hakan tok
  S
 
S.O.S.! ü. ah, imdat
saadet i. bahtiyarlık, beğenme, coşku, feyiz, haz, hoşnutluk, kıvanç, mut, mutluluk, ongunluk, sevinç, şenlik, şevk karş. mutsuzluk
saadetle i. Allahaısmarladık, devletle, uğur ola
saat i. çağ, devir, dönem, esna, gösterge, metre, sayaç, vakit, zaman
saat gibi s. akortlu, ayarlı, dakik, düzenli, istikrarlı, nizamlı, sıralı, tutarlı, uyarlı, uyumlu, yolunda karş. düzensiz
saatinde z. vaktinde
saba i. esinti, rüzgar
sabah i. erkenden, sabahleyin, şafakla karş. akşam
sabah akşam z. aralıksız, daima, devamlı, sürekli
sabahlamak f. hiç uyumamak, sabaha kadar uyumamak dey. geceyi atlatmak, sabahı bulmak/etmek
sabahleyin z. sabah
sabahlık i. üstlük
sabık s. eski, geçmiş, önceki, öncel, sabıka
sabıka i. geçmiş, mazi, sabık dey. adı çıkmış/dokuza inmez sekize, dile düşmüş, ip kaçkını, ipten kazıktan kurtulmuş, kırdığı ceviz kırkı aşmış, künyesi bozuk karş. gelecek
sabıkalı s. damgalı, dosyalı, korsan, lekeli, sicilli, şaki ? alçak, düzenci, külhanbeyi, serseri, suçlu, ünlü.
sabır i. dayanç, dayanma, direnme, hazımlılık, kaldırma, katlanma, sebat, soğukkanlılık, susmak, sükunet, sukut, tahammül, telaşsızlık dey. boyacı küpü değil ki hemen daldırıp çıkarasın, Eyüp sabrı, la-havle çekme, sabır taşı, serin kanlılık karş. sabırsızlık
sabırla z. telaşsız
sabırlı s. azimli, dayançlı, dayanıklı, hazımlı, heyecansız, kaldıran, katlanan, sabreden, sakin, serinkanlı, soğukkanlı, telaşsız dey. dili bağlı, geniş yürekli, sabır gösteren, sinirleri çelikten/güçlü/sağlam karş. sabırsız
sabırsız s. aceleci, evecen, telaşlı dey. canı/içi tez/tez canlı, dikiş tutturamamak, girmediği bir Gerede zindanı kalmış onda da altı ay eğlenmiş, içi dar, içi tez
sabırsızca z. acele
sabırsızlanmak f. dayanamamak, heyecanlanmak, ivedilenmek, meraklanmak, sabredememek, telaş etmek, telaşlanmak dey. acele etmek, can içe/canı içine sığmamak, canı canına sığmamak, kabına/kacağına sığmamak, kulakları kapıda kalmak, sabırlı davranamamak, sabırsızlık göstermek, sabrı taşmak/tükenmek, sabrını tüketmek karş. sabretmek
sabırsızlık i. acele, ivecenlik, tezlik
sabit s. açıkta, belli, belirli, değişmeyen, değiştirilemez, dingin, durağan, durgun, hareketsiz, kati, kesin, kesme, kımıltısız, malum, meydanda, muayyen, mutlak, nihai, sakin, statik, şaşmaz, taşınmaz, yerleşik karş. değişken, seyyar
sabit fikir i. fikrisabit, saplantı, tutku
sabitlik i. değişmezlik
sabotaj i. suikast
sabotaj yapmak f. baltalamak, satmak karş. yardım etmek
sabotajcı i., s. anarşist, baltalayıcı, bozguncu, bölücü, çeteci, fesat, ihtilalci, isyancı, kışkırtıcı, komplocu, kundakçı, muharrik, nifakçı, ordubozan, oyunbozan, suikastçı, tahripçi, tedhişçi, terörist, yıkıcı karş. yapıcı
sabotajcılık i. terörizm
sabotör i. bozguncu
sabredememek f. bekleyememek, dayanamamak, heyecanlanmak, sabırsızlanmak, telaş etmek, telaşlanmak dey. itidal/sabır gösterememek, sabır taşı çatlamak, sabırlı davranamamak, soğukkanlı olamamak, yerinde kurtlanmak karş. sabretmek
sabreden s. sabırlı
sabretme i. direnme
sabretmek f. beklemek, dayanmak, katlanmak, telaşlanmamak dey. dayanç göstermek, dişini sıkmak, esma tesbihi çekmek, fırsat gözlemek/kollamak, gık dememek, hazımlı davranmak, itidalli davranmak, kaderin buyruğuna boyun eğmek, lâhavle çekmek/okumak, sabır göstermek, sabırlı davranmak, ses çıkarmamak, sineye çekmek, soğukkanlılık göstermek karş. sabredememek
sabrı taşmak f. dayanamamak, hazmedememek, katlanamamak, patlamak dey. dayanamaz duruma gelmek, katlanamaz duruma gelmek, sabrı kalmamak, sabrı tükenmek, tahammül edememek, tahammülü kalmamak karş. sabretmek
sabretmek f. azmetmek, direnmek, iddia etmek, sebat etmek, sineye çekmek, tahammül etmek
sabunlamak f. temizlemek
sabunlanmak f. silinmek
saç i. favori, fırın, kakül, kıl, perçem, zülüf
saçaklanmak f. akmak, aşınmak, bozulmak, erimek, eskimek, hırpalanmak, sökülmek, tiftiklenmek, ufalanmak, yenmek, yıpranmak, yırtılmak
saçaklı s. derbeder, kılıksız, kıyafetsiz, püsküllü, saçağı olan
saçma s. abes, anlamsız, anlaşılmaz, boş, fişek, güzaf, havacıva, hezeyan, ifadesiz, kavranılmaz, laf, manasız, mantıksız, mermi, safsata, zırva dey. abidik gubidik, abuk sabuk, abur cubur, akıl almaz, deli saçması, ipe sapa gelmez, ipi yok sapı yok, ipsiz sapsız, kedinin hacca gitmesine benzer, kıvır zıvır, kurşun tanesi, laf ola, lafı güzaf, saçma lakırdı, saçma sapan, serpme ağ, yersiz söz karş. özdeyiş
saçma sapan s. abes, manasız
saçmak f. dökmek, ekmek, fırlatmak, neşretmek, saçıştırmak, savurmak, serpmek, yağdırmak, yaymak dey. açılıp saçılmak, ortalığı dağıtmak, parayı denize atmak, parayı/parasını sokağa atmak, propaganda yapmak
saçmalama i. hezeyan
saçsız s. cascavlak, dazlak, kabak, kel, keleş
sada i. ses, seda
sadak i. gömlek, kılıf, kın, mahfaza, örtü
sadaka i. bağış, fitre, hibe, katkı, teberru, yardım, zekat
sadaka isteme i. dilencilik
sadakat i. bağlılık, sağlam, vefa, vefakarlık, vefalılık, yakınlık dey. gül üstüne gül koklamama, içten bağlılık, samimi yakınlık
sadakatli s. bağlı, hakikatli, hayırlı, hatırşinas, kadirbilir, sadık, vefalı dey. candan (dost), içten bağlı, iyilik bilir, kara gün (dostu) karş. sadakatsiz
sadakatsiz s. bivefa, dönek, hakikatsiz, hayırsız, kadirbilmez, nankör, vefasız karş. sadık
sadakatsizlik i. aldatma, hıyanet, ihanet, nankörlük
sadasız s. sakin, sedasız, sessiz
sade s. alçakgönüllü, ancak, arı, basit, dümdüz, düz, gösterişsiz, halis, has, hilesiz, iddiasız, katıksız, kibirsiz, kurumsuz, münhasıran, mütevazı, öz, riyasız, sadece, saf, salt, saltanatsız, sırf, süssüz, şansız, şatafatsız, şekersiz, tek, yalın, yalınç, yalnız, yalnızca
sadece i. ancak, münhasıran, sade, salt, sırf, tek, yalnız, yalnızca
sadeleştirmek f. indirgemek
sadelik i. iddiasızlık, tevazu, yalınlık dey. gösterişten uzak olma, süsten uzak olma, veciz ifade karş. gösterişlilik
sadelikle z. riyasızca
sadık s. candan, doğru, dürüst, gerçek, hakikatli, hakiki, hatırşinas, içten, itaatkar, kadirbilir, sadakatli, vefakar, vefalı karş. sahte, vefasız
sadır i. kucak, sine
sadist s. acımasız, amansız, canavar, gaddar, gâvur, hain, hınzır, hunhar, insafsız, kalpsiz, kasap, merhametsiz, mürüvvetsiz, şefkatsiz, tiran, vicdansız
sadme i. darbe, tepme, vuruş, yumruk
sadrazam i. başbakan, bakan, vekil, veziri azam
sadrazamlık i. vekillik
saf1 s. Allahlık, anlayışsız, arı, arınmış, basiretsiz, duru, halis, has, hilesiz, katışıksız, katkısız, katıksız, sade, saf, safi, som, temiz, yalın dey. açık ağız, cennet öküzü, çocuk gibi, el değmemiş, yüreği açık karş. katışık, kurnaz
saf1 s. akılsız, berrak, beyaz, budala, damıtık, dizi, dizin, erden, hiyerarşi, kordon, kuyruk, masum, öz, salt, seri, sıra, silsile, suçsuz, yalınç, zincir, zincirleme
saf kan i. cins, soylu
safa i. cümbüş, eğlence, keyif, zevk
safari i. avcılık
safderun s. akılsız
safdil s. akılsız, Allahlık
safdillik i. aldanma, saflık
saffet i. temizlik
safha i. adım, aşama, basamak, derece, düzey, evre, gömlek, kademe, kerte, kırat, kıvam, menzile, merhale, mertebe, paye, perese, radde, seviye, sıra
safi s. arı, has, katıksız, net, öz, saf, yalınç
safiyat i. ödenti
safkan s. cins, soylu
saflaşmak f. arınmak, berraklaşmak
saflaştırıcı s. arıtıcı
saflaştırılmış s. rafine
saflaştırma i. rafinaj, tasfiye
saflaştırmak f. tasfiye etmek
saflık i. aldanma, aldatılabilme, arılık, bekâret, duruluk, katıksızlık, kolaylıkla, safdillik, temizlik, yalınlık karş. kurnazlık
safra i. ağırlık
safra atmak f. atlatmak, geçiştirmek, kurtulmak, savmak, savuşturmak, serbestlemek, sıyrılmak karş. yakalanmak
safsata i. abes, anlamsız, anlaşılmaz, güzaf, hezeyan, ifadesiz, manasız, mantıksız, saçma, temelsiz, zırva karş. özdeyiş
sağ s. arı, esen, halis, has, hayatta, iyi, katıksız, katışıksız, sade, sağlam, sağlıklı, sahi, salim, sıhhatli, yaşayan karş. katkılı, ölü
sağ kalmak f. atlatmak, geçiştirmek, kurtulmak, savmak, savuşturmak, serbestlemek, sıyrılmak karş. kurtulamamak
sağ ol! i. aferin!, eyvallah!, mersi, teşekkür ederim, teşekkürler ? aferin.
sağalmak f. açılmak, almak, ayılmak, aymak, bulmak, canlanmak, dinçleşmek, dirilmek, düzelmek, edinmek, ferahlamak, geçirmek, gönenmek, güçlenmek, ispatlamak, iyileşmek, kanıtlamak, kuvvetlenmek, onmak, rahatlamak, tanıtmak, tedavi olmak, toparlanmak, toplamak, uydurmak karş. bulamamak, hastalanmak
sağaltmak f. iyi etmek, iyileştirmek, otamak, tedavi etmek
sağanak i. tufan, yağmur
sağcı i. bağnaz, faşist, kaba sofu, mutaassıp, yobaz
sağdıç i. arkadaş, gönüldeş, izci, kafadar, kılavuz, mahrem
sağdırmak f. kavramak
sağduyu i. akıl, aklıselim, basiret, bilinç, idrak, izan, kavrayış, sağgörü karş. sağduyusuzluk ? akıl
sağduyulu s. akil, akıllı, anlayışlı, arif, düşünceli, ferasetli, izanlı, kafalı, makul, mantıklı, varışlı
sağgörü i. aklıselim, basiret, hissiselim, sağduyu
sağgörülü s. akil, akıllı, anlayışlı, arif, düşünceli, izanlı
sağılmak f. akmak, kaymak
sağır s. duymayan, işitmeyen, malul, sakat, sakin, sessiz
sağlam s. berk, bozulmamış, ciddi, dayanıklı, dayanımlı, dinç, dirençli, doğru, eksiksiz, esaslı, evladiyelik, gerçek, götürümlü, güvenilir, harbi, kale gibi, köklü, kusursuz, metanetli, metin, mukavemetli, mükemmel, müstahkem, oturaklı, ölmez, ölmezoğlu, ömürlük, pek, sağ, sahi, salim, sıhhatli, taş gibi, zinde dey. beton gibi, bomba gibi, canı pek, çakı/çelik/çivi gibi, çelik gibi, demir çarık/değnek/gibi, demir gibi/kazık, demirden ayak, dokuz canlı, eski maden/maya, eski toprak, kale gibi, kaya gibi, mermer gibi, ölmez oğlu, pek canlı, sıkı dokunmuş, sıkı durmak, sırım gibi, taş gibi, temiz raporu, tığ gibi, tokmak gibi/gibi, turp gibi, yağız yiğit, yedi canlı karş. çürük, bozuk, güvenilmez, güçsüz, hasta, sakat ? güçlü, katı, sağlıklı
sağlama i. mizan, sağlamlama, tedarik
sağlamak f. almak, bulundurmak, çıkarmak, kapmak, koparmak, kurmak, peydahlamak, satın almak, tedarik etmek, tutmak, uydurmak dey. araştırıp bulmak, baldırının etini yiyip kasaba minnet etmemek, bulup buluşturmak, domuzdan bir/kıl çekmek/koparmak, ekip biçmek, elde etmek, ele geçirmek, fırsat vermek, teçhiz etmek, tedarik etmek, temin etmek, torbaya koymak, yer bulmak, yerine getirmek, zemin hazırlamak
sağlamcı s. çekingen, dikkatli, ihtiyatlı, sakıngan, tedbirli, temkinli, ürkek karş. atılgan
sağlamlaşmak f. kavileşmek, pekleşmek
sağlamlaştırma i. ihya, tahkim, takviye
sağlamlaştırmak f. güçlendirmek, ihya etmek, pekiştirmek,perçinlemek, tahkim etmek, takviye etmek karş. güçsüzleştirmek
sağlamlık i. afiyet, canlılık, dayanıklılık, dinçlik, dirilik, gönenç, iyişim, metanet, peklik, sağlık, sertlik, sıhhat, zindelik
sağlıcakla z. esenlikle, huzurla, rahatlıkla, sağlıkla, selametle karş. tedirginlikle
sağlığa kavuşmak f. açılmak, berkinmek, canlanmak, dinçleşmek, dirilmek, düzelmek, ferahlamak, gönenmek, iyileşmek karş. sağlığını yitirmek
sağlığı bozuk s. ağır, ağrılı, dertli, hasta, hastalıklı, illetli, keyifsiz, marazlı, rahatsız, sayrı, sıhhatsiz, yatalak, yolcu karş. sağlıklı
sağlığı bozulmak f. fenalaşmak, hastalanmak, keyifsizlenmek dey. gidip gidip geri gelmek, hasta düşmek/olmak, hastalığa düçar olmak/tutulmak/yakalanmak, hastalık almak/kapmak, kafayı vurmak, komaya girmek, kriz geçirmek, nöbet tutmak, ölüp ölüp dirilmek, sayrı düşmek, sıhhati bozulmak, şifayı bulmak/kapmak, yataklara düşmek, yatak yorgan yatmak karş. sağlığa kavuşmak
sağlık i. afiyet, bakımlılık, canlılık, dinçlik, dirilik, esenlik, ferahlık, gönenç, güçlülük, huzur, iyilik, keyif, konfor, memnuniyet, sağlamlık, selamet, sıhhat, sükûn, zindelik karş. ölet, sağlıksızlık, sayrılık ? güçlü, katı, sağlıklı
sağlık merkezi poliklinik
sağlık yurdu poliklinik, sanatoryum
sağlıkevi i. bakımevi, dispanser, hastane, karantina, klinik, muayenehane, poliklinik, revir, sanatoryum, sayrılarevi
sağlıkla z. sağlıcakla
sağlıklı s. bakımlı, canlı, coşkun, dinç, diri, esen, hareketli, iyi, kıpırdak, sağ, salim, sıhhatli, şifalı, taburcu, tosun gibi, turp gibi, zinde dey. abıhayat içmiş, afiyet üzre olmak, afiyette bulunmak, dudağından kan damlamak, etli canlı, fıstık gibi, kanlı canlı, rengi yerinde, turp gibi, yanağından kan damlıyor, yüzünden kan damlıyor karş. hasta, sağlıksız, sakat ? canlı, güçlü, sağlam
sağlıksız s. marazlı, nanemolla, rahatsız, sayrı dey. öksürüklü tıksırıklı, rengi uçuk, kanı açık, sıhhati bozuk
sağlıksızlık i. illet, maraz, rahatsızlık, sayrılık
sağmak s. almak, çerezlenmek, çimlenmek, çöplenmek, faydalanmak, kapmak, koparmak, sebeplenmek, sömürmek, yararlanmak dey. anafora konmak, atlama taşı yapmak, avanta etmek, bal alacak çiçeği bilmek, balı kovandan almak, beleşe konmak, çıkar sağlamak, haraç işlemek, istifade etmek, istismar etmek, lüpe konmak, menfaat sağlamak, sırtından geçinmek, sırtını dayamak, sütü akıtmak, tadını çıkarmak, yarar sağlamak, yiyim yeri yapmak karş. birşey değil
sağnak i. fırtına
sağol! ü. bravo!, eyvallah dey. Allah razı olsun, canına/ceddine rahmet, eksik olma, ömrüne bereket
saha i. açıklık, alan, arazi, arena, arsa, düzlük, hipodrom, kort, meydan, park, pist, stad, stadyum
sahanlık i. cumba
sahi i. asıl, ciddi, doğru, esas, gerçek, gerçekten, hakikaten, hakiki, sağ, sağın, sağlam, sahici, sahiden, sahih karş. sahte
sahici i. asıl, gerçek, hakiki karş. sahte
sahiden i. cidden, elbet, elbette, gerçekten, hakçası, hakikaten, nitekim dey. Allah için, doğrusu da budur ki, doğrusunu isterseniz karş. yalandan
sahih i. doğru, gerçek, hakiki karş. sahte
sahil i. iskele, kıyı, kumsal, lebiderya, plaj, rıhtım, su kıyısı, yalı, yalıyar ? koy.
sahileşmek f. gerçekleşmek, kesinleşmek karş. gerçekleşmemek
sahip i. edinmiş, efendi, ehil, erbap, gözeten, kollayan, koruyan, malik, mevla, selahiyetli, yeterli
sahip çıkmak f. almak, benimsemek, iyelik, sahiplenmek, kollamak, korumak dey. arka çıkmak, el koymak, iddia etmek, mukayyet olmak karş. ilgilenmemek
sahiplenmek f. benimsemek, ısınmak, kapmak, koparmak, sahip çıkmak
sahipsiz s. boş, hücra, ıssız, insansız, kimsesiz, öksüz, terkedilmiş, yaban, yalnız, yapayalnız, yetim dey. bakanı gözeteni olmayan, kimsenin malı olmayan/sahip çıkmadığı, koruyucusu olmayan, ne arayan var ne soran karş. kalabalık
sahne i. bölüm, görünüm, görüntü, imalathane, işlik, işyeri, kısım, kürsü, mahal, manzara, perde, platform, plato, podyum, set, yer
sahneci i. politikacı
sahra i. bozkır, çöl, kır, kıraç, kuru, step
sahsiyetsiz s. döküntü
sahte s. asılsız, düzme, düzmece, eğreti, esassız, görünüşte, kalp, mübalağalı, özentili, suni, taklit, takma, uydurma, uyduruk, yalancı, yaldızlı, yapay, yapma, yapmacık, yapmacıklı, zahiri dey. asılsız fasılsız, aslı astarı olmayan, gerçek olmayan, hilâfı hakikat karş. gerçek ? sözde, yalan, yapay.
sahteci i. aldatıcı, aynacı, batakçı, cambaz, dekbaz, dekçi, dolandırıcı, düzenbaz, düzenci, düzmeci, entrikacı, hilebaz, hileci, hilekar, kaçakçı, kapkaçcı, külahçı, madrabaz, oyunbaz, oyuncu, sahtekar, soyguncu, suiistimalci, şaki, şarlatan, tertipçi, tuzakçı, yağmacı, yaldızcı, yankesici karş. doğrucu
sahtecilik i. dalavere, düzenbazlık, hırsızlık, kaçakçılık, kalpazanlık, kapan, kurnazlık, oyun, soygunculuk
sahtekar i. cambaz, dalavereci, dolandırıcı, düzenci, entrikacı, haraçcı, hilebaz, hırsız, hokkabaz, kaçakçı, kapkaçcı, kayışçı, kazıkçı, madrabaz, sahteci, soyguncu, şarlatan, yaldızcı, yankesici
sahtekarlık i. al, aldatmaca, dalavere, hile, ihanet, kurnazlık, manevra, suiistimal, yolsuzluk
sahur i. gece, öğün
saik i. faktör, tesir
saika i. neden, sebep, yıldırım
sair s. diğer, öbür
sak i. kabza, mandal, sap, seferber
sakal i. kıl
sakar s. başarısız, beceriksiz, dikkatsiz, dirayetsiz, hünersiz, idaresiz, istidatsız, kabiliyetsiz, marifetsiz, salak, sallapati, savruk, sarsak, yetenekiz,yetersiz, yordamsız
sakat s. aksak, ama, çolak, damlalı, dilsiz, düztaban, felçli, güçsüz, inmeli, kambur, kolsuz, kör, kötürüm, malul, oturak, özürlü, paytak, sağır, sakıncalı, şaşı, topal, yatalak dey. akıntı çağanozu, çağanoz gibi, duvar gibi, harp malulü, kambur zambur, kör kötürüm, tek kollu, yarım adam karş. sağlam, sağlıklı ? çarpık, deli, hasta, inme, ölet.
sakatlama i. incitilmek
sakatlamak f. berelemek, boğazlamak, bozmak, burkmak, hırpalamak, incitmek, yaralamak, yıpratmak, zedelemek dey. göz çıkarmak, sakat duruma getirmek/etmek
sakatlanma i. incinme
sakatlanmak f. berelenmek, burkulmak, çıkmak, dönmek, incinmek, incitilmek, yaralanmak, zedelenmek karş. sağlam kalmak
sakatlık i. aksaklık, arıza, bozukluk, defo, eksiklik, falso, halel, hata, illet, kaza, kir, kötülük, kusur, maraz, noksanlık, özür, terslik, yanlış, yanlışlık karş. kusursuzluk
sakın i. asla, çekin, çekinin, dünyada, katiyen, yapma, zinhar dey. asla yapma, hiçbir zaman yapma, kıyamet kopsa, yapmaktan çekin
sakın ha i. olmasın, yapma, zinhar
sakınca i. aksaklık, barikat, beis, çekince, dezavantaj, dokunca, engel, güçlük, handikap, ket, köstek, mahzur, mani, noksanlık, pürüz, riziko, tehlike karş. emniyet
sakıncalı s. belalı, çekinceli, falsolu, mahzurlu, riskli, sakat, tehlikeli karş. güvenli
sakıncasız s. emin
sakıngan s. çekimser, çekingen, hazırlıklı, hesaplı, ihtiyatlı, müdebbir, pısırık, sağlamcı, sıkılgan, tedarikli, tedbirli,temkinli, tutuk, utangaç, ürkek, kaçımsar karş. pervasız
sakınganlık i. çekingenlik, çekinme, dehşet, fobi, ihtiyarlılık, ihtiyat, korku, perva, sakınma, tedariklilik, tedbirlilik, temkin karş. pervasızlık
sakınma çekingenlik, esirgeme, fobi, himaye, himmet, ihtiyat, müdafaa, perva, sakınganlık, tedbir
sakınmak f. çatlamak, çekememek, çekinmek, esirgemek, gözetmek, himaye etmek, kıskanmak, kısmak, kıyamamak, kollamak, korkmak, korumak, müdafaa etmek, saklamak, savunmak dey. görüp gözetmek, gözünden esirgemek, himayesine almak, kanat germek, kol kanat germek, müdafaa etmek karş. mahvetmek
sakınmaz s. pervasız
sakınmazlık i. cömertlik
sakil s. çirkin, ibret, ucube
sakin s. ağırbaşlı, ağızsız, barışçı, cansız, dingin, durağan, durgun, ferah, gürültüsüz, halim, hareketsiz, hazımlı, heyecansız, hoşgörülü, ılımlı, kımıltısız, mazlum, munis, mülayim, resmi, sabırlı, sabit, sadasız, sağır, saygılı, sedasız, serinkanlı, sessiz, sinirsiz, sulhçu, tek; ipek gibi, olaysız, soğukkanlı, sönük, suskun, sükûnetli, sütliman, telaşsız, uslu, uysal dey. çıt yok, geniş yürekli, durmuş oturmuş, ikamet eden, itidal sahibi, sinirleri çelikten, sinirleri sağlam, tıs yok karş. canlı, gürültülü, hırçın, telaşçı
sakin olmak f. oturmak, temellenmek, yerleşmek, yurtlanmak, yuvalanmak
sakin sakin z. aheste
sakinleşmek f. dinmek, dindirmek, durgunlaşmak, durmak, durulmak, geçmek, gevşemek, kesilmek, limanlamak, oturuşmak, sönmek, sükûn bulmak, sütliman olmak, yatışmak, yumuşamak dey. hırsını yenmek, itidal bulmak, itsiz köy gibi tenha olmak, kendini tutmak, ortalık yatışmak, öfkesini bastırmak, sükun bulmak, sütliman olmak, teskin olmak, yelkenleri suya indirmek karş. azmak
sakinleştirmek f. avutmak, dindirmek, teskin etmek, uzaklaştırmak, yatıştırmak, yumuşatmak dey. acısını dindirmek/hafifletmek, ara bulmak, barış/sessizliği sağlamak, sulhu/sükûnu temin etmek, sükûneti sağlamak, teskin etmek karş. kızıştırmak
sakinlik i. ağırbaşlılık, cansızlık, dinginlik, durgunluk, hareketsizlik, sessizlik, sukûnet karş. hareketlilik
saklama i. alalama, himaye, kamuflaj, müdafaa
saklamadan z. açıkça, aşikare
saklamak f. alıkoymak, ayırmak, barındırmak, gizlemek, hıfzetmek, kamufle etmek, kapamak, kapatmak, kilitlemek, korumak, maskelemek, örtmek, peçelemek, perdelemek, sakınmak, sükut etmek, yaşmaklamak dey. bir yana koymak, dil altı olmak, dilini zaptetmek, dilinin altında bir şey olmak/saklamak, düğüm üstüne düğüm atmak/vurmak, el altı etmek, el altında bulundurmak, el altından/alttan alta/gizliden gizliye, elde tutmak, fikrinde tutmak, gizli saklı yapmak, gizli tutmak, görünmesine engel olmak, göz yaşını içmek, işe kapak vurmak, kilit altına almak, kilit altında tutmak, mahrem tutmak, ortalıkta bulundurmamak, örtbas etmek, renk vermemek, rengini belli etmemek, saklı tutmak, turşu/turşusunu kurmak, yataklık etmek, yedeğe çekmek, zula etmek, zulaya atmak karş. açığa çıkarmak
saklanmak f. gizlenmek, iltica etmek, örtünmek, perdelenmek, pusmak, sığınmak, sinmek, siperlenmek dey. fare gibi kaçacak delik aramak, girecek delik aramak, tam siper olmak, tebdil gezmek, zula olmak karş. ortaya çıkmak
saklanmış s. kapalı, kapanık, maskeli
saklı s. gizli, gömülü, kapalı, mahrem, maskeli, meçhul, mektup, örtük, örtülü, sırlı, şifreli, şüpheli, zımmi karş. açık
saklı tutmak f. perdelemek
sal i. kayık, kelek, tekne, tulum
salahiyet i. güç, mezuniyet, nüfuz, otorite, velayet, yetki karş. yetkisiz
salahiyetli s. mezun, muktedir, salahiyetkar, yetkili karş. salahiyetsiz
salak s. ahmak, akılsız, alık, aptal, avanak, beceriksiz, beyinsiz, bön, budala, dangalak, ebleh, gafil, hımbıl, hödük, mankafa, mantıksız, sakar, saloz, sersem, şapşal, şaşkın, tedbirsiz, yordamsız karş. açıkgöz
saldırgan s. saldırıcı, sataşan, sataşkan dey. canavar gibi, dişli tırnaklı, eli maşalı, erdiğine erer, ermediğine taş atar, ısırgan gibi karş. sakıngan
saldırganlık i. şirretlik
saldırı i. akın, atak, atılım, atılış, baskın, bombardıman, çıkarma, çıkış, fetih, hamle, hücum, istila, işgal, saldırım, saldırış, saldırma, salgın, sarkıntılık, taarruz, tecavüz, üşüşme, zapt karş. ricat ? savaş, suç.
saldırma i. cenk, cihat, çarpışma, gaza, hançer, harp, hücum, saldırı, saldırış, taarruz, tecavüz karş. ricat
saldırıcı i. saldırgan, sataşkan
saldırış i. akın, hamle, saldırı, saldırı, taarruz, tecavüz
saldırmak f. akın yapmak, atak yapmak, atılmak, baskın yapmak, basmak, boğazlamak, çarpmak, çatmak, girişmek, hamle etmek/yapmak, hırpalamak, istila etmek, işgal etmek, kovalamak, salmak, saplanmak, sarkmak, sarmak, sopa atmak, taarruz etmek, tecavüz etmek, üşüşmek, yürümek dey. akın yapmak, atak yapmak, atağa kalkmak, baskın vermek, baskın yapmak, bıçak bıçağa gelmek, bıçak oynatmak, boğazına sarılmak/saldırmak, boğazına/gırtlağına basmak/sarılmak, can evinden vurmak/yakalamak, cepheden hücuma geçmek, çıkarma yapmak, donkişotluk yapmak, ejder gibi/misali saldırmak, el atmak/uzatmak, gırtlağına sarılmak, gözü dönmek, hamle etmek/yapmak, hücum etmek, hücuma geçmek/kalkmak, istila etmek, işgal etmek, kuduz gibi saldırmak, önüne geleni kapıp ardına geleni tepmek, saldırıya geçmek, üstüne gelmek, üstüne uğramak, üstüne/üzerine yürümek, yakasına sarılmak karş. çekilmek, kaçmak ? abanmak, horozlanmak, sarkıntılık etmek, sataşmak, tebelleş olmak.
