, başkan, başkomutan, başkumandan, çorbacı, efendi, elebaşı, kaptan, kumandan, lider, malkoç, öncü, önder, reis, serdar, subay, yönetici, yönetmen ? asker, başkan, önder, yönetici
komütatör i. anahtar, düğme
konak i. durak, gar, havaalanı, havalimanı, ikametgah, iskele, istasyon, kasır, kaşane, konut, köşk, liman, malikane, menzil, saray, şato, terminal, uğrak, villa, yalı
konaklama yeri i. pansiyon
konaklamak f. dinlenmek, durmak, eğlenmek, eğleşmek, kalmak, konmak, uğramak dey. girip çıkmak, kısa bir süre kalmak, mola vermek, yola ara vermek, yolu düşmek
kondisyon i. durum, gidişat, hâl, konum, koşul, pozisyon, vaziyet
konferans i. birleşim, celse, duruşma, hitabe, içtima, kongre, konuşma, münazara, nasihat, nutuk, söyleşi, söylev, tartışı, tartışma, toplantı, vaız
konferans vermek f. açıklamak, anlatmak, konuşmak dey. beyanat vermek, beyanda bulunmak, hitap etmek, hitapta bulunmak, konuşma yapmak, nutuk söylemek/vermek, söylev vermek, söz söylemek
konferansçı i. hatip, hoca, muallim, öğretmen
konfor i. barış, bayındırlık, baysallık, bereket, bolluk, dirlik, düzen, erinç, esenlik, ferahlık, huzur, gönenç, keyif, memnuniyet, rahat, rahatlık, refah, sağlık, saltanat, selamet, sevinç, sükûn, tasasızlık, ümran, varlık, zenginlik karş. huzursuzluk
kongre i. divan, kabine, konferans, kurultay, seminer, sempozyum, toplantı
konkordato i. anlaşma
konkur i. karşılaşma, kupa, müsabaka, yarışma
konkurhipik i. yarışma
konmak f. durmak, inmek, konaklamak, uğramak, yerleşmek karş. zarara uğramak
konsantre i. ağdalı, derişik, helmeli, kalın, kalınlaşmış, kalmak, katılaşmış, kesif, kıvamlı, koyu, pıhtılaşmış, sık, tortulu, yoğun karş. cıvık
konser i. dinleti, eğlence, eğlenti, festival, gösteri, resital, şov, varyete
konservatif s. gerici, ırkçı, muhafazakar, tutucu
konservatuar i. lise, mektep, okul, üniversite
konsey i. divan, heyet, kabine, kurul, meclis, şûra
konsol i. dolap
konsorsiyum i. anlaşma, holding, işletme
konsül i. başkan, sultan
konsültasyon i. birleşim, celse, duruşma, içtima, konuşma, müzakere, toplantı
konşimento i. belge
kont i. aristokrat, asılzade, asil, baron, derebeyi, doğuşlu, hanedandan, kişizade, soylu, soyzade, şövalye, şecereli, vikont karş. köylü
kontak i. anormal, deli, divane, manyak, mecnun
kontes i. soylu
kontra s. aksi, aykırı, çatışık, çelişik, hilaf, karşıt, ters, uyuşmaz, zıt
kontra gitmek f. atışmak
kontralto i. şarkıcı
kontrast i. aykırılık, çelişki, karşıt, karşıtlık, tezat, zıddiyet
kontrat i. ahit, akit, anlaşma, bağdaşma, bağıt, ittifak, mukavele, sözleşme, şartlaşma, şartname, uyuşma, uzlaşma
kontratak i. saldırı
kontratlı s. sözleşmeli
kontrol i. deneme, denetim, güdüm, nezaret, teftiş, test dey. dizginleri elinde tutmak, gemini/dizgini kısmak, imtihan etmek, kolaçan etmek, murakabe etmek, sınav yapmak, sorguya çekmek, tahkikat yapmak, tahkik etmek, tecrübe etmek, teftiş etmek, test etmek/yapmak, yoklama yapmak
kontrol etme revizyon
kontrol etmek f. denemek, denetlemek, incelemek, nezaret etmek, sınamak, tatmak, tartmak, teftiş etmek, yoklamak
kontrolcü i. ayırtman, denetçi, kontrolör, muhakkik, murakıp, müfettiş, mümeyyiz, soruşturmacı
kontrolör i. denetçi, kontrolcü, müfettiş
kontrolsüz i. akortsuz, ayarsız, başıboş, dengesiz, hesapsız, ifrat, mantıksız, muvazenesiz, olağanüstü, ölçüsüz, taşkın karş. kontrollü
konu i. bahis, bap, bölüm, husus, mevzu, nokta, tema ? sav, sorun
konuk i. görüşmeci, misafir, pansiyoner, turist, ziyaretçi dey. geldisi gittisi, görüşmeye gelen/giden, Tanrı misafiri, ziyaret eden, ziyarete gelen, ziyarete giden ? yabancı, yolcu
konuk etmek f. ağırlamak
konukçul s. bonkör, koçak, semih, vergili
konuklamak f. ağırlamak, eğlendirmek, sunmak, sunu; ululamak, yüceltmek dey. ihtiram etmek, ikram etmek, itibar etmek, izzet etmek, konuk etmek, misafir etmek, saygı göstermek karş. horlamak
konukluk i. han, motel, otel, pansiyon
konuksever i. bonkör, cömert, ikramcı, kerim, mirasyedi, semih, vergili
konulmak f. vazetmek
konum i. ahval, durum, gidiş, gidişat, hâl, keyfiyet, kondisyon, koşul, konuş, mevki, pozisyon, tavır, vasat, vaziyet
konusunda e dair
konuş i. durum, gidişat, hâl, konum, koşul, mevki, pozisyon, vaziyet
konuşkan s. boşboğaz, çaçaron, çalçene, çenebaz, çeneli, dilbaz, dilli, esprili, farfara, geveze, hatip, hoşsohbet, konuşmacı, lafazan, lakırdıcı, nüktedan, nükteli, spiker, şarlatan, tıraşçı dey. ağzı kalabalık/laf yapar, ağzına baktırır, ağzında bakla ıslanmaz, ağzından bal damlıyor, çenesi düşük, çenesine üşenmez, dili dilâver, diline yörük, dudu dilli, herkesi ağzına baktırır, hoş sohbet, laf ebesi, otomatik gibi, sohbetine doyum olmaz, söz ehli/eri, sözü sohbeti çekilir, tatlı dilli karş. az konuşur, sessiz, suskun ? boşboğaz, çaçaron, soytarı, şakacı
konuşma i. bahis, bahsetme, danışma, dertleşme, diskur, diyalog, fiskos, gevezelik, görüşme, halleşme, hasbıhal, hitabe, hoşbeş, hutbe, iddia, ikaz, istişare, konferans, konsültasyon, laflama, laklaka, laklakiyat, maruzat, muhabbet, mülakat, münakaşa, münazara, müşavere, müzakere, nasihat, nutuk, öğüt, polemik, röportaj, salık, sohbet, söyleşi, söyleşme, söylev, takrir, tartışma, tavsiye, telkin, tembih, uyarı, uyarma, yarenlik dey. çenen kısılsın/kırılsın/tutulsun!, çeneni tut!, dilini eşek arısı soksun!, dilini tut! ? bildiri, buyruk, dedikodu, söz, yalan
konuşmak f. açıklamak, anlatmak, cilveleşmek, curnal etmek, demek, dillenmek, flört etmek, gammazlamak, gezmek, hitap etmek, ihbar etmek, ihtilat etmek, irat etmek, ispiyonlamak, jurnal etmek, kesişmek, kırıştırmak, konferans vermek, konuşma yapmak, lakırdı etmek, muhabbet etmek, okumak, oynaşmak, paslaşmak, rapor etmek, sevişmek, sır vermek, sohbet etmek, söylenmek, telaffuz etmek dey. acuze gibi çenesi düşmek, açık konuşmak, açmaz yapmak, adabı dairesinde söz söylemek, ağır başlı konuşmak, ağız açmak/yormak, ağzından bal akmak, aşıktaşlık etmek, bahis açmak, başbaşa vermek, beyanat vermek, beyanda bulunmak, bir sürü lafın belini bükmek, bokluca bülbül gibi ötmek/kesilmek, cav cav etmek, cevher yumurtlamak, cır cır ötmek, çan çan etmek, çekip çekiştirmek, çember içine almak, çene çalmak/patlatmak/yormak, çenesi açılmak/çözülmek/ durmamak, çenesini açmak, dil satmak, dile gelmek, dili açılmak/çözülmek/dönmek/durmamak, diline şeker ezmek, dilini açmak, dilinin altındaki baklayı çıkarmak/bağı çözülmek, diskur geçmek, diyalog kurmak, dünya kelamı etmek, edebiyat yapmak, eski demleri yad etmek, esmayı/çirkefi üstüne sıçratmak, fiskos etmek, flört etmek, gevezelik etmek, gırgıra getirmek, gönül eğlendirmek, hasbıhal etmek, hitapta bulunmak, hoşbeş etmek, hutbe okumak, iki çift laf/söz etmek, konferans vermek, kur yapmak, laf dokundurmak, laf kıtlığında asmaları budamak/yetiştirmek, lakırdı yetiştirmek, lisana gelmek, lügat paralamak, musluğu açılmak, nutuk atmak/söylemek/ vermek, orasını ne sen sor ne ben söyleyeyim, ortadan/ortaya söylemek, öğüt vermek, pes perdeden konuşmak/söylemek, sarkıntılık etmek, serzeniş etmek, serzenişte bulunmak, sitem etmek, sohbet etmek, söylev vermek, söyleye söyleye dilinde tüy bitmek, söz ağzından dökülmek/söylemek, söz atmak, sözünü etmek, su kaçırmak/koyuvermek, taş atmak, zartzurt etmek karş. susmak ? açıklamak, çağırmak, danışmak, demek, emretmek, öğüt vermek, sıkmak, sohbet etmek, söylenmek, tartışmak, yakınmak, yalan söylemek
konuşmama ü. sükut
konuşmamak f. alınmak, bozulmak, bozuşmak, burulmak, çarpılmak, darılmak, gocunmak, gücenmek, içerlemek, incinmek, kırılmak, küsmek, soğumak, sükut etmek dey. boş oturmak, çenesi tutulmak, çeneleri kilitlenmek, dili ağırlaşmak, dili çetrefilli olmak/kurumak/takılmak/ sürçmek/tutulmak, dilini döndürememek/yutmak, lafı ağzında kalmak, nutku kurumak/tutulmak karş. kaynaşmak, konuşmak
konut i. apartman, baraka, barınak, bungalov, daire, dam, dar, ev, fakirhane, gecekondu, gökdelen, hane, ikametgah, in, izbe, kasır, kaşane, kat, kışla, kışlık, koğuş, konak, köşk, kulübe, lojman, mağara, mekan, mesken, ocak, salaş, saray, sayfiye, selamlık, sığınak, şato, tekke, villa, yalı, yapı, yaylak, yazlık, yuva, zaviye ? ahır, çıdır, mal, otel, taraça
konvansiyon i. toplantı
konvoy i. alay, dizi, filo, grup, kafile, katar, kervan, kortej
kooperatif i. atölye, çarşı, fabrika, holding, işletme, pazar
koordinasyon i. ahenk, eşgüdüm
koparmak f. almak, aparmak, ayırmak, didiklemek, dişlemek, doğramak, ezmek, ısırmak, kapmak, kemirmek, kırmak, kıymak, paralamak, parçalamak, sahiplenmek, sağlamak, sızdırmak, uçurmak, ufalamak, yakalamak, yumulmak, zaptetmek dey. domuzdan bir kıl çekmek/koparmak, elde etmek, ele geçirmek, el koymak, ikiye ayırmak, parçalara ayırmak, parça parça etmek, tuzla buz etmek, ufak parçalara ayırmak, un ufak etmek, üstüne yatmak, yerinden ayırmak karş. vermek
kopartmak i. yolmak
kopmak f. ağrımak, arınmak, ayrılmak, görünmek, koşmak, kurtulmak, patlamak, sancımak, sıyrılmak, türemek, uzaklaşmak dey. gövdeden ayrılmak, ikiye ayrılmak, ilişkileri kesilmek, yakasını kurtarmak, yerinden ayrılmak/çıkmak
kopuk i. aşınmış, avare, aylak, ayrı, başıboş, berduş, eskimiş, gelgeç, haşarı, haylaz, hayta, hergele, ipsiz, köhne, külhanbeyi, maceracı, serseri, serüvenci, tembel, viran, zıpır dey. delik deşik, hurdası çıkmış, iler tutar yeri kalmamış, mahalle çocuğu, parça parça, sokak çocuğu/süpürgesi, yırtık pırtık karş. yepyeni
kopya i. çoğaltma kağıdı, emsal, göstermelik, kalıp, kitap, mostra, mostralık, numune, numunelik, nüsha, örnek, patron, pelür, prototip, suret, tıpkıbasım dey. elmanın yarısı gibi, hık demiş (anasının/babasının) burnundan düşmüş
kopya etme i. taklit
kopyacı i. taklitçi
kopyalama i. nakil
kopyası i. aynı, benzer, benzeş, eşi, kadar, mizali, nazır, özdeş, yakın
kopyasını çıkarma i. teksir
kopye i. taklit
kor i. akkor, alev, ateş, köz, nar, od, şule, yalaz, yalaza, yalım, yalın dey. alev almak/sarmak, ateş almak/çıkmak/sarmak, kor kesilmek, kömür olmak
kor olmak f. yanmak
kordon i. bağ, bağcık, dizi, uçkur, ip, katar, kervan, kolan, koşun, kurdele, kuyruk, saf, seri, sıra, silsile, şecere, şerit, tren, yular, zincir, zincirleme
koridor i. antre, aralık, dehliz, divanhane, fırsat, fuaye, galeri, geçenek, geçit, gezinti, giriş, hayat, hol, lobi, sofa ? geçit
korkak s. asabi, cesaretsiz, çekingen, kaçımsar, kansız, kılıbık, namert, ödlek, pısırık, tabansız, ürkek, yılgın, yüreksiz dey. deve yürekli, duman ökçesiz, gölgesinden korkar, ıslak karga/sıçan, karı gibi, süngüsü düşük, tavşan yürekli, yürek Selanik, yüreksiz adam karş. atak, cesur, erkişi, girgin, korkmaz, yiğit, yürekli ? ihtiyatlı, karamsar, kuşkulu, utangaç, uyuşuk
korkaklık i. cenabet, cesaretsizlik, namertlik, ödleklik karş. cesaret, cesurluk,. erlik, yiğitlik
korkma i. korku, perva
korkmak f. çekinmek, duraklamak, havf etmek, irkilmek, sakınmak, sinmek, ürkmek, yılmak dey. aklı başından gitmek/çıkmak/ fırtmak, başından korkmak, belli edememek, bembeyaz kesilmek, besmele görmüş şeytana dönmek, bet beniz gül/kül gibi olmak/kesilmek, boş oturmak, can alıp can vermek, can başa çıkmak/sıçramak, can dudağa gelmek, can oynamak, cesaretini kaybetmek/yitirmek, cin çarpmışa dönmek, çılgına dönmek, dehşete düşmek/kapılmak, dili tutulmak, dizlerinin bağı çözülmek, donuna doldurmak/etmek/yapmak/kaçırmak, donunun bağı çözülmek, dudağı uçuklamak, ecel teri dökmek, el ayak buz kesilmek/gevşemek/titremek, emirin iti gibi tir tir titremek, eteği ayağına dolaşmak, evhama kapılmak, faltaşı gibi gözü açılmak, fare gibi kaçacak delik aramak, gölgesinden korkmak, gözleri dışarı fırlamak/uğramak, gözü büyümek/korkmak/yılmak, hoşafın yağı kesilmek, huzursuz olmak, içi erimek, içi içine geçmek, içi titremek, içinin/yüreğinin yağı erimek, iliklerine kadar ürpermek, kaçacak delik aramak, korkudan donuna etmek, korkudan dudağı uçuklamak, kulaklarına inanmamak, kuyruğunu kısmak/kıvırmak, maneviyatı bozulmak, morali bozulmak, on metrelik sopa ile bile/dahi dokunmak istememek, ödü bokuna karışmak/kopmak/patlamak, pabuç bırakmak, pabuçsuz kaçmak, paniğe kapılmak/uğramak, rengi solmak/uçmak, şafak atmak, şeytan çarpmış keçi yavrusu gibi titremek, tedirgin olmak, tir tir titremek, tüyleri diken diken olmak/tüyleri ürpermek, üç buçuk atmak, yüreği ağzına gelmek/kalkmak/oynamak/tıp etmek/yarılmak, yüreğine inmek, yürek koparmak ? irkilmek, kaçınmak, kaygılanmak, sararmak, şaşırmak, titremek, utanmak, yadırgamak
korkmuş i. pusmuş, sinmiş, ürkmüş, yılgın, yılmış dey. dehşete kapılmış, dehşet içinde, gözü korkmuş/yılmış, korku içinde, panik içinde
korku i. bozgun, çekingenlik, çekinme, dehşet, endişe, fobi, haşyet, irkilme, kaygı, korkma, panik, perişanlık, perva, sakınganlık, tasa, telaş, ürkme, ürkü, ürküntü, ürperiş, ürperme, ürperti, yılgı, yılgınlık, yılma dey. göz dağı, içe düşen korku karş. cesaret ? kaygı, kuruntu
korkulu i. ağır, belalı, ciddi, korkunç, kötü, kritik, müthiş, önemli, riskli, ürkünç, vahim karş. önemsiz
korkuluk i. beceriksiz, emniyet, garanti, güvence, hamayıl, parmaklık, sigorta, teminat, tılsım karş. riziko
korkunç s. acı, azılı, dehşetengiz, dehşetli, korkulu, korkutucu, müthiş, ürkünç, ürkütücü dey. bela-i muazzam, cehennem zebanisi, çapanoğlu, dehşet saçan, dehşet veren, dev gibi, ejderha gibi, eşkıya gibi, gözleri fincan gibi, hortlak gibi, korku salan, korku veren, tüyler ürpertici, yüzü soğuk ? tehlikeli
korkunçlaşmak f. canavarlaşmak
korkusuz i. atak, atılgan, cesaretli, cesur, cüretkar, cüretli, deliduman, fütursuz, ihtiyatsız, mert, pervasız, sakıntısız, yılmaz, yiğit, yürekli dey. çatal yürekli, deli fişek, gözü pek/kara, sakınması yok, gözünü budaktan sakınmaz/daldan esirgemez karş. yüreksiz
korkusuzluk i. ataklık, cesaret, cüret, çekinmelik, dayanıklılık, efelik, fedailik, gözüpeklik, kahramanlık, mertlik, metanet, moral, yılmazlık, yürek, yüreklilik
korkutma f. blöf, şantaj, terör, yıldırma
korkutmak f. gözdağı vermek, oynatmak, sindirmek, tehdit etmek, titretmek, ürkütmek, yıldırmak dey. aba altından değnek/sopa göstermek, bastığı yeri titretmek, bıçak çekmek, canını alacak gibi bakmak, cesaretini kırmak, dehşet saçmak/salmak/vermek, dilini bozmak/burmak, diş/dişini/dişlerini gıcırdatmak/göstermek, dişini/dişlerini göstermek, duman attırmak, göstermek, göz dağı vermek, gözlerini devirmek, gözünü korkutmak/yıldırmak, gözünün kurdunu kırmak, gulyabani gibi insanın tepesine binmek, korku salmak, korku vermek, kuru sıkı vermek, ödünü koparmak/patlatmak, pabuçsuz kaçırmak, sakal başı dağıtmak, şantaj yapmak, tedirgin etmek, tehdit etmek/savurmak, tırnak göstermek, yılgınlığa sürüklemek/uğratmak, yılmasına neden olmak, yumruk göstermek, yüreğini ağzına getirmek/oynatmak, zapartayı vermek karş. yatıştırmak ? horozlanmak, uyarmak
korkutucu s. korkunç, müthiş, ürkünç
korsan i. düzenbaz, düzenci, eşkiya, gangster, haraççı, harami, hırsız, hileci, illegal, kaçak, kalpazan, kaltaban, kanunsuz, kapkaççı, madrabaz, nizamsız, sabıkalı, soyguncu, suçlu, şaki, şantajcı, şikeci, tertipçi, uğru, vurguncu, yağmacı, yankesici, yasadışı, yolsuz
korsanlık i. hırsızlık, soygunculuk
kort i. alan, meydan, saha
kortej i. filo, kafile, kervan, konvoy
koru i. ağaçlık, baltalık, cengel, çalılık, fidanlık, fundalık, koruluk, maki, orman, ormanlık, park, sela
korucu i. bakıcı, bekçi, devriye, görevli, gözetici, inzibat, koruyucu, muhafız, nöbetçi, zabıta, zaptiye
koruluk i. fundalık, koru, orman, park
koruma i. esirgeme, himaye, himmet, karantina, müdafaa, saye
korumak f. alıkoymak, arkalamak, bakmak, barındırmak, beklemek, desteklemek, esirgemek, gözetmek, hıfzetmek, himaye etmek, ilgilenmek, iltimas etmek, kayırmak, kolaylık göstermek, kollamak, kurtarmak, müdafaa etmek, nöbet tutmak, sahip çıkmak, sakınmak, saklamak, savunmak, tutmak dey. arka çıkmak, bağrına basmak, cehennemine perde olmak, destek olmak, devriye gezmek, el kesmek, elinden tutmak, emniyet altına almak, ev bekçiliği etmek, göğüs germek, gölge olmak, görüp gözetmek, göz kulak olmak, gözü gibi sakınmak, gözünden esirgemek, gözünün bebeği gibi bakmak, hamilik etmek, himaye etmek, himayesine almak, kanadı altına almak, kanat açmak/germek, kılına (bile) dokunmamak, kılına halel/hata gelmemek, kol kanat germek/olmak, kollarını açmak, kör kurttan bile vazgeçmemek, mahfuz tutmak, muhafaza etmek, müdafaa etmek, namusunu çiğnetmemek, nöbet beklemek/tutmak, öksüze kaftan biçmek, sahip çıkmak, şefaat etmek, toz kondurmamak, üstüne kanat germek/kuş kondurmamak, üstüne/üzerine titremek, yardım etmek, yardımcı olmak, zeval vermemek, zevali olmamak karş. baltalamak, çekilmek, çevirmek, mahvetmek, ortada bırakmak, yalnız bırakmak, yüz çevirmek ? gizlemek, ilgilenmek, yardım etmek, yetiştirmek