saldırma i. akın, bıçak, hançer, pala, saldırı, saldırı, taarruz, tecavüz
saldırmazlık i. ateşkes
saldırtmak f. salmak
salgı i. ifraz, ifrazat, sızıntı
salgın i. afet, badire, baskın, epidemi, hastalık, kıran, ölet, resim, saldırı, vergi
salhane i. kanar, kesimevi, mezbaha
salık i. bilgi, haber, konuşma, müzakere, tembih
salık vermek f. bildirmek, öğütlemek, önermek karş. kötülemek
salıncak i. beşik hamak, karyola
salınmak f. çalkalanmak, devinmek, fıkırdamak, fingirdemek, gönderilmek, kırıtmak, kırtmak, kıvırmak, kıvırtmak, sallamak, sendelemek, topallamak, yalpalamak, yollanmak
salıverme i. azat, bırakma, tahliye
salıvermek f. alıkoymak, azatetmek (azat etmek), azatlamak, bırakmak, boşamak, çıkarmak, çözmek, göndermek, koyuvermek, mezun etmek, müsaade etmek, salmak, taburcu etmek, tahliye etmek, terhis etmek dey. ayağının bağını çözmek, başıboş bırakmak, başını boş bırakmak, izin vermek, kapıp koyuvermek, yakasını bırakmak karş. yakalamak
salih s. işe yarar, yararlı
salim s. bakımlı, berk, dayanıklı, dinç, diri, esen, iyi, sağ, sağlam, sağlıklı, sıhhatli, zinde karş. sağlıksız
salise i. an, lahza, zaman
sallama i. çalkalama, geciktirme
sallamak f. aksatmak, çarpmak, eğlemek, geciktirmek, güçlük çıkartmak, ihmal etmek, kımıldatmak, oyalamak, salınmak, sarsmak, savsaklamak, tepmek, uyutmak, uzatmak, vurmak, yapıştırmak, yumruk atmak dey. ağırdan almak, ağır davranmak, asıntıya bırakmak, askıda bırakmak, ayak sürmek, ihmal etmek, iple çekmek, keçi gibi başını sallamak, sille atmak/vurmak/yapıştırmak, sürüncemede bırakmak, şamar aşk etmek, şamar atmak/vurmak/yapıştırmak, şaplak atmak/ vurmak/yapıştırmak, tokat aşk etmek, tokat atmak/vurmak/yapıştırmak, yerinden oynatmak, yokuşa sürmek
sallandırmak f. asmak, öldürmek, salmak
sallanma i. sarsılma
sallanmak f. çırpınmak, dalgalanmak, devinmek, eğlenmek, ırgalanmak, kımıldamak, kıpırdanmak, miskinleşmek, oyalanmak, pineklemek, sarsılmak, savsaklanmak, sendelemek, sünepeleşmek, titremek, topallamak, yalpalamak dey. gidip gelmek, gevşeklik etmek, vaktini boşa geçirmek, yalpa vurmak, yer yerinden oynamak, yerinden oynamak karş. atik davranmak, kıpırdamamak
sallanmayan s. sarsıntısız
sallantı i. sarsılma, zelzele
sallapati s. çiğ, densiz, düşüncesiz, edepsiz, gafçı, görgüsüz, görmemiş, hamhalat, hantal, itici, kaba, kabak, kalas, kırıcı, küstah, marifetsiz, münasebetsiz, nezaketsiz, patavatsız, sakar, saygısız, şapşal, terbiyesiz, yontulmamış, zerafetsiz karş. zarif
salma i. atış, devriye, kafes, kullukçu, kümes, polis, resim, rüsum, vergi, yılkı, zabıta
salmak f. bakmamak, bırakmak, çıkarmak, eklemek, geliştirmek, göndermek, havale etmek, ihraç etmek, ilgilenmemek, irsal etmek, katmak, koymak, koyuvermek, mezun etmek, oluşturmak, özenmemek, postalamak, sallandırmak, salıvermek, sarkıtmak, saldırmak, saldırtmak, sevketmek, sürmek, uğratmak, tecavüz etmek, titizlenmemek, ulaştırmak, yollamak dey. azat etmek, demirleri funda etmek, kapıp koyvermek, üzerine yürütmek
salname i. gazete, mezbaha
saloz s. ahmak, akılsız, alık, bön, budala, ebleh, salak
salpa s. gevşek, laçka, sarkık
salt s. arı, bağımsız, has, halis, katkısız, katıksız, katışıksız, mutlak, sade, sadece, saf, saltık, sırf, yalnız, yalnızca karş. bağımlı, karışık; ancak, koşulsuz, münhasıran, şartsız, tek,
saltanat i. bayındırlık, baysallık, bereket, bolluk, dirlik, hükümdarlık, ihtişam, konfor, krallık, padişahlık, sultanlık, şatafat, zenginlik dey. bolluk içinde yaşama, hükümdar/kral egemenliği, padişah egemenliği, zenginlik içinde yaşama karş. yoksulluk
saltanatlı s. anıtsal, azametli, cafcaflı, çarpıcı, debdebeli, frapan, görkemli, gösterişli, haşmetli, heybetli, ihtişamlı, lüks, muhteşem, süslü, şahane, şaşaalı, şatafatlı, tantanalı karş. sade
saltanatsız s. alçakgönüllü, basit, düz, görkemsiz, gösterişsiz, kuru, mütevazı, sade, sapsade, süssüz, yalın, yalınç karş. saltanatlı
saltçılık i. mutlakiyet, otokrasi karş. demokrasi
saltık s. bağımsız, belirli, belli, kesin, koşulsuz, malum, meydanda, muayyen, mutlak, salt, şartsız karş. bağımlı
sam i. çöl rüzgarı, sam yeli
saman gibi s. lezzetsiz, tatsız, yavan karş. leziz
samanlık i. ahır, ambar, depo, saman saklanan yer
samanrengi s. samani
samanyolu i. kehkeşan
samimi s. açıksözlü, candan, doğru, dürüst, içlidışlı, içten, içtenlikli, kalben, kalpten, muhlis, riyasız, sıkı fıkı, teklifsiz, yakın, yalansız, yalın, yapmacıksız, yürekten dey. açık kalpli/yürekli, alt alta üst üste, aralarından su sızmaz, babayani (adam), can ciğer (kuzu sarması), diz dize, enseye tokat, etle tırnak gibi, gönlü açık/alçak, güler yüzlü, içli dışlı, içten gelen, içtikleri su ayrı gitmeyen, kırk yıllık ahbab gibi samimi; kucaktan kucağa dolaşan, senli benli, sıkı fıkı, yağlı ballı, yüz göz olmuş karş. yapmacıklı
samimileşmek f. anlaşmak
samimilik i. açıkyüreklilik, içtenlik, samimiyet, teklifsizlik, yakınlık dey. açık yüreklilik, içten olma karş. içtenliksizlik, resmiyet
samimiyet i. açıkyüreklilik, samimilik
samimiyetle z. candan, içten, içtenlikle, kardeşçe, muhlis, riyasız, yalansız, yalınlıkla, yapmacıksız, yürekten karş. yapmacıklı
samimiyetsiz s. içtenliksiz, içtensiz, ikiyüzlü, kahpe, komedyacı, sathi, yapmacıklı karş. samimi
samimiyetsizlik i. ikiyüzlülük, kahpelik
samyeli i. esinti, rüzgar
san i. ad, isim, lakap, nam, şan, şöhret, unvan, ün
sanal s. manevi, mevhum, platonik, soyut, tinsel
sanat i. anıklık, beceri, cevher, dahilik, deha, dirayet, hüner, iş, işlev, kabiliyet, maharet, marifet, ustalık, uzluk, uzmanlık, yatkınlık, yetenek, yeti, yordam, zanaat karş. beceriksizlik
sanatçı i. artist, hanende, imalatçı, sanatkar, şarkıcı
sanatkar s. acar, artist, dahi, hünerli, kabiliyetli, mahir, muvaffak, sanatçı, şarkıcı, usta, yetenekli, zanaatkar karş. yeteneksiz
sanatoryum i. bakımevi, hastane, klinik, sağlıkevi, sağlıkyurdu, sayrılarevi, şifayurdu
sanatsal s. estetik
sanayi i. endüstri, imalat, işleyim, üretim, yapım
sanayici i. burjuva, fabrikatör, imalatçı, işadamı, işleyici, türetici, üretici, yapımcı, zanaatkar
sanayileşme i. uygarlaşma
sanayileşmek f. endüstrileşmek, makineleşmek
sanayileşmemiş s. azgelişmiş, gelişmemiş
sanayileşmiş s. gelişmiş
sancak i. bayrak, flama, il, liva, mutasarrıflık, valilik
sancı i. acı, ağrı, buruntu, ıstırap, kulunç, sızı, yanma, zonklama
sancılanmak f. ağrımak, sancımak
sancıma i. acı
sancımak f. acımak, ağramak, burmak, kopmak, sancılanmak, sızlanmak, tutmak, yanmak, zonklamak dey. canı acımak/yanmak, kıyım kıyım olmak, sancı çekmek
sandal i. ayakkabı, barka, bot, çapar, dingi, filika, futa, gondol, kayık, mavna, motor, piyade, salapurya, yelkenli, zambuk
sandalye i. iskemle, koltuk, markiz, meslek, mevki, oturacak, peyke, puf, seki, şezlong, tabure
sandık i. banka, kasa, kumbara, kutu, paket, sanduka, tekne
sanduka i. sandık, tabut
sandviç i. çörek, ekmek, hamburger, kanepe, tost
sandviççi i. aşevi, kafeterya, kantin
sanı i. hulya, huylanma, kuruntu, kuşku, sanış, sanma, zan, zannetme, zehap
sanık i. günahkar, kabahatli, maznun, suçlu, töhmetli, zanlı
sanılmak f. düşünülmek, zannedilmek dey. farz olunmak, olası görülmek, öyle gibi gelmek karş. sanılmamak
sanırım i. belki, galiba, herhalde
sanırım ki zannedersem
sanırsam belki, herhalde, zannedersem
sanış i. mevhum, sanı
saniye i. an, zaman
sanki z. âdeta, görünüşte, güya, sözde, sözümona, yalandan, zahiren
sanlı s. adlı, angın, anılmış, bilinen, duyulmuş, namdar, namlı, şanlı, şöhretli, tanınmış, ünlü, yaygın dey. adı dilere destan dillerde gezen, anlı sanlı, anlı şanlı, dillere destan, nam salmış, ün salmış karş. tanınmamış
sanma i. hulya, huylanma, kuruntu, kuşku, mevhum, sanı, şüphe, zan, zannetme
sanmak f. beklemek, bellemek, bilmek, farzetmek, farzolunmak, kestirmek, tahmin etmek, ummak, zannetmek ? düşünmek.
sanmamak f. ıraksamak
sanrı i. düş, hulya, huylanma, kuruntu, kuşku, zan
sap i. dal, dalcık, dipçik, el, kabza, kol, kulp, kundak, mandal, mangal, sak, sapçık, tutamaç, tutamak
sapa s. boş, ıssız, içerlek, izbe, kenar, kimsesiz, körfez, kuytu, masun, siper, ücra dey. doğru yoldan çıkmak/sapmak, gayri tabiilik, haddinden fazlalık karş. ayakaltı
sapa yer i. tenhalık
sapak s. eksantrik, garip, ifrat, inanılmaz, olağanüstü, olmadık
sapaklık i. anomali, aşırılık, benzersizlik, dinginsizlik, eşsizlik, fevkaladelik, harikuladelik, inanılmazlık, olağandışılık, olağanüstülük, ölçüsüzlük, sapıklık, taşkınlık karş. doğallık
sapasağlam s. dinç, kusursuz, mükemmel, pürüzsüz, zinde dey. çok sağlam, her yanı sağlam, kanlı canlı, turp gibi karş. çürük, güçsüz
sapık s. acayip, anormal, aşırı, çatlak, çılgın, deli, dengesiz, divane, eksantrik, garip, ifrat, inanılmaz, kaçık, manyak, olağanüstü, paronayak, psikopat, sapkın, sapıtmış, zırdeli, zıvanasız dey. aklını yitirmiş, akıl almaz, aşırı taşırı, gayri tabi, olağan dışı, ruh hastası karş. aklı başında, doğal
sapıtmak f. bozmak, çatlatmak, çıldırmak, delirmek, fıttırmak, kaçırmak, oynatmak, sersemlemek, şaşırmak, tozutmak dey. abuk sabuk konuşmak, aklını bozmak/kaçırmak/kaybetmek/oynatmak, cinnet getirmek, deli olmak, divane olmak, keçileri kaçırmak, kırkından sonra saz çalmak, mecnun olmak, saçmalamaya başlamak, zıvanadan çıkmak, zihnini oynatmak/yitirmek
sapıtmış s. sapık, sapkın
sapkın s. anormal, çatlak, deli, divane, manyak, mecnun, psikopat, sapık, sapıtmış, sapmış, zırdeli, zıvanasız
saplamak f. delmek, iliştirmek, kakmak, koymak, sokmak
saplanmak f. batmak, çökmek, dalmak, girmek, göçmek, gömülmek, gurup etmek, inmek, saldırmak dey. bağrına işlemek, batıp kalmak, gark olmak, saplanıp/takılıp kalmak, takıntı haline gelmek, tutku biçimini almak karş. aldırmamak, çekip çıkartılmak
saplantı i. aşırılık, düşkünlük, fanatiklik, feveran, fikrisabit, hırs, ihtiras, iptila, kapılma, köpürme, sabit fikir, takınak, tamah, tutku
saplantılı s. ihtiraslı
sapmak f. dönmek, kıvrılmak dey. çark etmek, doğruluktan ayrılmak, eğri gitmek, evdeki hesap pazar/çarşıya uymamak, önceden saptanmış, yanlış yola girmek, yoldan çıkmak/sapmak, yönden ayrılmak, yön değiştirmek karş. dosdoğru gitmek
sapmış s. çapraz, sapkın
saptama i. belirleme, tanı, tayin, teşhis
saptamak f. almak, belirlemek, biçmek, kararlaştırmak, kestirmek, tayin etmek, tespit etmek, vidalamak dey. belirgin kılmak, rotayı iyice tayin etmek, tayin/tespit etmek
saptırmak f. ayartmak, çarpıtmak
sararmak f. bembeyaz olmak, eskimek, kurumak, sarılaşmak, solmak, yıpranmak dey. bembeyaz olmak/kesilmek, benzi atmak/hazan yaprağına dönmek, bet beniz ayva rengi olmak/kalmamak/kül kesilmek/gibi olmak/limon gibi olmak/ölüye dönmek/uçmak, beti benzi atmak/solmak/kalmamak/kireç/gibi olmak/kül kesilmek/olmak, çehresi atmak, kağıt gibi olmak, kesseler kanı akmamak, kireç gibi olmak, kül kesilmek, limon gibi sararmak, mum gibi olmak, rengi atmak/solmak/uçmak, safran gibi sapsarı kesilmek, sararıp solmak, yüzünde bir damla kan kalmamak karş. canlanmak, kızarmak ? korkmak.
sararmış s. kansız, mat, renksiz, solgun, solmuş, soluk, uçuk karş. parlak, renkli
sarartma i. çelimsiz, hastalıklı, soldurma, zayıf karş. kanlı canlı
saray i. harem, kaşane, konak, konut, köşk, selamlık, şato karş. kulübe
sarf i. aidat, gider, harcama, istismar, kullanma, masraf, ödenti, tüketme karş. artırma
sarfetmek f. bitirmek, erimek, kullanmak, söylemek, temizlemek, tüketmek, yoğaltmak dey. ağıza almak, elini oynatmak, istihlak etmek, istismar etmek, masraf etmek, silip süpürmek, suyu salmak, tırnak dökülmek karş. artırmak
sarfiyat i. aidat, gider, giderler, harcama, harcamalar, istihlak, kullanılanlar, masraf, masraflar, tüketilenler, yoğaltım karş. gelirler
sarhoş s. akşamcı, alkolcü, alkolik, ayyaş, bekri, çakırkeyf, esri, esrik, içici, içkili, içkisever, küfelik, küskütük, mahmur, mest, zilzurna dey. akşamdan kalma, başı dumanlı, bulut gibi, çakır keyif, deveye binmiş, dut gibi, elli dirhem otuz, ezelden sarhoş, fıçı dibi, film kopmuş, fitil gibi, gök kandili, içkiye düşkün, kafası dumanlı, kafası/başı dumanlı, kelle kebap, kelle olmak, kör kütük, küfelik olmuş, küfelik sarhoş, kütük/küp gibi, kütük gibi sarhoş, leş gibi sarhoş, Leyla olmuş, mazotu yerinde, o duvar senin bu duvar benim, şarap tulumu, tekel bayii, zil gibi, zil zurna, zurna gibi, zil zurna sarhoş karş. ayık ? coşkun, içki, içmek, sarhoş olmak
sarhoş etmek f. büyülemek, çekmek, değmek, esritmek, etkilemek, hayran etmek dey. aklını başından almak, mest etmek, tesir etmek, tesir etmek karş. ayıltmak
sarhoş olmak f. esrimek, mest olmak, sarhoşlaşmak, sızmak dey. bulut gibi olmak, bulut kesilmek/olmak, burnunun ucunu görememek, çakırkeyif olmak, dut gibi olmak, filim koparmak, içkili olmak, istimini almak, kafayı bulmak, küfelik olmak, Leyla olmak, matiz olmak, mest olmak, moz olmak, nokta olmak, paşa olmak, pilot olmak, zom olmak, zil zurna sarhoş olmak karş. ayılmak ? coşmak, içki, içmek, rakı, sarhoş.
sarhoşluk i. cezbe, coşku, coşkunluk, heyecan, isteri, taşkınlık, vecit karş. ayıklık
sarıca s. sarımsı, sarımtırak
sarılmak f. ambalajlanmak, atılmak, dönmek, girişmek, kucaklamak, paketlenmek, yapışmak dey. ele almak, gırtlağına/boğazına sarılmak, kendini vermek, kolları sıvamak, üzerine dolanmak, yakasına yapışmak, yoluna baş koymak
sarılmış s. çevrilmiş, kuşatılmış, mahsur dey. abluka altında, ablukaya alınmış, çember içinde, çember içine alınmış, muhasara edilmiş, muhasaraya alınmış
sarımtırak s. sarıca
sarınmak f. bürünmek
sarıp sarmalamak f. güzelce ambalajlamak, iyice paketlemek, sıkıca örtmek, sıkıca sarmak karş. üzerini açmak
sarih s. açık, açıkça, apaçık, aşikar, aydınlık, belgin, belirgin, belli, meydanda, net, şaşmaz, vazıh karş. müphem
sarkaç i. pandül, rakkas
sarkık s. düşey, gevşek, laçka, salpa, sarkmış, sölpük karş. gergin
sarkınmak f. asılmak, sarkıntılık etmek
sarkıntı olmak f. asılmak, sataşmak, takılmak karş. rahat ettirmek
sarkıntılık i. saldırı
sarkıntılık etmek f. çatmak, çimdiklemek, kur yapmak, sarkınmak, sataşmak dey. askıntı olmak, çengeli takmak, demiri almak, çimdik atmak, laf atmak, musallat olmak, rahatsız etmek, rahatını kaçırmak, söz atmak karş. saygılı davranmak ? abanmak, okşamak, saldırmak, sataşmak, tebelleş olmak
sarkıtmak f. asmak, salmak, sermek, uzatmak dey. boynuna ilmeği geçirmek, darağacına çekmek, idam etmek, ipe çekmek
sarkmak f. asılmak, esnemek, gevşemek, gitmek, göç etmek, mayışmak, pörsümek, saldırmak, sünmek, tecavüz etmek, uğramak, uzaklaşmak, uzatmak dey. aşağıya doğru uzatmak, gevşeyip sarkmak, yolunu uzatmak karş. gerginleşmek
sarkmış s. gevşek, sarkık
sarma i. bandaj, istila, muhasara, sigara, zarf
sarmak f. almak, ambalajlamak, basmak, bastırmak, bükmek, bürümek, çevrelemek, çevirmek, dolamak, hayran etmek, içermek, ihtiva etmek, istila etmek, kaplamak, kavramak, kıvırmak, kucaklamak, kuşatmak, muhasara etmek, örtmek, paketlemek, paketlemek, saldırmak, sığdırmak, tedavi etmek; beğenmek, sataşmak dey. abluka etmek, ablukaya almak, ambalaj yapmak, cuk oturmak, çapraz vurmak/çapraza almak, çember darlaştırmak/içine almak, çepeçevre dolanmak/dürmek, çevresini çevirmek/kuşatmak/sarmak, dolayında yer almak, etrafını almak, faça etmek, hoşuna gitmek, hücum etmek, ilgisini çekmek, keyfini okşamak, kol atmak, kollarını dolamak, merakını uyandırmak, muhasaraya almak, paket yapmak, rahatsız etmek, saldırıya geçmek, sözle saldırmak, taarruza geçmek, tecavüz etmek, tedirgin etmek, üzerine atılmak, yayılıp etkisi altına almak, zevkini okşamak karş. geri çekilmek, itici gelmek
sarmal s. helezon, oval
sarman s. azman, babaç, büyük, heyula gibi, iri, kocaman, koskocaman, muazzam karş. minimini
sarnıç i. ambar, havuz, kuyu
sarp s. ağır, belalı, çetin, dik, dikey, eziyetli, güç, güçlük, külfetli, meşakkatli, müşkül, yalçın, yorucu, zahmetli, zor karş. kolaylık
sarpa sarmak f. çapraşmak, çatallaşmak, çepreşmek, çetinleşmek, dolaşmak, düğümlenmek, giriftleşmek, güçleşmek, karışmak, muğlaklaşmak, müşkülleşmek, sarplaşmak, zorlaşmak karş. kolaylaşmak
sarplaşmak f. dikleşmek, düğümlenmek, müşkülleşmek, sarpa sarmak, zorlaşmak
sarplık i. arıza
sarraf i. açıkgöz, banker, faizci, kuyumcu, şeytan
sarsak s. beceriksiz, sakar
sarsıcı s. aksatıcı, aksatan, sallayıcı, sallayan, sarsan, yıpratıcı, yorucu karş. rahatlatıcı
sarsılma i. engellenme, kıpırdama, kıpırtı, sallanma, sallantı, sarsıntı, titreme, titreşim, titreyiş, tükenme, yıpranma, yorulma, zorlanma
sarsılmak f. çarpılmak, gamlanmak, ırgalanmak, kıkırdamak, sendelemek, şaşakalmak, sallanmak, tekerlenmek, titremek, topallamak, tökezlemek, üzülmek, yalpalamak, yıpranmak, yorulmak, zangırdamak, zıngıldamak dey. alabora olmak, ayağı dolaşmak, ayağı sürçmek, ayağı takılmak, badi badi yürümek, beyninden vurulmuşa dönmek, beyninde/kafasında şimşek/şimşekler çakmak, darbe yemek, dengesini bulamamak/yitirmek, derinden etkilenmek, dermandan düşmek, fena olmak, forsu kırılmak, güçsüz durumda kalmak, güçten düşmek, iç fırtınasına tutulmak, içi dışına çıkmak, kafası tavana vurmak, morali bozulmak, muvazenesini kaybetmek, paytak paytak yürümek, sağlığını yitirmek, Şafi köpeğine benzemek/dönmek, şok geçirmek, yalpa vurmak, yorgun düşmek karş. kendine gelmek ? kımıldamak, düşmek
sarsılmayan s. sarsıntısız
sarsıntı i. bunalım, bunalma, darlık, deprem, kabus, kıpırtı, kriz, sarsılma, titreşim
sarsıntısız s. durulmuş, düzenli, güvenli, istikrarlı, oturmuş, sallanmayan, sarsılmayan, titremeyen, yerleşmiş karş. istikrarsız, sarsıntılı
sarsmak f. aksatmak, bağdamak, bozmak, etkilemek, hırpalamak, hislendirmek, kımıldatmak, kösteklemek, müteessir etmek, örselemek, örtmek, pişman etmek, sallamak, oynatmak, sopa atmak, titretmek, üzmek, yıpratmak, zorlaştırmak dey. alt üst etmek, berbat etmek, eziyet vermek, gedik açmak, güç kullanarak kımıldatmak, halel getirmek/vermek, halt etmek/karıştırmak, itip kakmak, karmakarışık etmek, ket vurmak, yerinden kıpırdatmak, zarar vermek, zorluk çıkartmak karş. desteklemek
sataşan s. saldırgan, sataşkan
sataşkan s. aranan, atılgan, çaçaron, çamur, çirkef, mütecaviz, saldırgan, saldırıcı, sataşan, şirret dey. hücum eden, saldırıya geçen, taarruz eden, tecavüz eden karş. münis
sataşmak f. aranmak, bulaşmak, çamurlaşmak, deli etmek, dokunmak, hırpalamak, hiddetlendirmek, iğnelemek, kaşınmak, kızdırmak, öfkelendirmek, rahatsız etmek, sarkıntı olmak, sarkıntılık etmek, sarmak, sinirlendirmek, sitem etmek, sokuşturmak, sopa atmak, sürtünmek, tariz etmek, tecavüz etmek, yapışmak dey. arbede çıkarmak, arının kovanına çöp sokmak/kazık dürtmek, asabını bozmak, ateşle oynamak, bam teline basmak, barutla oynamak, bela aramak/çıkarmak/kesilmek, belasını aramak/istemek, cami duvarına işemek, çamura bulaşmak, çamura taş atmak, çanak tutmak, çıban başı koparmak, çileden çıkarmak, çirkefe taş atmak, dalına basmak, dalına binmek, damarına/dalına basmak/dokunmak, deli etmek, deliye dönmek/döndürmek, dırıltı çıkarmak, dil uzatmak, dilinden kurtulamamak, eceline susamak, esmayı üstüne sıçratmak, fincancı katırlarını ürkütmek, gerize taş atmak, haraza çıkarmak, hır çıkarmak, ifrit etmek, iş çıkarmak, kafasını çıkarmak/kızdırmak, kanına susamak, kavga aramak/çıkarmak, kedisine pis demek, mesele çıkarmak, musallat olmak, omuz vurmak, ölümüne susamak, sarkıntılık etmek, sırtı kaşınmak, sinir oynatmak, söz atmak, tavuğuna kış demek, tepesinin tasını attırmak, uyuyan yılanın kuyruğuna basmak, zülfü yare dokunmak karş. yatıştırmak ? dövüşmek, horozlanmak, iğnelemek, karışmak, kışkırtmak, saldırmak, sarkıntılık etmek, sıkmak, üstelemek, zorlamak
sathi s. alelâde, dikkatsiz, gelişigüzel, itinasız, samimiyetsiz, şişirmece, yalandan, yalınkat
satılığa çıkarmak f. değerlendirmek, satmak karş. satın almak
satın almak f. almak, düşürmek, edinmek, sağlamak dey. elde etmek, ele geçirmek, mübayaa etmek, sahip olmak, tedarik etmek, temin etmek karş. satmak
satır i. balta, barda, giyotin, keser, keski, nacak, söz, teber ? bıçak, orak, testere, ustura
satış i. satım, satma
satış değeri rayiç
satış yeri pazar yeri
satma i. aldatma, hıyanet, satış
satmak f. aldatmak, ayrılmak, baltalamak, çıkarmak, değerlendirmek, evlendirmek, gaspetmek, ihanet etmek, ihraç etmek, kıymetlendirmek, pazarlamak, sabotaj yapmak, satılığa çıkarmak, tuzağa düşürmek, vermek, yanıltmak dey. elden çıkarmak, feda etmek, haraç mezat satmak, nakte çevirmek, paraya çevirmek, pazara çıkarmak, piyasaya sürmek, propagandasını yapmak, reklamını yapmak, satılığa çıkarmak, satışa çıkarmak, satıp savmak, taviz vermek, yoğuna/yok pahasına vermek, yok satmak karş. almak
sauna i. banyo, hamam, sıcak, yunak
sav i. dava, husus, iddia, iddia, öneri, önerme, söz, teklif, tez ? konu, kuram, sorun
savana i. çayır, otlak
savaş i. cenk, cihat, çarpışma, çatışma, gaza, harekat, harp, muharebe, savaşım, savaşma, sefer, vuruşma dey. cihan harbi, çete muharebesi/savaşı, dünya/gerilla savaşı, iç savaş, istiklal harbi, kurtuluş savaşı, meydan muharebesi/savaşı, savaşa tutuşma karş. barış ? ayaklanma, kavga, saldırı
savaş etmek/yapmak f. dövüşmek
savaşan s. muharip
savaşçı s. asker, cengaver, cenkçi, çeri, er, erat, gladyatör, mehmetçik, muharip, mücadeleci, nefer, savaşımcı, savaşkan, silahşör, subay, şövalye, zabit karş. barışçı
savaşım i. çalışma, didinme, gayret, mesai, mücadele, savaşma, sefer, uğraş, uğraşım karş. kolaylık, rahatlık
savaşım vermek f. çabalamak, didinmek, savaşmak, uğraşmak dey. çaba göstermek, gayret/mücadele etmek, uğraş vermek
savaşımcı i. çabalayan, gayretli, mücadeleci, savaşçı, uğraşan karş. gayretsiz
savaşkan s. cengaver, cenkçi, mücadeleci, savaşçı, silahşör, vuruşkan karş. barışçı
savaşma i. çalışma, kavga, mesai, muharebe, mücadele, savaş, savaşım, sefer, uğraş
savaşmak f. boğazlamak, boğuşmak, cebelleşmek, cenkleşmek, çabalamak, çarpışmak, çatışmak, dalaşmak, didinmek, dövüşmek, iştigal etmek, itişmek, kapışmak, kavga etmek, meşgul olmak, mücadele etmek, pençeleşmek, savaşım vermek, süngüleşmek, uğraşmak, vuruşmak dey. arbede etmek, cepheden cepheye koşmak, çatışmaya girmek, düşmanı topun namlusunda görmek, gayret etmek, gaza etmek/eylemek, harp etmek, kan gövdeyi götürmek, kılıç çalmak, meydan muhaberesi yapmak, muharebe/mücadele etmek, savaş vermek/yapmak, savaşım vermek, sefere çıkmak, silah çekmek, silâhlar konuşmak, uğraş vermek karş. barış yapmak, boş vermek