korunak i. barınak, duvar, hisar, sığınak, sur
koruncak i. kılıf, kın, mahfaza, zarf
korunmak f. arkalanmak, barınmak, siperlenmek
korunmasız s. savunmasız
koruyan i. hafız, hamiyetli, iyi kalpli, rahim, sahip, solmaz, yoz
koruyucu s. arka, baba, bakıcı, baltacı, bekçi, bekleyici, destekleyici, dideban, dizdar, esirgeyen, gard, görevli, gözcü, gözetici, hami, haris, iltimasçı, kapıcı, kayırıcı, kolcu, kollayan, korucu, köşklü, muhafız, müdafi, nöbetçi, savunucu, solak, tüfekçi, türbedar, vaki, vardiyan, vasi, veli, velinimet, yamak, yardımcı, zahir karş. hasım ? kayırıcı, polis
koskocaman s. koca, kocaman, sarman
kostak s. ipince, medeni, zarif
kostaklık i. zariflik
kostüm i. elbise, tayyör
koşa koşa z. rüzgar gibi
koşan s. atılgan
koşar adımla z. rüzgar gibi
koşarak z. acele, doludizgin, hızlı, rüzgar gibi, seri, süratli, şimşek gibi, yıldırım gibi, yürük
koşma i. şarkı, türkü
koşmak f. atılmak, boşanmak, eşmek, fırlamak, kaçmak, kopmak, koşturmak, seğirtmek, sekmek, yarışmak dey. bir koşu gitmek/stutturmak, çılgınca koşmak, dörtnala gelmek/gitmek, gemi azıya almak, kendini atmak, nefes nefese gelmek, tabanı kaldırmak, tabanları kaldırmak, topukları kıçına değmek karş. ağır ağır yürümek ? kaçmak, kımıldamak, yürümek
koşturmak f. uçurmak
koşu i. karşılaşma, kupa, maç, müsabaka, yarışma
koşul i. ahval, atmosfer, çevre, durum, gidiş, hal, hava, keyfiyet, kondisyon, konum, konuş, muhit, ortam, şart, şerait, tavır, vasat, vaziyet
koşullanmış s. şartlı
koşullar i. şerait
koşullara bağlamak f. kısıtlamak
koşullarda çekişme i. pazarlık
koşullu s. kayıtlı, şartlı
koşulsuz s. kayıtsız, özgür, salt, saltık, şartsız
koşum i. dizgin
koşun i. dizi, kordon, kuyruk
koşut i. aynı, benzer, eş, eşit, keza, misil, muvazi, mütevazi, nazir, ondan, özdeş, paralel, şunun gibi, tıpkı
koşutluk i. aynılık, aynıyet, bakışım, benzerlik, denge, dekleşme, denklik, eşitlik, müsavat, müsavilik, özdeşlik, paralellik, simetri
kotarmak f. başarmak, becermek, döktürmek, gerçekleştirmek, kıvırmak, sonuçlandırmak, tamamlamak, tekmillemek dey. altından kalkmak, hakkından gelmek, poz almak, üstesinden gelmek karş. başaramamak
kova i. bakraç, kazan, teneke ? bardak, testi
kovalamak f. atmak, göndermek, izinden gitmek, izlemek, kışkışlamak, kovmak, kovuşturmak, saldırmak, takip etmek dey. ardına düşmek/takılmak, ardından gitmek/koşmak, ardı sıra gitmek, arkası sıra gitmek, arkasına düşmek/takılmak, arkasından gelmek, çömezi olmak, dümen suyuna gitmek, iz sürmek, izinde olmak, izinden gitmek, izinden yürümek, izine basmak, izini bırakmamak, ondan sonra olmak/yer almak önüne katmak, peşine düşmek, peşini bırakmamak, peşi sıra gitmek, takip etmek, uğuruna katmak, yolunda gitmek/yürümek
kovcu i. ajan, bozguncu, casus, curnalci, fitneci, gammaz, hain, ihbarcı, ispiyon, jurnalcı, müzevir
kovculuk etmek f. çekiştirmek
kovlamak f. iftira etmek, karalamak
kovma i. azletme, görevden alma
kovmak f. affetmek, azatlamak, azletmek, devirmek, düşürmek, göndermek, ihraç etmek, işten atmak, kovalamak, lokavt yapmak, nefyetmek, savmak, sürgün etmek, sürmek, tart etmek, uğratmak, uzaklaştırmak; atmak, çıkarmak, defetmek, dehlemek, göndermek, kovumsamak, savmak, sepetlemek, uzaklaştırmak dey. açığa çıkarmak, aforoz etmek, ayağını kaydırmak/kesmek, ayakkabılarını çevirmek, belinin ortası budur diye tekmeyi indirmek/yapıştırmak, bohçasını eline/koluna/koltuğuna vermek, deh deyip salıvermek, dışarı atmak, ekmeği ile oynamak/ekmeğinden etmek, görevden almak, ihraç etmek, işine son vermek, işten atmak/çıkarmak, kapı dışarı etmek, kapıyı göstermek, kıçına tekmeyi atmak/vurmak/yapıştırmak, kunduraları öne çevirmek, mavi kâğıt vermek, pabucunu eline vermek, pabuçlarını çevirmek, paçasından tutup atmak, pabucunu/pasaportunu eline vermek, sepet havası çalmak, sınır dışı etmek, sürgün etmek, tahttan indirmek, tart etmek, tenekesini/tezkeresini eline vermek, yakadan atmak, yakasından tutup atmak, yol vermek karş. ağırlamak, atamak, çağırmak, yanına çağırmak ? göndermek, uğurlamak
kovuk i. barınak, boşluk, delik, çatlak, gedik, imzalamak, in, izbe, mağara, oyuk, oyuntu, tünel, yarık ? çukur
kovulma i. görevden alınma
kovulmak f. çıkarılmak dey. açığa alınmak/çıkarılmak, ekmeğinden olmak, mavi kâğıt almak, pasaportunu almak
kovuşturma i. anket, araştırma, inceleme, irdeleme, iskandil, mütalaa, sorgu, sorgulama, soruşturma, tahkikat, takibat, takip, tetkikat
kovuşturma yapmak incelemek, mütalaa etmek
kovuşturmak f. araştırmak, gözlemek, incelemek, irdelemek, izlemek, kovalamak, mütalaa etmek, sondaj yapmak, soruşturmak, takip etmek dey. gözlem yapmak, iskandil etmek, mütalaa etmek, sorgu sual etmek, tahkik etmek, tahkikat yapmak, takip etmek, takibat yapmak, tetkik etmek, tetkikat yapmak
kovuşturulma i. takip
koy i. barınak, çekmece, fiyort, girinti, haliç, körfez, liman, menzil ? sahil
koyak i. çökük, çöküntü, çukur, çukurluk, girinti, kanyon, krater, uçurum, vadi, yar
koygun i. acı, acıklı, dokunaklı, dramatik, elim, feci, firaklı, hazin, hüzünlü, sıkıcı, tasalandırıcı, trajik, üzücü, üzüntülü karş. sevindirici
koymak f. almak, atmak, batırmak, bırakmak, boşaltmak, çakmak, dayamak, dikmek, dizmek, doldurmak, doruklamak, iliştirmek, istif etmek, istiflemek, kakmak, komak, salmak, saplamak, sermek, sıkıştırmak, sokmak, tıkamak, tıkmak, tıkıştırmak, vazetmek, yatırmak, yaymak, yerleştirmek, yığmak dey. el atmak, harekete geçmek, kolları sıvamak, ön ayak olmak, teşebbüs etmek, teşebbüse geçmek, tevessül etmek karş. almak, kaldırmak ? atmak, dökmek, eklemek, saplamak, takmak
koyu s. ağdalı, derişik, esmer, helmeli, kalın, katılaşmış, kesif, kıpkızıl, kıvamlı, konsantre, mütemerkiz, özlü, pıhtılaşmış, sık, tortulu, yoğun karş. açık, cıvık ? katı
koyulaştırmak f. ballandırmak, derlemek, yoğunlaştırmak
koyulmak f. atılmak, başlamak, bulaşmak, davranmak, girişmek, girmek, harekete geçmek, kalkışmak, kalkmak, sıvanmak, soyunmak, teşebbüse geçmek, tutmak, tutturmak, vazetmek, yaltanmak, yumulmak karş. gayri faal olmak, pasif kalmak, vazgeçmek
koyun i. çangal, davar, gebiş, göğüs, koç, koçkar, kucak, kuzu, marya, meleş, öveç, sine, şişek, toklu ? keçi, manda, sığır
koyuntu i. acı, çile, ezinç, hicran, hoşnutsuzluk, hüzün, kahır, keder, matem, sızı
koyuvermek f. azadetmek, azatlamak, bağlamak, bırakmak, çözmek, mezun etmek, salıvermek, salmak dey. azat etmek, başıboş bırakmak, dizginleri salıvermek, frenleri boşaltmak, izin vermek, taburcu etmek, tahliye etmek, terhis etmek
kozmopolit s. karma, katışık
kozmos i. alem, evren, kainat
kozmoz i. dünya
köçek i. çengi, dansçı, delidolu, delişmen, rakkase, zenne, zıpır karş. ağırbaşlı
köçek i. dansçı, oyuncu, rakkas
köfteci i. aşevi, lokanta, restoran
köftehor i. afacan, bacaksız, haşarı, haylaz, yaramaz, yumurcak karş. uslu
köhne i. aşınmış, eski, eskimiş, geçkin, harap, hurda, hurdahaş, kırık, kopuk, kullanılmış, lime lime, örselenmiş, paramparça, partal, viran, pejmürde, yıkık, yıkılmış, yıkkın, yıpranmış, yırtılmış dey. bir deri bir kemik, delik deşik, hurdası çıkmış, iler tutar yeri kalmamış, kadidi çıkmış, kara kuru, kırık dökük, külüstür marka, lime lime, parça parça, yırtık pırtık
kök i. asal, asıl, aslı, cins, dayanak, destek, dip, esas, içyüz, istinat, kaide, kaynak, köken, menşe, mesnet, öz, söz, taban, temel, töz, zemin
kök tutmak f. temelleşmek
kökçü i. eczacı, hekim, otçu
köken i. asıl, başlangıç, çıkış, çıkıt, esas, kaynak, kök, mahreç, menşe, mesnet, orijin, öz, soy, töz
köklenmek f. açılmak, açınmak, büyümek, genişlemek, gelişmek, ikamet etmek, ilerlemek, kalkınmak, mıhlanmak, oturmak, şenlenmek, tutunmak, yayılmak, yerleşmek, yetkinleşmek, yuvalanmak, yükselmek dey. atılım yapmak, dal budak salmak, damara işlemek, demir atmak, gelişme göstermek, ikamet etmek, inkişaf etmek, iyice tutunmak, kalıcılık kazanmak, kazık kakmak, kol atmak, kök oluşturmak/salmak, mesken tutmak, postu sermek, tekamül etmek, temel tutmak, yurt edinmek/tutmak, yuva edinmek/sahibi olmak/yapmak karş. gerileme
kökleşmek f. ikamet etmek, temelleşmek, yerleşmek, yuvalanmak
kökleşmiş s. oturmuş
köklü i. baki, berdevam, bitimsiz, bitmeyen, bitmez, daim, daimi, dayanıklı, demirbaş, dirençli, ebedi, esaslı, ezeli, gedikli, hudutsuz, kale gibi, kalıcı, kalımlı, kesiksiz, kronik, limitsiz, müzmin, namütenahi, nihayetsiz, oturmuş, ölmez, ömürlü, öncesiz, payidar, radikal, sağlam, sınırsız, sonsuz, sonrasız, sönümsüz, süregelen, süreğen, sürer, temelli, tükenmez, zevalsiz karş. kalımsız
köksüz s. asılsız, çürük, dayanaksız, esassız, geçersiz, kırılgan, temelsiz, uydurma karş. köklü
kökünden z. esasen, radikal
köle i. abit, azatsız, bende, cariye, esir, forsa, gözaltında, halayık, hapis, karavaş, kırnak, kölemen, kul, mahpus, memlük, odalık, payzen, rehine, tutsak karş. efendi, özgür, sahip ? hizmetçi, tutuklu
kölelik i. bağımlılık, esaret, kısıtlanma, kulluk, tutsaklık, tutukluluk
kömürleşmek f. alazlanmak, alevlenmek, göyünmek, kavrulmak, kül olmak, yanmak
kömürlük i. bodrum, mahzen, odunluk, sağınak, zeminlik, zindan
kömürrengi s. füme
kömüş i. manda
köpek i. alçak, çomar, encik, enik, it, kelp, yezit karş. kedi
köpeklemek f. bitmek, dökülmek, katılmak, kesilmek, mahvolmak, şişmek, tıkanmak, tükenmek, yaltaklanmak, yorulmak karş. dinlenmek
köpeklenmek f. eteklemek, sırnaşmak, yaltaklanmak, yaranmak, yılışmak, karş. horozlanmak
köprü i. geçit, pasaj
köpüklenme i. köpürme
köpüklenmek f. köpürmek
köpürme i. asabiyet, düşkünlük, feveran, galeyan, garaz, gazap, hınç, hırs, hışım, hiddet, ihtiras, iptila, kabarma, kaynama, kızma, kızgınlık, köpüklenme, kudurma, nefret, nefsaniyet, nefsaniyet, öfkelenme, parlama, saplantı, sinir, sinirlenme, tamah, tutku
köpürmek f. alevlenmek, asabileşmek, babalanmak, celallenmek, cinlenmek, deli olmak, delilenmek, delirmek, hırçınlaşmak, hırslanmak, hiddetlenmek, ifrit kesilmek, kabarmak, kaynamak, kızışmak, kızmak, kin tutmak, köpüklenmek, kudurmak, öfkelenmek, parlamak, patlamak, sinirlenmek, taşmak, terslenmek, yükselmek dey. asabı bozulmak, burnuna kan kokmak, deli olmak, hırsından boğulmak, marsık yiyip ateş püskürmek, sinir olmak, sinirden kendini yemek
kör i. ama, çıkmaz, görmez, işlemez, kesmeyen, malul, sakat, tıkalı dey. boş kafalı, dünyadan habersiz, gözü kapalı, kara cahil, okuması yok
kör cahil s. bilgisiz, bilmez, boş, eçhel, okumasız, ümmi karş. bilgili
kördüğüm i. açmaz, arapsaçı, çapraşıklık, çıkmaz, dava, güçlük, hacet, iş, kaziye, keşmekeş, kısırdöngü, külfet, labirent, mesele, muamma, problem, sır, sorun, zorluk dey. çıban başı, çıkmaz sokak, fasit daire, kısır döngü, mesele çıkarma karş. çözüm
kördüğüm etmek f. bozmak
körfez i. çekmece, fiyort, girinti, haliç, koy, kuytu, liman, menzil, mersa, sapa
körkütük s. içkili, zilzurna
körpe i. bozulmamış, diri, genç, gepgenç, körpecik, taptaze, teravetli, taze, yeniyetme, yıpranmamış dey. çiçeği burnunda, çok taze, dalından yeni kopmuş gibi, diri diri, dumanı üstünde, henüz bozulmamış, yeni yetişen karş. kart
körpecik i. körpe
körü körüne i. dikkatsiz
körükleme i. teşvik
körüklemek f. heyecanlandırmak, kamçılamak, kışkırtmak, özendirmek, parmaklamak, tahrik etmek, teşvik etmek, üflemek, yakmak, zehirlemek
körüklendirmek f. isteklendirmek
körüklenmek f. alevlenmek
körükleyici s. kışkırtıcı
kös i. davul
kösele i. deri
kösemen i. danışman, izci, kılavuz, mürşit
kösnü i. arzu, gaye, gönül, istek, istem, iştah, kapris
kösnücül s. hovarda, kadıncıl, zendost
kösnülemek f. gıpta etmek, istemek, susamak
köstek i. darp, dayak, değnek, engel, falaka, kelepçe, ket, mahzur, muştalama, pataklama, pürüz, sakınca, set, sille, sopa, tokat, vurma vuruş, yük, zincir dey. güçlük çıkarmak, engel çıkartmak, yokuşa koşmak, zora koşmak, zor duruma getirmek, zorluk çıkarmak
köstek olmak f. önlemek
köstekleme i. engelleme
kösteklemek f. alıkoymak, baltalamak, darbelemek, dizginlemek, engellemek, frenlemek, güçleştirmek, ihlal etmek, karşılamak, kesmek, ket vurmak, mani olmak, muhalefet etmek, önlemek, sarsmak, sendelemek, suikast yapmak, yalpalamak, zorlaştırmak karş. kolaylaştırmak
kösteklenme i. aksama, güçlük
kösteklenmek f. aksatılmak, alıkoyulmak, baltalanmak, çelmelenmek, döndürülmek, durdurulmak, düşeyazmak, düşmek, engellenmek, frenlenmek, güçleştirilmek, kesmek, menetmek, önlemek, sekmek, sendelemek, sürçmek, tekerlenmek, tökezlenmek, yalpalanmak, zorlaştırmak dey. ayağı dolaşmak/sürçmek/takılmak, ayak bağı olmak, dengesini yitirmek, engel çıkartılmak, gem vurulmak, güçlük çıkartılmak, işi bozulmak/güçleştirilmek, karşı çıkılmak, mani olunmak, önünü almak/kesmek, sekteye uğratılmak, set çekilmek, yokuşa koşulmak, zora koşulmak, zor duruma düşürülmek, zorluk çıkartılmak karş. desteklemek
köstelemek f. zorlaştırmak
köşe i. açı, bölge, bucak, cephe, cidar, çeper, dolay, etraf, havali, ıssız, kenar, kesim, kıyı, korner, kuytu, mıntıka, muhit, tenha, uç, ücra, yaka, yan, yer, yöre, zaviye
köşe bucak tun
köşebaşı i. ağız, kavşak, makas
köşk i. ikâmetgah, kasır, kaşane, konak, malikâne, saray, yurtluk, villa, yalı
köşklü i. koruyucu
kötek i. coplama, darp, dayak, değnek, dövme, falaka, mustulama, patak, pataklama, sille, sopa, şaplak, tokat, vurma, vuruş
köteklemek f. tökezlemek
kötü s. acı, adi, ağır, alçak, aşağı, aşağılık, bed, bet, beğensiz, berbat, beter, bozuk, cenabet, çamur, çöp, değersiz, dürüst, fasit, feci, fena, fos, gergin, habis, hain, hakir, havacıva, hor, ıskarta, ibret, işe yaramaz, kalitesiz, kara, kazalı, kem, kırık, kırılgan, kıymetsiz, korkulu, kötücü, kötücül, kritik, lanet, mezmum, mikrop, muzır, naçiz, nahoş, nazik, olumsuz, önemsiz, paçavra, pis, rezalet, rezil, riskli, rizikolu, seviyesiz, sıfır, tahripkar, vahametli, vahim, yaman, yaramaz, yavuz, yergin, yezit, yıkıcı, zararlı, zehirli, ziyankar dey. Allahın belası/cezası/gazabı, bağlasan durmaz, beş beter, betin beteri, cehennem kütüğü, çapanoğlu, çekiye gelmez, çok tehlikeli, domuz gibi, dost görünen düşman, dosta düşman bakışlı, dünyanın çivisi kopmuş, ele alınmaz, elinde/eline kezzap suyu, endişe verici, fena kalpli, foyası bozuk, gönlü kara, ip kaçkını, işe yaramaz, işler çapan, ite atsan yemez, kalbi bozuk, kaleme gelmez, kan kırmızı, köpeğe atsan yemez, niyeti bozuk, solda sıfır karş. değerli, güzel, iyi, nefis, önemsiz, zarif ? alçak, bozuk, çürük, değersiz, gaddar, tehlikeli, yararsız
kötüleme i. çekiştirme, kınama
kötülemek i. ayıplamak, batırmak, beğenmemek, çamurlamak, çekiştirmek, çirkinsemek, damgalamak, fenalaşmak, hastalanmak, ıslıklamak, karalamak, karambol, keyifsizlenmek, kınamak, kolamak, kritik etmek, lekelemek, rahatsızlanmak, suçlamak, yamamak, yermek, yormak, yuhalamak, yüklemek, yüzlemek, zemmetmek dey. adını lekelemek/kirletmek, ağız dil vermemek, atıp tutmak, bühtan etmek, çamur atmak/sıçratmak, dedikodu etmek/yapmak, dil uzatmak, dilinden zehir dökülmek, diline dolamak, diline/parmağına dolamak, gıybet etmek, gidip de geri gelmek, hasta düşmek, hastalığa duçar olmak, hastalığa tutulmak/yakalanmak, iftira etmek, isnat etmek, kara çalmak, kov etmek, kriz geçirmek, kulp takmak, laf etmek, leke sıçratmak karş. iyileşmek, övmek
kötüleşmek f. ağırlaşmak, alçalmak, aşınmak, azmak, berelenmek, bozulmak, çatlamak, dağılmak, dökülmek, eskimek, haraplaşmak, hırpalanmak, kırılmak, örselenmek, parçalanmak, rahatsızlanmak, yıpranmak, yırtılmak, zendelenmek dey. abanoza dönmek, eşekten düşmüş karpuza dönmek, fenaya sarmak/varmak, komaya girmek, poyraza çevirmek, sağlığı/sıhhati bozulmak, sayrı düşmek, şifayı bulmak/kapmak, tadı tuzu kalmamak, üzerine tüy dikmek, yatağa düşmek, yataklara döşenmek, yatak yorgan yatmak
kötüleştirmek f. azdırmak dey. bir çuval inciri berbat/bok/ murdar etmek, taş dikeceğine tüy dikmek
kötülük i. aksa, aksaklık, alçaklık, arıza, ayıp, bozukluk, cefa, çaparız, çile, çürüklük, defo, eksiklik, eza, eziyet, falso, fenalık, fesatlık, gaddarlık, gadir, hainlik, haksızlık, halel, hata, ihanet, illet, işkence, kemlik, kıygı, kıyım, kir, kusur, leke, mezalim, nakısa, noksan, noksanlık, özür, pislik, rezillik, sakatlık, suç, şaibe, şer, yanılgı, yanıltı, yanlış, yanlışlık, yüzkarası zulüm karş. hayır, iyilik, meziyet
kötülükçü i. alçak, namussuz, yezit
kötümsemek f. yermek, yuhalamak, zemmetmek
kötümser s. bedbin, karamsar, moralsiz, umutsuz, ümitsiz karş. iyimser