savmak f. atlatmak, atmak, azletmek, defetmek, geçirmek, geçiştirmek, geçmek, göndermek, işten atmak, kovmak, kurtulmak, safra atmak, sağ kalmak, savuşturmak, serbestlemek, sınırdışı etmek, sıyrılmak, sızmak, sürmek, uğratmak dey. aman bulmak, azade olmak, başından atmak, başından savmak, baştan defetmek, etken yiyip kemikken atmak, kapı dışarı etmek, kapıyı göstermek, paçayı sıyırmak, postu kurtarmak, rahata kavuşmak, safra atmak, selamete erişmek, sükutla geçiştirmek, vartayı atlatmak, yakasından atmak, yakasını kurtarmak, yakasından tutup atmak, yakayı sıyırmak, yanından uzaklaştırmak karş. yakalanmak, yanına çağırmak
savruk s. adamsendeci, aldırışsız, aldırmaz, çapraşık, dağınık, dalgacı, dalgın, derbeder, dikkatsiz, düzensiz, gamsız, girift, girişik, havai, hesapsız, hevessiz, ihmalci, ihmalkar, ilgisiz, intizamsız, karışık, kaygısız, kayıtsız, kaytarıcı, özensiz, pasaklı, pespaye, rabıtasız, sakar, savsak, sorumsuz, şapşal, tasasız, tertipsiz, tutarsız, umursamaz, vurdumduymaz, yeleme karş. dikkatli, ilgili, özenli
savrukluk i. dikkatsizlik, gaflet
savrulmak f. atılmak, dağılmak, fırlatılmak, saçılmak, serpilmek, serpiştirilmek karş. toplanmak
savrultu i. kırıntı, parça, parçacı, serpinti
savsak s. aldırışsız, aldırmaz, alık, atıl, bezgin, cansız, çapraşık, dağınık, dalgacı, darmadağın, dikkatsiz, düzensiz, gamsız, geniş, girift, girişik, havai, hımbıl, ihmalci, ihmalkar, intizamsız, karışık, karmakarışık, kokmuş, mendebur, özensiz, pasaklı, pasif, rabıtasız, savruk, silik, sorumsuz, sümsük, sünepe, süratsiz, şapşal, tasasız, tembel, tertipsiz, umursamaz, uyuntu, uyuşuk, üşengeç dey. ağır ezgi/endam/fıstıkî makam, eline ağır, harman/karman çorman karş. dikkatli
savsaklama i. boşlama, erteleme, geciktirme, ihmal
savsaklamak f. aksatmak, asmak, atlatmak, eğlemek, geciktirmek, gevelemek, güçlük çıkartmak, ihmal etmek, oyalamak, sallamak, savsalamak, sermek, süründürmek, tavsatmak, uyutmak, uzatmak dey. ağır davranmak, ağır hareket etmek, ağırdan almak, ağzına bir parmak, bal çalmak, altmış altıya bağlamak asıntıya bırakmak, askıda bırakmak, ayak sürümek, bahane aramak, bakkala bırakmak, bin/kırk dereden su getirmek, yetmiş iki dereden su getirmek, el vurmamak, elinde ekşimek, elinden iş çıkmamak, estek etmek köstek etmek, evelemek gevelemek, hasır altı etmek, işi uzatmak, kurt masalı okumak, lafa boğmak, lakırdıya boğmak, minder altı etmek, muallakta bırakmak, müşkülat çıkarmak, rafa kaldırmak/koymak, sallantıda bırakmak, sürüncemede bırakmak, vakit kazanmak, yerinde saymak, yokuşa koşmak/sürmek, yumurtaya kulp takmak, zorluk çıkarmak karş. işi kolaylaştırmak ? ertelemek, kaçınmak, kurtulmak, küçümsemek, nazlanmak, önlemek, tembellik etmek
savsaklanmak f. ertelenmek, geciktirilmek, oyalanmak, sallanmak, savsalanmak dey. ağırdan alınmak, baştan savılmak, geri bırakılmak, güçlük çıkarılmak, hasıraltı edilmek, ihmal edilmek, minder altı edilmek, sallantıda bırakılmak, sürüncemede bırakılmak, yokuşa koşulmak/sürülmek, zorluk çıkarılmak karş. kolaylaştırlmak
savsalamak f. savsaklamak
savsalanmak f. savsaklanmak
savsama i. boşlama, ihmal
savsamak i. fütur etmemek, hafifsemek, küçümsemek, saymamak, sermek, tınmamak
savul i. çekil, değmesin, dokunmasın, savulun, yol ver, yol verin
savulma i. firar
savulmak f. irkilmek, kaçmak, savuşmak, sıvışmak, sıyrılmak
savulun! ü. savul
savunan i. savunucu, vasi
savunma i. himaye, himmet, müdafaa, ordu
savunmak f. desteklemek, esirgemek, gözetmek, himaye etmek, kollamak, korumak, lehinde olmak, müdafaa etmek, sakınmak, tutmak dey. arka çıkmak, destek olmak, haklı göstermeye çalışmak, hamilik etmek, himaye etmek, iyilik etmek, kanadının altına almak, (kol) kanat germek, muhafaza/müdafaa etmek, saldırıya karşı koymak, yandaşı olmak, yanında olmak, yardımcı olmak, yardım etmek karş. muhalefet etmek, savunmamak
savunmasız s. çaresiz, güçsüz, korunmasız, müdafaasız dey. korunma gücü olmayan, saldırılara açık, savunma gücü olmayan
savunucu i. bakıcı, bek, bekçi, görevli, gözetici, hami, kollayan, koruyucu, muhafız, müdafi, nöbetçi, savunan
savunulamaz s. affedilmez
savurgan s. bonkör, cömert, hesapsız, hovarda, idaresiz, ikramcı, mirasyedi, müsrif, tutumsuz, vergili dey. boşuna para harcayan, dipsiz tepsi, har vurup harman savuran, idaresini bilmeyen karş. tutumlu
savurganlık i. dalgınlık, israf, müsriflik, tutumsuzluk dey. boşa harcama, çarçur etme, oğlan aldı/yedi oyuna gitti, çoban aldı/yedi koyuna gitti karş. tutumluluk
savurganlık etmek f. savurmak dey. bol doğramak, boşuna harcamak, çarçur etmek, har vurup harman savurmak, israf etmek, müsriflik etmek, para yemek, parayı boşa harcamak, parayı sokağa atmak, sebil etmek, suya atmak, telef etmek, tutumsuzluk etmek, yele vermek karş. artırmak
savurmak f. atmak, çarpmak, dağıtmak, dalgalandırmak, fırlatmak, harcamak, israf etmek, itmek, püskürtmek, saçmak, savurganlık etmek, uçurmak, vurmak, yağdırmak, yapıştırmak, yumruk atmak dey. açılıp saçılmak, balon uçurmak, eyer boşaltmak, havaya atıp dağıtmak, havaya kaldırarak dağıtmak, israf etmek, kaldırıp atmak, kaldırarak vurmak, müsriflik etmek, rüzgar şiddetle eserek altüst etmek, savurganlık etmek, şiddetle sallanmak, yele vermek karş. artırmak
savuşmak f. ferahlamak, geçiştirmek, iyileşmek, kaçmak, kurtulmak, savulmak, sıvışmak, sıyrılmak, tozarmak dey. aceleye ayrılmak, başını alıp gitmek/kaçmak, firar etmek, gizlice ayrılmak, iflah olmak, ipi/teli kırmak, payandaları çözmek, ortadan kaybolmak, savuşup gitmek, voltasını almak, yakayı sıyırmak
savuşturma i. dayanma, reha
savuşturmak f. atlatmak, ferahlamak, geçiştirmek, kaçmak, kurtulmak, reha bulmak, safra atmak, sağ kalmak, savmak, serbestlemek, sıyrılmak dey. başından savmak, bin beladan arta kalmak, rahata kavuşmak, selamete çıkmak/erişmek, sırtından atmak, ucuz atlatmak/kurtulmak, üstünden atmak, vartayı atlatmak, verilmiş sadakası olmak, yakadan atmak karş. yakalanmak
say i. çaba, çalışma, didinme, efor, emek, gayret, iş, işçilik, mesai, mücadele, uğraş, uğraşma, zahmet
saydam s. açık, aşikar, apaçık, belirgin, belli, berrak, meydanda, ortada, seçik, şeffaf, zar gibi karş. müphem
saydamlaşmak f. berraklaşmak
saye i. gölge, gölgelik, gözetme, himaye, kollama, koruma, yardım
sayesinde i. aracılığıyla, nedeniyle, ötürü, sebebiyle, yardımıyla
sayfa i. forma, parça
sayfiye i. banliyö, konut, mesire, villa, yazlık, yazlık ev karş. kışlık
saygı i. adap, ağırlama, değerbilirlik, değer verme, düşüncelilik, görgü, hürmet, ihtiram, ikram, itibar, izaz, izzet, kredi, protokol, riayet, ululama, yüceltme dey. baş üstünde tutma, başta taşıma, diz/dizini öpme, el pençe divan durma, şapka çıkarma karş. saygısızlık ? onur, saymak
saygı duymak f. hayran olmak, meftun olmak, önemsemek, saymak dey. adamdan saymak, adam yerine koymak, başta taşımak, baş üstünde tutmak, baş tacı etmek, bir dediğini iki etmemek, değer vermek, divan durmak, el üstünde tutmak, hatırından çıkmamak/hatırını kırmamak, hatır etmek/saymak, hürmet etmek/göstermek, hürmeti olmak, hürmetli olmak, ihtiram etmek/göstermek, itibar etmek/göstermek, omuzunda taşımak, önem vermek, saygı beslemek, saygılı/saygısı olmak karş. saymamak
saygı gösterme i. ağırlama
saygı göstermek f. büyüklemek, saymak, tanımak dey. adam yerine koymak, başköşeye oturtmak, değer vermek, değerli olmak, divan durmak, dizini öpmek, güvenilir olmak, hatır etmek, hürmet etmek, itibar edilmek/etme/görmek/göstermek/kazanmak/sahibi, itibara almak, itibar etmek, önünü ardını bilmek/saymak, saygı beslemek/duymak, saygılı/saygısı olmak karş. saymamak
saygıdeğer s. aziz, değerli, efendi, etkili, gururlu, hatırlı, haysiyetli, itibarlı, izzetli, muazzez, muhterem, muteber, onurlu, saygın, sayın, seciyeli, şerefli, ulu, ulvi, yüce karş. aşağılık
saygıdeğerlik i. prestij, soyluluk
saygılı s. ahlaklı, beyefendi, centilmen, çelebi, değerbilir, dürüst, düşünceli, edepli, edip, efendi, efendiden, erdemli, görgülü, haluk, hanımefendi, hatırşinas, hürmetli, ince, kadirbilir, kadirşinas, kibar, medeni, nazik, nezaketli, nezih, sakin, sosyal, terbiyeli, uygar, zarif dey. büyüklüğüne yaraşan bir incelikle, efendi adam/efendi karş. kaba
saygılı davranma i. ağırlama
saygılı olmak f. saymak
saygın s. ağa, aziz, etkili, hatırlı, hürmet, itibarlı, izzetli, koca, muazzez, muhterem, muteber, nurani, onurlu, oturaklı, rabıtalı, saygıdeğer, sayılan, sayın, seciyeli, sayan, şerefli, ulu dey. adam evladı, başımın üstünde yeri var, eli öpülür adam, itibar sahibi, mübarek ihtiyar, saygı gören karş. aşağılık
saygınlık i. ciddiyet, erdem, fazilet, fors, güvenirlilik, haysiyet, itibar, izzetinefis, kredi, onur, prestij, soyluluk, şeref, vakar, yüzaklığı
saygısı olmak f. saymak
saygısız s. arsız, çiğ, densiz, düşüncesiz, edepsiz, gafçı, görgüsüz, hamhalat, hantal, hoyrat, hürmetsiz, incitici, kaba, küfürbaz, küstah, laubali, münasebetsiz, nezaketsiz, nobran, patavatsız, rahat, sallapati, sert, terbiyesiz, yontulmamış, zarafetsiz dey. dili uzun/zifir, dili pabuç gibi/kadar, dili ekmekçi küreği kadar, elifi yüzünde, ekmeği dizinde, kaba saba, karış karış dili var, ormana balta girer gibi, pabuç kadar dili var, sözünü bilmez karş. saygılı
saygısızlık i. çiğlik, densizlik, düşüncesizlik, hürmetsizlik, kabalık, küstahlık, münasebetsizlik, paylama, terbiyesizlik karş. zarafet
saygısızlık etmek f. pay vermek
sayha i. çığlık, nara, vaveyla
sayı i. adet, meblağ, miktar, nicelik, numara, nüsha, puan, rakam, tane
sayı boncuğu i. abaküs, çörkü, hesap aracı
sayıklama i. hezeyan
sayıklamak f. demek, dilemek, mırıldanmak, özlemek, söylemek
sayılan s. koca, saygın, ulu
sayılı s. az, başlıca, benzersiz, dar, değerli, ender, eşsiz, hudutlu, kayıtlı, kısıtlı, mahdut, önemli, seçkin, sınırlı dey. az görülen/olan, belli başlı, sayısı birkaçı geçmeyen karş. harcıalem
sayılmak f. addedilmek, addolunmak, düşünülmek dey. baş tacı edilmek, el üstünde gezmek, el üstünde tutulmak/ellerde gezmek, eli üstünde tutmak, itibar görmek, nazı geçmek, önüne kırmızı halı serilmek, öyle kabul edilmek
sayın i. aziz, devletlû, gururlu, hatırlı, haysiyetli, itibarlı, izzetli, muazzez, muhterem, muteber, mükerrem, onurlu, saygıdeğer, saygın, seciyeli, şerefli dey. hatırı sayılır, itibar sahibi, izzetinefis sahibi, izzetinefsine düşkün, kendini bilir, şayanı hürmet ? ağırbaşlı, iyilikçi, ulu
sayısız s. binbir, birçok, bol, bunca, çok, dolu, etkili, fazla, gani, gür, hayli, hesapsız, ibadullah, kabarık, kesretli, külliyetli, limitsiz, mebzul, müteaddit, müzdat, nice, ölçüsüz, sürüyle, tonla, yığınla, zengin, ziyade, ziyadesiyle dey. az buz değil, binbir çeşit, bini bir paraya, bir alay, bir araba, bir hayli/bir sürü/bir yığın, bol bol, dolu dolu, haddi hesabı yok, hatırı sayılır, istemediğin kadar, it sürüsü kadar, kum gibi, saymakla bitmez, sürüsüne bereket karş. sayılı
sayışmak f. ödeşmek
saylamak f. seçmek
saylav i. mebus, milletvekili, parlamenter
sayma i. hürmet, itibar, prestij, riayet, telakki, umur
saymaca i. itibari dey. öyle kabul edilen
saymak f. almak, büyüklemek, demek, dizmek, görmek, hatır etmek, hürmet etmek, hürmeti olmak, hürmetli olmak, ihtiram etmek, ilgilenmek, itibar etmek, saygı duymak, saygı göstermek, saygılı olmak, saygısı olmak, sıralamak, tanımak, tazim etmek, varsaymak, ululamak dey. adam sırasında saymak, adamdan saymak, adam yerine koymak, adını ağzına aptestle almak, arka arkaya sıralamak, art arda söylemek, ayağa kalkmak, baş köşeye oturtmak, baş tacı etmek, başta taşımak, baş üstünde tutmak, bir bir söylemek, başında gezdirmek, bir dediğini iki etmemek, değer vermek, dikkate almak, divan durmak, edebini/terbiyesi takınmak, el bağlamak, el kavuşturmak, el ovuşturmak, el pençe divan durmak, el üstünde tutmak, elini öpüp başına koymak, eşiğine yüz sürmek, yüz öpmek, geçerli saymak, hatırından çıkamamak, hatırını kıramamak, hatır saymak/etmek, gözüyle bakmak, hesaba katmak, hürmet etmek, hürmeti olmak, hürmetli olmak, hürmet göstermek, ihtiram etmek/göstermek, iple çekmek, itibar etmek/göstermek, kul köle olmak, kurban olmak, nazını çekmek, omuzda taşımak, öpüp de başına koymak, omuzda taşımak, saygı beslemek, saygı duruşunda bulunmak, saygı duymak/göstermek/saymak, saygıda kusur etmemek, saygılı olmak, saygısı olmak, sayı saymak, sayısını bulmak, sırasına göre söylemek, sözünü dinlemek, tazim etmek, yere göğe koyamamak, yer açmak, yer göstermek/vermek, yerine koymak karş. saymamak, yok bilmek ? ağırlamak, ilgilenmek, iltifat etmek, önemsemek, saygı, selamlamak
saymama i. tanımazlık
saymamak f. aldırmamak, aşağısamak, bakmamak, dinlememek, fütur etmemek, hafifsemek, hor görmek, horlamak, istifini bozmamak, itibar etmemek, küçümsemek, önemsememek, rağbet etmemek, reddetmek, savsamak, tınmamak, umursamamak dey. adam yerine koymamak, aldırış etmemek, değer vermemek, dikkate almamak, edep erkan bilmemek/tanımamak, eşek lâlesi gibi açılmak, fütur etmemek, hafife almak, hakir görmek, hiçe saymak, hor bakmak/görmek/tutmak, itibar etmemek, kaale almamak, rağbet etmemek, saymazlık etmek, söze almamak karş. saymak
saymamazlık i. saymazlık
saymanlık i. muhasebecilik, muhasebe, muhasiplik
saymazlık i. aldırmama, aşağısama, bakmama, hafifseme, hor görme, horlama, küçümseme, önemsememe, saymamazlık, umursamama karş. önemseme
sayrı s. hasta, keyifsiz, marazlı, rahatsız, sağlığı bozuk, sağlıksız, sıhhatsiz karş. sağlıklı
sayrılar evi i. bakımevi, dispanser, doğumevi, klinik, muayenehane, poliklinik, revir, sağlıkevi, sanatoryum
sayrılık i. hastalık, illet, keyifsizlik, maraz, rahatsızlık, sağlıksızlık, sıhhatsizlik karş. sağlık
saz i. bando, çalgı, enstrüman, hasırotu, kamış, kiliz, kofa, müzik aleti, tambura
sazcı i. sazende
sazende i. çalgıcı, müzisyen, sazcı
sebat i. arzu, azim, azmetmek, değişmezlik, dilek, direnç, ihtiyar, irade, istek, isteme, istenç, karar, kararlılık, kasıt, sabır, taammüt dey. inat etmek, kararından dönmemek, pes etmemek, sözünden dönmemek, ya sabır çekmek
sebat etmek f. çekmek, dayanmak, direnmek, direşmek, diretmek, katlanmak, sabretmek karş. katlanamamak
sebatkâr s. azimli, direngen, direşken, iddiacı, inatçı, kararlı, sebatlı, yılmayan, yılmaz karş. sebatsız
sebatkarlık i. değişmezlik, direnme
sebatlı s. dimdik, direngen, iddiacı, inatçı, kararlı, sebatkâr
sebatlılık i. kararlılık
sebatsız s. değişken, dirençsiz, dönek, fırdöndü, gelgeç, havai, hercai, hoppa, ikircikli, istikrarsız, kararsız, kaypak, oynak karş. sebatkâr
sebebiyle i. çünkü, dolayı, dolayısıyla, hasebiyle, haysiyetiyle, için, nedeniyle, ötürü, sayesinde, yüzünden, zira
sebep i. bahane, etken, faktör, gerekçe, güdü, hikmet, illet, kulp, mazaret, münasebet, neden, özür, saika, vesile dey. esbabı mucibe, hikmeti vücut, kurt masalı, nedeni niçini ? etken, niçin
sebeplenmek f. çimlenmek, geçinmek, istifade etmek, istismar etmek, işletmek, nasiplenmek, sağmak, sömürmek, yararlanmak, ziftlenmek dey. çıkar sağlamak
sebepli s. bahaneli, gerekçeli, gerekli, mazeretli, nedenli, zürlü, uygun, yerinde karş. sebepsiz
sebepsiz s. gerekçesiz, gönlünce, hasbi, keyfi, mazeretsiz, nedensiz, özürsüz dey. bayram değil seyran değil, eniştem beni niçin öptü?, deli deli gülme, durup dururken, hiç yoktan, ortada bir şey yokken, (ortada) fol yok yumurta yok, yok yere karş. gerekçeli, gerekli, nedenli, sebepli, uygun ? boşuna, uygunsuz
sebil etmek f. israf etmek
sebze i. aş, erzak, göveri, yeşillik, yiyecek, zerzevat
seccade i. halı, yaygı, yolluk
seciye i. ahlak, cibilliyet, hilkat, huy, karakter, kişilik, maya, meşrep, mizaç, nefis, şahsiyet, tabiat, tıynet, yaradılış
seciyeli s. adaletli, adil, aziz, doğrucu, dürüst, emin, erdemli, fazıl, faziletli, güvenilir, hatırlı, iffetli, itibarlı, izzetli, karakterli, kişilikli, mert, muazzez, muhterem, muteber, mutemet, namuslu, nezih, oğuz, onat, onurlu, saygıdeğer, saygın, sayın, sil, şerefli, yediemin karş. seciyesiz
seciyesiz s. adi, alçak, aşağılık, bayağı, cibilliyetsiz, faziletsiz, hayasız, haysiyetsiz, iffetsiz, karaktersiz, kepaze, kişiliksiz, müptezel, namert, namussuz, onursuz, pespaye, rezil, sefih, soysuz, şerefsiz, tıynetsiz karş. seciyeli
seçenek i. alternatif dey. başka seçim, başka tutum, başka yaklaşım, başka yol, başka yöntem
seçik s. aşikar, ayrı, bariz, belirgin, saydam dey. açık seçik, elle tutulur, göze batan/çarpan, gözle görülür karş. belirsiz
seçilmiş s. eleme, güzide, seçki
seçim i. maç, rey, seçiş, seçme, tercih, yarışma dey. aday yoklaması, fark gözetme, seçim çevresi
seçim yapmak f. ayıklamak, ayırmak, beğenmek, elemek, oylamak, seçmek, yeğlemek dey. ayırt etmek, ayrım yapmak, ayrı seçi yapmak, ayrı tutmak, elem yapmak, fark gözetmek, oy vermek, tercih etmek
seçki i. antoloji, güldeste, seçilmiş
seçkin s. bariz, belirgin, cins, değerli, değme, ekstra, elit, favori, gözbebeği, gözde, güzide, iyi, kaliteli, kişizade, makbul, mutena, mümtaz, önemli, pırlanta gibi, sayılı, seçme, seviyeli, süper dey. göze çarpan, ileri gelen, kalbur üstü, kaymak tabakası/takımı, önde gelen karş. sıradan
seçme i. değme, ekstra, elit, görebilme, görme, güzide, iyi, kaliteli, makbul, seçim, seçkin, süper, tercih, teşhis, yeğ, yeğleme karş. sıradan
seçmeden s. rasgele
seçmek f. ayıklamak, ayırmak, beğenmek, elemek, görmek, ihtiyar etmek, kayırmak, oy vermek, oylamak, rast getirmek, rastlatmak, rey vermek, saylamak, seçim yapmak, tanımak, tercih etmek, tesadüf ettirmek, yeğlemek dey. adam/insan sarrafı olmak, ayırt etmek, ayrı seçi yapmak, ayrı tutmak, ayrım yapmak, el tutmak, elekten geçirmek, eleme yapmak, fark etmek/gözetmek, farkına varmak, farklı görmek, ne olduğunu anlamak, oy vermek, piyango çekmek, rast getirmek, rey vermek, seçim yapmak, tam adamına düşmek, tefrik etmek, tercih etmek, toto oynamak, uygun bulmak, üstün bulmak/görmek, yeğ bulmak/tutmak, yol tutmak karş. ayrım yapmamak ? yeğlemek
seda i. avaz, nara, sada, ses, selen, sevi
sedasız s. gürültüsüz, sadasız, sakin, sessiz, suskun, sükuti
sedir i. divan, iskemle, kanepe, kerevet
sedye i. el arabası, teskere
sefa i. ahenk, alem, dirlik, eğlenme, eğlenti, işret, huzur, kaygısızlık, keyif, neşe, rahatlık, sefahat, sükunet, şenlik, zevk karş. dirliksizlik
sefahat i. eğlence, eğlenme, fuhuş, keyif, sefa, uçarılık, zevk
sefalet i. dilencilik, düşkünlük, fakirlik, fukaralık, mahrumiyet, meteliksizlik, muhtaçlık, parasızlık, perişanlık, sefillik, yokluk, yoksulluk, yoksunluk, yoksuzluk, züğürtlük karş. zenginlik
sefaret i. elçilik, sefarethane
sefer i. cenk, cihad, defa, gaza, gezi, kat, kere, kez, posta, savaş, savaşım, savaşma, seyahat, tur, yol, yolculuk karş. dostluk gezisi
seferber i. amade, hazır, tetikte, uyanık dey. harekete geçmek, kolları sıvamak, manevra yapmak, paçaları sıvamak karş. rehavet içinde
seferber olmak f. girişmek karş. gevşeklik etmek
seferberlik i. alıştırma, antrenman, hazırlık, manevra, prova, önlem, talim, tatbikat karş. istirahat
seferi i. gezgin, seyyah, yolcu
sefih s. adi, ahlaksız, alçak, aşağılık, bayağı, cibilliyetsiz, hayasız, haysiyetsiz, iffetsiz, kepaze, müptezel, namert, namussuz, onursuz, pespaye, rezil, seciyesiz, soysuz, tıynetsiz, uçarı, yezit, zendost dey. eğlenceye düşkün, keyfine düşkün, sefa pezevengi, sefahate düşkün, zevke düşkün karş. saygıdeğer, varlıklı
sefil i., s. ahlaksız, alçak, bedbaht, fukara, pespaye, rezil, sersefil, tapon, yezit, yoksul, züğürt
sefil olmak f. sürünmek dey. aç kalmak, açlıktan göbeğine taş bağlamak, açlıktan gözü/gözleri kararmak, darda kalmak, darlık çekmek, eziyet çekmek, parasızlık çekmek, perişan olmak, sefalet çekmek, sefillik çekmek, sıkıntı çekmek, sürüm sürüm sürünmek, yokluk çekmek, yoksulluk çekmek karş. varlık içinde olmak
sefillik i. adilik, alçaklık, düşkünlük, fakirlik, fukaralık, kepazelik, mahrumiyet, muhtaçlık, onursuzluk, parasızlık, perişanlık, rezillik, sefalet, yoksulluk karş. saygıdeğerlik, zenginlik
sefir i. büyükelçi, elçi, hariciyeci, sefire, sefirikebir
seğirtmek f. koşmak, sekmek, yelmek dey. çabuk adımlarla yönelmek, koşar adımla yürümek, sıçrayarak yürümek
seher i. şafak karş. gurup vakti
sehpa i. ayak, bacak, çatkı, darağacı, iskemle, masa, rahle, tabure
seki i. benek, iskemle, kanepe, kerevet, kürsü, platform, podyum, sandalye, taraça, teras
sekmek f. asmak, atlamak, fırlamak, hoplamak, koşmak, kösteklenmek, seğirtmek, sendelemek, sıçramak, sürçmek, tepinmek, topallamak, tökezlemek, yalpalamak, zıplamak
sekreter i. daktilo, katibe, katip, mektupçu, steno, stenograf, tezkereci, yazman
seks i. cinsellik, cinsiyet, cinslik, eşey
seksüel i. cinsel, cinsi, eşeysel
sekte i. aksaklık, aksama, ara, bozukluk, dinlenme, durgu, durma, fasıla, felç, inme, istirahat, kesilme, kesinti, mola, soluklanma
sektirmek f. ara vermek
sektör i. bölüm, cephe, civar, fasıl, kesim, kısım, kıta
sel i. afet, akarsu, nehir, taşkın
selahiyet i. izin, nüfuz, yetki
selahiyetkar s. yetkili
selahiyetli s. acar, dişli, enerjik, erkli, forslu, güçlü, iktidarlı, kadir, keskin, kudretli, kuvvetli, mezun, muktedir, nafiz, nüfuzlu, otoriter, pençeli, sahip, şiddetli, takatli, yavuz, yeğin, yetkili, zağlı, zorlu karş. güçsüz
selam i. aleykümselam, eyvallah, günaydın, merhaba, tünaydın dey. akşamlar hayırlı olsun, iyi akşamlar/geceler/günler/sabahlar, kandilli selâm/temenna, pat çakmak, sabahlar hayırlı olsun, selam almak/çakmak/durmak/sabah/söylemek, selam verdik borçlu çıktık, selam verip borçlu çıkmak, selam vermek, selama durmak, selamın aleyküm, vakitler hayırlı olsun
selamet i. afiyet, canlılık, dirilik, dirlik, emniyet, esenlik, gönenç, güçlük, huzur, inşirah, iyilik, iyişim, keyif, kıvanç, konfor, rahat, rahatlık, sağlık, sıhhat, zindelik dey. güvenlik içinde olma, iç rahatlığı, selamet yolu, selamete çıkarmak/erişmek karş. dirliksizlik, keyifsizlik
selametle z. sağlıcakla
selametlemek f. geçirmek, uğurlamak dey. konuğu uğurlamak, yola çıkarmak, yolcu etmek
selamın aleyküm! ü. merhaba!