kötümserlik i. ezinç, hüsran, karamsarlık, umutsuzluk, üzüntü, yeis
kötürüm i. felç, güçsüz, inmeli, malul, özürlü, sakat, yatalak, yürüyemeyen; battal, işlemeyen
köylü i. bostancı, çiftçi, ekici, ekinci, ırgat, ortakçı, memleketli, rençper, tarımcı, yarıcı, ziraatçi, zürra karş. kentli
köz i. akkor, alaz, alev, ateş, kor, nar, narıbeyza, od, şule, yalaz, yalaza, yalım, yalın
kraker i. bisküvi, çörek, galeta, gevrek, peksimet
kral i. başbuğ, başkan, çar, çariçe, emir, firavun, hakan, han, hükümdar, hünkar, ilhan, imparator, kağan, melik, mihrace, mikado, padişah, prens, raca, sultan, seçkin, şah, şehinşah, seyh
kraliçe i. başkan, hükümdar, melike, sultan
krallık i. saltanat
kramp i. ağrı, kulunç
krater i. çökek, çökük, çöküntü, çukur, çukurluk, düşüklük, girinti, yar
kravat i. boyunbağı, fiyonk, fular, papyon
kredi i. borç, eğreti, güven, güvenirlik, ikraz, ikrazat, itibar, emanet, matlup, ödünç, prestij, saygınlık, takıntı, verecek, veresiye, zimmet karş. itibarsızlık
kredi açmak f. kredi vermek
kredi vermek f. borç vermek, kredi açmak, ödünç vermek, tevdiatta bulunmak, veresiye vermek karş. istikraz
krem i. ilaç, krema, losyon, merhem, pomat
krema i. kaymak, krem, pelte
kreş i. yetimhane, yuva
krikkrak i. çörek, kraker
kristal i. billur, cam, sırça
kristalleşmek f. billurlaşmak
kriter i. endaze, kıstas, mihenk, norm, ölçüt
kritik i. ağır, ciddi, eleştiri, feci, gergin, hayati, kazalı, korkulu, kötü, nazik, önemli, riskli, rizikolu, tehlikeli, tenkit, tenkitçi, umutsuz, vahametli, vahim dey. acil durum, acil vaka, endişe verici karş. önemsiz
kritik etmek f. batırmak, beğenmemek, çirkinsemek, eleştirmek, hicvetmek, ıslıklamak, karamak, kınamak, kötülemek, suçlamak, taşlamak, tenkit etmek, yermek, yuhalamak, zemmetmek dey. kabahatli görmek, kabahat yüklemek, suçlu görmek, suç yüklemek, töhmet altında bırakmak, yerin dibine sokmak, yuf borusu çalmak, yuha çekmek, yuhaya tutmak
kriz i. buhran, bunalım, bunalma, bunaltı, bunluk, darlık, depresyon, gerginlik, kabus, nöbet, problem, sarsıntı, sıkıntı, sorun, zorluk dey. bunalım atlatmak, darboğazdan geçmek, fenalık geçirmek, kriz atlatmak, ölüp ölüp dirilmek, sarsıntı geçirmek karş. rahatlık
kriz geçirmek f. bayılmak, fenalaşmak
kroki i. düzenek, eskiz, karalama, maket, model, müsvedde, öntasar, plan, şema, tasar, tasarı, taslak
kronik i. baki, bengi, berdevam, bitimsiz, bitmeyen, bitmez, daim, daimi, demirbaş, durur, ebedi, ezeli, gedikli, hudutsuz, kalıcı, kalımlı, kesiksiz, köklü, limitsiz, müebbet, mütevali, müzmin, nihayetsiz, ölmez, ömürlü, öncesiz, payidar, sınırsız, sonrasız, sonsuz, sönümsüz, süregelen, süreğen, sürel, sürer, temelli, tükenmez, zevalsiz karş. akut, kalımsız
kronikleşmek f. müzminleşmek
kroşe i. tepme, vuruş, yumruk
kruvazör i. gemi
kuartet i. bando
kubbe i. çatı, kümbet, tavan
kuburluk i. kılıf, kın, zarf
kucak i. aguş, bağır, döş, gerdan, göğüs, koyun, sadır, sine
kucak açmak f. desteklemek
kucaklamak f. dolamak, ilişmek, kucaklaşmak, sarılmak, sarmak, sarmak, sarmaşmak, sıyırıp geçmek karş. itmek ? abanmak
kucaklaşmak f. birleşmek, kavuşmak, kucaklamak
kudret i. derman, enerji, erk, fors, güç, hâl, hayatiyet, iktidar, imkan, izzet, kuvvet, mecal, nüfuz, otorite, sulta, takat, velayet, yeğinlik, yetke
kudreti yetmek f. kadir olmak
kudretli i. acar, atak, baskın, dişli, enerjik, erkli, forslu, güçlü, iktidarlı, kadir, keskin, kuvvetli, muktedir, nüfuzlu, otoriter, pençeli, selahiyetli, şiddetli, takatli, yavuz, yeğin, yetkili, zağlı, zorlu karş. aciz, argın, güçsüz, kudretsiz, takatsiz, zavallı, zayıf
kudretli olmak f. kadir olmak
kudretsiz i. aciz, çökkün, dermansız, erksiz, güçsüz, güdük, halsiz, iktidarsız, kısır, kuvvetsiz, mecalsiz, takatsiz karş. kudretli
kudretsizlik i. dermansızlık, güçsüzlük, zafiyet
kudurgan s. kızgın, öfkeli
kudurma i. asabiyet, feveran, gazap, hınç, hırs, hışım, hiddet, ihtiras, infial, iptila, kızgınlık, kızma, köpürme öfkelenme, parlama, saplantı sinir, sinirlenme, tamah, tutku
kudurmak f. alevlenmek, asabileşmek, ateşlenmek, azmak, babalanmak, celallenmek, cinlenmek, coşmak, deli olmak, delilenmek, delirmek, hırçınlaşmak, hırslanmak, hiddetlenmek, kızmak, kin tutmak, kızışmak, köpürmek, öfkelenmek, parlamak, patlamak, sinirlenmek, şiddetlenmek, terslenmek dey. asabı bozulmak, barut kesilmek, deli olmak, kırkından sonra azmak
kudurmuş s. deli, öfkeli
kuduruk s. kızgın
kuklacı i. karagözcu, meddah
kukulete i. başlık
kul i. abit, azatsız, bende, cariye, esir, forsa, halayık, insan, köle, kölemen, odalık, parya, rehine, tutsak
kulak kabartmak f. dinlemek
kule i. şato
kullanamamak f. israf etmek
kullanan i. operatör, tüketici
kullanılan s. geçerli
kullanılanlar i. sarfiyat
kullanılmak f. erimek, yoğaltmak
kullanılmamış s. acar, bakir, cedit, çağdaş, hadis, modern, muasır, müceddet, nev, nevin, yeni, yepyeni dey. çil çil, el değmemiş, gıcır gıcır, kız gibi, kız oğlan kız, pırıl pırıl, sıfır kilometrede, son moda/model, yakası açılmadık, yeni çıkmış, yeni icat karş. eski
kullanılmış s. aşınmış, eskimiş, geçkin, harap, hurda, hurdahaş, kırık, köhne, örselenmiş, paramparça, pejmürde, viran, yıkık, yıkılmış karş. yepyeni
kullanışlı s. elverişli, geçerli, işe yarar, külfetsiz, meşakkatsiz, pratik, rahat, yararlı, zahmetsiz
kullanışsız s. battal, beyhude, faydasız, fuzuli, geçersiz, hükümsüz, işe yaramaz, kârsız, lüzumsuz, rahatsız, yaramaz, yararsız
kullanma i. sarf, tüketim
kullanmak f. alışmak, değerlendirmek, faydalanmak, harcamak, istifade etmek, istismar etmek, işlemek, işletmek, kıymetlendirmek, neticelendirmek, sarfetmek, sömürmek, temizlemek, tüketmek, yararlanmak dey. basamak yapmak, başa yular geçirmek, elden düşürmemek/bırakmamak, kozunu oynamak, sırtından (para) kazanmak/geçinmek, tezgahtan geçirmek dey. elden ele dolaşmak/gezmek, elden geçmek, maşası/olmak
kullanmamak f. atmak
kullanmaz olmak f. bırakmak
kulluk i. bağımlılık, devriye, esaret, karakol, kısıtlanma, kölelik, merkez, tutsaklık, tutukluluk
kullukçu i. bekçi, bostancı, dedektif, devriye, gardiyan, hafiye, inzibat, jandarma, komiser, müfettiş, polis, salma, zabıta, zaptiye
kulp i. bahane, hikmet, illet, kabza, kol, kundak, mandal, mazeret, neden, özür, sap, sebep, tutak, tutamak, vesile
kulplu i. bardak, kadeh, kupa
kulunç i. kramp, sancı, sızı, şiddetli ağrı
kulübe i. baraka, barınak, bungalov, eğlek, konut, salaş, sığınak
kuma i. eş, ortak
kumanda i. amir, baş, başkomutan, başkumandan, buyruk, direktif, dümen, elebaşı, emirname, erk, ferman, güdüm, kaptan, komut, komutan, lider, malkoç, öncü, önder, serdar, talimat, yönerge, yönetici, yönetmen
kumanda etmek f. yönetmek
kumanda tablosu i. pano
kumandan i. efendi, komutan, lider, serdar, subay
kumanya i. aş, azık, besin, erzak, gıda, nevale, yiyecek, yolluk
kumar i. poker
kumarbaz s. düzenci, kumarcı dey. eski kulağı kesik, kumar düşkünü
kumarcı i. kumarbaz
kumaş i. dokuma
kumbara i. kutu, sandık
kumpanya i. ekip, grup, holding, idare, idarehane, işletme, kuruluş, müessese, ortaklık, şirket, takım, tayfa
kumpas i. dalavere, düzenbazlık
kumsal i. kıyı, kumlu, plaj, sahil
kundakçı i. arabozan, arabozucu, asi, ayartıcı, bozguncu, bozutçu, fasit, fesat, kıyamcı, komplocu, sabotajcı, suikastçi, tahripçi, tahripkar, tedhişçi, terörist, yıkıcı, yıpratıcı karş. yapıcı
kundaklamak f. tutuşturmak, yakmak, yangın çıkarmak
kundura i. ayakkabı, iskarpin, mokasen, pabuç, paşmak
kunduracı i. ayakkabıcı, başmakçı, çarıkçı, dikici, eskici, iskarpinci, kavaf, pabuçcu, paşmakçı ? ayakkabı, emekçi
kupa i. bardak, çekişme, iddia, kadeh, karşılaşma, kase, konkur, koşu, kulplu, lig, maç, madalya, müsabaka, olimpiyat, oyun, ödül, piyale, rali, rekabet, şampiyona, turnuva, yarış, yarışma; bardak, kadeh
kur yapmak f. cilveleşmek, flört etmek, gezmek, oynaşmak, sarkıntılık etmek, sevişmek dey. aşıktaşlık etmek, aşna fişne olmak, çevresinde pervane olmak, düşüp kalkmak, etrafında dönmek, flört etmek, gönül eğlendirmek, işi pişirmek
kurabiye i. bisküvi, çörek
kurak i. bereketsiz, bozkır, kuru, yağışsız, yararsız dey. suyu çekilmiş/kalmamış, tahta gibi, takır tukur, yağış almayan, yağışı az, yanık toprak karş. sulak, verimli
kural i. âdet, alışkanlık, anane, dizge, doktrin, düstur, düzen, düzgü, erkan, esas, gelenek, ilke, kaide, kanun, kararname, metod, nizam, norm, öğreti, ölçü, prensip, sistem, tarz, umde, usul, yasa, yol, yöntem ? öğreti, yasa, yönetmelik, yöntem
kuraldışı s. adaletsiz, acayip, ayrı, ayrıcalıklı, benzersiz, değişik, doğaüstü, eksantrik, fevkalade, garip, inanılmaz, istisnai, müstesna
kurallı i. ahenkli, düzenli, düzgeli, insicamlı, istikrarlı, kaideli, kıyasi, nizami, nizamlı, tutarlı, uyumlu
kuram i. dogma, doktrin, iddia, faraziye, hipotez, inak, nas, nazariyat, nazariye, okul, plan, tahmin, tasarım, tasavvur, teori, tez, varsayım, varsayış karş. uygulama ? düşünce inanç, öğreti, sav
kuramlar i. nazariyat
kuramsal s. nazari, teorik
Kur'an i. En'am, Furkan, Kelâmıkadim, Kitabullah, Kitap, Mushaf
kurban i. av, fedai, kazazede, keklik, ölen, serdengeçti, şikar, telefat, vukuat, yaralanan, yemlik
kurcalamak f. aramak, araştırmak, bozmak, deşelemek, deşmek, didiklemek, eşelemek, gözlemek, incelemek, irdelemek, karıştırmak, oynamak, soruşturmak dey. didik didik etmek, gözlem yapmak, içyüzünü araştırmak, iskandil etmek, mütalaa etmek, parmak atmak, sorgu sual etmek, tahkik etmek tahkikat yapmak, takip/tetkik etmek ? aramak, değmek, incelemek
kurdele i. bağcık, ip, kordon, şerit
kurdeşen i. alerji, döküntü, isilik, kaşıntı, yara
kurgan i. duvar, mezar, sur, tepe
kurgu i. anahtar, hulya, kurma, kuruntu, kuşku, montaj, spekülasyon, şüphe, vehim, zan
kurma i. bina, düzenleme, inşa, kurgu, tesis, teşkil, teşvik
kurmak f. ayarlamak, düşünmek, düzenlemek, imgelemek, inşa etmek, kışkırtmak, kurmak, muhakeme etmek, oluşturmak, planlamak, sağlamak, tasarlamak, tasımlamak, tesis etmek, teşkil etmek, teşkilatlandırmak, teşvik etmek, türetmek, üretmek, yapmak, yaratmak, yetiştirmek dey. ağ örmek, bina etmek, düş kurmak, farz etmek, gözünde canlandırmak, hayal etmek, inşaat yapmak, inşa etmek, meydana getirmek, ortaya çıkarmak/koymak, tesis etmek
kurmay i. özel olarak yetiştirilmiş subay, uzman, uzman subay
kurna i. banyo, eviye, küvet, lavabo, leğen, suluk
kurnaz s. açıkgöz, akıllı, cambaz, cin, cingöz, çakal, çokbilmiş, kurt, şeytan, tilki, uyanık dey. açık göz, bildiğini yedi mahalle bilmez, cin fikirli/gibi/göz, çarıklı erkânı harp/diplomat, çok harman yeri dişlemiş, gözleri velferci okuyor, gözü açık/açık gözlü, hızıra külâh giydirir, hin oğlu, hin oğlu hin, ip cambazı, işini uydurur, kaçın kur'ası, kurt gibi, seni gidi seni, tilki gibi karş. ahmak, aptal, budala, saf, safderun
kurnazlık i. al, aldatmaca, cerbeze, dalavere, desise, dolan, dolap, düzen, düzenbazlık, entrika, fant, hile, irtikap, irtişa, kaçakçılık, kapan, manevra, oyun, rüşvet, sahtecilik, sahtekarlık, suiistimal, şaşırtmaca, şeytanet, şeytanlık, tertip, vurgun, yaldız, yolsuzluk, yutturmaca karş. doğruluk
kurnazlıkla z. ustaca
kurs i. çember, eğitim, okul, öğrenim, öğretim, silindir, staj, tedris, top, yetiştirme, yuvarlak
kursiyer i. öğrenci, talebe
kurşun i. fişek, füze, mermi, saçma, sıkı dey. balyoz gibi, lenhuda gibi, lök gibi
kurşuni i. ağır, battal, hantal, kır karş. tüy gibi
kurşunkalem i. kalem
kurşunlamak f. boğazlamak, katletmek, kırmak, öldürmek, vurmak, yaralamak dey. kurşun atmak, kurşuna dizmek
kurşunlanmak f. ölmek, rahmetli olmak, yaralanmak
kurt i. aldanmaz, deneyimli, görgülü, kaşarlanmış, kaşarlı, kıdemli, kurnaz, pişkin, tecrübeli karş. çolpa
kurtarmak f. desteklemek, geliştirmek, esirgemek, himmet etmek, ilerletmek, kayırmak, kazandırmak, kazanmak, kollamak, korumak, şenlendirmek, yetkinleştirmek, yükseltmek, zahir olmak dey. arka çıkmak/olmak, beyaza çıkarmak, çamurdan çekip çıkarmak, destek olmak, elinden kurtarmak/tutmak, gelişmesini sağlamak, imar etmek, işin içinden çıkmak/sıyrılmak, kurt ağzından kuzu almak, mezardan çıkarmak, paçayı sıyırmak, parasını çıkarmak/kurtarmak, postu kurtarmak, selamete çıkarmak, terakki ettirmek, yakadan/yakasından atmak, yakayı kurtarmak, yararlı olmak, yardımcı olmak, yardım etmek, yeniden ele geçirmek, zahir olmak karş. mahvetmek
kurtlanmak i. bayatlamak, bozulmak, böceklenmek, cıvıklaşmak, çürümek, ekşimek, işkillenmek, kekremek, kesilmek, kokuşmak, kuşkulanmak, küflenmek; endişelenmek, huylanmak, ikirciklenmek, işkillenmek, kaygılanmak, kuşkulanmak, şüphe etmek, şüphelenmek, vehmetmek, vesveselenmek karş. içi rahatlamak
kurtlu i. bayat, bozuk, böcekli, canlı, cılk, çürük, delidolu, delişmen, dirliksiz, ekşimiş, geçmiş, karıncalanmış, kesik, kesilmiş, kokuşmuş, kokuşuk, küflenmiş, küflü, tedirgin, zıpır, zirzop; endişeli, huzursuz, kuruntulu, mütefessih, rahatsız, tedirgin karş. taze
kurtulma i. boşanma, firar, iflah, reha
kurtulmak f. atlatmak, azade olmak, ferahlamak, geçiştirmek, kaçmak, kopmak, reha bulmak, safra atmak, sağ kalmak, savmak, savuşmak, savuşturmak, serbestlemek, sıvışmak, sıyrılmak, tahliye edilmek, tahliye olmak, terhis olmak, vareste olmak dey. aman bulmak, azade olmak, başından atmak, başından savmak, dört ayak üstüne düşmek, halas bulmak, paçayı kurtarmak/sıyırmak, postu kurtarmak, rahata kavuşmak, rahat bir nefes almak, safra atmak, sağ kalmak, selamete çıkmak/erişmek, sırtından atmak, ucuz atlatmak/kurtulmak, üstünden/üzerinden atmak, vartayı atlatmak, yakadan atmak, yakasından atmak, yakayı kurtarmak karş. enselenmek, hastalanmak, kuyruğu sıkıştırmak, tutulmak, yakalanmak, yakayı elevermek, yavrulamak ? iyileşmek, kaçmak, küçümsemek, savsaklamak
kurtuluş i. felah, reha
kuru i. anlamsız, arık, basit, bayır, bereketsiz, biteksiz, bozkır, cılız, çatlak, çorak, çöl, çöllük, huylanma, iskelet gibi, istep, katı, kavruk, kavrulmuş, kepir, kıraç, kurak, nemsiz, pek, pekişik, rutubetsiz, sahra, saltanatsız, sert, sıska, step, susuz, süzgün, taş gibi, tundra, verimsiz, yağışsız, yağsız, yanık, yararsız, yavan, zayıf dey. bir deri bir kemik, gayri mümbit, kav gibi, kemik gibi, kerpiç gibi, kösele gibi, tahta gibi, takır tukur, taş gibi, yağış almayan, yağışı az karş. ıslak. sulak, şişman, yaş, yumuşacık ? katı, kıraç
kurul i. birleşim, celse, delegasyon, divan, duruşma, ekip, encümen, heyet, içtima, jüri, kabine, kamara, kamutay, komisyon, komita, komite, kongre, konsey, kurultay, kurum, meclis, parlamento, senato, şura ? grup, toplantı
kurulamak f. kurutmak, silmek
kurulmak f. böbürlenmek, büyüklenmek, gururlanmak, iftihar etmek, kabarmak, kasılmak, kıvanmak, kibirlenmek, oturmak, övünmek, şişinmek, teşekkül etmek, yayılmak, yerleşmek
kurulmuş s. ayarlı
kurultay i. divan, kabine, kamutay, kongre, kurul, senato
kuruluş i. atölye, bünye, fabrika, firma, holding, idare, idarehane, işletme, kartel, kumpanya, müessese, kurum, organ, organizasyon, ortaklık, örgüt, şirket, tesis, teşkilat, teşekkül, tröst, vakıf, yapı, yapılış
kurum1 i. birlik, cemiyet, dernek, heyet, kurul, kuruluş, loca, meclis, müessese, organizasyon, ortaklık, tesis, teşkilat, yurt, yuva dey. afi kesmek/satmak, avurt etmek, azamet satmak, boy satmak, burnu kabarmak, caka satmak/atmak/yapmak, çalım satmak, dümen yapmak, fiyaka satmak/yapmak, filim çevirmek, hava basmak, havalara girmek, İngiliz tabancası gibi kurulmak, kibir etmek, numara yapmak, polim yapmak, racon kesmek, yüksekten atmak
kurum2 s. afurtafur, azamet, böbürlenme, büyüklenme, caka, çalım, fiyaka, gösteriş, gurur, jest, kabarma, kasılma, kasıntı, kibir, kuruluş, nispet, müessese, örgüt, övünme, poz, şişinme, tafra, tavır tefahur, tekebbür, ulvan, yordam karş. alçakgönüllülük
kurum3 i. is
kurumak f. cılızlaşmak, erimek, incelmek, koflaşmak, ölmek, sararmak, solmak, süzülmek, zayıflamak dey. içi geçmek, nemini yitirmek, rutubeti geçmek, susuz kalmak, suyunu çekmek, takır takır olmak
kurumlanmak f. avurtlanmak, böbürlenmek, büyüklenmek, gururlanmak, iftihar etmek, kabarmak, kasılmak, kibirlenmek, övünmek, şişinmek
kurumlu i. avurtlu, azametli, çalımlı, gururlu, kasıntı, kibirli, mağrur, övüngen dey. başı havada, burnu büyük, kendini beğenmiş, ne oldum delisi, yüksekten atıcı karş. alçakgönüllü
kurumsuz i. alçakgönüllü, gösterişsiz, iddiasız, kalender, kibirsiz, sade, yalın karş. iddialı
kurumuş s. bayat, geçkin
kuruntulu s. işkilli
kuruntu s. düş, efkar, evham, fikir, gocunma, güvensizlik, hulya, huylanma, işkil, işkillenme, kaygı, kurgu, kuşku, kuşkulanma, malihulya, melankoli, pirelenme, sanı, sanma, sanrı, şek, şüphe, tasa, vahime, vehim, vesvese, zannetme ? düş, kaygı, korku, sıkıntı, üzüntü