selamlamak f. esenlemek, esenleşmek, toka etmek, yükünmek dey. baş baş yapmak, başını eğmek, baş kesmek, boyun kesmek, el öpmek, el sallamak, el sıkmak, etek öpmek, hazır ola geçmek, hu çekmek, huzurunda eğilmek, merhaba demek, selam almak, selam çakmak, selam durmak, selam vermek, selama durmak, topuk vurmak ? ilgilenmek, öpmek, saymak
selamlık i. konut, saray
sele i. küfe, sepet, zembil
selek i. bonkör, ikramcı, mirasyedi, müsrif, semih
seleklik i. cömertlik
selim s. doğru, dürüst, kusursuz, munis, mükemmel, tehlikesiz karş. habis
sema i. felek, gök, gökyüzü, hava, sonsuzluk, uzay
semai s. semavi, şarkı, türkü
semavi s. gökçe, göksel, semai, ulviyet
sembol i. amblem, arma, belirti, damga, im, imza, işaret, marka, paraf, remiz, simge, timsal, tuğra, tura
semen i. bedel, karşılık, kıymet, maliyet, paha, rayiç
semere i. hasıla, hasılat, mahsul, meyve, netice, randıman, son, sonuç, uç, ürün, verim, yemiş
semereli s. artımlı, bereketli, bitek, doğurgan, feyizli, karlı, kazançlı, mahsuldar, ongun, randımanlı, rantabl, üretken, verimli karş. kısır
semerli s. kaba, zarafetsiz
semih s. bonkör, cömert, eliaçık, gani, gönüllü, hovarda, ikramcı, koçak, konukçul, konuksever, mirasyedi, misafirperver, müsrif, selek, vergili, yedirici karş. elisıkı
seminer i. duruşma, kongre, oturum, sempozyum
semirmek f. semizlemek, şişmanlamak, yağlanmak dey. besili duruma gelmek, et bağlamak/tutmak, kilo almak, semen gelmek/peyda etmek, yağ bağlamak, yağ basmak, yağlı duruma gelmek karş. zayıflamak
semiz s. besili, dolgun, etli, semirmiş, şişko, şişman, tavlı, tıknaz, tombalak, tombul, yağız, yağlı karş. sıska
semizlemek f. semirmek
semizlenmek f. şişmanlamak
semizlik i. şişmanlık, tav karş. sıskalık
sempati i. albeni, alım, aşk, çekicilik, düşkünlük, meftunluk, meyil, muhabbet, sevda, sevgi, sevi, sevim, sevimlilik, şirinlik, teveccüh, vurgunluk, zaaf karş. hınç
sempati beslemek f. duygulanmak
sempati duymak f. tutmak dey. cana yakın bulmak, sempati beslemek, sempatik bulmak, sevimli bulmak, şirin bulmak, yakınlık duymak, zaafı olmak
sempatik s. alımlı, cici, güzel, hoş, hoşlanılan, sevimli, sıcakkanlı, şeker, şirin, tonton, tutulan dey. cana yakın, çıtı pıtı, çıtır pıtır, çitlembik gibi, çok hoş, hoşa giden, kanı sıcak, sıcak kanlı, zevki okşayan karş. antipatik, sevimsiz
sempatiklik i. alım
sempatizan i. benimseyen, destekleyen, duygudaş, içtima, taraftar, tutan, yandaş, yanlı
sempozyum i. birleşim, celse, duruşma, kongre, seminer, toplantı
semptom i. emare, kanıt, tanıt, tezahür
semptomlar i. araz, tezahürat
semt i. bölge, bölüm, cephe, civar, çevre, dolay, etraf, havali, havza, kesim, kuşak, mahalle, mıntıka, muhit, yan, yer, yöre
senarist i. senaryocu, senaryo yazarı
senato i. kabine, komite, kurul, kurultay, meclis, parlamento
senatör i. mebus, milletvekili, parlamenter
sendeleme i. aksama
sendelemek f. afallamak, aksamak, çırpınmak, dalgalanmak, düşmek, kıpırdanmak, kösteklemek, kösteklenmek, salınmak, sallanmak, sarsılmak, sekmek, sendelemek, sürçmek, sendelemek, topallamak, tökezlemek, yalpalamak dey. adımlarını şaşırmak, ne yapacağını şaşırmak, o duvar senin bu duvar benim çarpmak
sendika i. örgüt
sendrom i. delil, emare, kanıt, tanıt, tezahür
sendromlar i. araz
sene i. çağ, devir, dönem, yıl, zaman
senet i. alındı, bono, fatura, fiş, irsaliye, makbuz, tahvil
senfoni i. şarkı
senlibenli s. içlidışlı dey. al takke ver külah, alt alta üst üste, aralarından su sızmıyor, can ciğer, içli dışlı, içtikleri su ayrı gitmez, sıkı fıkı, yağlı ballı, yüz göz olmuş
sentetik s. gayrıtabii, suni, taklit, takma, yapma, yapay karş. doğal
sentez i. alaşım, bileşim, birleşim, harman, karışım, koalisyon, terkip
sepet i. küfe, sele, zembil ? çanta, çıkın, torba
sepetlemek f. işten atmak, kovmak
sepmek f. yağmak
ser i. baş, başkan, kafa, kelle, limonluk, reis, şef
sera i. bostan, limonluk
seracı i. bahçıvan, bostancı
seramik i. biblo, çini, çömlek, fayans, porselen
serap i. boş, düş, görüntü, hayal, hayalet, pusarık
serbaz s. pervasız, yürekli
serbest s. açıktan, azade, azat, azatlı, bağımsız, başıboş, bedava, bedelsiz, boş, caba, erkin, hasbi, hür, karşılıksız, kayıtsız, muaf, özgür, rahat, şuh, tutuksuz, ücretsiz dey. başı boş, başına buyruk, dilediğince davranan, işsiz güçsüz karş. bağımlı, kısıtlanmış, meşgul, tutuklu
serbest bırakma azat, bırakma, tahliye
serbest bırakmak f. azadetmek, tahliye etmek dey. ayağını başını çözmek, azat etmek, başıboş bırakmak, dizginleri salıvermek, taburcu/tahliye etmek, terhis etmek, yakasını bırakmak
serbest kalmak f. boşanmak
serbesti i. bağımsızlık, erkinlik, hürriyet, istiklal, muhtariyet, özgürlük, serbestlik karş. bağımlılık, kısıtlanmışlık
serbestilik i. bağımsızlık
serbestlemek f. ferahlamak, kurtulmak, nefes almak, rahatlamak, safra atmak, sağ kalmak, savmak, savuşturmak dey. başıboş kalmak, boş vakit bulabilmek, işleri hafiflemek, işlerin yoğunluğu azalmak, kalabalıktan kurtulmak, yakasını sıyırmak karş. sıkışmak
serbestlik i. azatlık, bağımsızlık, başıboşluk, erkinlik, hürriyet, istiklal, muhtariyet, muhtarlık, özerklik, özgürlük, serbesti karş. bağımlılık
serdar i. başkomutan, başkumandan, çorbacı, komutan, kumandan, malkoç
serdengeçti s. alp, aslanyürekli, babayiğit, bahadır, batur, dadaş, efe, er, fedai, gazi, kabadayı, kahraman, koç, koçyiğit, kurban, külhanbeyi, mert, yiğit, yürekli karş. ödlek
serdümen i. denizci
serefsiz s. kepaze
seremoni i. merasim, tören
serenat i. şarkı, türkü
serenat yapmak f. ötmek
serencam i. bela, sonuç
sergi i. bedesten, bitpazarı, çarşı, fuar, işporta, panayır, pazar, pazar yeri, şölen
sergi salonu i. galeri
sergilemek f. göstermek, teşhir etmek dey. sergi açmak, sergi sermek
sergüzeşt s. hadise, macera, olanlar, olay, olgu, serüven, vakıa, vukuat, zuhurat
seri i. acele, çabuk, dizi, dizin, doludizgin, dörtnala, eşkinli, hızlı, hiyerarşi, indeks, işporta, katar, kordon, koşarak, kuyruk, rüzgar gibi, saf, sıra, süratli, şecere, şimşek gibi, tez, yıldırım gibi, yollu, yürük, zincir, zincirleme dey. fırtına/jet gibi, koşa koşa, koşar adımlarla, makine gibi, pupa yelken, rüzgar/şimşek gibi, tam yol, yellim yelalim, yel yeperek, yelken kürek, yıldırım gibi karş. yavaş
serian i. acele, acilen, alelacele, anında, bekletmeden, çabuk, çabucacık, çabucak, çarçabuk, dakikasında, derhal, gecikmeden, hemen, hemencek, ivedilikle, oyalanmadan, süratli, şimdi, tez dey. apar topar, bir an önce, bir çırpıda, o saat, palas pandıra, paldır küldür, sıcağı sıcağına, son sürat, şimdiden tez yok/elden, vakit geçirmeden, yemeden içmeden karş. savsaklayarak
serileşmek f. çabuklaşmak
serili s. asılı, asılmış, serilmiş, yayılmış
serilmek f. asılmak, uzanmak, yatmak, yayılmak dey. serilip serpilmek/yatmak, yan gelip yatmak karş. büzülmek
serilmiş s. serili
serin s. ferahlatıcı, ılık, serinletici, soğuk, soğukça dey. geniş yürekli, sinirleri çelikten, sinirleri sağlam karş. sıcak
serinkanlı s. geniş, hazımlı, heyecansız, ılımlı, itidalli, öfkesiz, ölçülü, sabırlı, sakin, soğukkanlı, telaşsız karş. heyecanlı, telaşlı
serinlemek f. serinleşmek, soğuklaşmak, soğumak, üşümek, üşütmek dey. hafifçe soğumak, ısı(sı) biraz düşmek, serinlik vermek, sıcaklığı azalmak karş. ısınmak
serinleşmek f. serinlemek, soğuklaşmak
serinletici s. serin
serinlik i. soğukluk
serkeş s. aksi, asi, belalı, damarlı, didişken, dirliksiz, dövüşken, geçimsiz, hırçın, isyancı, isyankar, itaatsiz, itirazcı, kabadayı, kırıcı, külhanbeyi, sert, şirret, ters, tulumbacı, uçarı, uyuşmaz dey. başına buyruk, baş kaldıran, dik kafalı, gem almaz, kafa tutan, karşı çıkan, karşı duran, karşı gelen karş. uysal
sermaye i. anamal, başmal, kapital, mal, resülmal, servet, varlık, zenginlik karş. yoksulluk ? mal, para
sermayedar i. anamalcı, banker, kapitalist, milyarder, müreffeh, rantiye, sermayeci, sermayeli, varlıklı, varsıl, yatırımcı, zengin
sermek f. asmak, boşlamak, döşemek, hırpalamak, koymak, oyalamak, sarkıtmak, savsaklamak, savsamak, tavsatmak, tepelemek, uyutmak, uzatmak, yaymak dey. ağır almak, ağırdan almak, ağır davranmak, asıntıya bırakmak, ayak sürümek, ihmal etmek, boş vermek, el sürmemek, hasıraltı etmek, ihmal etmek, pestilini çıkarmak, rafa kaldırmak/koymak, sürüncemede bırakmak karş. öne almak, yardım etmek
serpelemek f. atıştırmak, çiselemek, çisemek, damlamak, düşmek, serpiştirmek, serpmek, yağmak karş. sağanak halinde yağmak
serpilmek f. büyümek, erginleşmek, filizlenmek, gelişmek, irileşmek, olgunlaşmak, palazlanmak, savrulmak, şenlenmek, uzamak, yetişmek karş. gerilemek
serpinti i. rahmet, savrultu, yağmur
serpiştirilmek f. savrulmak
serpiştirme i. çiseleme
serpiştirmek f. çiselemek, serpelemek, serpmek, yağmak karş. sağanak halinde yağmak
serpme i. çapraşık, karışık
serpmek f. atmak, çiselemek, dağıtmak, dökmek, ekmek, fırlatmak, saçmak, serpelemek, serpiştirmek, yağdırmak, yağmak karş. şakır şakır yağmak
sersefil s. aç, çıplak, dilenci, düşkün, fakir, fukara, mahrum, meteliksiz, muhtaç, parasız, sefil, yoksul, yoksun, yoksuz, züğürt dey. aç biilaç, çok sefil, ihtiyaç içinde, parasız pulsuz, sefalet içinde, yokluk içinde karş. varlıklı
sersem s. ahmak, akılsız, alık, allahlık, aptal, aval, avanak, basiretsiz, beyinsiz, bilgisiz, bilinçsiz, boş, bön, budala, cahil, dangalak, densiz, düşüncesiz, ebleh, enayi, gafil, gerzek, görgüsüz, hantal, hıbıl, hödük, incitici, kaba, kafasız, kaz, kelek, mankafa, patavatsız, salak, şapşal, şaşkın, şuursuz, tedbirsiz dey. aklı kıt, anlayışı kıt, bir cuma gecesi eksik, düdük makarnası, et kafalı, gözleri bağlı, horoz akıllı, iki ayaklı eşek, ipine basan, it kırıntısı, kafa değil, balkabağı, kalın kafalı, kaz kafalı, kuş beyinli karş. akıllı
sersemlemek f. afallamak, alıklaşmak, apışmak, aptallaşmak, bakakalmak, baygınlaşmak, bayılmak, donakalmak, enayileşmek, hayret etmek, karıştırmak, sapıtmak, süzülmek, şaşakalmak, şaşırmak, şaşkınlaşmak, şaşmak, tutulmak dey. aklı başından gitmek, başı dönmek, beyni bulanmak, beynine vurmak, bilincini yitirmek, canı gidip gelmek, dizlerinin bağı çözülmek, fenalık geçirmek, fena olmak, göz/gözü kararmak, hayret etmek, hayrette kalmak, kafası dönmek, kendinden geçmek, kendini kaybetmek, şuurunu kaybetmek, uykusu başına sıçramak/vurmak karş. aklı başına gelmek, ayılmak
sersemlemiş s. ambale, baygın
sersemlik i. cehalet, dalgınlık, gaflet
serseri s. atıl, avare, aylak, baldırıçıplak, başıboş, berduş, çakal, döküntü, haşarat, haylaz, hayta, hergele, ipsiz, it, kopuk, maceracı, maceraperest, serüvenci, zıpır dey. adem baba, anasının ipini pazara çıkarmış/satmış, ayak takımı, baldırı çıplak, boş gezen, boş gezenin boş kalfası, evi omuzunda, evi sırtında, gem almaz, göbeği sokakta kesilmiş, iki dinden avare, ip kaçkını, ipi kırık, ipsiz sapsız, ipten kazıktan kurtulmuş, işsiz güçsüz, it kırıntısı, itin nüfus kağıtsızı, it kopuk, it oğlu (it), kaldırım mühendisi, mahalle çocuğu, nerede akşam, orada sabah, peyke kurusu, sokak çocuğu, sokak süpürgesi, yeri yurdu belirsiz, yersiz yurtsuz karş. saygın ? alçak, düzenci, gemgeç, işsiz, kalender, külhanbeyi, sabıkalı, suçlu, yoksul
serserileşmek f. çapkınlaşmak
serserilik i. avarelik, aylaklık, başıboşluk, çapkınlık, derbederlik, haylazlık, haytalık, kabadayılık, külhanbeylik, maceraperestlik, serüvencilik, zıpırlık karş. saygınlık
sert s. acı, acımasız, aksi, alıngan, asabi, asi, berk, bükülmez, çarpıcı, çekişmeli, çetin, damarlı, darılgan, dayanıklı, dayanılmaz, disiplinli, eğilmez, esnemez, etkili, fırtınalı, geçimsiz, görgüsüz, hassas, haşin, hırçın, hırıltıcı, hoşgörüsüz, hoyrat, huysuz, inatçı, incitici, isyancı, isyankar, itaatsiz, itirazcı, kaba, katı, kavgacı, kereste, keskin, kırıcı, kızmış, kuru, mızıkçı, nobran, oyunbozan, öfkeli, pek, pekişik, saygısız, serkeş, sıkı, sinirli, somurtkan, susuz, şiddetli, şirret, taş gibi, terbiyesiz, ters, titiz, toleranssız, uyuşmaz, yavuz, yontulmamış, yüksek, zarafetsiz, zorba dey. balyoz gibi, deli poyraz, dik bakışlı, dik söz, eli kamçılı, eli sopalı, gönül kırıcı, kayış gibi, kazık gibi, kemik gibi, kösele gibi, tahta gibi
sertifika i. belge, diploma, ehliyet, karne, lisans, şahadetname, vesika
sertlenmek f. başkaldırmak, cesaretlenmek, cüretlenmek, horozlanmak, yiğitlenmek, yüreklenmek
sertleşmek f. çetinleşmek, dikleşmek, kızışmak, nasırlaşmak, pekişmek, yavuzlaşmak dey. abanoz kesilmek, ağır dil kullanmak, suratı değişmek
sertleştirmek f. pekiştirmek
sertlik i. acımasızlık, ayılık, düşmanlık, gaddarlık, hasımlık, hırçınlık, hışım, hoyratlık, husumet, kalpsizlik, katılık, sağlamlık, şiddet, terslik karş. sevecenlik
serüven i. avantür, hadise, macera, olay, sergüzeşt
serüvenci s. avantürye, avare, aylak, başıboş, berduş, gelgeç, hipi, ipsiz, kopuk, maceracı, maceraperest, serseri karş. sakıngan
servet i. akar, dünyalık, mal, matah, sermaye, variyet, varlık, zenginlik karş. yoksulluk
servis i. bakım, hizmet, iş, makam, maslahat
serzeniş i. anıştırma, azarlama, çıkışma, iğneleme, ima, kinaye, mecaz, papara, paylama, paylamak, sitem, taş, telmih, zılgıt
ses i. avaz, sada (seda), titreşim ? çığlık, ezgi, gürültü
sesi çıkmamak f. susmak, tınmamak dey. ağız açmamak, ağız dil vermemek, ağzını bıçak açmamak, ağzını kapamak, ağzını pek tutmak, ağzını sıkı tutmak, cevap vermemek, çenesini bıçak açmamak, çenesini kapamak, çenesini tutmak, dili tutulmak, dilini tutmak/yutmak, es geçmek, gık dememek, karşılık vermemek, ses etmemek, ses vermemek, sesi kısılmak, sesini kesmek, sesi sedası çıkmamak, sesi soluğu kesilmek, suspus olmak karş. bağırıp çağırmak
seslenmek f. bağırmak, çağırmak, ünlemek dey. cevap vermek, hitap etmek, karşılık vermek, ses etmek, sözü birine yöneltmek, yanıt vermek karş. sesini çıkarmamak
sessiz s. ağızsız, aheste, barışçı, barışçıl, barışsever, dilsiz, dingin, durağan, durgun, gürültüsüz, halim, hareketsiz, itaatkar, kımıltısız, kuytu, lâl, mazlum, munis, mülayim, put gibi, sadasız, sağır, sakin, sedasız, sinirsiz, sulhçu, suskun, sütliman, şamatasız, uyaroğlu, uysal, tek dey. ağzı var dili yok, başına vur lokmasını ağzından al, başına/kafasına vur ekmeğini elinden/lokmasını ağzından al, cinler cirit oyuyor, çıt yok, çıt yok galiba kız doğdu! dili bağlı, eli koynunda, eline vur ekmeğini/ağzından al, gürültüsüz patırtısız, halim selim, ıssız olma, içinde ecinniler top oynuyor, kafasına/başına vur ekmeğini elinden al, kendi halinde, kuzu gibi, melek gibi, pıt yok, saat başı galiba!, ses/sada/soluk yok, tınmaz melaike, tıs yok, yumuşak başlı/huylu/mizaçlı karş. dik başlı, gürültülü, patırtılı, şirret ? cansız, ıssız, ketum, kuytu, susmak, uslu,usulcacık
sessizce z. ağır, ağırca, ağırdan, gizlice, hafifçe, sinsice, sükunetle, usulca, usulcacık, yavaş yavaş, yavaşça, yavaşçacık, yavaştan
sessizleşmek f. susmak
sessizlik i. asudelik, gürültüsüzlük, sakinlik, suskunluk, sükunet, sükut, uyku dey. acıklı bir sessizlik, matemi andıran bir sessizlik, ölüm sessizliği, saat başı, söz söylememe karş. gürültü
set i. baraj, barikat, bent, dalgakıran, duvar, engel, handikap, imalathane, işlik, işyeri, kaş, köstek, limonluk, mani, mendirek, plato, sahne, stüdyo, şarampol
set çekmek f. darbelemek, ket vurmak
sevap i. atıfet, bağış, ecir, hayır, hayrat, ihsan, inayet, iyilik, kayra, kerem, lütuf, mükafat, şefaat, yardım, yarlık karş. kötülük
sevda i. aşk, düşkünlük, eğilim, kara sevda, meftunluk, meyil, muhabbet, sempati, sevgi, sevecenlik, sevi, tapınma, tapma, teveccüh, tutkunluk, vurgunluk dey. alev/alevden gömlek, ateşten gömlek, gönül bağı/belası/derdi/kuşu/sevdası, gönül/kalp yarası, kara sevda karş. tiksinme
sevdalanmak f. aşık olmak, büyülenmek, kapılmak, sevmek, tutulmak dey. abayı yakmak, aşka düşmek, aşık olmak, bağrına/gönlüne/içine ateş düşmek, başından sevda geçmek, buharı başına çıkmak/vurmak, gönlü akmak/kaymak/vermek, gönül bağlamak/çekmek/kaptırmak, kendini kaptırmak, mecnuna dönmek, meftun olmak, muhabbet zincirini gerdana takmak, sevdaya düşmek/kapılmak/tutulmak/yakalanmak, yüreğine od düşmek karş. tiksinmek
sevdalı s. aşık, baygın, bayılan, büyüklenmiş, dadanmış, eğinik, hayran, mecnun, meftun, meraklı, müptela, perestişkar, tutkun, vurgun, yangın dey. başı havalanmak, gönül bağlamış/vermiş, gül ve bülbül karş. ilgisiz
sevdiceğim i. aşkım, cancağazım, canım, canikom, ciğerim, civanım, elmasım, hayatım, kadınım, karıcığım, kocacığım, koçum, kuzum, nurum, ruhum, sevgilim, sultanım, şekerim, tatlım dey. bir tanem, gözümün bebeği!, gözümün elifi, gözünü sevdiğim
sevdiğim ü. cancağızım, hayatım
sevecen s. babacan, candan, içli, ince, insaflı, insan, insancıl, ipek gibi, iyi, merhametli, mürüvvetli, müsamahakar, müşfik, rahim, rakik, rikkatli, şefik, şefkatli dey. ehli dil/gönül ehli, gönül adamı, gözü sidikli, gözü sulu, iyi kalpli, yufka yürekli, yüreği yufka karş. gaddar, ilgisiz, kaba ? duygulu, iyilikçi, vefalı
sevecenlik i. erdem, ihtisas, kalp, muhabbet, rikkat, sevda, sevgi, sevi, şefkat
sevecenlikle z. arkadaşça, kardeşçe
sevemezlik i. antipati
seven s. bayılan, büyüklenmiş, eğinik, hayran, meftun
severek z. bilerek, isteyerek, memnuniyetle
sevgi i. arzu, aşk, bağlılık, beğenme, düşkünlük, eğilim, gaye, gönül, hayranlık, istek, istem, iştah, kalp, karasevda, meftunluk, meyil, muhabbet, sempati, sevda, sevecenlik, sevi, şefkat, tapınma, teveccüh, tutkunluk, vurgunluk, zaaf dey. alevden/ateşten gömlek, gönül bağı/belası/birliği/derdi/yarası, göz sevdası, kalp yarası, platonik aşk karş. hınç, kin, nefret ? aşık olmak, dilek, tutku
sevgi duymak f. duygulanmak
sevgili i. aşık, aşıktaş, belalı, canan, cariye, ciğerpare, dost, favori, flört, gözbebeği, gözde, hovarda, jigolo, kapatma, kırık, maşuk, maşuka, metres, nişanlı, odalık, oynaş, sevilen, sözlü, yavuklu, yar dey. aşna fişne, bağlılık duyulan, değer verilen, eski (ilk) göz ağrısı, göz bebeği, gözümün nuru, ilk göz ağrısı, sevgi duyulan ? arkadaş, aşık, çapkın, erkek, eş, kadın
sevgilim ü. cancağızım, canım, hayatım, ruhum, sevdiceğim dey. canım ciğerim, canımın içi, canımın yongası, gönlümün sultan
sevgiyle z. arkadaşça
sevi i. aşk, bağlılık, düşkünlük, eğilim, hayranlık, meyil, muhabbet, sempati, sevda, sevgi, sevecenlik, şefkat, tapınma, tapma, tutkunluk, vurgunluk karş. tiksinme
sevilen z. maşuk, maşuka, muazzez, muhterem, popüler, sevgili, yaygın dey. ciğer köşe, ciğer parçası/paresi, el bebek gül bebek, göz ağrısı, gözde olmak, gül ve bülbül
sevilmek f. beğenilmek dey. el üstünde gezmek/tutulmak, ellerde gezmek, eli üstünde tutmak, gönül kazanmak, göze girmek, gözlerinden öpmek, kalbini fethetmek/kazanmak, sevincinden ölmek
sevim i. gelgeç, sempati, sevimlilik
sevimli s. alımlı, can, candan, cazibeli, cici, civelek, gözalıcı, güzel, haspa, hoş, insancıl, karabiber, minyon, nonoş, renkli, sempatik, sıcakkanlı, şeker, şirin, tatlı, tonton, uyuşkan dey. cana yakın, ciğer köşe, cin darısı, çıtı pıtı, çıtır pıtır, çitlembik gibi, fındık faresi, kanı sıcak, sıcak kanlı, şamama gibi, şeytan tüylü, tatlı bela, yıldızı dişi, yüzünde şeytan tüyü var, şirinlik muskası takmış, yıldızı dişi, yüzü sıcak karş. sevimsiz
sevimlilik i. albeni, alım, cazibe, çekicilik, dilberlik, güzellik, hoşluk, sempati, sıcakkanlılık, şirinlik, tatlılık, zarafet karş. sevimsizlik
sevimsiz s. antipatik, beğenilmeyen, buz, buzdağı, buzdolabı, çirkin, donuk, geçimsiz, havasız, huysuz, itici, ruhsuz, mızıkçı, nursuz, pis, renksiz, soğuk, tatsız, yılan gibi, zevksiz dey. buz gibi, çattık don yağıyla bulgur pilavına, çıyan gibi, donyağı gibi, göze girer ocak dumanı gibi, kıl kuyruk, sinameki gibi, soğuk nevale, yılan gibi, yüzü soğuk karş. sevimli ? çirkin, geçimsiz, kaba, ukala
sevinç i. bayram, beğenme, coşku, esenlik, ferahlık, haz, heyecan, hoşnutluk, huzur, keyif, kıvanç, konfor, kut, memnuniyet, mut, mutluluk, neşe, ongunluk, saadet, sükûn, şenlik, şevk dey. bayram havası, fesi/külahı havaya atma, ruhları baharın kaplaması, yüz akı/aklığı karş. kaygı, mutsuzluk, üzüntü ? coşku, dirlik, eğlence, sağlık, tat
sevinçli s. bahtiyar, dertsiz, ferah, gailesiz, gamsız, gönenmiş, güleç, hoşnut, huzurlu, kaygısız, kedersiz, keyifli, kıvançlı, memnun, mesut, mutlu, neşeli, ongun, rahat, şad, şakrak, şatır, şen, tasasız dey. bastığı yeri bilmeyen, başı havalarda, haz içinde, içi içine sığmayan, mal bulmuş Mağrıbi gibi, şen şakrak karş. mutsuz
sevindirici s. okşamalık
sevindirici haber müjde
sevindirmek f. coşturmak, gönendirmek, güldürmek, keyiflendirmek, neşelendirmek, rahatlamak, şenlendirmek, zevklendirmek dey. bahtiyar etmek, canına can katmak, coşku vermek, gönlünü/hatırını hoş etmek, gönül almak/etmek/okşamak/yapmak, gönül/hatır almak, haz vermek, hoşnut etmek, kalp kazanmak/fethetmek, keyif vermek, kırgınlığını gidermek, kıvanç vermek, memnun etmek, mutlu etmek, neşe vermek, öksüz sevindirmek, (ruhunu) şad etmek, sevinç vermek, takla attırmak, yüzünü ağartmak/güldürmek, zevk vermek karş. üzmek
sevinmek f. buldumcuk olmak, ferahlamak, gönenmek, keyiflenmek, kıvanmak, memnun olmak, mesut olmak, mutlanmak, mutlu olmak, neşelenmek, onmak, rahatlamak, şad olmak, şenelmek, şenlenmek, şenlik yapmak, zevklenmek dey. ağzı dört köşe olmak, ağzı kulaklarına varmak, ağzı paça olmak, ayakları yere değmemek, bastığı yeri bilmemek, başına teller takınmak, başı göğe ermek, bayram etmek, buldumcuk olmak, çalgısız oynamak, çalmadan oynamak, çamura yatmak, çocuk gibi sevinmek, deli (gibi) olmak,deliye dönmek, düğün bayram etmek, dünyalar onun olmak, ellerini ovuşturmak, etekleri zil çalmak, gelin güvey olmak, göbek atmak, göklere uçmak, gökte ararken yerde/yolda bulmak, gönlü açılmak, gözleri parlamak, gözlerinin içi gülmek, gözü gönlü açılmak/parlamak, havalara uçmak, haz duymak, hoşa gitmek, hoşnutluk getirmek, içi açılmak, içi gülmek, içi içine sığmamak, içi (karış karış) yağ bağlamak, iki seksen uzanmak, kabına sığmamak, karnı karış karış yağ bağlamak, keyfe/keyfi gelmek/düzelmek, kına/kınalar yakmak, kıvanç duymak, külahını havaya atmak, mal bulmuş Mağribi'ye dönmek, memnuniyet duymak, mutluluk duymak, oh çekmek/olsun demek, onur duymak, saadete nail olmak, sevinçten ağzı kulaklarına varmak, sevincinden etekleri zil çalmak, sevinç duymak, sevinçten uçmak, sekiz kişi olmak, şenlik yapmak, takke/takla atmak, taze ot görmüş eşek gibi sırıtmak, teller takınmak/takmak, yanağında güller açmak, yere göğe sığmamak, yere serilmek, yere yapışmak, yüreği ferahlamak, yüreği karış karış/bir karış yağ bağlamak, yüreği rahatlamak/serinlemek/yağ bağlamak, yüreğine su serpilmek, yüzü gülmek, zevk almak/duymak, zevkten dört köşe olmak, zevkten sekiz köşe olmak, zil/zilleri takıp oynamak, zilsiz oynamak karş. kaygılanmak, kızmak, üzülmek, yerinmek ? avunmak, azmak, coşmak, eğlenmek, gülmek
sevişmek f. cilveleşmek, çiftleşmek, eşleşmek, flört etmek, gezmek, kırıştırmak, konuşmak, kur yapmak, oynaşmak dey. aganigi maganigi yapmak, aşık olmak, aşıktaşılık etmek, aşk yapmak, aşna fişne olmak, düşüp kalkmak, cinsel ilişkide bulunmak, flört etmek, gönül eğlendirmek, işi pişirmek, koynuna almak/girmek, mercimeği fırına vermek, murad alıp murad vermek, temasta bulunmak, vuslat etmek karş. dövüşmek
sevişmezlik i. antipati
seviye i. adım, aşama, basamak, derece, düzey, evre, gömlek, irtifa, kademe, kerte, kırat, kıvam, maya, merhale, mertebe, paye, radde, rütbe, safha, sıra, statü, yükseklik, yükselti dey. üstün düzeyli, yüksek değerde/düzeyli
seviyeli s. basamaklı, değerli, elit, kaliteli, kıymetli, meziyetli, muazzez, muhterem, nadide, nadir, nitelikli, pırlanta gibi, seçkin, önemli karş. seviyesiz
seviyesiz s. âdi, aşağı, aşağılık, bayağı, değersiz, fos, hakir, havacıva, havai, hor, ıskarta, kıymetsiz, kof, kötü, naçiz, paçavra, tapon, turfa, zelil dey. beş para etmek, değeri düşük, düzeyi düşük, kaç paralık adam, mahalle kavgası karş. seviyeli
sevkedilmek f. yollanmak
sevketmek f. dürtelemek, dürtmek, eriştirmek, göndermek, götürmek, güdülemek, iletmek, itelemek, itmek, nakletmek, postalamak, salmak, sürüklemek, ulaştırmak, yetiştirmek, yöneltmek, yönlendirmek dey. havale etmek, ihraç etmek, irsal etmek, yola çıkarmak/koymak/vurmak
sevme i. duygu, okşama
sevmek f. aşık olmak, bayılmak, beğenmek, büyülenmek, hayran olmak, hazmetmek, hazzetmek, hoşlanmak, kapılmak, lezzet almak, meftun olmak, meyletmek, okşamak, sevdalanmak, sıvazlamak, takdir etmek, tapınmak, tatmak, tutmak, tutulmak, zevklenmek dey. aşık olmak, aşka düşmek, ayılıp bayılmak, bağrına basmak, başı hoş olmak, başına taç etmek, toz kondurmamak, canı gibi sevmek, canına basmak, canından çok sevmek, canını yoluna koymak, canının içine sokacağı gelmek, divane olmak, divanesi/delisi olmak, gönlü akmak/ısınmak/kaymak/takılmak, gönlünü kaptırmak/kaydırmak, gönül akıtmak/bağlamak/düşürmek/vermek, gözü gibi sevmek, gözünün bebeği gibi sevmek, hayran olmak, hayranlık duymak, hoşuna gitmek, içi ısınmak, kalpleri bir olmak, kanı ısınmak, kanı kaynamak, kendini kaptırmak, mecnuna dönmek, meftun olmak, mest olmak, öpüp okşamak/sevmek, rağbet etmek, sempati duymak, sempatik bulmak, sevda çekmek, sevdaya düşmek/kapılmak/tutulmak, sevgiyle bağlanmak, takdir etmek, toprağı kutsallaştırmak, yakınlık duymak, yerini beğenmek/sevmek, yüreğinden sıcak sıcak alev çıkmak, yürekten bağlanmak, zaafı olmak, zevk almak/duymak karş. hoşlanmamak, sevmemek
sevmemek f. beğenmemek, iğrenmek, tiksinmek, tutmamak dey. antipatik bulmak, günahı kadar sevmemek, itici bulmak, nefret etmek, ocak başına oturtmak, perisi hoşlanmamak karş. sevmek
seyahat i. dolaşma, gezi, gezinme, gezinti, sefer, seyir, seyran, turizm, turne, yolculuk
seyahatname i. makale, yazı
seyelan i. akıntı, cereyan
seyir i. gelişme, gezi, gezinti, gidiş, ilerleyiş, izleme, seyahat, seyran, seyretme, tur, yolculuk, yürüyüş dey. ilgisiz kalmak, hiçbir tepki göstermemek, işe karışmamak, işin dışında kalmak, ne suya ne sabuna dokunmamak
seyirci i. izleyici
seyirlik i. gösteri
seyis i. hizmetçi, uşak
seylap i. taşkın
seyran i. dolaşma, gezi, gezinme, gezinti, seyahat, seyir, tur
seyran etmek f. dolaşmak, gezinmek, gezmek
seyrek s. aralıklarla, az, bazan, ender, nadide, nadir, nadiren, tek tük dey. arada sırada, aralıklı bir biçimde/olarak, az bulunur/rastlanır, binde bir, ender bulunur, kırk yılda bir, tek tük, uzun zaman aralıklarıyla karş. alelade, sık, sık sık
seyrekleştirmek f. aralamak
seyreklik i. nedret
seyreltmek f. tıraşlamak
seyretme i. temaşa
seyretmek f. açılmak, bakmak, gitmek, göç etmek, gözlemek, izlemek, ilerlemek, sürmek, uzaklaşmak dey. devam etmek, doyunca görmek, göz derya, seyir bedava, seyrine dalmak, yol almak
seyyah i. gezgin, gezici, seferi, turist, yolcu
seyyal s. akar, akıcı, akışkan, cıvık, eriyik, mahlut, mayi, sıvı, solüsyon, su, sulu karş. katı
seyyar s. bedevi, gezici, göçebe, portatif, yürük
seyyare i. gezegen
seza s. layık, müstahak, reva
sezdirme i. anıştırma, duyurma, iğneleme, ima, kinaye, mecaz, sitem, taş
sezdirmeden z. çaktırmadan, gizlice, sinsice dey. belli etmeden, gizli gizli, göz ucu ile/kuyruğu ile (bakmak), için için, içten içe
sezdirmek f. anıştırmak, anlatmak, belirtmek, belli etmek, çaktırmak, çıtlatmak, duyurmak, fark ettirmek, hissettirmek, ihsas etmek, ima etmek, kast etmek, telmih etmek dey. belli etmek, demek istemek, fark ettirmek, kast etmek, üstü kapalı konuşmak karş. dobra dobra söylemek ? iğnelemek
sezgi i. algılama, anlayış, bilgi, duygu, duyu, duyumsama, his, hissetme, içgüdü, irfan, kavrama, kestirme, mantık, sezi, sezinleme, seziş, sezme, varış
sezgili s. hisli
sezgililik i. duygululuk
sezgin s. akıllı, gönülsüz
sezi i. sezgi
sezinleme i. duyumsama, sezgi, seziş
sezinlemek f. algılamak, anlamak, duymak, duyumsamak, görmek, hissetmek, idrak etmek, kestirmek, nüfuz etmek, sezmek dey. abdala malûm olmak, anlar gibi olmak, fark etmek, farkına varmak, farkında olmak, gibi gelmek, içine/kalbine doğmak, kalbini okumak, kokusunu almak, malum olmak, rüyasını görmek
sezinmek f. hissetmek, sezmek
seziş i. algılama, anlama, bilgi, duygu, duyu, his, hissetme, irfan, kavrama, kavrayış, kestirme, kestiriş, mantık, sezgi, sezinleme, sezme, varış
sezişli s. duyarlı, kafalı
sezme i. his, sezgi, seziş
sezmek f. algılamak, anlamak, çakmak, duymak, duyumsamak, görmek, hissetmek, idrak etmek, nüfuz etmek, sezinlemek, sezinmek dey. anlar gibi olmak, burnu koku almak, çakal olmak, dünyanın kaç bucak/köşe olduğunu anlamak/öğrenmek, fark etmek, farkına varmak, farkında olmak, gaipten haber vermek, gibi gelmek, ileriyi/ilerisini görmek, kalbine doğmak, kalbini/kalbinin sesini dinlemek, koku almak, kokusunu almak, kokusunu/kokuyu almak, önceden kestirmek, sezer gibi olmak, tahmin etmek ? anlatmak
sezon i. dönem, mevsim, period, süre
sıcak s. boğucu, hamam, har, hararetli, ılıcak, ılık, ılıman, ısınmış, kaynar, kızgın, kızmış, sıcacık, yakıcı dey. alev gibi, ateş gibi, cehennem gibi, fırın gibi, güler yüzlü, halvet gibi, hamam gibi, ipek gibi, kan gibi, külhan gibi, sarı sıcak, sıcağı sıcağına karş. soğuk ? ısı
sıcacık s. har, ılıcak, ılık, ılıman, ısınmış, sıcak, yakıcı
sıcakça s. ılık
sıcakkanlı s. sempatik, sevimli, şirin, tatlı, tonton karş. sevimsiz
sıcakkanlılık i. sevimlilik
sıcaklaşmak f. ısınmak
sıcaklık i. hararet, ısı
sıçrama i. damlama
sıçramak f. aşmak, atılmak, atlamak, başarmak, bulaşmak, çalınmak, damlamak, fırlamak, geçmek, hoplamak, sekmek, sıvanmak, sıvaşmak, sürünmek, tepinmek, zıplamak
sıfat i. bet, çehre, fizyonomi, görünüm, kalite, karakteristik, keyfiyet, mahiyet, nitelik, ödev, renk, sima, surat, şekil, vasıf, yüz
sıfır sıfır i. tuvalet, yüznumara
sıfır i. başarısız, kötü, verimsiz, yararsız
sığ görüşlü s. basiretli
sığdıramamak yüceltmek
sığdırmak f. almak, basmak, bastırmak, çevrelemek, düzenlemek, içermek, ihtiva etmek, kapsamak, kavramak, muhasara etmek, sarmak, sıkıştırmak, tıkıştırmak
sığınak i. barınak, bodrum, duvar, hisar, istihkam, kale, konut, korunak, kulübe, liman, mağara, siper, sur, tahkimat
sığınma i. iltica
sığınmacı i. göçmen, muhacir, mülteci
sığınmak f. arkalanmak, barınmak, eğleşmek, gizlenmek, güvenmek, iltica etmek, pusmak, saklanmak, sokulmak dey. canını dar atmak, eline ayağına düşmek/kapanmak/sarılmak, eteğine sığınmak/yapışmak, himaye istemek, kaçıp kurtulmak, kafasını sokmak, kapağı atmak, kendini atmak, kendini dar atmak, koltuğuna sığınmak, ocağına düşmek, siper almak, vasıl olmak, yardım istemek, yardım ummak
sığıntı s. asalak, bedavacı, cabacı, lüpçü, parazit, yanaşma karş. mükrim
sığır i. bizon, boğa, boğalık, buzağı, dana, düve, inek, mal, oğuz, öküz, tosun ? keçi, koyun, manda
sığışmak f. sıkışmak
sığmak f. almak, elvermek, oturmak, uymak, yakışmak, yaramak, yaraşmak
sıhhat i. afiyet, bakımlılık, canlılık, dinçlik, dirilik, doğruluk, esenlik, gerçeklik, güçlülük, hakikat, iyilik, iyişim, keyif, sağlık, sağlamlık, selamet, zindelik karş. sağlıksızlık
sıhhati bozuk s. marazlı
sıhhatine z. merhaba, sıhhatinize, şerefe, şerefine, yarasın
sıhhatinize z. sıhhatine
sıhhatlenmek f. dinçleşmek
sıhhatli s. afiyette, bakımlı, dinç, diri, esen, iyi, sağ, sağlıklı, sağlam, salim, zinde dey. abıhayat içmiş, kanlı canlı, sağ salim, turp gibi, yanağından kan damlıyor, yüzünden kan damlıyor karş. sağlıksız
sıhhatsiz s. çürük, dertli, hasta, hastalıklı, illetli, keyifsiz, marazlı, rahatsız, sağlığı bozuk, sayrı, yatalak, yolcu dey. sağlığı/sıhhati bozuk, süngüsü düşük, yarım adam karş. sağlıklı
sıhhatsizlik i. illet, maraz, rahatsızlık, sayrılık
sıhhiye arabası i. cankurtaran
sık s. derişik, kalın, katılaşmış, kıvamlı, konsantre, koyu, pıhtılaşmış, yoğun karş. gevşek, nadide, seyrek
sık sık z. ekseri, genellikle
sıkı s. amansız, dar, dikkatli, etkili, güçlü, iyice, katı, müsamahasız, pek, sert, sıkıca, şiddetli, taş gibi, tıkız, titiz, yoğun, yüklü, zorlu dey. göz yummayan, ilkelerine çok bağlı, iyice sıkıştırılmış, kilit gibi karş. gevşek, özensiz, yumuşak
sıkı fıkı s. canciğer, laubali, samimi, teklifsiz, yakın dey. aralarından su sızmaz, birbirlerine bağlı, içli dışlı, senli benli, yağlı ballı karş. teklifli
sıkıca z. sıkı
sıkıcı s. ağır, bezdirici, bıktırıcı, boğucu, bunaltıcı kasvetli, elim, rahatsız edici, sıkıntılı, tatsız, uyutucu, üzücü, yorucu dey. baş ağrıtıcı, başından aşağı kaynar su/sular dökülmek, can sıkıcı, çenesi düşük, iç karartıcı, iç sıkıcı, ruh karartıcı karş. eğlenceli, ferah, iç açıcı, oyalayıcı ? acıklı, monoton, sırnaşık
sıkıdüzen i. disiplin, ısrar, istibdat, zapturapt
sıkılamak f. bükmek, itmek, kıvırmak
sıkılaşmak f. çetinleşmek, daralmak, pekleşmek
sıkılgan s. çekingen, mahçup, pısırık, sakıngan, tutuk, utangaç, utangan, ürkek, yabani dey. kendine güveni olmayan, yüzüne baksan kızarır karş. yüzsüz
sıkılganlık i. hicap, mahcubiyet, utanç, yüz
sıkılık i. elisıkılık, cimrilik, hasislik, hesabilik, nekeslik, pintilik, sıkışıklık, tıkızlık, tutumluluk, yoğunluk karş. cömertlik, seyreklik
sıkılma i. gına, hayâ, hicap, mahcubiyet, utanç, yüz
sıkılmadan z. yüzsüzce
sıkılmak f. afallamak, arlanmak, bezmek, bıkmak, boğulmak, bunalmak, çatlamak, çekinmek, efkarlanmak, esnemek, kanıksamak, kanmak, kasavetlenmek, kepaze olmak, kızarmak, patlamak, utanmak dey. adı boğulmak, afakanlar basmak, ar etmek, ateş basmak, başı dara gelmek, başı tutmak, başını öne eğmek, bıçak kemiğe dayanmak, bir paralık olmak, can alıp can vermek, canı sıkılmak, çehresine karanlık gelmek, çile çekmek, dara düşmek, darda kalmak, derde çatmak, dokuz doğurmak, dünyası başına dar gelmek, ecel terleri dökmek, elalemin maskarası olmak, eli sıkışmak, ezilip büzülmek, ezim ezim ezilmek, göbeği çatlamak, gönlü kararmak, göz açamamak, gülünç duruma düşmek/olmak, hafakanlar basmak/boğmak, haya etmek, hicap duymak/etmek, içi daralmak/kapanmak/kararmak/ sıkılmak, içi/gönlü daralmak, içini bir kurt yemek, iki paralık olmak, ikiz doğurmak, itibarı kalmamak, itibarını kaybetmek, kabir azabı çekmek, kabus çökmek, kahrından ölmek, kasvet basmak/çökmek, kızarıp bozarmak, küçük düşmek, mahçup olmak, maskara olmak, oflamak/oflayıp puflamak, öne bakmak, rahatını bozmak/kaçırmak, rahatsız olmak, sıkıntı çökmek, sıkıntıya düşmek, uflayıp puflamak, utanç duymak, yalnızlık çekmek, yangın var diye bağırmak, yer yarılıp içine girmek/yere geçmek, yokluk çekmek, yoksul düşmek, yüreği daralmak/kararmak/sıkılmak/sıkışmak, yüzü kızarmak, yüzüne bakamamak karş. avunmak, eğlenmek, iftihar etmek, neşelenmek, rahatlamak, yüzsüzlük etmek ? bıkmak, kaygılanmak, sürünmek, üzülmek, züğürtlemek
sıkılmaz s. arlanmaz, arsız, densiz, hayasız, kepaze, küstah, perdesiz, pişkin, sırnaşık, sıyrık, soysuz, terbiyesiz, utanmaz, yırtık, yüzsüz karş. sıkılgan
sıkılmış s. rahatsız, sıkkın
sıkıntı i. açmaz, ağırlık, azap, bezginlik, bıkkınlık, boğuntu, bunalma, can sıkıntısı, cefa, çile, darlık, dert, efkar, ezinç, ezinti, eziyet, fakirlik, fukaralık, gerilim, gına, güçlük, hafakan, hoşnutsuzluk, ıstırap, işkence, kabus, kasavet, kasvet, kaygı, kıtlık, kıyım, kriz, labirent, mesele, meşakkat, mihnet, müşkülat, parasızlık, problem, rahatsızlık, tasa, telaş,usanç, yokluk, yoksulluk, yoksun, yorgunluk, zahmet, zaruret, zorluk dey. baş ağrısı, baştan inme bela, can sıkıntısı, cehennem azabı, doğum sancıları, ev gailesi, gam kasavet, gırtlak derdi, gönül azabı/darlığı, görünmez bela, iç ağrısı/darlığı/sıkıntısı, iğneli fıçı, kara bulut, karın ağrısı, korkulu düşkarş. çare, çözüm, eğlence, rahatlık ? bela, bunalım, işkence, kaygı, kuruntu, sorun, üzüntü, yokluk
sıkıntı vermek f. taciz etmek, tacizlik vermek dey. başına zindan kesilmek, dünyayı başına dar/zindan etmek
sıkıntıda z. fakir, fukara
sıkıntılı s. acılı, belalı, bezdirici, bezgin, bıkkın, bıktırıcı, boğucu, bunaltıcı, cefakar, cefalı, cehennemi, çilekeş, çileli, dertli, durgun, elemli, ezgin, ezici, ezik, eziyetli, gamlı, hicranlı, hüzünlü, ıstıraplı, içli, kahırlı, kapanık, kara, kasvetli, kaygılı, kederli, keyifsiz, mahzun, matemli, meraklı, mustarip, mutsuz, neşesiz, rahatsız, sıkıcı, tasalı, tedirgin, telaşlı, uyutucu, üzgün, üzüntülü, yorucu, zahmetli, zor, zorlayıcı karş. rahat, sevinçli
sıkıntısız i. ak, eziyetsiz, güleç, hafif, kaygısız, kedersiz, keyifli, kıvançlı, kolay, kolayca, kolaylıkla, memnun, meşakkatsiz, mutlu, müşkülatsız, neşeli, rahat, rahatça, rahatlıkla, şen, üzüntüsüz, zahmetsiz, zorlanmadan karş. sıkıntıyla
sıkıntıyla z. cebren, zor
sıkışık s. büzüşük, yoğun, yüklü dey. balık istifi gibi, domuz topu gibi, iğne atsan yere düşmez, kıyamet yeri gibi
sıkışıklık i. güçlük, izdiham, sıkılık
sıkışma i. daralma, izdiham
sıkışmak f. büzülmek, fakirleşmek, ivedilik göstermek, pekişmek, rızkı kesilmek, sığışmak, telaş etmek, telaşlanmak, tezlenmek, tıkılmak, yoksullaşmak, zorlanmak, züğürtleşmek dey. abdesti/aptesi gelmek, acele etmek, aceleye gelmek, ayakları birbirine dolanmak, başı dara gelmek, başını kaşımaya eli değmemek/vakti olmamak, büyük aptesi gelmek, çıkış yapmak, eli daralmak, fukaralık çekmek, iki ayağı bir pabuca girmek, kasıkları çatlamak, sıkıntı çekmek, sıkıntıya düşmek, telaş etmek, telaşa kapılmak, yumurta kapıya dayanmak karş. eli bollanmak, rahatlamak
sıkışmış s. büzüşük
sıkıştırılmak f. basılmak
sıkıştırma i. basınç, baskı, boyunduruk, cebir, ısrar, istibdat, pres, zor, zorlama
sıkıştırmak f. basmak, bastırmak, bükmek, dürtmek, içermek, itelemek, itip kakmak, itmek, kıvırmak, koymak, pekiştirmek, sığdırmak, sıkmak, tazyik yapmak, tıkıştırmak, tıkmak, yüklenmek, zorlamak dey. aceleye boğmak, baskı yapmak, boğazına/gırtlağına basmak/sarılmak, cendereye koymak/sokmak, ceviz kabuğuna sokmak, çapraza getirmek, çember içine almak, dara sokmak, ensesine yapışmak, ıkınıp sıkınmak, iki ayağı bir pabuca koymak/sokmak, imtihana çekmek, makasa almak, sık boğaz etmek, telaşa vermek, üstüne üstüne/üzerine gitmek, zora koşmak, zorla sığdırmak
sıkıyönetim i. baskı
sıkıyönetim i. boyunduruk, cebir, istibdat, zor
sıkkın s. bezgin, bıkkın, bunalmış, cefakar, çileli, dertli, durgun, elemli, gaileli, gamlı, sıkılmış, sıkıntılı, tasalı karş. neşeli
sıklaşmış s. derişik
sıklaştırma i. teksif
sıklaştırmak f. derlemek, yoğunlaşmak, yoğunlaştırmak
sıklet i. ağırlık
sıklık i. çetinlik
sıklıkla z. ekseri, genellikle
sıkma i. pantolon
sıkmak f. bezdirmek, bıktırmak, boğmak, bulaşmak, bunaltmak, bükmek, fışkırtmak, hırpalamak, kancalamak, kıvırmak, okşamak, püskürtmek, rahatsızlık vermek, sıkıştırmak, sıvazlamak, tacizlik vermek, usandırmak, uyutmak, üzmek, zorlamak dey. allak bullak etmek, bardağı taşırmak, baskı altına almak, baş ağrısı vermek, baş ağrıtmak, berbat etmek, bezginlik vermek, bıkkınlık vermek, boyuna binmek, canından bezdirmek, canını pazarda bulmak, canını sıkmak, ceviz kabuğuna sokmak, çepeçevre basınç altına almak, dara boğmak, eziyet etmek, ham hum etmek, hava sıkmak, içini karartmak, iliğini kurutmak, kabak tadı vermek, kafa ağrıtmak/şişirmek/ütülemek, kafese almak, kanını kurutmak, limon sıkmak, parazit yapmak, plağı bozulmak, rahatsız etmek, sekteye uğratmak, sıkıntı vermek, su kaçırmak, tadını kaçırmak, usanç vermek, uykusunu getirmek, uyuz etmek karş. avutmak, eğlendirmek, rahatlamak ? konuşmak, mahvetmek, sataşmak, tebelleş olmak, üstelemek, üzmek, zorlamak
sıla i. vatan, yurt
sınama i. deneme, denetim, deney, eleme, eleştiri, sınav, tecrübe, teftiş
sınamak f. denemek, denetlemek, imtihan etmek, kontrol etmek, prova etmek, tadına bakmak, tecrübe etmek, teftiş etmek, test etmek, test yapmak, yoklamak dey. ağırlığını ölçmek, ağız aramak, düşünüp taşınmak, göz önüne getirmek, hesap etmek, hesaplamak kitaplamak, iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batırmak, imtihan etmek, kafa patlatmak, kafasını işletmek, kantara çekmek/vurmak, kendini tartmak, ölçüp biçmek, sınavdan geçirmek, sınav yapmak, tecrübe etmek, tedbir almak, test yapmak, testten geçirmek, yoklama yapmak
sınav i. deneme, deney, imtihan, sınama, sözlü, test, yazılı, yoklama dey. giriş imtihanı, sınav vermek, sınava çekilmek/girmek ? yarışma
sınav yapmak f. denetlemek, ölçmek, yoklamak dey. imtihan etmek/yapmak, kolaçan/kontrol etmek, sözlü yapmak, tahkik etmek, tahkikat yapmak, teftiş etmek, yazılı/yoklama yapmak
sınıf i. bölüm, cephe, cins, civar, çeşit, dershane, derslik, familya, fasıl, grup, hizip, hücre, ırk, kategori, kıta, klas, küme, nevi, nitelik, okul, parti, tabaka, takım, tip, tür
sınıflamak f. bölümlemek, derlemek, düzenlemek, tasnif etmek dey. gruplara ayırmak, kategorilere ayırmak, kümelere ayırmak, tasnif etmek
sınır i. çizgi, had, hudut, kayıt, kısıt, limit dey. hudut harici etmek, sürgün etmek, tart etmek ? sonuç, yasak
sınırdışı etmek f. göndermek, defetmek, savmak, sürgün etmek, sürmek, tart etmek, tehcir etmek, uzaklaştırmak
sınırlama i. ambargo, belirleme, tahdit
sınırlamak f. azaltmak, belirlemek, çerçevelemek
sınırlamasız s. kayıtsız
sınırlanabilen s. bitimli
sınırlandırıcı s. inzibati
sınırlandırmak f. kayıtlamak, kısıtlamak
sınırlanmak f. daralmak
sınırlanmış s. hudutlu, kısıtlı, sınırlı
sınırlı s. az, belirlenmiş, belirli, bitimli, dar, hudutlu, kayıtlı, kısıtlı, limitli, sayılı, sınırlanmış, sonlu karş. sınırsız, sonsuz ? yasaklanmış
sınırsız s. adamakallı, alabildiğine, bitimsiz, bitmeyen, bitmez, bol, çok, durur, esaslı, fazlasıyla, hesapsız, hudutsuz, iyice, kalıcı, kayıtsız, kesiksiz, kısıtlamasız, kısıtsız, köklü, kronik, limitsiz, müzmin, nihayetsiz, olabildiğince, olanca, sonsuz, süregelen, süreğen, temelli, tükenmez, zeval dey. bitmez tükenmez, bol bol, haddi hududu yok, iyiden iyiye, sonu gelmeyen, sürüp giden, uçsuz bucaksız karş. bitimli, kısıtlı
sınmak f. çözülmek, iltica etmek, ütülmek, yenilmek
sıpa i. eşek, merkep
sır i. bilmece, cila, esrar, giz, gizem, gizlilik, içyüz, kördüğüm, mahrem, meçhul, muamma, parola, şifre dey. bit yeniği, esrar perdesi, kurt yeniği ? belirsiz, büyü, gizli
sır küpü s. ketum, suskun karş. boşboğaz
sır vermek f. fitlemek, fitnelemek, gammazlamak, konuşmak, müzevirlemek, söylemek, yakalatmak, yetiştirmek dey. rapor etmek karş. sır vermemek
sıra i. adım, aralık, asayiş, aşama, ayar, bank, basamak, çağ, çekidüzen, derece, devir, dizi, dizin, diziliş, dönem, düzen, düzey, evre, fihrist, gömlek, gündem, hiyerarşi, indeks, intizam, iskemle, kademe, kerte, kırat, kordon, masa, kuyruk, merhale, mertebe, nizam, paye, rabıta, rütbe, saf, safha, seri, seviye, silsile, şecere, vakit, zaman, zincir dey. el bende, sıra düşünmek/kollamak/gözetmek
sıradağ i. dağ, tepe
sıradan s. adi, alelade, amiyane, basbayağı, basmakalıp, basit, banal, bayağı, beylik, bilinen, doğal, döküntü, gelişigüzel, harcıalem, hor, kişiliksiz, klişe, mutat, normal, olağan, özelliksiz, renksiz, rutin, şahsiyetsiz, tabii, vasati dey. herhangi bir, her zamanki, ıvır zıvır, lafzı murat, ne olacak karş. seçkin
sıradan olmak f. olağanlaşmak
sıradanlık i. olağanlık
sıradışı s. insanüstü
sıralama i. düzenleme, tertip
sıralamak f. bölümlemek, dizmek, düzenlemek, emeklemek, saymak, tanzim etmek, tasnif etmek, yürümek dey. düzene koymak, saf bağlamak, sıra durumuna getirmek, sıraya dizmek, sıraya koymak, tasnif etmek
sıralanmak f. tertiplemek dey. kuyruk olmak/kuyruğa girmek, Medine fukarası/dilencisi gibi dizilmek, sebilhane bardağı gibi dizilmek, üzüm iti gibi dizilmek
sıralı s. akortlu, ayarlı, dakik, derli toplu, dizili, dizilmiş, düzenli, düzenlenmiş, elverişli, hizada, intizamlı, isabetli, istikrarlı, muntazam, münasebetli, münasip, nizamlı, nizamlanmış, saat gibi, sıralanmış, sırasında, tertipli, tutarlı, uyarlı, uygun, uyumlu, vakitli, yerinde, yolunda, zamanında dey. intizama konmuş, sıraya konmuş, yakışık alır, yaraşır biçimde karş. düzensiz, sırası bozulmuş, sırasız
sırasınca z. içinde
sırasında i. boyunca, caiz, elverişli, içinde, isabetli, mahal, muvafık, münasebetli, mutabık, münasip, müsait, şayan, uygun, vakitli, vaktinde, yakışır, yerinde, zamanında karş. sırasız
sırasız s. ahenksiz, akortsuz, alakasız, altüst, ayarsız, aykırı, çapraşık, çelişik, çelişkil, düzensiz, elverişsiz, falsolu, gereksiz, girift, girişik, ilgisiz, insicamsız, isabetsiz, mahalsiz, mevsimsiz, münasebetsiz, olmadık, rabıtasız, sistemsiz, tertipsiz, tutarsız, uyarsız, uygunsuz, uymayan, uyumsuz, vakitsiz, yakışıksız, yaraşıksız, yersiz, zamansız karş. insicamlı, sıralı
sıraya koymak f. bölümlemek
sırayla z. nöbetleşe
sırça i. billur, cam, kristal
sırdaş i. arkadaş, dertortağı, dost, duygudaş, gönüldeş, hemdert, kafadar, kardeşlik, mahrem, yar, yaren dey. ağzı kenetli/kilitli, ağzına/ağzı pek, ağzı sıkı, ahret kardeşi, can dostu, dert ortağı, diline sağlam, kafa dengi, ser verir sır vermez, sır küpü, sır katibi, sır ortağı
sırdaşlık i. kardeşlik dey. laf/söz aramızda, sır vermek
sırf i. ancak, büsbütün, münhasıran, sade, sadece, salt, tamamen, tek, tümden, tümüyle, yalnız, yalnızca
sırık i. asa, baston, cirit, çelik, çıta, çomak, çubuk, dal, değnek, direk, gönder, kazık kiriş, mertek dey. fidan boylu/gibi, leylek gibi, minare gibi/kırması, servi/uzun boylu
sırılsıklam s. büsbütün, ıslak, tavlı, yamyaş, yaş dey. sucuk gibi, sudan çıkmış fare gibi, su gibi, vıcık vıcık karş. kupkuru
sırım i. ip, kaytan, sicim, şerit, yular
sırım gibi s. dinç, zinde karş. lapacı
sırıtmak f. belirmek, gülmek dey. foyası ortaya çıkmak, kıs kıs gülmek, otuz iki dişini göstermek, pis pis gülmek
sırlı s. gizli, saklı, zımni
sırnaşık s. arsız, askıntı, cıvık, musallat, sıkıcı, sıkılmaz, sıvışık, tebelleş, yapışkan, yılışık, yılışkan dey. ahtapot gibi, at sineği gibi, çamsakızı gibi, elini veren ayağını alamaz, elini veren kolunu alamaz, kapıdan kovsan bacadan düşer, kene gibi, rahatsız edici, sülük gibi, tutkal gibi karş. ağırbaşlı ? arsız, cıvık, dalkavuk, sıkıcı
sırnaşmak f. asılmak, aşağılaşmak, bayağılaşmak, dilenmek, eteklemek, köpeklenmek, sokulmak, yaltaklanmak, yapışmak, yaranmak, yılışmak dey. baş ucuna dikilmek, çanak yalamak, el atmak, musallat olmak, sakız gibi yapışmak karş. vakur davranmak
sırrına varmak f. algılamak, anlamak, görmek, kavramak karş. anlayamamak
sırrolmak f. kaybolmak, yitmek karş. ortaya çıkmak
sırsıklam s. ıpıslak, yamyaş dey. sucuk gibi
sırt i. arka, art, bayır, eğim, geri, iniş, kıç, peş, üst, yamaç, yokuş dey. arası açılmak, araya soğukluk girmek, arka çevirmek, bir daha yüzüne bakmamak, boykot etmek, infiale kapılmak, öfke duymak, öfkeye kapılmak, rencide olmak karş. ön, yüz
sırt verilmek f. arkalanmak
sırtını dayamak f. arkalanmak
sırtlanmak f. benimsemek, götürmek, omuzlamak, taşımak, üstlenmek
sıska s. arık, cılız, çelimsiz, etsiz, hıra, ince, iskelet gibi, kavruk, kuru, süzgün, zayıf, zebun dey. bir deri bir kemik, canlı cenaze, çöp gibi, dal gibi, değnek, gibi, iskelet gibi, kadavra gibi, kadidi çıkmış, sam yeli vurmuş mayıs çirozu, sırım gibi, tazı gibi, teneşir horozu, üflesen düşecek/uçacak karş. şişman
sıskalık i. cılızlık, zafiyet
sıtma i. titreşim, zangırtı
sıvama i. dolu, hıncahınç, kalabalık, mahşeri, silme, tepeleme, yığışık dey. ağzına kadar dolu, balık istifi, ıklım tıklım, tıka basa, tıklım tıklım karş. yarı boş
sıvamak f. çamurlamak
sıvanmak f. atılmak, başlamak, bulaşmak, davranmak, girişmek, kalkışmak, kalkmak, koyulmak, meyletmek, özenmek, sıçramak, sıvaşmak, sıvışmak, soyunmak, sürünmek, tutmak, yeltenmek, yumulmak karş. bitirmek
sıvaşmak i. atlamak, bulaşmak, çalınmak, çıkmak, geçmek, işlemek, sıçramak, sıvanmak, sıvışmak, sinmek, sirayet etmek, sürünmek, yapışmak ? girmek
sıvazlama i. okşama
sıvazlamak f. çiğnemek, çitilemek, ellemek, meshetmek, okşamak, ovalamak, ovmak, ovuşturmak, parmaklamak, sevmek, sıkmak karş. vurmak
sıvı s. akar, akıcı, akışkan, cıvık, likit, seyyal, sulu, suyuk; i. mayi, solüsyon, su karş. katı ? su
sıvılaşma i. erime
sıvılaştırma i. eritme
sıvışık s. askıntı, musallat, sırnaşık, tebelleş, yapışkan, yılışık, yılışkan karş. vakur
sıvışma i. fertik, firar
sıvışmak f. aşmak, batmak, boşanmak, bulanmak, bulaşmak, geçmek, kaçmak, kirlenmek, kurtulmak, pislenmek, savulmak, savuşmak, sıçramak, sıvanmak, sıyrılmak, sürülmek dey. cızdam etmek, cızdamı çekmek, cızlamı, çekmek, dümeni kırmak, fertiği çekmek/kırmak, firar etmek, ipini kesmek/kırmak, kuskunu koparmak, nokta olmak, payandaları çözmek, tabanları kaldırmak/yağlamak, tel kırmak, yakayı kurtarmak, yakayı sıyırmak, zamkinos etmek karş. yakalanmak
sıvışmak f. kaçmak, savulmak, savuşmak, sıvaşmak, sızmak, toz olmak
sıyanet etmek f. esirgemek, gözetmek, kollamak, korumak, sakınmak, saklamak, savunmak karş. mahvetmek
sıyırıp geçmek f. değmek, dokunmak, ellemek, ilişmek, kucaklamak, okşamak, ovmak, sıyırmak, sürtünmek, sürünmek, tutmak, yapışmak, yoklamak karş. uzak durmak
sıyırmak f. ilişmek, kazımak, sıyırıp geçmek, süpürmek, tıraş etmek, törpülemek, tüketmek, zımparalamak dey. silip süpürmek, tamamen tüketmek, yakayı kurtarmak karş. el sürmemek
sıyrık s. alınlı, arlanmaz, arsız, çizik, çizinti, densiz, hayasız, kepaze, küstah, perdesiz, pişkin, sıkılmaz, sıyrıntı, soysuz, terbiyesiz, utanmaz, yırtık, yüzsüz karş. utlu
sıyrılış s. reha
sıyrılma i. firar, reha
sıyrılmak f. atlatmak, geçirmek, geçiştirmek, çizilmek, kaçmak, kopmak, kurtulmak, reha bulmak, safra atmak, sağ kalmak, savmak, savulmak, savuşmak, savuşturmak, sıvışmak, soyulmak dey. elinden kurtulmak, kınından çıkarılmak, omuzdan atmak, üstesinden gelmek, yakayı kurtarmak, yükü üzerinden atmak, zeytinyağ gibi üste/suyun yüzüne çıkmak karş. yenik düşmek
sızdırmak f. akıtmak, akmak, almak, arıtmak, bildirmek, çıkarmak, çıtlatmak, dolandırmak, duyurmak, geçirmek, kapmak, koparmak, yaymak dey. haraca bağlamak, para çekmek/koparmak, parasını yemek