kuruntu etmek f. evhamlanmak, huylanmak, işkilenmek, kaygılanmak, kuşkulanmak, pirelenmek, şüphelenmek, vehmetmek karş. rahat olmak
kuruntucu i. evhamlı, huylu, işkili, kuruntulu, kuşkucu, kuşkulu, meraklı, pireli, şüpheci, şüpheli, vesveseli
kuruntulanmak f. kaygılanmak
kuruntulu s. değişken, duygulu, evhamlı, huzursuz, ikircikli, kurtlu, kuruntucu, kuşkucu, pireli, şüpheli, vesveseli
kurusıkı i. blöf, gözdağı, traş, uydurmaca, yalan
kurutmak f. kavurmak, kurulamak, silmek karş. ıslatmak, yaşlatmak
kuruyemiş i. badem, çerez, ceiz, eğlencelik, fındık, fıstık, leblebi
kurye i. dağıtıcı, dağıtımcı, elçi, haberci, muhabir, müjdeci, müvezzi, postacı, tatar, ulak
kuskunsuz s. tertipsiz, yoksul
kuskus i. makarna
kusmak f. çıkarmak, gaseyan etmek, istifrağ etmek, öğürmek dey. adres bırakmak, böğürtlen çıkarmak, deniz tutmak, içi dışına çıkmak, ıstavroz (istavroz) çıkarmak, kartvizit bırakmak, midesi kaldırmamak, öğürtü gelmek, tavus kuyruğu çıkarmak ? iğrenmek
kusur i. aksaklık, arıza, ayıp, beis, bela, bozukluk, çaparız, çürüklük, damga, defo, eksik, eksiklik, falso, fesat, gaf, galat, günah, halel, handikap, hata, illet, kabahat, kalan, kara, kir, kötülük, leke, noksan, noksanlık, özür, pot, pürüz, sakatlık, suç, şaibe, şeyn, teltik, töhmet, yanılgı, yanıltı, yanlış, yanlışlık karş. meziyet ? bela, engel, suç
kusurlu s. aksalı, arızalı, ayıplı, bozuk, çaparızlı, çürük, damgalı, defolu, eksik, eksikli, falsolu, hatalı, günahkar, haleldar, illetli, kabahatli, mahsurlu, maznun, mücrim, özürlü, püsür, suçlu, şaibeli, töhmetli, yazıklı dey. hileli hurdalı, iki kuyruklu
kusursuz i. birebir, düzgün, eksiksiz, ekstra, harika, hatasız, kaliteli, komple, masum, mucizevi, mükellef, mükemmel, noksansız, oflaz, özürsüz, pırıl pırıl, pürüzsüz, sağlam, sapasağlam, suçsuz, süper, şahane, tam, tamamen, tastamam, üstün, yanlışsız, yetkin dey. diyecek yok, doğru dürüst, dört dörtlük, eksiği gediği yok, eli ayağı düzgün, kıl kadar hatasız karş. hatalı
kusursuzlaşmak f. ıslah olmak, yükselmek
kusursuzluk i. kemal, yetkinlik
kuş i. acemi, başlayıcı, cahil, çırak, çocuk, çolpa, kıdemsiz, müptedi, stajyer, tecrübesiz, toy karş. tecrübeli
kuşak i. aile, akraba, batın, döl, ecdat, evlat, hanedan, hanüman, hısım, nesep, nesil, oba, ocak, palaska, soy, sop, sülale, üren, yakın, zürriyet; batın, bölge, dolay, etraf, ev, hısım, kan, kayış, kemer, mıntıka, muhit, nesil, semt, tohum, uçkur, yöre dey. aile efradı/üyeleri, ana baba, çoluk çocuk, ev bark, gayret kemeri/kuşağı, hısım akraba, kan bağı, yedi geçmişkarş. yabancı
kuşatılmış f. çevrilmiş, gözaltında, mahpus, mahsur, sarılmış dey. abluka edilmiş, ablukaya alınmış, abluka altında, çember içine alınmış, çarka edilmiş, etrafı alınmış/sarılmış, istila edilmiş, kordon içine alınmış, kuşatma altında, muhasara altında, muhasaraya alınmış karş. dışında bırakmak
kuşatma i. ambargo, cenk, cihat, çarpışma, gaza, harp, muhasara
kuşatmak f. çevirmek, çevrelemek, kaplamak, muhasara etmek, sarmak, sığdırmak dey. abluka etmek, ablukaya almak, akın yapmak, atak yapmak, baskın yapmak, çember içine almak, çarka etmek, çıkarma yapmak, ele geçirmek, etrafını almak/sarmak, içine almak, hücum etmek, istila etmek, işgal etmek, kordon içine almak, kuşatma yapmak, muhasara etmek, muhasaraya almak, ortaya almak, saldırıya geçmek, taarruz etmek, topraklarına katmak, üstüne yürümek karş. dışında bırakmak
kuşku i. endişe, evham, güman, güvensizlik, hulya, huylanma, işkil, işkillenme, kurgu, kuruntu, malihulya, melankoli, pirelenme, sanı, sanma, sanrı, şüphe, şüphelenme, tevehhüm, vahime, vehim, vehmetme, vesvese, zan, zannetme
kuşkucu s. bizar, değişken, dirliksiz, endişeli, evhamlı, huylu, huzursuz, ikircikli, işkilli, karamsar, kaygılı, kuruntucu, kuruntulu, kuşkucu, meraki, meraklı, rahatsız, şüpheci, şüpheli, tedirgin, vehham, vesveseli karş. emin, güvenli, kuşkusuz, şüphesiz ? darılgan, gelgeç, karamsar, korkak, tedirgin
kuşkulandırmak f. pirelendirmek
kuşkulanma i. kuruntu
kuşkulanmak f. duraklamak, efkarlanmak, huylanmak, ikirciklenmek, işkillenmek, kurtlanmak, kuruntu etmek, meraklanmak, pirelenmek, şüphe etmek, şüphelenmek, tevehhüm etmek, tereddüt etmek, uyuzlanmak, vehmetmek, vesveselenmek dey. ahkam çıkarmak, buluttan nem kapmak, endişe etmek, fitili almak, gönlü bulanmak, gözü tutmamak, içi bulanmak, içine kurt düşmek, içini kemirmek/yemek, içini kurt yemek, kafasına takılmak, kulağına kar suyu kaçmak/pire kaçmak, kuruntuya düşmek/kapılmak, kuşku beslemek/duymak, kuşkuya düşmek, mana çıkarmak, midesi bulanmak, midesini bulandırmak, nemden hile kapmak, rahatsız olmak, şüpheye düşmek/kapılmak, vesveseye düşmek, yarasız yere kurt düşürmek, zihnini bozmak, zihnini bulandırmak ? kaygılanmak, üzülmek
kuşkulu i. bedbin, belgisiz, belirsiz, bilinmez, bulanık, değişken, endişeli, evhamlı, gizemli, gizli, huzursuz, ikircikli, karanlık, kaygılı, keyifsiz, kuruntucu, meçhul, meraklı, muammalı, muğlak, müphem, neşesiz, şüpheli, vehimli, vesveseli karş. kuşkusuz
kuşkusuz i. alimallah, elbet, elbette, eminim, haliyle, illa, ille, katiyetle, kesenkes, kesinlikle, muhakkak, mutlaka, nasılsa, şüphesiz, tabiatıyla, tabii, tereddütsüz, yüzde yüz dey. doğaldır ki, doğal olarak, evvel Allah, hiç kuşkusuz, her halükârda, ne olursa olsun, öyle ya, ne yapıp yapıp, şüphe yok, tabii ki, yüzde yüz
kuşkusuzluk i. güven, itimat
kut i. baht, mutluluk, saadet, sevinç, talih
kutlama i. alkışlama, bayram, şenlik
kutlamak f. alkışlamak, bayramlaşmak, ıslatmak, tebrik etmek, tesbip etmek dey. alkış tutmak, el çırpmak, eline kına yapmak, göz aydına gitmek, tebrik etmek
kutlarım ü. aşkolsun, maaşallah!
kutlu i. erdemli, ferhunde, hayırlı, kademli, meymenetli, mübarek, şanslı, tekin, uğurlu karş. kademsiz, kutsuz, uğursuz
kutlulamak f. ıslatmak, kutlamak
kutsal s. aziz, ilahi, kutsi, mukaddes, mübarek, ongun, şerif, tanrısal ? uğurlu, ulu
kutsal sayma i. takdis
kutsama i. takdis
kutsi s. aziz, kutsal, mukaddes
kutsuz i. düztaban, hayırsız, kademsiz, meret, meşum, meymenetsiz, musibet, netameli, şanssız, şeametli, şom, tekinsiz, uğursuz karş. kademli
kutu i. ambalaj, göz, kap, kasa, kılıf, kın, külek, kumbara, laza, mahra, paket, pudriyer, sandık, şekerlik, tabaka, tabla, teneke ? dolap, kılıf, tabut
kutulamak f. paketlemek
kuvvet i. derman, enerji, erk, erke, fors, güç, hâl, iktidar, imkan, izzet, kudret, mecal, nüfuz, otorite, sulta, takat, velayet, yeğinlik, yeti, yetke, yetki karş. güçsüzlük
kuvvet vermek f. beslemek
kuvveti yetmek f. kadir olmak
kuvvetlendirme i. tahkim, takviye
kuvvetlendirmek f. pekiştirmek, pekleşmek, perçinlemek, tahkim etmek, takviye etmek
kuvvetlenmek f. canlanmak, dinçleşmek, düzelmek, ferahlamak, iyileşmek, pekişmek, sağalmak, şiddetlenmek, yeğinleşmek
kuvvetli i. acar, atak, atılgan, baskın, çetin, dayanıklı, dirençli, dişli, enerjik, erkli, forslu, güçlü, iktidarlı, kadir, kale gibi, keskin, kudretli, mezun, muktedir, nafiz, nüfuzlu, otoriter, pehlivan, salahiyetli, şedit, şiddetli, takatli, yavuz, yeğin, yetkili, yüksek, zorlu dey. bin canı var, demirden ayaklı, etli canlı, eyersiz aslan, kurt gibi, otorite sahibi, taşı sıksa suyunu çıkarır, tunç bilekli, vurduğu yerden ses getirir karş. iktidarsız
kuvvetli olmak f. kadir olmak
kuvvetlilik i. canlılık
kuvvetsiz i. aciz, çökkün, dermansız, erksiz, güçsüz, güdük, halsiz, iktidarsız, kısır, kudretsiz, mecalsiz, takatsiz karş. güçlü
kuyruk i. dizi, filo, katar, kervan, kordon, koşun, saf, seri, sıra, silsile, şecere, tren, zincir, zincirleme
kuytu i. boş, hücra, ıssız, içerlek, insansız, ıssız, izbe, kenar, kimsesiz, körfez, köşe, masun, sapa, siper, sessiz, tenha, ücra karş. ayakaltı ? gizli, ıssız, sessiz
kuytu yer i. tenhalık, tun
kuytuda z. ücra
kuyu i. artezyen, çukur, havuz, hendek, kaynak, pınar, sarnıç
kuyumcu i. sarraf
kuzey i. şimal
kuzguni s. kara, siyah, yağız
kuzine i. soba
kuzu i. çocuk, koyun dey. ağzı var dili yok, halim selim, kendi halinde, yumuşak başlı/huylu
kuzulamak f. doğurmak, yavrulamak
kuzum ü. ayol!, azizim!, bir tanem!, cancağızım!, canım!, cicim!, hayatım, iki gözüm!, koçum!, nurum!, sevdiceğim, şekerim!, tatlım!, yahu!