sızı i. acı, ağrı, azap, buruntu, çile, dert, elem, esef, eza, eziklik, eziyet, gaile, gam, gariplik, hayıflanma, hicran, hüsran, ıstırap, işkence, kahır, kaygı, keder, koyuntu, kulunç, sancı, teessür, üzüntü, yanma, yas, yazıklanma, yeis, zonklama karş. haz
sızıldanmak f. şikayet etmek, vızıldanmak, yakınmak
sızıltı i. ağlaşma, hoşnutsuzluk, memnuniyetsizlik, sızlanma, söylenme, şikayet, yakınma karş. hoşnutluk
sızıntı i. akıntı, salgı, sızan şey
sızlamak f. acımak, ağlamak, ağlaşmak, ağrımak, boşanmak, burmak, çekiştirmek, inletmek, kıyılmak, oflamak, sancımak, sızlanmak, yanmak, zonklamak dey. canı acımak, canını yakmak, derdini dökmek, dert yanmak, içini boşaltmak, içini dökmek, kesik kesik ağrımak, kıyım kıyım olmak, sitem etmek, şikayet etmek, şikayette bulunmak, tacizlik getirmek, yanıp yakılmak, zonk zonk ağrımak/sancımak/sızlamak karş. hoşnutluk belirtmek
sızlanma i. acı, ağıt, hoşnutsuzluk, mersiye, sızıltı, söylenme, şikayet, tacizlik, yakınma, yanıklık
sızlanmak f. ağlamak, ağlaşmak, boşanmak, çekiştirmek, inildemek, inlemek, oflamak, sancımak, sızlamak, sızıldanmak, şikayet etmek, uflamak, vızıldanmak, yakınmak dey. başına hasır yakmak, derdini dökmek, dert yanmak, dokuz/kırk öksüzle bir mağaraya kapanmak, feleğe küsmek, içini boşaltmak, içini dökmek, sitem etmek, şikayet etmek, şikayette bulunmak, yanıp yakılmak karş. hoşnutluk belirtmek
sızma i. damlama
sızmak f. almak, duyulmak, geçmek, girmek, işitilmek, öğrenilmek, sarhoş olmak, savmak, sıvışmak, süzülmek, uyumak, yayılmak dey. dışarıya akmak, dışına çıkmak/geçmek, haber vermeden gizlice gitmek
sicil i. belge
sicilli s. sabıkalı
sicim i. bağcık, ince ip, sırım
sidik i. çiş, idrar
siftah i. açılış, başlangıç
siftah etmek f. girişmek
sigara i. cıgara, izmarit, sarma, sigar, puro, tütün ? ağızlık, tüttürmek
sigara tablası i. küllük
sigaralık ağızlık
sigorta i. aşı, emniyet, garanti, güvence, kaparo, korkuluk, önlem, teminat karş. riziko
sigorta senedi poliçe
siğil i. yara
siğmek f. işemek
sihir i. büyü, efsun, füsun, göz, gözbağı, illüzyon, ipnotizma, keramet, manyetizma, muska, nazar, nefes, nüsha, tılsım, tütsü, üfürük
sihirbaz i. büyücü, gözbağcı, hokkabaz, illüzyonist, kahin
sihirlemek f. büyülemek
sihirli s. başdöndürücü, büyüleyici, çekici, çelici, doğaüstü, eşsiz, etkileyici, fevkalade, harika, harikulade, gözkamaştırıcı, inanılmaz, insanüstü, mucizevi, nefeskesici, olağanüstü, tabiatüstü, tekinsiz, tılsımlı
sikke i. madeni para, metal para, para
siklamen s. al, eflatun, erguvani, kırmızı, kızıl, lal, pembe
siklon i. fırtına, tayfun
silah i. ateşkes, pusat, tüfek dey. silah bırakma, silahtan arınma, silahlanmaktan vazgeçme, sulh sükun
silahlandırmak f. pusatlandırmak
silahlı kuvvetler deniz kuvvetleri, hava kuvvetleri, jandarma, ordu
silahsızlanma i. ateşkes, barış, detant, mütareke, sulh, uyuşma, uzlaşma, yumuşama karş. silahlanma
silahşör i. atıcı, cengavernişancı, savaşçı, savaşkan karş. karavanacı
silecek i. havlu, paspas, peşkir, peştemal
silik s. alık, atıl, belgisiz, bezgin, cansız, çizinti, değersiz, durgun, edilgen, edilgin, eylemsiz, gayretsiz, gevşek, hafif, hımbıl, karalama, kazıntı, kişiliksiz, kokmuş, mendebur, mıymıntı, mızmız, miskin, ölgün, pasif, pısırık, ruhsuz, savsak, silinmiş, soluk, sümsük, sünepe, şahsiyetsiz, şansız, şenliksiz, tembel, tutuk, uçuk, uyuntu, uyuşuk, uyuz, üşengeç dey. dikkat çekmeyen, kendini göstermeyen karş. aktif
silikleşmek f. uçmak
siliklik i. cansızlık, iffet, namus
silindir i. ağıl, ayla, çember, çevre, daire, elips, hale, halka, helezon, helis, kurs, küre, teker, tekerlek, top, topak, toparlak, tortop, yuvar, yuvarlak
silinmek f. sabunlanmak, temizlenmek, yıkanmak
silinmiş s. silik
silinti i. iz, kazıntı, silik
silkelemek f. paklamak, temizlemek, titremek, zangırdamak
silkelenmek f. kıkırdamak
silkinme i. titreşim, zangırtı
silkinmek f. hareketlenmek, kıkırdamak, titremek, zangırdamak
silkinti i. kıpırtı, titreşim, zangırtı
sille i. darbe, köstek, kötek, şamar, şaplak, tepme, tokat, yumruk ? dayak, dövmek, vurmak, vuruş
silme s. dolu, sıvama, tepeleme, yığışık
silmek f. bozmak, çizmek, gidermek, kazımak, kurulamak, kurutmak, paklamak, parlatmak, temizlemek dey. defterden kazımak/silmek, kayıttan düşmek, kökünü kurutmak, nemini gidermek, ortadan kaldırmak, silip süpürmek, tozunu almak, üzerini çizmek, yok etmek karş. kirletmek
silo i. ambar, depo
silsile i. kordon, kuyruk, saf, sıra, soyağacı, zincir
siluet i. görüntü, hayalet, imge, karaltı
sim i. alamet, çentik, işaret, iz, marka, simge
sima i. bet, çehre, fizyonomi, insan, kimse, sıfat, surat, tip, vecih, yüz
simetri i. aynılık, bakışım, benzerlik, denklik, eşitlik, koşutluk, paralellik
simetrik s. bakışımlı, hizada, paralel, simetrili karş. asimetrik
simetrili s. simetrik
simetrisiz s. asimetrik, bakışımsız karş. simetrik
simge i. alamet, amblem, arma, belirti, çentik, çetele, çizinti, eser, damga, gedik, gösterge, imge, imza, işaret, iz, kazıntı, kerte, kod, marka, mühür, nişan, paraf, remiz, sembol, timsal, tuğra, tura ? iz, kinaye
simgeleme i. benzetme, temsil
simit i. çörek, ekmek
simsar i. aracı, komisyoncu, maşa, vasıta
simsariye i. gelir, komisyon
sin i. kabir, piramit, türbe
sincabi s. kır
sindirim i. hazım dey. alt etmek, bozguna uğratmak, gözdağı vermek, gözünü korkutmak, gözünü yıldırmak, hakkından gelmek, hakkını avucuna vermek, pes dedirtmek/ettirmek, tuş etmek, yenilgiye uğratmak, yılgınlığa sürüklemek/uğratmak
sindirme i. eritme, hazım, şantaj, tehdit, terör
sindirmek f. bozmak, dağıtmak, gözdağı vermek, haklamak, kazanmak, korkutmak, mağlup etmek, mahvetmek, muzaffer olmak, öğrenmek, pişirmek, tehdit etmek, titretmek, yenmek, yıldırmak, zafer kazanmak karş. yenilmek
sine i. bağır, göğüs, gönül, kalp, koyun, kucak, sadır, yürek
sinema i. eğlence, film
sineye çekmek f. direnmek, sabretmek karş. pes etmek
singin s. çekingen, mahçup, pısırık, ürkek
sini i. sofra, tabak, tabla, tepsi
sinir i. alevlenme, asabileşme, asabilik, celal, celallenme, dellenme, düşkünlük, feveran, galeyan, gazap, hınç, hırs, hışım, hiddet, kızgınlık, kızma, köpürme, öfke, öfkelenme, paralanma, patlama, sinirlenme, şiddet, terslenme, ukala karş. hoşgörü
sinir hastası i. divane
sinir olmak f. deli olmak, kızmak
sinirlendirme i. hücum
sinirlendirmek f. aranmak, bıktırmak, cıvımak, cıvıtmak, çatmak, deli etmek, hiddetlendirmek, kaşınmak, kızdırmak, öfkelendirmek, patlatmak, sataşmak dey. afyonunu patlatmak, ateşle oynamak, bam teline basmak, barutla oynamak, bela aranmak, çanak tutmak, dalına basmak, deli etmek, fıtık etmek, fıtık olmak, gıcık etmek, insanlıktan çıkarmak, kafasını bozmak, kanına susamak, kantarıyla basmak, sinirine dokunmak, tik atmak, uyuz etmek karş. yatışmak
sinirlenme i. asabiyet, düşkünlük, feveran, galeyan, hiddet, hırs, hışım, kızgınlık, kızma, köpürme, kudurma, sinir
sinirlenmeden z. telaşsız
sinirlenmek f. alevlenmek, asabileşmek, ateşlenmek, babalanmak, bozulmak, celallenmek, cinlenmek, deli olmak, delirmek, hırçınlaşmak, hırslanmak, hiddetlenmek, ifrit kesilmek, kızmak, köpürmek, kudurmak, öfkelenmek, parlamak, patlamak, terslemek, titizlenmek dey. afyonu/baharı başına vurmak, asabı bozulmak, barut kesilmek, bora patlatmak, cini ifrit kesilmek, cini/cinleri tepesine çıkmak, çatacak adam aramak, deli olmak, dizginine çarpmak, eli ayağı titremek, gıcık almak/kapmak/olmak, heyecan geçirmek, heyheyleri gelmek/geçirmek/tutmak, kabız olmak, kafası atmak, kafası bozulmak, kafası kızmak, kafasının tası atmak, keli kızmak, kıyamet koparmak, komaya girmek, sigortası atmak, sinir olmak, şeytanları başına toplamak/toplanmak/üşüşmek, şirazesinden çıkmak, ter ter tepinmek, tilt olmak, uyuz olmak karş. yatışmak
sinirli s. asabi, çatık, damarlı, darılgan, dikkatli, gazaplı, geçimsiz, hassas, hasta, haşin, hırslı, hırçın, hiddetli, hoşgörüsüz, huysuz, isyankar, itaatsiz, itirazcı, kavgacı, kızgın, kırıcı, meraklı, mızıkçı, mızmız, müşkülpesent, nemrut, öfkeli, sert, somurtmuş, suratlı, şirret, titiz dey. asabı bozuk, asık suratlı, ateş kesilmiş, babası/babaları üstünde olmak, barut gibi, bozuk atmak/çalmak, bozuk/çatık çehreli, ekşi yüzlü, gözü dönmüş, horoz herif, öfkesi burnunda, sinirleri ayakta, suratı asık, yanına salavatla varılır karş. geniş, güleç
sinirlilik i. asabiyet, duygusallık
sinirsiz s. barışçı, barışçıl, barışık, barışsever, halim, ılımlı, itaatkar, sakin, sessiz, sulhçu, sulhsever, uysal, yumuşak karş. haşin
sinmek f. büzülmek, çekinmek, çözülmek, eğleşmek, gizlenmek, haksız çıkmak, iltica etmek, korkmak, mağlup olmak, maneviyatı bozulmak, pusmak, saklanmak, siperlenmek, sıvaşmak, sokulmak, teslim olmak, tutunmak, ürkmek, ütülmek, yerleşmek, yılmak dey. afi sökmek, aklı başından gitmek, aklı çıkmak, başından korkmak, cesaretini kaybetmek, cesaretini yitirmek, dehşete düşmek/kapılmak, gözü korkmak/yılmak, içine geçmek/işlemek/sinmek, kuyruğunu bacaklarının arasına kısmak, maneviyatı bozulmak, morali bozulmak, ödü kopmak/patlamak, paniğe kapılmak/uğramak, siper almak, süt dökmüş kedi gibi başını eğmek, şafak atmak, üç buçuk atmak, yüreği ağzına gelmek/çarpmak/oynamak karş. yüreklenmek
sinmiş s. korkmuş, suspus, yılgın
sinonim i. anlamdaş, eşanlamlı, müteradif, yakın anlamlı
sinsi s. ikiyüzlü, kahpe, komedyacı, riyacı, riyakar dey. art niyetli, gizlice başlayan, içi eğri, için için, içinden/içten pazarlıklı, içten içe, içten pazarlıklı, iki yüzlü, kötü niyetli, saman altından su yürüten, Truva atı, yere bakan (yürek yakan), yere bakar ciğer yakar, yüze gülen, yüze gülücü karş. açıkça, içten
sinsice z. derinden, gizlice, içinden, sessizce, sezdirmeden, sükunetle, usulca, usulcacık, yavaşça, yavaştan dey. açığa vurmadan, ağır ağır, derinden derine, gizli gizli, için için, içten içe, meydana yılan ölüsü attılar, sakin sakin, sessiz film çevirme, sessiz sedasız, sessiz sessiz, usul usul, yavaş yavaş karş. açıktan açığa
sinsilik i. ikiyüzlülük, kahpelik
sinyal i. anımsatma, hatırlatma, ihtar, paylama, tembihleme, uyarı, uyarma
sinyal vermek f. anımsatmak, hatırlatmak, öğütlemek, önermek, uyandırmak, uyarmak
sinyor i. bey
sipahi i. atlı, binici, birinci, süvari
sipariş i. ısmarlama, isteme, rica
sipariş etmek f. ayırtmak, ısmarlamak, istemek, peylemek, söylemek karş. hazır almak
sipariş vermek f. peylemek
siper i. ark, çöküntü, çukur, duvar, hendek, hisar, içerlek, kale, kuytu, parmaklık, sapa, sığınak, siperlik, sur karş. ayakaltı
siperlemek f. kapatmak
siperlenmek f. gizlenmek, korunmak, maskelenmek, örtünmek, pusmak, saklanmak, sinmek
siperlik i. çıkıntı, güneşlik, siper
sipsivri s. keskin, sivri
sirayet etmek f. bulaşmak, sıvaşmak, sürünmek
sirayet ettirmek f. bulaştırmak
sirk i. eğlence
sirke gibi s. buruk, ekşi, kekre, mayhoş, limonlu, sirkeli karş. tatlı
sirke gibi s. limon gibi, mayhoş
sirkeleşmek f. buruklaşmak, ekşimek, kekremek, mayhoşlamak
sirkeli s. ekşi, sirke gibi
sirkülasyon i. tedavül
sirküler i. bildiri, tamim, tebliğ
sis i. buğu, buhar, bulut, duman, is, islim, istim, pus, tütsü
sisli s. dumanlı, pusarık
sistem i. ahenk, aygıt, biçim, cihaz, cümle, çekidüzen, dizge, dizgi, doktrin, düzen, düzence, düzenek, erkan, felsefe, intizam, kural, manzume, metot, mezhep, minval, model, mutabakat, nizam, okul, öğreti, örgüt, racon, rejim, suret, stil, şekil, tarz, teknik, tertibat, tertip, tip, usul, uyum, üslup, yol, yöntem
sistemleştirmek f. ayarlamak, derlemek, dizmek, düzenlemek, düzeltmek, geliştirmek, ıslah etmek, örgütlemek, planlamak, tanzim etmek, tertiplemek, teşkilatlandırmak, uysallaştırmak, yetiştirmek karş. bozmak
sistemli s. ayarlı, düzenli, düzgün, intizamlı, istikrarlı, planlı, programlı, tertipli, uyumlu
sistemsiz s. ahenksiz, akortsuz, altüst, ayarsız, aykırı, çapraşık, çelişik, çelişkili, dizgesiz, düzensiz, falsolu, girift, girişik, ilgisiz, isabetsiz, mevsimsiz, münasebetsiz, namüsait, plansız, programsız, rabıtasız, sırasız, tutarsız, uyarsız, uygunsuz, uymayan, vakitsiz, yakışıksız, yersiz, zamansız karş. insicamlı
sistire i. raspa, rende, törpü
sistire yapmak rendelemek
sistirelemek f. raspalamak, rendelemek, törpülemek
sitayiş i. meth
sitem i. anıştırma, azarlama, çıkışma, dokundurma, eğretileme, iğneleme, ima, istiare, işaret, kinaye, mecaz, papara, paylama, serzeniş, sezdirme, taş, taşlama, tekdir, telmih, temsil, zılgıt
sitem etmek f. anıştırmak, dokundurmak, iğnelemek, sataşmak, takılmak, yakınmak, yermek dey. ayağına bağ vurmak, ayağını kaydırmak, ayağının altına karpuz kabuğu koymak, batıcı söz etmek, başına çorap örmek, çelme takmak, çukurunu kazmak, engel olmak, işini aksatmak, işini bozmak, kapan kurmak, kuyusunu kazmak, kündeden atmak, laf dokundurmak, mani olmak, taş atmak, tuzak kurmak, serzeniş etmek karş. övmek
sivil s. cavlak, cıbıl, cıbıldak, çıplak, daltaban, dekolte, dımdızlak, elbisesiz, nü, soyunuk, üryan, yalın karş. giyinik
sivilce i. akarca, apse, arpacık, çıban, dolama, döküntü, ergenlik, köpekmemesi, uçuk, yara, yılancık
sivri s. akut, aşırı, hâd, sipsivri
sivrileşmek f. sivrilmek
sivrilmek f. keskinleşmek, sivrileşmek, yükselmek dey. başarı kazanmak, geride bırakmak, öne geçmek, ün kazanmak
sivrilmiş s. bariz, belirgin
siyah s. kara, kuzguni dey. abanoz gibi, katran gibi, kömür gibi, marsık gibi karş. beyaz
siyahi s. arap, fellah, habeş, zenci
siyahlaşmak f. kararmak
siyasa i. politika, siyaset, tutum, vaziyet, yaklaşım
siyasal s. fırka, politik, siyasi
siyaset i. davranış, karşılayış, politika, siyasa, vaziyet
siyasetçi i. politikacı
siyasi s. politik, politikacı, siyasal
skandal i. rezalet dey. yankı uyandıran olay, rezalet çıkarma, rezil kepaze olma/olma
skeç i. gösteri, güldürü, oyun, piyes, tiyatro
ski i. kayak, kızak
slogan i. özdeyiş, söz, vecize
smokin i. elbise, resmi elbise
snop s. züppe
soba i. ateşlik, cehennemlik, fırın, gril, ısınak, ızgara, içecek, korluk, kuzine, mangal, ocak, şömine, tandır
sofa i. açıklık, antre, ara, aralık, fuaye, geçenek, geçit, hol, koridor, lobi, taraça
sofra i. masa, öğün, sini, tabla, tepsi
softa i. bağnaz, dindar, faşist, mutaassıp, tutucu, yobaz
softalık i. irtica
sofu s. bağnaz, dindar, dinibütün, faşist, imanlı, inanan, inançlı, itikatlı, mutaassıp, mutekit, mümin, tutucu, yobaz, zahit dey. abdestsiz yere basmaz, beş vakit namazında, Ebussuut Efendi'nin gelini/torunu gibi, eski/geri kafalı, eteğini göstermez, gündüz saim gece kaim, kaba sofu, kara kuvvet, namazında niyazında, örümcek kafalı karş. imansız
soğuk s. antipatik, ayaz, buz, buzdağı, buzdolabı, çirkin, don, dondurucu, donuk, geçimsiz, havasız, hoyrat, itici, kaba, kış, renksiz, ruhsuz, serin, sevimsiz, soğuk, tatsız, teklifli, ukala, üşütücü, yılan gibi, zemheri dey. ayaz paşa kol geziyor, buz gibi, çivi gibi, donyağı gibi, iç karartıcı, kara kış, kuru soğuk, soğuk neva, taş bebek gibi, tükürük yere düşmüyor, yeğin kış, yılan gibi karş. çekici, sıcak ? ısı, üşümek
soğukça s. serin
soğukkanlı s. ağırbaşlı, duygusuz, hissiz, geniş, hazımlı, heyecansız, itidalli, lakayt, öfkesiz, resmi, sabırlı, sakin, serinkanlı, telaşsız dey. geniş yürekli, itidal sahibi, sinirleri çelikten/kuvvetli/sağlam karş. heyecanlı, kızgın, telaşlı ? ağırbaşlı, ılımlı, ihtiyatlı, ilgisiz, usulcacık
soğukkanlılık i. sabır
soğuklamak f. üşümek
soğuklaşmak f. serinlemek, serinleşmek, soğumak karş. ısınmak
soğukluk i. anlaşmazlık, antipati, aş, erzak, ihtilaf, kırgınlık, meyve, nifak, serinlik, yiyecek karş. sıcaklık
soğulmak f. erimek, gevşemek, mayışmak, sünmek, yumuşamak
soğumak f. alınmak, ayazlamak, bozulmak, bozuşmak, burulmak, çarpılmak, darılmak, gocunmak, gücenmek, içerlemek, incinmek, kırılmak, konuşmamak, küsmek, rencide olmak, serinlemek, soğuklaşmak dey. araya soğukluk girmek, boykot etmek, gönlü kırılmak, kara kedi geçmek (aralarından), sıdkı sıyrılmak, onuruna dokunmak, rencide olmak, tavşanın kaçışını görüyo, etinden iğrenmek
soğurmak f. emmek, içmek
soğurtma i. emdirme
soğutkan s. soğutucu
soğutmaç s. soğutucu
soğutmak f. incitilmek
soğutucu i. buzdolabı, buzhane, frijider, soğutkan, soğutmaç
sohbet i. ahbaplık, danışma, dertleşme, diyalog, görüşme, halleşme, hasbıhal, hoşbeş, konuşma, muhabbet, mülakat, söyleşi, söyleme, yarenlik dey. ahbaplık etmek, akıl danışmak, bir çift laf etmek, çene çalmak, diyalog kurmak, hasbıhal etmek, hoşbeş etmek, iki laf etmek, istişare etmek, laklakıyat yapmak, lakırdı lakırdıyı açar, muhavere etmek, sohbet etmek, söyleşi yapmak, yarenlik etmek
sohbet etmek f. danışmak, dertleşmek, fısıldaşmak, görüşmek, halleşmek, kaynatmak, konuşmak, laflamak, muhabbet etmek, mülakat yapmak, söyleşmek, yarenleşmek, yarenlik etmek karş. suskunluk ? danışmak, demek, konuşmak, tartışmak
sokak i. cadde, karayolu, şose, yol
sokmak f. aldatmak, bandırmak, banmak, batırmak, dalamak, daldırmak, delmek, deşelemek, deşmek, dişlemek, gaspetmek, ısırmak, iğnelemek, kakmak, koymak, saplamak, sitem etmek, sokuşturmak, tıkmak, tuzağa düşürmek, vurmak, yarmak dey. iğnesini batırmak karş. çekip çıkarmak, çıkarmak
sokulgan s. civelek, fingirdek, girgin, insancıl, yırtık
sokulmak f. girmek, rampalamak, sığınmak, sırnaşmak, sinmek, tıkılmak, yakınlaşmak, yaklaşmak, yaltaklanmak, yanaşmak, yaranmak dey. burnuna girmek karş. uzaklaşmak
sokuşturmak f. anıştırmak, dokundurmak, iğnelemek, kakmak, sataşmak, sokmak, takılmak, tıkılmak, yakınmak, yermek dey. batıcı söz etmek, laf dokundurmak, serzeniş etmek, serzenişte bulunmak, tariz etmek, taş atmak, telmih etmek karş. övmek
solak görevli, koruyucu, muhafız
solgun s. anemik, cılız, fersiz, kansız, mat, renksiz, ruhsuz, sararmış, solmuş, soluk, uçuk, yıpranmış dey. rengi açılmış/atmış/solmuş/uçmuş/uçuk, saz benizli karş. parlak
solgunlaşmak f. uçmak
solist i. hanende, star, şarkıcı
solmak f. ağarmak, bozulmak, eprimek, erimek, eskimek, gevşemek, hırpalanmak, kurumak, mayışmak, pejmürdeleşmek, pörsümek, sararmak, sönmek, sünmek, yumuşamak dey. bembeyaz kesilmek/olmak, benzi solmak, bet beniz uçmak, beti benzi atmak/solmak, beti benzi kireç gibi olmak, canı çıkmak, kağıt gibi olmak, kesseler kanı akmamak, kireç gibi olmak, kül kesilmek, mum gibi olmak, rengi açılmak/atmak/değişmek/solmak/uçmak, sararıp solmak, yüzünde bir damla kan kalmamak karş. kızarmak
solmaz s. bozulmayan, bozulmaz, gevşemeyen, koruyan, solmayan dey. rengi atmayan, rengi solmayan karş. çabuk solan
solmuş s. bayat, bozuk, durmuş, geçkin, kansız, sararmış, solgun, soluk, uçuk
soluk1 s. açık, anemik, buruşuk, cansız, cılız, dingin, durağan, durgun, fersiz, güçsüzleşmiş, halsiz, hareketsiz, kansız, kımıltısız, kırışık, kırışıklı, mat, ölgün, ölü, ölük, pörsümüş, rakit, renksiz, ruhsuz, sararmış, silik, solgun, solmuş, sönük, uçuk, yıpranmış, yorgun, zayıflamış dey. gücü azalmış, güçten düşmüş, kül gibi, Meryem Ana kandili gibi, ölü gözü gibi karş. canlı, güçlü, parlak ? cansız, eskimiş, gevşek, gevşemek, yıpranmak
soluk2 i. nefes,
soluk alma i. nefes, teneffüs
soluklanma i. antrakt, ara, dinlenme, duraklama, durgu, durma, fasıla, inkıta, istirahat, kesilme, kesinti, mola, sekte, tatil, teneffüs, vakfe
soluklanmak f. dinlenmek, gevşemek, istirahat etmek, nefes almak, tatile çıkmak, uyumak dey. ara vermek, başını dinlemek, dinlenceye gitmek, fasıla vermek, istirahat etmek, izin almak, izinli çıkmak, izine çıkmak, mola vermek, nefes almak, soluk almak, tatile çıkmak/gitmek, tatil yapmak, terini soğutmak, teneffüs yapmak, yorgunluk almak/çıkarmak karş. yorulmak
solunum i. teneffüs
solüsyon i. sıvı, su
som s. arı, arınmış, duru, halis, has, hilesiz, katıksız, katışıksız, katkısız, katıksız, kül, öz, sade, saf, safi, temiz, yalın, yalınç karş. katışık
somurtkan s. abus, aksi, alıngan, asık, çatık, darılgan, geçimsiz, hırçın, kırıcı, nemrut, öfkeli, sert, suratsız, ters dey. abus çehreli, asık çehreli/yüzlü/suratlı, çatık çehreli/kaşlı/yüzlü, çehresi sirke satan, ekşi yüz/surat/çehre karş. güleç
somurtmak f. gülmemek, neşesizlik karş. gülmek, gülümsemek ? ağlamak, kızmak, üzülmek
somurtmuş s. celalli, hiddetli, kızgın, kızmış, sinirli, suratlı
somurtuk s. kızgın, öfkeli
somut s. bedeni, bedensel, cismani, fizyolojik, maddesel, maddi, organik, somatik, tensel karş. soyut
somutlaştırmak f. cisimlendirmek
somya i. karyola, şilte, yatak
son i. akıbet, arka, aşağı, bitim, bitiş, encam, final, hatim, hatime, hitam, hudut, kapanış, netice, nihayet, semere, sonuç, sonunda, taze karş. başlangıç
son bulma i. bitim, çökme, çöküş, final
son bulmak f. bitirilmek, neticelendirmek, sonuçlandırılmak, tamamlanmak, tekmillenmek karş. başlanamamak
sona erme i. akıbet, batış, batma, bitim, çökme, çöküş, dağılma, final, hitam, netice
sona varmak bitmek
sonbahar i. bağbozumu, güz, hazan, yaprak dökümü
sondaj yapmak f. araştırmak, denetlemek, incelemek, irdelemek, kovuşturmak karş. ilgilenmemek
sondalamak f. denetlemek, kakmak
sonlu s. bitimli, devamsız, eğreti, fani, geçeğen, geçici, hudutlu, kalımsız, kayıtlı, kısıtlı, mevsimlik, muvakkat, ölümlü, sınırlı, süreksiz, zail karş. sonsuz
sonra z. ahiren, akabinde, ardından, arkasından, bilahare, birazdan, istikbal, müteakiben, peşinden, sonradan, sonraları, takiben dey. aksi halde, biraz sonra, daha ileri bir tarihte, düğün aşı savulduktan sonra, gel zaman git zaman, neden sonra karş. önce, önceden ? artık, gelecek, sonraki
sonradan z. ahiren, akabinde, ardından, arkasından, bilahare, birazdan, müteakiben, peşinden, sonra, sonraları, takiben dey. ardı sıra, biraz sonra, daha ileri bir tarihte karş. önceden
sonradan görme s. türedi, zıpçıktı dey. aslı nesli belli değil, harp zengini, ne oldum delisi, yeni zengin
sonraki z. ahir, ardından, devrisi, ertesi, gelecek, ilerdeki, istikbal, müstakbel, müteakip, önümüzdeki karş. geçmişteki, önceki ? gelecek, sonra
sonraları z. sonra, sonradan
sonrasız s. bitimsiz, durur, ebedi, kalıcı, köklü, kronik, müzmin, nihayetsiz, sonsuz, süregelen, süreğen, tükenmez, zeval
sonsuz s. baki, bengi, berdevam, bitimsiz, bitmeyen, bitmez, çıkmaz, çok, daim, daimi, demirbaş, durur, ebedi, ezeli, gedikli, hesapsız, hudutsuz, kalıcı, kalımlı, kesiksiz, köklü, kronik, limitsiz, müebbet, müzmin, nihayetsiz, ölmez, ölümsüz, ömürlü, payidar, sınırsız, sonrasız, sönümsüz, süregelen, süreğen, sürer, temelli, tükenmez, zeval, zevalsiz, zincirleme dey. bir dahaki, bitmez tükenmez, dipsiz kuyu, kıyamete kadar, sonu gelmeyen, sürüp giden, ucu bucağı olmayan, ucu uzun, uçsuz bucaksız karş. geçici, sınırlı, sonlu ? bol, boyuna, daima, monoton
sonsuzluk i. arş, atmosfer, ayyuk, felek, feza, gök, gökyüzü, hava, mekan, sema, stratosfer, uzay dey. sonu sınırı olmayan, sürüp gitme
sonu olmayan müebbet, nihayetsiz, süregelen, süreğen
sonuç i. akıbet, bitim, bitiş, encam, final, geri, hasıla, hasılat, hatim, hitam, hudut, kapanış, mahsul, meyve, netice, nihayet, semere, serencam, son, uç, ürün, vargı, yapıt, yemiş karş. başlangıç ? amaç, sınır, toplam
sonuçlamak f. bağlamak, başarmak, bitirmek, doğurmak, sonuçlandırmak, tamamlamak karş. bitirememek
sonuçlanamayan s. sonuçsuz
sonuçlandırılmak f. neticelenmek, son bulmak, tamamlanmak
sonuçlandırmak f. bitirmek, hatmetmek, kotarmak, neticelendirmek, sonuçlamak, tamamlamak, tekmillemek, yetirmek dey. bıçak gibi kesmek, bitmesini sağlamak, icabına bakmak, iş bitirmek, işin üstesinden gelmek, karara bağlamak, ötesini beri etmek, pişirip kotarmak, racon kestirmek, sona erdirmek, sonuca ulaştırmak, yekun çekmek karş. başlayamamak
sonuçlandırmamak f. bitirmemek
sonuçlanma i. final
sonuçlanmak f. bitmek, kapanmak, nihayete ermek
sonuçlanmayan s. sonuçsuz
sonuçlu s. bitimli, müessir
sonuçsuz s. beyhude, boş, nafile, neticesiz, sonuçlanamayan, sonuçlanmayan
sonuncu s. nihai
sonunda z. netice, son
sop i. boy, grup, kabile, kavim, kuşak, oba, oymak
sopa i. çubuk, dayak, falaka, kazık, kötek, odun, patak
sopa atmak f. dövmek, hırpalamak, kamçılamak, mahvetmek, örselemek, pataklamak, saldırmak, sarsmak, sataşmak, sopa atmak, sopalamak, tartaklamak, tekmelemek, tepelemek, tokatlamak, ufalamak, uğraşmak, üzmek, yıpratmak, yormak, yumruklamak dey. ayağının altına almak, canını çıkarmak, dayak atmak, yumruk atmak karş. sevmek
soprano i. şarkıcı
sorgu i. inceleme, iskandil, kovuşturma, sorgulama, sorma, soru, soruşturma, sual dey. arama tarama, sorgu sual
sorgulama i. anket, araştırma, çalışma, inceleme, irdeleme, iskandil, kovuşturma, mütalaa, sorgu, soruşturma, tahkik, tahkikat, takibat, tetkikat
sorgulamak f. sormak, soruşturmak, sual etmek dey. ağız aramak, ahret suali sormak, hesap sormak, ifade almak, imtihana çekmek, röportaj yapmak, sorguya çekmek, soru sormak, söyleşi yapmak, sual açmak, sual etmek, sual sormak, yanıt aramak
sorgulanmak f. sorulmak
sorma i. araştırmak, başvuru, sorgu, sual
sormaca i. anket, tahkik