küçücük s. küçük, minik, ufacık, ufak
küçük s. az, çapsız, dar, ensiz, fos, hakir, kabin, kıymetsiz, küçücük, küçümen, mini, minicik, minik, minimini, minnacık, minnoş, minyatür, minyon, naçizane, şuncacık, ufacık, ufak dey. agu bebek, avuç içi kadar, bacak kadar, bacak kadar boyu var, bakla gibi/kadar, bakla oda nohut/bakla sofa, bir damla, bit kadar, boyu bacadan mı aştı, bülbül çanağı gibi, cici bici, çıtı pıtı, deve yürekli, düdük gibi, el bebek gül bebek, el kadar, eli/el kadar, eti ne budu ne?, fındık faresi, hokka gibi, kuş kadar, kutu gibi, küçük başlı, maşa kadar, mercimek kadar, nohut oda bakla sofa/salon, parmak kadar çocuk, ufak çapta, yarım porsiyon, yumruk kadar, zerre kadar karş. bol, boylu, büyük, geniş, ulu ? az, çocuk, kısa, önemsiz, zayıf
küçüklemek f. aşağılamak, azarlamak, bağırmak, çıkışmak, darılmak, döşenmek, hakaret etmek, haşlamak, kakımak, paylamak, süslemek, terslemek, veriştirmek
küçüklük i. ölçü
küçülme i. daralma
küçülmek f. alçalmak, büzülmek, çekmek, daralmak, ufalmak, yaltaklanmak, yaranmak dey. adı bozulmak, başını öne eğmek, bir paralık olmak, elalemin maskarası olmak, gülünç duruma düşmek, gülünç olmak, iki paralık olmak, itibarı kalmamak, itibarını kaybetmek, kepaze olmak, kızarıp bozarmak, mahcup olmak, maskara olmak, utanç duymak, yüzü kızarmak, yüzü olmamak, yüzüne bakmamak
küçülmüş i. büzüşük
küçültmek f. azaltmak, ufalamak, ufaltmak dey. eşeğe/ters bindirmek, façasını aşağı almak/bozmak, fiyakasını bozmak karş. büyültmek, genişletmek
küçültücü s. hasis
küçümen s. küçük, minik, ufacık, ufak
küçümseme i. saymazlık
küçümsemek f. aldırış etmemek, aldırmamak, aşağısamak, azımsamak, bakmamak, bozmak, dinlememek, fütur etmemek, hafifsemek, hor görmek, horlamak, itibar etmemek, küçüksemek, mühimsemek, önemsememek, rağbet etmemek, savsamak, saymamak, terslemek, tınmamak, takmamak, umursamamak dey. adam beğenmemek, adam yerine koymamak, ağır dil kullanmak, alayında olmak, az bulmak/görmek, bana mısın dememek, beş paraya almamak, bir kulağından girip öbür kulağından çıkmak, burun bükmek, burun kıvırmak, boş vermek, ciddiye almamak, çakaralmazlıktan gelmek, dalga geçmek, daraya atmak, daraya çıkarmak, değer vermemek, dudak bükmek, dürbünün tersiyle bakmak, ehemmiyet vermemek, gam yememek, gevşek tutmak, gır gır geçmek, görmezlikten gelmek, gözünde olmamak, gözüne yedirmek, hafife almak, hafiften almak, hakir görmek, hasbi geçmek, hava hoş olmak, hiçe saymak, hor bakmak/görmek/tutmak, ıska geçmek, ip takmamak, istifini bozmamak, işitmezliğe getirmek, işitmezlikten gelmek, kaale almamak, kaba davranmak, kayış atmak, kayıtsız kalmak, kılını bile kıpırdatmamak/oynatmamak, klark çekmek, kötü tutmak, kumpas sallamak, kulak asmamak/vermemek, kulaklarını tıkamak, küçük görmek, maskaraya çevirmek, metelik vermemek, o taraflı olmamak, o taraklarda bezi olmamak, omuz silkmek, omuz vermek, on paralık etmek, oralı olmamak, önem vermemek, parmağını oynatmamak, pas geçmek, reçete yazmamak, serin gelmek, seyirci kalmak, tepeden bakmak, tonel geçmek, umurunda olmamak, uzaktan bakmak, üstten bakmak, üstüne mal etmemek, üzerinde durmamak, vazife etmemek, veresiye dinlemek, vız gelip tırıs gitmek, vız gelmek, yabana atmak, yan bakmak, yeğni göstermek, (yumurta) kabuğunu beğenmemek/çizmek/sallamak, yüksekten/ tepeden/bakmak, yüz vermemek, yüzüne (bile) bakmamak; namaz kıla kıla alnı mı aşınmış? azarlamak, caymak, gururlanmak, kaçınmak, kurtulmak, savsaklamak
küçümsenmek f. aşağılanmak
küfe i. sele, sepet, topaç, zembil
küfelik s. çakırkeyif, içkili, sarhoş, zilzurna
küflenmek f. çürük, çürümek, kokmak, kurtlanmak
küflenmiş s. bayat, bozuk, geçkin, kokmuş, kurtlu
küflü s. bozuk, çürük, durmuş, kokmuş, kurtlu
küfretmek f. perdahlamak, sövmek dey. ağır dil, ağzına geleni söylemek, ağzını bozmak, aptesini vermek, ayıplarını örtmek, bin bir küfrü ipliğe düzmek, dekolte konuşmak, densiz sözler söylemek, diskur çekmek/geçmek, edepsiz sözler etmek, ervahına yuf çekmek, geçmişine okumak, harcını vermek, kalay basmak, kantarlı küfür savurmak, kantarlıyı atmak/basmak/çekmek/ savurmak, kuzu postuna bürünmek, pis laflar/lâkırdı söylemek, sövüp sayma, yakası açılmadık sözler söylemek, tahkir etmek, sövüp saymak, zımparadan geçirmek
küfür i. paylama, paylamak, sövgü
küfürbaz s. kaba, nezaketsiz, saygısız, terbiyesiz, zarafetsiz
küheylan i. at, beygir
kükremek f. şahlanmak
kükremiş s. azgın
kül i. çöp, toz
kül olmak f. alevlenmek, hırpalanmak, kavrulmak, kömürleşmek, mavholmak, yanmak, yitmek
külah i. başlık, torba
külahçı s. düzenci, kalleş, kayışçı, kazıkçı, sahteci, şarlatan, tuzakçı, yankesici
külçe i. blok, forma, kalıp, kesinti, kesir, kitle, kütle, küme, parça, topak, yığın
külfet i. ağırlık, cefa, çapraşıklık, çıkmaz, dava, eziyet, gaile, güçlük, iş, kördüğüm, labirent, mesele, meşakkat, müşkülat, problem, sıkıntı, sorun, yorgunluk, zahmet, zorluk dey. çantada keklik, çocuk işi, elde var bir, işte değil, peynir ekmek yer gibi, tereyağından kıl çeker gibi, yem istemez su istemez
külfetli i. ağır, belalı, çetin, eziyetli, güç, meşakkatli, müşkül, sarp, sorunlu, ücretli, yalçın, yorucu, zahmetli, zor
külfetsiz i. açıktan, bedava, bedelsiz, caba, emeksiz, eziyetsiz, hafif, havadan, hazırlop, karşılıksız, kolay, kullanışlı, meşakkatsiz, pratik, rahat, ücretsiz, zahmetsiz
külhan s. belalı, fırın, kabadayı, külhanbeyi, mangal, tulumbacı
külhanbeyi i. belalı, bıçkın, çapkın, dadaş, dayı, efe, fedai, haraççı, haylaz, hovarda, it, kabadayı, kopuk, külhan, külhani, mert, serdengeçti, serkeş, tulumbacı, yiğit, yürekli ? alçak, düzenci, sabıkalı, serseri
külhanbeylik i. serserilik
külhani i. belalı, kabadayı, külhanbeyi
külkedisi i. atıl, bezgin, cansız, gevşek, hımbıl, mıymıntı, mızmız, miskin, pasif, pısırık, ruhsuz, sümsük, sünepe, tembel, tutk, usanmış, uykucu, uyuntu, uyuşuk, üşengeç, üşengen karş. atak
külliye i. okul
külliyen z. aynen, bütün, cümleten, kül, tam, tamamen, tamamiyle, toptan
külliyet i. aynen, bolluk, bütünlük, cümleten, çokluk, tamlık, tümlük
külliyetli s. bol, dolgun, fazlasıyla, gani, gür, hayli, ibadullah, sayısız, sürü sürü, sürüyle, tonla, yığınla, zengin
küllük i. sigara tablası, tabla
kült i. ayin, dua, ibadet
kültür i. algılama, bilgelik, bilgi, bilim, ekin, görgü, hikmet, ilim, irfan, malumat, vukuf
kültürfizik i. idman, jimnastik, spor
kültürlü i. ağah, alim, aydın, bilge, bilgili, bilgin, danişment, derya, düşünür, entellektüel, fakih, haberdar, hakim, kırkambar, malumatlı, münevver, mütefekkir, uygar, vakıf, vukuflu dey. dirsek çürütmüş, görmüş geçirmiş, ilim irfan sahibi karş. kültürsüz
kültürsüz i. alaylı, bihaber, bilgisiz, bilmez, boş, cahil, görgüsüz, görmemiş, habersiz, kof, malumatsız, ümmi, vukufsuz dey. gözü kapalı, kara/kör cahil, kulaktan dolma
külüstür s. değersiz, ehemmiyetsiz, hakir, havacıva, hor, ıskarta, kıymetsiz, kof, naçiz, tapon, zelil dey. incir çekirdeğini doldurmaz, ismi var cismi yok
küm i. ahır, küme, kütle, yığın
kümbet i. çatı, kubbe, küme, kütle, tavan, tepe, yığın
küme i. birlik, blok, ekip, fırka, forma, grup, hizip, hücre, kadro, katman, kesinti, kesir, kıta, kitle, kol, külçe, küm, kümbet, kümbetli, kütle, mürettebat, müstahdem, ordu, öbek, parça, parti, posta, sınıf, takım, tayfa, tertip, tim, topak, topluluk, trup, ünite, yığın, yığınak, yığıntı, zümre
kümelenmek f. yığılmak, yığışmak
künye i. ehliyet, hüviyet, kimlik, pasaport, pasavan, paso, şebeke
küp i. amfor, bidon, binlik, çamçak, damacana, fıçı, güğüm, hasırlı, kırba, testi, varil
küpe i. mücevher
kür i. diyet, imsak, oruç, perhiz
küre i. arz, daire, darıdünya, dünya, fırın, silindir, tandır, top, toparlak, yer, yerküre, yeryuvarı, yeryüzü, yuvarlak
küreklemek f. itmek
kürelemek f. kazımak, törpülemek
küremek f. itmek, kazımak, törpülemek
küresel i. beyzi, çember, dairesel, elipsimsi, eliptik, kürevi, oval, toparlak, tortop, tostoparlak, yuvar, yuvarlak
kürevi s. küresel, oval
kürk i. deri, manto, örtenek, palto, post, üstlük
kürsü i. iskemle, katafalk, masa, minber, platform, podyum, sahne, seki, tribün ? masa
küs i. buruk, dargın, gücenik, içerlenmiş, kavgalı, kırgın, küskün, küsülü, limoni, muğber, rencide, şekerrenk karş. barışık
küsegen s. alıngan, darılgan, geçimsiz, huysuz, mızıkçı
küskün s. dargın, düşman, kavgalı, kırgın, küs, şekerrenk dey. araları açık/bozuk, aralarına kara kedi girmiş, aralarından kara kedi geçmiş, surat bir karış,suratı asık
küslük i. anlaşmazlık
küsme i. anlaşmazlık, incinme
küsmek f. alınmak, bozulmak, bozuşmak, burulmak, çarpılmak, darılmak, gocunmak, gücenmek, içerlemek, incinmek, kırılmak, konuşmamak, küsmek, rencide olmak, soğumak dey. ağır gelmek, ağırına gitmek, arası açılmak/bozulmak, araya soğukluk girmek, boykot etmek, çehre çatmak, çehre uzatmak, çehresi dönmek, dudağı sarkmak, merhabayı kesmek, rencide olmak, selamı sabahı kesmek/bırakmak, sirke satmak, soğuk durmak, surat asmak/etmek, suratından/yüzünden düşen bin parça olmak, suratını/yüzünü buruşturmak, yüzünü ekşitmek
küsmüş s. kavgalı, kırgın, rencide, şekerrenk
küspe i. çöp, posa
küstah i. alçak, anlayışsız, arlanmaz, arsız, avanak, çekinmez, densiz, görgüsüz, hayasız, hoyrat, hödük, hürmetsiz, incitici, it, izansız, kaba, kaltaban, kereste, kırıcı, nezaketsiz, perdesiz, pişkin, sallapati, saygısız, sıkılmaz, sıyrık, terbiyesiz, utanmaz, yırtık, yontulmamış, yüzsüz, zarafetsiz dey. ar damarı çatlamış, çekinmesi yok, dayak düşmanı, dili ekmekçi küreği, eli bayraklı/maşalı, gem almaz, perdesi sıyrık/yırtık karş. izzetinefis sahibi
küstahlık i. çiğlik, saygısızlık
küstürmek f. etkilemek, gücendirmek, hırpalamak, kahretmek, kırmak, müteessir etmek, rencide etmek, üzmek dey. gönlünü/hatırını/kalbini kırmak
küsur i. kalıntı
küsülü s. dargın, küs
küsüşmek f. bozuşmak
küt i. basık, çotur, düz, müstevi, pat, yalpık, yassı, yayık, yayvan karş. sivri
kütle i. katman, kitle, kumul, külçe, küm, kümbeti, kümbet, küme, noda, öbek, tınaz, topak, yığın, yığınak, yığıntı
kütlemek i. bindirmek, çarpışmak, çarpmak, tokuşmak, toslamak, vurmak
kütletmek f. çarpmak, vurmak, yumruk atmak
küttedek z. ansızın, pat diye, pattadak, şappadak, zıngadak
kütüphane i. kitaplık, kitabevi, raf, yazıhane
küvet i. banyo, eviye, kurna, lavabo, leğen, tekne, teşt ? banyo



Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Aria( {rdqxdnlenntgmail.com|otljnweyhhotmail.com|lnxcpvqyahoo.com|emlruwaolmail.com|wjpxgocnarthotmail.co.uk|fiwmqogmtwyahoo.co.uk} ), 19.10.2013 05:37:46:
I really like your wordpress template, wherever do you get a hold of it through?



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 29 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=