sormak f. anket yapmak, röportaj yapmak, sorgulamak, soruşturmak, sual etmek dey. ağız/ağzını aramak, ahret suali sormak, anket yapmak, cevap istemek, düşüncesini almak, ifadesini almak, gensoru açmak, röportaj yapmak, sorguya çekmek, soru sormak, söyleşi yapmak, sorgu sual etmek, sual sormak, yanıt aramak/istemek ? denemek, denetlemek, inceleme, incelemek
soru i. sorgu, sual, yoklama
sorulmak f. sorgulanmak, soruşturulmak
sorum i. işlev, makam, maslahat, meslek, ödev, rol
sorumluluk i. ağırlık, çaresizlik, emrivaki, fariza, farz, fonksiyon, görev, hizmet, ıstırar, iş, işlev, kaçınılmazlık, makam, maslahat, mecburiyet, meslek, mesuliyet, meşgale, mevki, mükellefiyet, oldubitti, olupbitti, ödev, rol, uhte, vazife, vecibe, yüküm, yükümlülük, zaruret, zor, zorunluluk karş. sorumsuzluk
sorumsuz s. adamsendeci, alakasız, aldırışsız, aldırmaz, bigane, bihaber, dalgacı, dalgın, duygusuz, gamsız, geniş, gevşek, hakikatsiz, havai, havalı, hevessiz, hissiz, ilgisiz, kaygısız, kayıtsız, kaytarıcı, lakayıt, meraksız, mesuliyetsiz, münzevi, nemelazımcı, rahat, savruk, savsak, tasasız, umursamaz, vefasız, vurdumduymaz, yabancı
sorumsuzluk i. adamsendecilik, aldırmazlık, bağışıklık, dalgacılık, havailik, ilgisizlik, ihmalcilik, nemelazımcılık, özensizlik, umursamazlık, uyuşukluk karş. titizlik
sorun i. açmaz, aksaklık, anlaşmazlık, arapsaçı, buhran, bunalma, darlık, dava, güçlük, hacet, husus, iş, kısırdöngü, kördüğüm, kriz, külfet, labirent, mesele, muamma, noksanlık, problem, püsür, yük, zahmet, zorluk dey. çıban başı, çıkmaz sokak, fasit daire, görülecek hesap, kısır döngü, kör düğüm, mesele çıkarma karş. çare, çözüm ? bela, bunalım, konu, sav, sıkıntı
sorunlu s. acılı, belalı, firaklı, güç, kaygılı, kederli, keyifsiz, külfetli, mahzun, matemli, meraklı, meşakkatli, mustarip, mutsuz, neşesiz, patırtılı, tasalı, zahmetli
soruşturma i. anket, araştırma, çalışma, inceleme, irdeleme, iskandil, kovuşturma, mütalaa, röportaj, sorgu, sorgulama, söyleşi, tahkik, tahkikat, takip, takibat, tetkik, tetkikat
soruşturmacı i. anketçi, araştırmacı, denetçi, incelemeci, kontrolcü, müfettiş, soruşturma yapan
soruşturmak f. anlamak, araştırmak, araştırma yapmak, çalışma yapmak, incelemek, inceleme yapmak, irdelemek, izlemek, kovuşturmak, kurcalamak, muayene etmek, röportaj yapmak, sorgulamak, sormak, sual etmek, takip etmek dey. ıcığını cıcığını sormak, kovuşturma yapmak, muayene etmek, mütalaa etmek, tahkik etmek, tahkikat yapmak, takibat yapmak, tetkik etmek
soruşturulmak f. sorulmak
sosyal s. beyefendi, centilmen, çelebi, erdemli, haluk, içtimai, kibar, medeni, nazik, nezih, saygılı, toplumsal, uygar
sosyete i. ahali, alem, amme, aşiret, avam, boy, camia, cemaat, cemiyet, cumhur, demokratik, ehil, el, etnik grup, folk, halk, herkes, ırk, insanlık, kamu, kavim, mahşer, millet, nüfus, oba, oymak, proleterya, toplum, topluluk, ulus, ümmet, vatandaş karş. soylular
soy i. aile, akraba, asıl, asil, aşiret, ata, cins, çeşit, döl, ecdat, ev, evlat, familya, hanedan, hısım, ırk, kabile, kan, kavim, köken, kuşak, menşe, nesep, nesil, oba, ocak, sülale, tohum, töz, tür, üren, yakın, zürriyet dey. aslı nesli, çoluk çocuk, ev bark, hasebi nesebi, hısım akraba, soy sop ? ata, batın, inenler, boy
soyağacı i. çizelge, silsile, şecere
soy ağacı i. şecere
soy sop i. aile, ata, hanedan, nesep, oymak, tohum, soylu
soyaçekim i. ırs, ırsiyet, kalıtım, miras, veraset
soyaçekme i. ırs, miras, veraset
soyadı i. ad, isim
soydan s. asil, kerim, soylu
soydan geçme i. kalıtsal
soydan kalma s. kalıtsal
soydaş s. akraba, hemcins, türdeş
soygun f. çalma, çapul, dalavere, dolandırıcılık, düzen, gangsterlik, gasp, hırsızlık, sirkat, talan, vurgun, yağma, yolsuzluk
soygun yapmak f. çalmak, çarpmak, çırpmak, dolandırmak, gaspetmek, soymak, vurmak, yağmalamak, yemek karş. hak gözetmek
soyguncu s. batakçı, çapulcu, dalavereci, dolandırıcı, düzenbaz, düzenci, eşkiya, gangster, haraçcı, harami, haydut, hırsız, hilekar, kaçakçı, kafesçi, kayışçı, kazıkçı, korsan, madrabaz, oyunbaz, rüşvetçi, sahteci, sahtekar, şaki, şantajcı, şarlatan, tefeci, tertipçi, tuzakçı, uğru, yağmacı, yankesici karş. doğrucu
soygunculuk i. aldatmaca, çalma, dalavere, dek, dolandırıcılık, düzenbazlık, eşkiyalık, gangsterlik, hırsızlık, hile, kaçakçılık, korsanlık, manevra, sahtecilik, suistimal, talan, vurgunculuk, yağmacılık, yankesicilik, yolsuzluk karş. dürüstlük
soykırımı i. cinayet, idam, imha, itlaf, jenosit, katliam, kıyım, linç, recm, suikast
soylu s. aristokrat, asilzade, asil, baron, barones, beyzade, cins, değerli, doğrucu, duka, dük, düşes, grandüşes, hanedan, ince, kadirbilir, kerim, kişizade, kont, kontes, marki, markiz, necabetli, necip, nezaketli, onat, safkan, soy, soydan, soyzade, şecereli, şerif, şövalye, vikontes, yüksek dey. adam evladı, ağa oğlu, bey oğlu, helal süt emmiş, insan evladı, kişi oğlu, soylu kişi, soyu sopu belli, sütü temiz karş. avam, soysuz ? başkan, dürüst, kibar, şehzade
soylu aile i. hanedan
soylular i. aristokrasi
soyluluk i. asalet, asillik, asilzadelik, kerem, kişizadelik, saygıdeğerlik, saygınlık, şövalyelik, ululuk, ulviyet, yücelik karş. soysuzluk
soymak f. aşırmak, çalmak, çarpmak, çırpmak, dolandırmak, gasbetmek, hırsızlamak, hırsızlık etmek, soygun yapmak, talan etmek, vurgun vurmak, vurmak, yağma etmek, yağmalamak, yemek, yol kesmek dey. alıp kaçmak, aşıremento etmek, baş parmağını bükmek, cebellezi etmek, cebine indirmek, çamura yatmak, çalıp çırpmak, deve yapmak, dilenci çanağından para çalmak, el uzatmak, fırıldak çevirmek, gelberi etmek, gözden sürmeyi çalmak/çekmek, hakkını yemek, hak yemek, haraca bağlamak/kesmek, haracını yemek, haraç almak, haram yemek, hasır etmek, iç etmek, iyi etmek, kafese koymak, kalk gidelim yapmak, kilometre açmak, makas yapmak, para sızdırmak, parasını almak, rüşvet almak, soyup soğana çevirmek, tulum çıkarmak, vurgun vurmak, yol kesmek, yol vurmak, zimmetine geçirmek, zula etmek ? aldatmak, yağmalamak
soysuz s. adi, ahlaksız, alçak, arlanmaz, arsız, bayağı, bozguncu, cibilliyetsiz, dejenere, densiz, faziletsiz, habis, hain, hayasız, haysiyetsiz, iffetsiz, kepaze, namert, namussuz, onursuz, perdesiz, pespaye, rezil, rüsva, seciyesiz, sefih, sıkılmaz, sıyrık, şerefsiz, tapon, tıynetsiz, utanmaz, yezit, yoz, yozlaşmış, yüzsüz karş. fazıl
soysuzlaşma i. iniş
soysuzlaşmak f. alçalmak, bozulmak, çökmek, gerilemek, laçkalaşmak, sönmek, yozlaşmak karş. gelişmek
soysuzlaşmış s. yoz
soysuzluk i. kahpelik
soytarı s. acayip, alçak, espritüel, garip, güldürücü, gülünç, kaşmer, kepaze, komedyacı, komik, maskara, palyaço, paskal, pusatçı, sunucu, şovmen, vantrilok, taklitçi karş. ağır başlı ? dalkavuk, gülünç, konuşkan, meddah, oyuncu, şakacı
soytarılık i. kaşmerlik, maskaralık
soyulmak f. çaldırmak, sıyrılmak
soyunmak f. atılmak, başlamak, bulaşmak, çıkarmak, çıplaklaşmak, davranmak, girişmek, girmek, kalkışmak, kalkmak, koyulmak, meyletmek, özenmek, sıvanmak, tutmak, yeltenmek, yumulmak dey. açılıp saçılmak, anadan doğma olmak, bir don bir gömlek kalmak, el atmak, elbiselerini çıkarmak, giysilerini çıkarmak, striptiz yapmak, soyunup dökünmek, üryan olmak, üstündekileri atmak/çıkarmak karş. giyinmek, vazgeçmek
soyunuk s. cavlak, cıbıl, cıbıldak, çıplak, daltaban, dekolte, dımdızlak, elbisesiz, kelek, nü, sivil, üryan, yalın, yalınayak, yalıncak dey. adem baba gibi, anadan doğma, çırıl çıplak, don gömlek, giysileri olmadan, göğüs bağır açık karş. giyinik
soyut s. abstre, duygusal, farazi, göksel, içlek, kavramsal, manevi, platonik, romantik, ruhani, ruhi, ruhsal, sanal, tahmini, tinsel dey. anlaşılması güç, kavranması güç karş. somut
soyutlama i. tecrit
soyutlamak f. ayırmak, ayırt etmek, tecrit etmek, yalıtmak dey. ayrı tutmak, izole etmek, tecrit etmek
soyzade s. kerim, kont, soylu
sökememek f. başarmamak
sökmek f. ayırmak, çıkarmak götürmek dey. çekip çıkarmak, demonte etmek, parçalara ayırmak karş. takmak
sökülememek f. anlaşılmamak
sökülmek f. açılmak, çıkagelmek, eskimek, gözükmek, saçaklanmak, uğramak, yıpranmak, yoklamak dey. sökün etmek, ziyaret etmek
sökün etmek f. çıkagelmek, gelmek, gözükmek, uğramak, yoklamak
sömestr i. dönem
sömürge i. dominyon, koloni, müstemleke
sömürgen s. sömürücü
sömürmek f. emmek, faydalanmak, geçinmek, istifade etmek, istismar etmek, işletmek, kullanmak, sağmak, sebeplenmek, yararlanmak, yemek, ziftlenmek dey. atlama taşı yapmak, avanta etmek, basamak yapmak, beleşe konmak, çıkar sağlamak, eme eme iliğini kurutmak, eziyet etmek, fayda sağlamak, gelir sağlamak, haraç yemek, iliğini kemirmek, iliğini/kemiğini kurutmak, istifade etmek, istismar etmek, kan emmek, kanını emmek, kâr etmek, menfaat sağlamak, rahatsız etmek, sıkıntı vermek, tadını çıkarmak, yarar sağlamak
sömürücü s. çıkarcı, istismarcı, sömürgen karş. diğerkam
sönme i. iniş
sönmek f. alçalmak, bitmek, buruşmak, cıvımak, çökmek, çözülmek, dinmek, durgunlaşmak, durmak, durulmak, erimek, geçmek, gerilemek, gevşemek, kapanmak, kesilmek, laçkalaşmak, limanlamak, mayışmak, pelteleşmek, porsumak, pörsümek, sakinleşmek, solmak, soysuzlaşmak, sölpümek, sünmek, yatışmak, yumuşamak dey. önemini yitirmek, parlaklığını yitirmek karş. azmak
sönük s. cansız, cılız, dingin, donuk, durağan, durgun, fersiz, gevşek, güçsüz, hareketsiz, kımıltısız, laçka, mat, ölgün, ölü, parıltısız, renksiz, sakin, soluk, şansız, şenliksiz, zayıf karş. canlı
sönümsüz s. durur, kalıcı, köklü, kronik, ölmez, ölümsüz, payidar, sonsuz, tükenmez
sönüş i. iniş
sör i. rahibe
sövgü i. küfür, papara, paylama, sövme, zılgıt dey. açık saçık sözler
sövme i. çıkışma, hakaret, paylama, paylamak, sövgü, zılgıt
sövmek i. azarlamak, donatmak, giydirmek, ilenmek, kahretmek, küfretmek, lanetlemek, süslemek dey. açık saçık konuşmak, ağız dolusu küfretmek/sövmek, ağza alınmaz sözler söylemek, ağzını açıp gözünü yummak, ağzını açmak, ağzını bozmak, altını üstünü bırakmamak, ana avrat asfaltta dümdüz gitmek, baklayı ağzından çıkarmak, bayramlık ağzını açmak, ceddine okumak, defteri kebirinden okumak, dekolte konuşmak, densiz sözler söylemek, geçmişine okumak, geçmişini/geçmişlerini karıştırmak, içinden okumak, istifinden başlamak, kalayı basmak/çekmek/sallamak, kantarlı atmak, kantarlıyı basmak/savurmak, künyesini okumak karş. iltifat etmek, övmek,yüceltmek ? açık sacık, azarlamak, ilenmek, paylamak, yermek
sövüşlemek f. dolandırmak
söyleme f. duyurma, nakil, sohbet
söylemek f. açıklamak, anlatmak, atmak, bahsetmek, belirtmek, bildirmek, curnal etmek, değinmek, demek, dokunmak, gammazlamak, ısmarlamak, ihbar etmek, iletmek, inandırmak, ispiyonlamak, jurnal etmek, nakletmek, rapor etmek, sarfetmek, sayıklamak, sipariş etmek, sır vermek, söz etmek, yumurtlamak, zikretmek dey. a'dan z'ye anlatmak, açık konuşmak/söylemek, adını çıkarmak, ağzına almak, ağzından düşürmemek, bahis açmak, baklayı ağzından/ağzından baklayı çıkarmak, bilgi vermek, bir sürü lafın belini bükmek, bokluca bülbül gibi ötmek, bülbül gibi okumak, çene yormak, dağarcığındakini çıkarmak, dem vurmak, derdini açmak, dert dökmek, destan yazmak, dil ucunda dolaşmak, dile dolanmak, dile getirmek, dili çözülmek, dilinden düşürmemek, dilini düdük etmek, dilinin altındaki baklayı çıkarmak, diliyle sokmak, gazel okumak/söylemek, haber vermek, ileri/öne sürmek, ip ucu vermek, irisini ipe ufağını çöpe dizmek, itiraf etmek, izah etmek, izahat vermek, kesin kes cevap vermek, kulağına fısıldamak, kutunun kapağını açmak, lafını etmek, ortaya atmak, söz etmek, sözünü etmek, sözünü sakınmamak, teklif etmek, temas etmek, yekten demek
söylence i. destan, efsane, epope, fabl, fıkra, hikaye, kıssa, masal, menkıbe, mit, olay, öykü, roman
söylence i. efsane
söyleniş i. aksan, sesletim, söyleyiş, telaffuz
söylenme i. dırdır, sızıltı, sızlanma, yakınma
söylenmek f. anlatılmak, dırdırlanmak, dırlamak, hırçınlanmak, hırlamak, hırlanmak, homurdanmak, huysuzlanmak, konuşmak, mırıldanmak, mızmızlanmak, nakledilmek, rivayet olunmak, somurdanmak, terslemek, terslenmek, vırıldamak,vırıldanmak, vırlamak, vızlamak, zırlamak, zırıldamak dey. abdestini vermek/donatmak, adı çıkmak, adı kalmak, adı karışmak, ağızdan ağıza yayılmak, atıp tutmak, baş ağrıtmak, başının etini yemek, cart curt etmek/ötmek, çay semaveri gibi yerinde fokurdamak, dır dır etmek/söylenmek, dırıltı etmek, dilde gezmek, dilden dile düşmek, dillere destan olmak, fankfink etmek, ham hum etmek, ileri geri konuşmak, ileri geri laflar etmek, kafa ağrıtmak/ütülemek, mır mır etmek, rivayet olunmak, söylemediğini bırakmamak, söylemedik söz bırakmamak, şayi olmak, topa tutmak, verip veriştirmek, vıdı vıdı/vır vır etmek, yaygın söylenti, zart zurt etmek karş. susmak ? konuşmak, yakınmak
söylenti i. çekiştirme, dedikodu, fısıltı, fiskos, iftira, lakırdı, rivayet, şayia, tevatür
söyleşi i. görüşme, hasbıhal, hoşbeş, konferans, konuşma, mülakat, röportaj, sohbet, soruşturma
söyleşme i. bahis, fiskos, hasbıhal, konuşma
söyleşmek f. danışmak, dertleşmek, fısıldaşmak, görüşmek, halleşmek, konuşmak, laflamak, muhabbet etmek, sohbet etmek dey. ahbaplık etmek, akıl danışmak, bir çift laf etmek, çene çalmak, diyalog kurmak, hasbıhal etmek, hoşbeş etmek, iki çift söz etmek, iki laf etmek, iki satır laf etmek/konuşmak, istişare etmek, muhabbet etmek, mükaleme yapmak, mülakat yapmak, sohbet etmek, söyleşi yapmak, yarenlik etmek karş. susmak
söylev i. hitabe, hitabet, konferans, konuşma, nutuk, vaaz
söz i. ant, atasözü, ayet, beyan, beyit, cümle, cümlecik, deyim, deyiş, diyecek, dize, ek, güfte, hadis, harf, hece, ibare, ifade, kavil, kelam, kelime, kök, laf, lakırdı, lügat, metin, mısra, nakarat, özdeyiş, parola, satır, sav, slogan, sözcük, şayia, tabir, terim, terminoloji, tümce, vecize dey. acı dil, atalar sözü, dünya kelamı, iki çift laf ? bildiri, konuşma, sözlük
söz almak f. bağlamak
söz dinlemek f. inanmak, onaylamak, tanımak, uymak, yanaşmak dey. baş eğmek, boyun kırmak, icabet etmek, itaat etmek, kabul etmek, muvafakat etmek, razı olmak, rıza göstermek, riayet etmek karş. yadsımak
söz etme i. değinme
söz etmek f. bahsetmek, değinmek, dokunmak, iftira etmek, lakırdı etmek, söylemek, zikretmek dey. adını anmak, ağzına almak, ağzından düşürmemek, arkadan söylemek, dedikodu çıkarmak, dedikodusunu yapmak, dem vurmak, dil uzatmak, laf etmek, lafını etmek, lakırdı etmek, sözünü etmek, temas etmek
söz taşıyıcı i. casus, curnalci, fitneci, jurnalcı, muhbir, müzevir
söz varlığı i. dağarcık
söz vermek f. ant içmek, ikrar vermek, kesem etmek, şart etmek, vaat etmek
sözbirliği i. ağızbirliği, anlaşma, işbirliği
sözcük i. kelam, kelime, lakırdı, lügat, söz
sözde i. görünürde, görünüşte, güya, mahsustan, sanki, sözümona, şakacıktan, şakadan, şeklen, yalandan, zahiren dey. görünüşe göre, sözüm ona karş. doğru, gerçek, gerçekten, özde ? sahte, yalan, yapay
sözgelimi i. faraza, mesela, örneğin, sözgelişi, temsil, temsili, misal, yani dey. başka bir deyişle, diyelim ki, farz edelim ki, sayalım ki, söz temsili, sözün kısası, tabiri caizse, tutalım ki, tut ki, uzun lafın kısası
sözgelişi z. faraza, sözgelimi, sözgelişi dey. başka bir deyişle, diyelim ki, farz edelim ki, sayalım ki, söz temsili, sözün kısası, tabiri caizse, tutalım ki, tut ki, uzun lafın kısası
sözgü i. çıkışma
sözleşme i. akit, anlaşma, bağıt, ittihat, kontrat, misak, mukavele, protokol, şartname, taahhüt
sözleşme yapmak f. bağlamak
sözleşmek f. anlaşmak, randevulaşmak dey. birbirine karşılıklı söz vermek, birlikte kararlaştırmak, ikrar vermek, söz birliği etmek, söz kesmek, söz vermek karş. itilafa düşmek, kavilleşmek, şartlaşmak
sözleşmeli s. akitli, kontratlı, mukaveleli
sözlü s. canan, maşuk, maşuka, nisevgili, şanlı, yavuklu; şifahi karş. yazılı
sözlük i. ansiklopedi, diksiyoner, lügat, lügatçe ? söz
sözümona i. görünürde, görünüşte, güya, sanki, sözde, sureta, şeklen, yalandan, zahiren
sözün kısası i. hâsılı
sözünde durmamak f. bırakmak, bozmak, caymak, çekilmek, dönmek, feshetmek, mızıklanmak karş. direnmek, sözünde durmak
spagetti i. makarna
spektrum i. tayf
spekülasyon i. karaborsa, kurgu, vurguncu
spekülasyoncu i. istifçi, stokçu, vurguncu
spekülatör i. banker, istifçi, karaborsacı, stokçu, vurguncu, vurguncu
sperma i. bel, meni, tohum
spesifikasyon i. hususiyet
spesyalist i. uzman
spesyalite i. hususiyet, karakteristik
spiker i. hatip, konuşkan, sunucu takdimci
spiral s. güvence, yılankavi
spor i. antrenman, belleme, cimnastik, eğlence, idman, jimnastik, kültürfizik
spor toto i. lotarya, piyango
sprey i. püskürtücü
stad i. alan, saha
stadyum i. alan, saha, stat
staj i. alıştırma, antrenman, çalışma, deneyim, egzersiz, eğitim, hazırlık, kurs, manevra, öğrenim, öğretim, pratik, talim, tatbikat, tecrübe, uygulama
stajyer i. çırak, çolpa, çömez, kıdemsiz, kuş, mürit, öğrenci, toy
standart i. prototip, tekbiçim karş. sıra dışı
star i. aktör, aktris, artist, oyuncu, solist, yıldız
stat i. arena, saha, stadyum
statik i. duruk, durağan, hareketsiz, sabit karş. dinamik
statü i. durum, düzey, mertebe, seviye, statüko
statüko i. durum, pozisyon, statü
step i. bayır, bor, bozkır, çorak, çöl, çöllük, istep, kepir, kıraç, kuru, sahra, tundra karş. bitek topraklar
steril s. hadım, iğdiş, kısır, pastorize
sterilize edilmiş s. pastorize
sterilize etmek f. temizlemek
stil i. anlatım, biçim, erkan, fason, metot, mezhep, racon, sistem, suret, şekil, tarz, teknik, tutum, usul, üslup, vecih, yol, yordam, yöntem, zago
stok etmek f. depolamak, derlemek, dermek, istiflemek, stoklamak, toparlamak, toplamak, yerleştirmek, yığmak
stokçu i., s. istifçi, karaborsacı, spekülasyoncu, spekülatör, vurguncu
stokçuluk i. karaborsa
stoklamak f. stok etmek
stop etmek f. kesilmek
strateji i. davranış, hazırlanma, hazırlık, taktik, yaklaşım ? tutum, yöntem
stratosfer i. sonsuzluk
stres i. basınç, gerilim, tatsızlık, travma
strüktür i. yapı
stüdyo i. atelye, imalathane, işlik, işyeri, platform, set, yapımevi
su i. ab, abıhayat, akar, akarsu, akıcı, akışkan, çirkef, dantel, defa, eriyik, fisto, içecek, ırmak, likit, özsu, seyyal, sıvı, solüsyon, suyuk ? sıvı, sulama
su baskını i. taşkın
su kaynağı i. göze
su kıyısı i. plaj, rıhtım, sahil, yalpak, yar, yalıyar
su verilmek f. sulanmak
su yolu i. ark, filigran, işlemeli şerit, kanal, oluk, sutaşı, yol
sual i. sorgu, sorma, soru, yoklama
sual etmek f. sorgulamak, sormak, soruşturmak
subay i. asker, assubay, cengaver, komutan, kumandan, savaşçı, zabit
suç i. ayıp, bozukluk, cürüm, gaf, günah, hata, ihanet, kabahat, kötülük, kusur, taksirat, töhmet, vebal, yaralama, yazık, zina dey. affedilmez kabahat, cürmü meşhut, etek pisliği/kiri, ırza geçme/tecavüz, kirli çamaşır, kurt yeniği, yılan kemiği karş. sevap ? cinayet, dalavere, dövme, kusur, saldırı
suç yüklemek f. çirkinsemek
suçlama i. töhmet
suçlamak f. batırmak, beğenmemek, çirkinsemek, hicvetmek, ıslıklamak, itham etmek, karalamak, kınamak, kötülemek, kritik etmek, taşlamak, töhmetlendirmek, yermek, yuhalamak, yüzlemek, zemmetmek dey. çamur atmak/sıvamak, (ellerin) günahını almak, iftira atmak, kabahatli görmek, kabahat yüklemek, kara çalmak, kulp takmak, kusur bulmak, samur kürkü birinin sırtına geçirmek, suç atmak, töhmet altında bırakmak, üste çıkmak, üste atmak, üzerine atmak, yerin dibine batırmak, yuf borusu çalmak, yuha çekmek, yuhaya tutmak karş. alkışlamak
suçlar i. taksirat
suçlu s. arızalı, ayıplı, bozuk, cehennemlik, çürük, damgalı, defolu, eksikli, gözaltında, günahkar, günahlı, hapis, hatalı, hükümlü, idamlık, illetli, kabahatli, kalebent, korsan, kusurlu, mahkûm, mahpus, mahsurlu, özürlü, şaibeli, şaki, töhmetli, yazıklı, zanlı dey. cehennem kütüğü, özrü kabahatından büyük, suç ortağı karş. günahsız, masum, suçsuz ? düzenci, katil, sabıkalı, serseri, tutuklu
suçlu görmek f. çirkinsemek
suçluluk i. günah
suçsuz s. bigünah, bozulmamış, günahsız, hatasız, kabahatsiz, kusursuz, masum, saf, temiz dey. gökten zembille inmiş, sarmısak/soğan yemedim ki ağzım koksun karş. suçlu
suçsuz masum
sudan i. çırpıştırma, dikkatsiz, entipüften, fütursuz, gelişigüzel, itinasız, lalettayin, önemsiz, özensiz, rasgele, şişirme, şişirmece, yalandan, yüzeysel karş. itinalı
suikast i. baltalama, cana kıyma, cinayet, imha, jenosit, kapan, kıyım, recm, sabotaj, soykırımı, terörizm, tuzak
suikast yapmak f. aksatmak, alıkoymak, baltalamak, çelmelemek, döndürmek, durdurmak, engellemek, frenlemek, güçleştirmek, kesmek, kösteklemek, menetmek, önlemek, zorlaştırmak karş. desteklemek
suikast yapmak f. öldürmek
suikastçı s. anarşist, asi, bozguncu, isyancı, kışkırtıcı, komplocu, kundakçı, sabotajcı, tedhişçi, terörist, yıkıcı
suikastçilik i. terörizm
suistimal i. al, aldatmaca, dalavere, desise, dolan, dolap, düzen, entrika, hırsızlık, hile, kaçakçılık, kurnazlık, manevra, oyun, rüşvet, sahtekarlık, şaşırtmaca, soygunculuk, şeytanlık, tertip, vurgun, vurgunculuk, yaldız, yolsuzluk, yutturmaca dey. görevi kötüye kullanma, kötüye kullanma, zemzem kuyusunu pisleme
suistimalci i. düzenci, haraçcı, sahteci, şantajcı, şarlatan, tertipçi karş. doğruluk
sukûnet i. sakinlik
sukut i. çökme, çöküş, sabır, yığılma, yuvarlanma
sukut etmek f. çakılmak, düşmek, yığılmak, yuvarlanmak
sukuti s. ketum
sukutilik i. suskunluk
sulak s. bereketli, bitek
sulama i. ıslatma, nemlendirme
sulamak f. ıslatmak, işemek dey. bıyık burmak, gözleri dolmak, gözleri yaşarmak, su verilmek
sulandırılmış s. sulu
sulanmak f. ıslanmak, incelmek, nemlenmek, yaşarmak
sularında z. adeta, arası, bayağı, civarında, dolaylarında, enikonu, kabataslak, kadar, neredeyse, tahminen, tahmini, takriben, takribi, yaklaşık dey. aşağı yukarı, hemen hemen, şöyle böyle, toparlak hesap, üç aşağı beş yukarı, yuvarlak hesap
sulh i. ateşkes, barış, mütareke, silahsızlanma, sulh sükun, uyuşma, uzlaşma, yumuşama karş. çatışma
sulh olmak f. anlaşmak, bağlaşmak, barışmak, kavilleşmek, uyuşmak, uzlaşmak karş. çatışmak
sulhçu i. ağızsız, barışçı, barışçıl, barışsever, halim, itaatkar, mazlum, munis, mülayim, sakin, sessiz, sinirsiz, uysal, yumuşak karş. sert
sulhperver s. ağızsız, barışçı, halim, munis, mülayim
sulhsever s. mazlum, sinirsiz, uysal
sulp i. katı, susuz, zürriyet zürriyet
sulta i. fors, iktidar, izzet, kudret, kuvvet, mecal, nüfuz, yeğinlik
sultan i. başbuğ, başkan, çar, derebeyi, emir, hakan, hakim, han, hükümdar, hünkar, ilhan, imparator, imrapatoriçe, kağan, kayzer, konsül, kral, kraliçe, melik, melike, mihrace, mikado, padişah, şah
sultanım ü. cancağızım, canım, hayatım, ruhum, sevdiceğim
sultani i. lise, mektep, okul
sultanlık i. bayındırlık, baysallık, bereket, bolluk, dirlik, ergi, erinç, gönenç, hakanlık, hükümdarlık, mazhariyet, padişahlık, saltanat, zenginlik karş. üzgü
sulu s. akıcı, cıvık, laubali, likit, maskara, münasebetsiz, seyyal, sıvı, sulandırılmış, teklifsiz dey. cambul cumbul, içli dışlı, senli benli, sıkı fıkı, şerrine lanet, vıcık vıcık, yüz göz karş. teklifli
suluk i. bardak, gusülhane, kadeh, kase, kurna, yıkanma yeri
sulukuleli i. çingene
sulusepken i. kar, yağmur
sungu i. armağan, hediye, peşkeş
suni s. düzme, imitasyon, kalp, sahte, sentetik, taklit, takma, yapay, yapma, yapmacık, yapmacıklı
sunma i. arz, ikram, ithaf, takdim, transfer
sunmak f. ağırlamak, aktarmak, bahşetmek, bildirmek, devretmek, ihsan etmek, ikram etmek, konuklamak, lütfetmek, tanıştırmak, tanıtmak, vermek dey. armağan etmek, helal etmek, hibe etmek, ikram etmek, itibar etmek, konuk etmek, peşkeş çekmek, saygı göstermek, takdim etmek
sunturlu s. adamakıllı, alabildiğine, enikonu, gayet, gayretle, güzelce, hakkıyla, iyice, kıyasıya, öyle, öylesine, yaman, ziyadesiyle karş. gelişigüzel
sunu i. andaç, arz, ikram, konuklamak
sunucu i. spiker, soytarı, takdimci
sunulmak f. tanıştırılmak, tanıtılmak, tutulmak
sunuş i. arz, girişlik, mahsul, maruzat
supap i. kapak, tampon, tıkaç, tıpa
sur i. burç, duvar, fırsat, hisar, istihkam, kader, kale, kalkan, kermen, kırman, korunak, kurgan, metris, mukadderat, sığınak, siper, şans, şato, zırh
surat i. beniz, bet, çehre, fizyonomi, sıfat, sima, suret, vecih, yüz
suratlı s. asabi, celalli, gazaplı, hırslı, hırçın, hiddetli, huysuz, kızgın, kızmış, öfkeli, sinirli, somurtmuş karş. güleç
suratsız s. abus, aksi, çirkin, kızgın, somurtkan, şekilsiz, ters, ucube, umacı gibi dey. asabı bozuk, asık suratlı, ateş kesilmiş, barut gibi, bed suratlı, bir karış surat, burnundan/suratından/yüzünden düşen bir parça, çatık çehreli, çehre züğürdü, ekşi yüzlü, limoni çehre, surat düşkünü, surat değil mahkeme duvarı, suratı asık karş. güleç
suret i. biçim, dış görünüş, dışyüz, duruş, endam, erkan, esas, form, görkem, görünüm, görünüş, gösteriş, heybet, kalıp, kılık, kisve, kıyafet, kopya, manzara, misal, nüsha, örnek, politika, sistem, stil, surat, şekil, tarz, teknik, üslup, yol, yöntem, zevahir
sureta z. güya, sözümona, yalandan
susak i. bardak, kadeh
susama i. hararet
susamak f. arzulamak, dilemek, gıpta etmek, heveslenmek, ısmarlamak, imrenmek, istemek, özlemek, yakarmak, yalvarmak, yanmak dey. arzu duymak/etmek, arzuya kapılmak, boğazı kurumak, boğazı kötü tutuşmak/yanmak, can atmak, canı çekmek, canı istemek, damağı kurumak, dili damağı kurumak/damağına yapışmak, gıpta etmek, göz dikmek, göz koymak, gözü olmak, içi yanmak, içi gitmek, içinden doğmak, içinden gelmek, içi titremek, ihtirasa kapılmak, ihtiras duymak, isteğe kapılmak, susuzluk çekmek/duymak, şehvete kapılmak, talip olmak, tamah etmek, temenni etmek karş. istememek
suskun s. az konuşan, ketum, sakin, sedasız, sessiz, suspus dey. ağzı sıkı, lakırdı ağzından dirhemle çıkmak, az konuşan karş. geveze
suskunlaşmak f. susmak
suskunluk i. ketumiyet, ketumluk, sessizlik karş. gevezelik
susma i. sükut
susmak f. kesmek, sakit olmak, ses etmemek, sessizleşmek, sükut etmek, suskunlaşmak, tınmamak dey. çenen kırılsın/kısılsın/tutulsun!, çeneni eşşek arısı soksun, çeneni tut! karş. bağırmak, demek, konuşmak, söylenmek ? dinmek
susmalık i. hakkısükut, sus payı, sükut hakkı
suspus s. pusmuş, sinmiş, suskun, susmuş karş. çenesi açılmış
susturmak f. bastırmak, mat etmek, yadsımak dey. ağzına bir kemik atmak, ağzına bir parmak bal çalmak, ağzını kapamak/tıkamak, ağzının payını vermek, boğazına kurşun akıtmak, borusuna ot tıkamak, cevabı oturtmak, cevabı yapıştırmak, çanına ot tıkamak, çenesini kapamak, çenesini kesmek, dilini bağlamak/kesmek, eşekten düşmüşe döndürmek, köpeğin ağzına kemik atmak, lafı/lakırdıyı ağzına tıkamak, mat etmek, önüne bir kemik atmak, pes dedirtmek/ettirmek, sözü ağzına/boğazına tıkamak, sözü ağzından almak, taşı gediğine koymak karş. konuşturmak, mat olmak ? bastırmak, rezil etmek, yadsımak, yenmek
susuz s. kuru, pek, pekişik, rutubetsiz, sert, sıkı, tıkız dey. kemik gibi, kerpiç gibi, kör kuyu, kösele gibi, taş gibi karş. yumuşacık
süfli s. âdi, aşağı, kılıksız, kıyafetsiz
sükûn i. barış, dinginlik, dirlik, düzen, erinç, ferahlık, gönenç, huzur, konfor, rahat, rahatlık, refah, sağlık, sevinç, tasasızlık karş. huzursuzluk
sükûn bulmak f. dinmek, durgunlaşmak, durmak, durulmak, geçmek, kesilmek, sakinleşmek, teskin olmak, yatışmak dey. teskin olmak karş. şiddetlenmek
sükunet i. barış, dinginlik, sabır, sefa, sessizlik, uyku
sükunetle z. ağır, ağırca, aheste, gizlice, hafifçe, hafiften, sessizce, sinsice, usulca, usulcacık, yavaşça, yavaşcacık, yavaştan dey. ağır ağır, ağır aksak, ağırdan ağıra, aheste aheste, çıt çıkarmadan, fıstıki makam, ığıl ığıl, inceden inceye, pes perdeden, sakin sakin, sessiz sedasız/sessiz, usul usul, yavaş yavaş
sükunetli s. sakin, sütliman
sükut i. konuşmama, sessizlik, susma karş. konuşma
sükut hakkı i. susmalık
sükut etmek f. gizlemek, saklamak, sessiz kalmak, susmak, sükutla geçiştirmek
sükuti s. sedasız
sülale i. aile, akraba, ata, cins, çeşit, döl, familya, hanedan, hısım, ırk, kan, kuşak, nesep, nesil, oba, ocak, soy, tohum, tür
sülaleden i. akraba
sümsük s. atıl, beceriksiz, bıkkın, cansız, eylemsiz, gayretsiz, gevşek, hımbıl, ihmalci, ilgisiz, külkedisi, lapacı, mıymıntı, mızmız, miskin, pasif, ruhsuz, savsak, silik, sünepe, tembel, tutuk, uyuntu, uyuşuk, uyuz, üşengeç, yavaş karş. atik
sümüklü s. kirli
sünepe s. alık, atıl, bezgin, bıkkın, cansız, çapacul, dağınık, derbeder, eylemsiz, gayretsiz, gevşek, harabati, hırpani, hımbıl, ihmalci, ilgisiz, kılıksız, kokmuş, külkedisi, mıymıntı, mızmız, miskin, pasif, pejmürde, perişan, pısırık, ruhsuz, savsak, silik, sümsük, sünepe, şansız, tembel, tutuk, uyuntu, uyuşuk, uyuz, üşengeç, yavaş, yordamsız, zibidi dey. ağır canlı, ağır ezgi/endam/fıstıkî makam, ağır kanlı, içi geçmiş, kılıksız kıyafetsiz, paçası bozuk/düşük karş. atik, kellifelli
sünepeleşmek f. çalışmamak, gevşemek, mızmızlanmak, miskinleşmek, pineklemek, sallanmak, uyuzlaşmak, üşenmek karş. gayrete gelmek
sünepelik i. meskenet, uyuzluk
sünepelik etmek miskinleşmek
sünger taşı raspa, törpü
süngü batırmak süngülemek
süngü i. bıçak
süngülemek f. boğazlamak, yaralamak
süngüleşmek f. boğuşmak, boğazlaşmak, cebelleşmek, dalaşmak, dövüşmek, kapışmak, savaşmak karş. barışmak
sünmek f. buruşmak, cıvımak, çözülmek, erimek, esnekliğini yitirmek, gevşemek, pelteleşmek, porsumak, pörsümek, salkımak, sarkmak, solmak, sönmek, yumuşamak karş. sertleşmek
sünmek f. gevşemek
sünnetlemek f. tüketmek
süper s. âlâ, birinci sınıf, en iyi, en üstün, en nitelikli, ekstra, esaslı, fevkalade, iyi, kalite, kaliteli, kusursuz, mükemmel, mümtaz, seçkin, seçme, üzerine yok, yetkin, yüksek karş. adi
süpermarket i. bakkal, dükkan, mağaza
süprüntü s. çerçöp, çöp, döküntü, kir, kül, moloz, toz, toz toprak
süpürmek f. bitirmek, fırçalamak, itmek, paklamak, sıyırmak, temizlemek, tüketmek, yararlanmak
süratle z. çabuk, yıldırım gibi
süratlendirmek f. çabuklaştırmak
süratlenmek f. çabuklaşmak
süratli s. acele, çabuk, doludizgin, dörtnala, eşkinli, fırtına gibi, hızlı, jet gibi, koşarak, seri, serian, şimşek gibi, tez, yollu dey. çakı gibi, dört nala, fırtına gibi, jet gibi, koşa koşa, koşar adım, pupa yelken, rüzgar gibi, şimşek gibi, tam yol, tozu dumana katmak, yellim yelalim, yel yeperek, yelken kürek karş. yavaş
süratsiz s. ağır, aheste, bati, savsak, yavaş, yolsuz karş. hızlı
sürçmek f. düşmek, kösteklenmek, sekmek, sendelemek, tekerlenmek, topallamak, tökezlemek, tökezlenmek, yalpalamak dey. ayağı dolaşmak/sürçmek/takılmak, dengesini yitirmek, dili sürçmek, düşeyazmak, sürç-ü lisan etmek
süre i. devir, devre, dönem, faz, mehil, mevsim, müddet, önel, periyot, sezon, vade, vakit, zaman
süreç i. değişim, mevsim, oluşum, periyod, proses ? aşama, dönem
süregelen s. baki, berdevam, bitimsiz, bitmeyen, bitmez, daim, daimi, devamlı, durur, ebedi, hudutsuz, kalıcı, kalımlı, kesiksiz, müebbed, nihayetsiz, ortadan kalkmayan, köklü, kronik, müzmin, ölmez, ömürlü, öncesiz, payidar, sınırsız, sonrasız, sonsuz, sonu olmayan, süreğen, sürüp giden, sürel, temelli, tükenmez, uzun, yok olmayan, zeval karş. gelip geçici
süregelmek f. olagelmek, sürmek dey. ardı arkası kesilmemek, ayakta kalmak, devam edegelmek, kaim olmak
süreğen s. baki, berdevam, bitimsiz, bitmeyen, bitmez, bitmez tükenmez, daim, daimi, devamlı, durur, ebedi, hudutsuz, kalıcı, kalımlı, kalkmayan, kesiksiz, kronik, köklü, limitsiz, müebbed, müzmin, nihayetsiz, ölmez, ölümsüz, ömürlü, payidar, sınırsız, sonrasız, sonsuz, sonu olmayan, süregelen, süren, tükenmez, zeval karş. bereketsiz
süreğenleşmek f. müzminleşmek, sürmek
sürekli s. aralıksız, arasız, ara vermeden, ardışık, boyuna, daima, daimi, devamlı, durmadan, durmaksızın, ebedi, ezeli, fasılasız, gedikli, istikrarlı, mütemadiyen, ölümsüz, sabah akşam, süresiz, sürgit, temelli dey. ara vermeksizin, arka arkaya, arkası kesilmeden, art arda, artsız aralıksız, çorap söküğü gibi, dolap beygiri, durup dinlenmeden, evvel ve ahir, gece gündüz demeden, geceli gündüzlü, ha babam, ha bre, har har, harıl harıl, üst üste karş. gelip geçici
süreklilik i. devam, idame, istikrar
süreksiz s. devamsız, eğreti, fani, geçeğen, geçici, mevsimlik, ölümlü, sonlu, zail dey. bugün var yarın yok, geceyi gündüze katarak, gelip geçici, ortadan kalkıveren, sürekli olmayan, yok olan
sürel s. bitimsiz, kronik, nihayetsiz, süregelen, zeval
süreli s. aralıklı, arızi, fasılalı, müddetli, periyodik
süreli yayın i. bülten, dergi, magazin, periyodik
süren s. süreğen
sürer s. durur, köklü, kronik, müzmin, ölmez, sonsuz, tükenmez
sürerek z. boyuna
süresince z. boyu, boyunca, içinde, içre, müddetle, süreyle, zarfında
süresiz s. ilelebet, müddetsiz, sonsuz, sürekli, sürgit karş. süreli
süreyle z. içinde, süresince, zarfında
sürgit z. aralıksız, arasız, ara vermeden, ardışık, boyuna, daim, daima, devamlı, durmadan, fasılasız, ilelebet, kesiksiz, kesintisiz, sürekli, süresiz karş. bazen
sürgit olmak sürmek
sürgü i. güvence, kilit
sürgülenmek f. yaralanmak
sürgün i. amel, dal, göç, göçmen, gözaltında, hapis, ishal, mahpus, muhacir, mülteci, tutuklu karş. kabız
sürgün etmek f. azletmek, kovmak, sınırdışı etmek dey. açığa çıkartmak, aforoz etmek, ayağını kaydırmak/kesmek, ihraç etmek, işine son vermek, işten çıkarmak, sürgüne göndermek, tart etmek, tezkeresini eline vermek, yakadan atmak, yakasından tutup atmak
sürgün vermek f. budaklanmak
sürme i. çekmece, dayanma, devam, is, kilit, rastık
sürmek f. almak, atmak, azletmek, çıkarmak, dayanmak, defetmek, değmek, devam etmek, dokunmak, gitmek, göndermek, ilişmek, işten atmak, itelemek, itip kakmak, itmek, izlemek, kaim olmak, kalmak, kazmak, kovmak, olagelmek, müzminleşmek, salmak, savmak, seyretmek, sınırdışı etmek, süregelmek, süreğenleşmek, sürgit olmak, tutmak, uzaklaştırmak, uzamak, uzanmak, yaşamak, zincirlemek dey. afişte kalmak, ardı arkası kesilmemek, art arda gelmek, ayakta kalmak, çorap söküğü gibi gelmek/gitmek/sökülmek, duvara çalmak, gavur orucu gibi uzamak, işine son vermek, işten çıkarmak, ocağı tütmek, sürgit olmak, sürüp gitmek, uzayıp gitmek, yara işlemek, yaşayıp gitmek, yılan hikayesine dönmek, yol vermek, yüz sürmek karş. bitmek ? yerleşmek
sürmelenmek f. makyaj yapmak
sürmenaj olmak f. bitmek, katılmak, kesilmek, şişmek, terlemek, tıkanmak, tükenmek, yıpranmak, yorulmak karş. dinlenmek
sürmenaj olmak f. yorulmak
sürpriz s. ani, beklenmedik, fevri, garip, olağandışı, şaşılası, şaşırtan, şaşırtıcı, tuhaf, umulmadık karş. olağan
sürprizle karşılaşmak f. afallamak, afallaşmak, alıklaşmak, apışmak, bakakalmak, şaşakalmak, şaşalamak, şaşırmak, şaşkınlaşmak, şaşmak karş. doğal karşılamak
sürtmek f. değdirmek, dokundurmak, dokunmak, dolanmak, dolaşmak, gezinmek, gezmek, ilişmek, tur atmak, turlamak dey. amaçsız dolaşmak, bastırarak geçirmek, başıboş dolaşmak, fır dönmek, gezip tozmak, kol vurmak, seyran etmek, tur atmak
sürtük s. âdi, ahlaksız, fahişe, iffetsiz, işsiz, serseri, şıllık, uçarı dey. belinden bağlı sokak süpürgesi, çat burada/orada çat kapı arkasında, göbeği sokakta kesilmiş/olmak, kaldırım kasırgası, kaldırım süprüntüsü/süpürgesi/yosması, kenarın dilberi, piyasaya düşmek, sokak süpürgesi
sürtüklük i. serserilik
sürtünmek f. aranmak, değmek, deli etmek, dokunmak, ellemek, ilişmek, kızdırmak, öfkelendirmek, sataşmak, sıyırıp geçmek, sürünmek, temas etmek, tutmak, yoklamak karş. değmemek, yatıştırmak
sürtüşme i. anlaşmazlık
sürtüşmek f. anlaşamamak, atışmak, bağdaşamamak, çatışmak, dalaşmak, didişmek, zıtlaşmak dey. gürültü çıkarmak, hır çıkarmak, kavga çıkarmak karş. bağdaşmak
sürur i. şenlik
sürü i. grup, güruh, mal
sürü sürü s. bereketli, bol, bol bol, çok dolgun, dolu, dolu dolu, fazlasıyla, gani, gümrah, gür, hayli, hesapsız, kabarık, külliyetli, verimli, yığınla karş. kıt
sürücü i. arabacı, kaptan, makinist, operatör, pilot, süvari, şoför, tayyareci, uçakçı, uçucu, vatman ? binici, emekçi
sürükleyici s. ilginç, ilgi uyandıran, ilgiyi sürdüren karş. sıkıcı
sürüklemek f. aparmak, götürmek, sevketmek dey. çeke çeke götürmek, çekerek götürmek, ite ite götürmek, iterek götürmek, peşine takmak
sürülmek f. bulaşmak, sıvışmak, sürünmek
sürüm i. revaç, tedavül
sürüncemede z. aksatmak, atıl
süründürmek f. aksatmak, güçlük çıkartmak, ihmal etmek, savsaklamak, uzatmak
sürünmek f. batmak, bulanmak, bulaşmak, çekmek, değmek, dilenmek, geçmek, iflah olmamak, ilişmek, kirlenmek, pislenmek, sefil olmak, sıçramak, sıvanmak, sıvaşmak, sıyırıp geçmek, sirayet etmek, sürtünmek, sürülmek karş. dokunmamak ? iflas etmek, mahvolmak, sıkılmak, üzülmek, züğürtlemek
sürüp sürüştürmek f. makyaj yapmak
sürüyle s. birçok, bol, bunca, çok, dolu, fazla, fazlasıyla, hayli, hesapsız, ibadullah, kabarık, külliyetli, nice, ölçüsüz, sayısız, tonla, yığınla, zengin, ziyade, ziyadesiyle dey. avuç avuç, az buz değil, bin bir, bir alay, bir dolu, bir hayli, bir nice, bir sürü, bir yığın, bol bol, çok çok, dolu dolu, dünya kadar, fazla fazla, fersah fersah, gani gani, hadsiz hesapsız, hadsiz hudutsuz, hatırı sayılır, hayliden hayliye, hesaba gelmez, ıklım tıklım, kıyamet kadar, kum gibi, nice nice karş. kıt
süs i. bezek, biblo, dantel, fisto, garnitür, mücevher, şatafat, takı, ziynet, ziynet eşyası dey. incik boncuk, süs eşyası, süs püs süslemek: allayıp pullamak, badana etmek, dayayıp döşemek, kaftan giydirmek, süs vermek, süsleyip püslemek, telleyip pullamak, yüzünü yazmak
süsleme i. donatım, fisto
süslemeci i. nakkaş
süslemek i. azarlamak, badana etmek, bağırmak, bezemek, boyamak, cilalamak, dekore etmek, donatmak, döşemek, duvaklamak, haşlamak, ışıklandırmak, küçüklemek, parlatmak, paylamak, pullamak, sövmek, tellemek, terslemek, varaklamak, yaldızlamak, yazmak ? düzenlemek, onarmak, süslenmek
süslenmek f. bezemek, boyamak, cilalamak, donatmak, döşemek, ışıklandırmak, makyaj yapmak, parlatmak dey. ağır giyinmek, allayıp pullamak, bakım yapmak, başını yapmak, boyacı küpüne dönmek, dayayıp döşemek, dekore etmek, dudaklarını boyamak, düzgün sürmek, giyinip kuşanmak, kınalar yakmak, kına sürünmek, kına yakınmak, saçını boyamak, saçını taramak, sürme çekmek, sürüp sürüştürmek, takıp takıştırmak ? süslemek
süslenmiş s. müzeyyen
süsletilmek f. donanmak
süsleyici s. dekoratif
süslü s. anıtsal, azametli, boyalı, cafcaflı, çarpıcı, debdebeli, fantezi, frapan, görkemli, gösterişli, haşmetli, heybetlli, ihtişamlı, işlemeli, kınalı, lüks, makyajlı, müzeyyen, nakışlı, olağanüstü, parlak, pırıl pırıl, renkli, rokoko, saltanatlı, şaşaalı, şahane, şatafatlı, şevketli, tantanalı, tumturaklı, yaldızlı dey. allı pullu, caf caflı, cici bici, cicili bicili, çapıtı gümüşlü, çıngıllı çavuş, dayalı döşeli, deli saraylı, güllü kukla, iki dirhem bir çekirdek, paskalya yumurtası gibi, süslü püslü, telli pullu karş. basit, sade, yalın ? kellifelli, muhteşem
süsmek f. çarpmak, vurmak
süssüz s. basit, dümdüz, düz, gösterişsiz, sade, saltanatsız, sapsade, şatafatsız, yalın karş. cicili bicili
süt i. içecek dey. akça pakça, ak pak, kar gibi, kaymak gibi, pamuk gibi, süt kırı
sütana i. ana, dadı
sütkardeş i. erkek kardeş, kardeş
sütlaç i. pelte
sütliman i. asude, baysal, durgun, gürültüsüz, olaysız, sakin, sessiz, sükunetli, şamatasız dey. çıt yok, pıt yok, ses seda yok, sessiz sedasız, tıs yok, süt dökmüş kedi gibi
sütliman olmak f. dinmek, durulmak, sakinleşmek, yatışmak dey. öfkesi geçmek, teskin olmak karş. şiddetlenmek
süvari i. atlı, atlı asker, binici, cokey, sipahi, sürücü karş. piyade
süveter i. hırka, kazak, triko, yün giysi
süzek i. elek, kalbur, kevgir, süzgeç
süzgeç i. elek, filtre, kalbur, kevgir, süzek, süzgü
süzgü i. elek, kalbur, kevgir, süzgeç
süzgün s. arık, cılız, çelimsiz, etsiz, ince, iskelet gibi, kavruk, kuru, nahif, sıska, zayıf karş. şişman
süzmek f. bakmak, damıtmak, kısırlaştırmak, taramak, temizlemek dey. bed bed bakmak, çiğ çiğ bakmak, göz banyosu yapmak, imbikten geçirmek, yukarıdan aşağı süzmek
süzülmek f. akmak, baygınlaşmak, bayılmak, cılızlaşmak, damlamak, erimek, girmek, gitmek, göç etmek, incelmek, kırıtmak, kurumak, mahmurlaşmak, naz etmek, nazlanmak, salınmak, sersemlemek, sızmak, uzaklaşmak, zayıflamak dey. avurdu avurduna geçmek, balmumu gibi erimek, bir deri bir kemik kalmak, boynu armut sapına dönmek, gölge şeklinde süzülmek, gözleri süzüm süzüm süzülmek, içi geçmek, iğne ipliğe dönmek, imbikten geçmek, kaburgaları sayılmak, kadidi çıkmak, kilo düşmek/vermek, sıskası çıkmak, süzüm süzüm süzülmek
şablon i. basmakalıp örnek, kanıksanmış örnek, klişe, model, patron
şad s. bahtiyar, güleç, hoşnut, kaygısız, kedersiz, keyifli, kıvanç içinde, kıvançlı, memnun, mesrur, mesut, mutlu, mütebessim, neşeli, ongun, sevinçli, şakrak, şatır, şen, şetaretli, tasasız karş. kederli
şad olmak f. ferahlamak, gönenmek, kaygısız, keyiflenmek, kıvanç duymak, kıvanmak, memnun olmak, mesrur olmak, mesut olmak, neşelenmek, rahatlamak, sevin duymak, sevinmek, zevklenmek
şadırvan i. çeşme, havuz, kaynak
şafak s. seher dey. gün ağarması, tan ağırtısı/kızıllığı/vakti
şah i. başkan, hükümdar, kağan, kral, padişah, sultan, şeyh dey. en güzel, en iyi, en üstün
şahadet i. ölüm, şahitlik, şehitlik, tanıklık, vefat
şahadet etmek f. şahitlik etmek, tanıklık etmek
şahadetname i. belge, bröve, diploma, icazetname, sertifika
şahadette bulunmak f. tanıklık etmek
şahane s. anıtsal, azametli, büyük, çarpıcı, frapan, görkemli, güzel, harika, harikulade, haşmetli, heybetli, ihtişamlı, kusursuz, lüks, muhteşem, mükemmel, nefis, olağanüstü, saltanatlı, süslü, şatafatlı, tantanalı, üstün nitelikli karş. aşağılık
şahbaz s. acar, atik, becerikli, çevik, becerikli, istidatlı, kabiliyetli, kahraman, marifetli, mert, muvaffak, yetenekli, yiğit, yürekli karş. beceriksiz, ödlek
şaheser s. baş yapıt, enfes, güzel, nefis
şahıs i. birey, biri, birisi, fert, insan, kes, kelle, kimse, kimsene, kişi, şahsiyet, zat
şahika i. baş, doruk, fevk, tepe, tepe noktası, uç, üst, üst noktası, zirve
şahit i. delil, kanıt, müşahade eden, müşahit, tanık
şahit olmak f. tanık olmak, tanıklık etmek
şahitlik i. şahadet, tanıklık dey. şahitlik etmek, tanıklık etmek, tanık olmak
şahitlik etmek f. şahadet etmek
şahlanmak f. coşmak, gayretlenmek, heyecanlanmak, hislenmek, kızışmak, kükremek dey. gayrete gelmek, kabına sığmamak, kanı kaynamak, şaha kalkmak, taşkınlık göstermek karş. süngüsü düşmek
şahmerdan i. balyoz, çekiç
şahsen z. asaleten, bizzat, gıyaben, kendi, kendiniz, kendisi, kişisel olarak, tanışmadan, uzaktan
şahsi s. hususi, kişisel, kişiye özgü, kişiyle ilgili, mahrem, özel, özlük, zati karş. kamu
şahsiyet i. benlik, bünye, cibilliyet, fert, haslet, hilkat, huy, karakter, kimse, kişi, kişilik, maya, meşrep, mizaç, nefis, seciye, şahıs, tabiat, tıynet, yaradılış, zat
şahsiyetli s. karakterli, kişilikli, şahsiyeti olan karş. şahsiyetsiz
şahsiyetsiz s. basit, basmakalıp, bayağı, beylik, gelişigüzel, harcıalem, karaktersiz, kişiliksiz, olağan, renksiz, ruhsuz, rutin, sıradan, silik, tıynetsiz karş. şahsiyetli
şaibe i. aksaklık, ayıp, bozukluk, eksiklik, falso, illet, kara, kir, kötülük, kusur, leke, noksan, noksanlık, özür, pislik, yüzkarası, zül karş. şecaat
şaibeli s. alçaltıcı, eksikli, kabahatli, kusurlu, lekeli, özürlü, suçlu, töhmetli, zanlı karş. marifetli, masum
şairane s. ozan gibi, ozansı, şair gibi, şiirsel, şiirsellikle karş. basmakalıp
şaka i. alay, azizlik, espri, istihza, latife, muziplik, nükte, şaklabanlık, takılganlık, takılma dey. azizlik yapmak, dalga geçmek, espri yapmak, latife etmek, makara geçmek, matrağa almak, matrak geçmek, maytap etmek, muziplik yapmak, numara yapmak, nükte yapmak, şaka yapmak, şaka söylemek, tiye almak karş. ciddiyet
şaka etmek f. alay etmek, takılmak karş. ciddi olmak
şaka yapmak f. rezil etmek, şakalaşmak, takılmak
şakacı s. alaycı, dalgacı, espritüel, komik, latifeci, maskara, matrakçı, mukallit, muzip, müstehzi, nükteci, nüktedan, şaklaban, şen, takılgan, taklitçi, tuzsuz karş. ağırbaşlı, ciddi ? cıvık, gülünç, konuşkan, soytarı, ukala
şakacıktan z. sözde, şakadan
şakadan z. mahsus, sözde, şakacıktan, şaka diye, takılmak için, yalandan karş. ciddi olarak
şakalaşmak f. latife etmek, şaka yapmak, takılmak karş. resmi davranmak
şakasız z. alay etmek, ciddi olarak, ciddiyetle, gerçekten, sahiden, şaka yapmadan
şakımak f. cıvıldamak, cıvıldaşmak, ötmek, şakramak, şarkı söylemek, terennüm etmek, yırlamak dey. bülbül gibi konuşmak/ötmek/söylemek, ezgili ses çıkarmak, şarkı söylemek, tatlı tatlı konuşmak karş. suspus olmak
şaki s. düzenbaz, düzenci, eşkiya, gangster, haraççı, harami, haydut, hırsız, hilebaz, hileci, kaçakçı, kalpazan, kapkaççı, korsan, madrabaz, sabıkalı, sahteci, soyguncu, suçlu, şantajcı, şikeci, tertipçi, terörist, uğru, vurguncu, yağmacı, yankesici
şakirt i. çömez, mürit, öğrenci
şakkadak z. şappadak
şaklaban s. alkışçı, dalkavuk, eğlendirici, espritüel, güldürücü, gülünç, kaşmer, komedyacı, komik, maskara, neşeli, şakacı, şakşakçı, şen, taklitçi karş. ağır
şaklabanlık i. alay, kaşmerlik, maskaralık, şaka
şaklama i. gürültü, patırtı
şaklatma i. atış
şakrak s. canlı, keyifli, mutlu, neşeli, sevinçli, şad, şatır, şen, tasasız dey. cıvıl cıvıl, hayat dolu, şen şakrak karş. hüzünlü
şakramak f. ötmek, şakımak, yırlamak
şakşakçı s. alkışçı, asalak, çığırtkan, dalkavuk, kasideci, koltukçu, pohpohçu, şaklaban, yağcı, yardakçı
şakşakçılık i. alkışlama
şakuli s. düşey
şal i. geniş atkı, kaşkol, mahrama
şale i. kulübe
şalter i. anahtar, düğme
şalvar i. pantolon
şamar i. darbe, sille, şaplak, tokat dey. beş kardeş/kardeşler, surata çarpmak
şamata i. bağrışma, curcuna, dağdağa, gürültü, hayhuy, hengâme, kıyamet, patırtı, takatuka, velvele dey. bağrıp çağırma, kalk borusu, ortalığı curcunaya vermek karş. sükunet
şamatacı s. boşboğaz, çaçaron, farfara, geveze, gürültücü, patırtıcı, velveleci, yaygaracı karş. sakin
şamatalı s. patırtılı
şamatasız s. sessiz, sütliman
şamdan i. lamba
şamil olmak kapsamak
şampiyon i. birinci
şampiyon olmak f. yenmek
şampiyona i. karşılaşma, kupa, maç, müsabaka, lig, şampiyonluk, turnuva, yarış, yarışma, zafer
şampiyonluk i. başarı, birincilik, rekortmenlik, muvaffakiyet, şampiyona, zafer karş. sonunculuk, yenilgi
şan i. ad, gösteriş, gösterişlilik, haşmet, ihtişam, isim, lakap, nam, san, şarkı, şöhret, ün, türkü, karş. sönüklük, şaibe, tanınmamışlık
şangırdama i. şıngırtı
şangırtı i. cayırtı, çangırtı, çatırtı, gümbürtü, gürültü, patırtı, şıngırtı
şangırtılı s. patırtılı
şanlı s. adlı, anılmış, azametli, bilinen, büyük, duyulmuş, heybetli, maruf, meşhur, namdar, namlı, sanlı, şöhretli, tanınmış, ulu, ünlü, yaygın, yüce dey. anlı sanlı/şanlı, dillere destan, nam almış/salmış, şan almış/salmış, ün salmış karş. alelade, silik, tanınmamış
şans i. baht, devran, felek, fırsat, kader, kısmet, mukadderat, nasip, olacak, olanak, sur, takdir, taksirat, talih, tecelli, uğur, yazgı, yazı, yom dey. alın yazısı, Allah yazısı, baht işi, feleğin işi, kadere kırkbeş, kara yazı, o bir düşeş, takdiri ilahi, talih kuşu, ya taht ya baht, zar düşeş oturmak
şans eseri z. bilmeyerek, dalgınlıkla, ezkaza, istemeyerek, kazara, rasgele, rastlantı eseri, rastlantıyla, tesadüfi dey. talihin cilvesi
şansız s. bilinmeyen, derbeder, duyulmamış, gösterişsiz, kılıksız, kıyafetsiz, mütevazı, pejmürde, sade, silik, sönük, sünepe, şöhretsiz, tanınmamış, ünü olmayan karş. kellifelli, şanslı, şaşaalı
şanslı s. bahtiyar, bahtlı, hayırlı, kademli, kısmetli, kutlu, meymenet, nasipli, talihli, uğurlu; alınyazısı, piyango, rastlantı, takdiri ilahi, yazgı, yıldız dey. ağaca çıksa pabucu yerde kalmaz, anası kadir gecesi doğurmuş (olmalı), bahtı açık olmak, çöpçatan çatma, dört ayak üstüne düşmek, düşeş atmak, talihi yaver gitmek, hayırlı kademli, kısmeti açık, talihi açık/var karş. şanssız, uğursuz
şanssız s. bahtsız, bedbaht, hayırsız, kademsiz, kısmetsiz, kutsuz, meşum, meymenetsiz, musibet, nasipsiz, netameli, şom, talihsiz, uğursuz, zavallı dey. ağzı kara, bahtı kara, baykuş gibi, devletsiz kelle, kara bahtlı, kara yazılı, kem gözlü, kısmeti bağlı, kısmeti kapalı, şansı yok, şom ağızlı, talihi yok, yıldızı düşük karş. bahtlı, uğurlu
şansızlık i. kambur dey. başının kara yazısı, felek bunu da çok gördü, pisi pisine, talih değil kör Salih
şanslı s. meymenetli, mübarek, nasipli, talihli, tekin, uğurlu
şanssız s. karayazılı, talihsiz, uğursuz
şantaj i. dalavere, gözdağı, korkutma, rüşvet, sindirme, tehdit, yıldırma dey. göz dağı vermek, tehdit etmek karş. desteklemek
şantaj yapmak f. tehdit etmek, yıldırmak karş. desteklemek
şantajcı s. ahlaksız, dolandırıcı, düzenci, entrikacı, haraççı, hırsız, korsan, soyguncu, suiistimalci, şaki, tehdit eden, yıldırıcı
şantiye i. imalathane, işlik, işyeri
şantör i. şarkıcı
şantöz i. hanende, şarkıcı
şap gibi s. lezzetsiz, tuzlu, zehir gibi karş. leziz
şapel i. kilise, manastır
şapırdama i. şapırtı
şapırdatmak f. şaplatmak
şapırtı i. gürültü, patırtı, şapırdama, şıpırtı
şapka i. başlık, bere, kasket, kep
şaplak i. dayak, kötek, sille, şamar, tokat
şaplatmak f. çarpmak, indirmek, şapırdatmak, vurmak, yapıştırmak
şappadak z. ansızın, pat diye, pattadak, şıp diye, şıppadak, zıngadak
şapşal s. akılsız, alık, allahlık, aptal, basiretsiz, beyinsiz, bön, budala, dağınık, derbeder, dikkatsiz, düzensiz, gafil, ihmalci, ihmalkar, intizamsız, kabiliyetsiz, kılıksız, marifetsiz, özensiz, pasaklı, rabıtasız, salak, sallapati, savruk, savsak, sersem, şaşkın, şavalak, tertipsiz, tutarsız, yordamsız karş. açıkgöz, titiz
şarabi s. al, bordo, kırmızı, kızıl, şarap rengi(nde), vişne çürüğü
şarampol i. ark, bent, çöküntü, çukur, çukurluk, düşüklük, girinti, hendek, set
şarap i. alkol, mey, müsait
şarapnel i. fişek, füze, mayın, mermi, torpil
şarıldama i. şırıltı
şarıldamak f. çağıldamak
şarıldayarak z. gürüldeyerek
şarıltı i. gürültü, şırıltı
şarıltılı s. gürüldeyerek
şarıltıyla z. gürüldeyerek
şarj i. doldurma, yükleme karş. boşaltma
şarj etmek f. doldurmak, yüklemek karş. boşaltmak
şark i. doğu
şarkı i. arya, balad, ezgi, gazel, ilahi, kanto, koçaklama, koro, koşma, marş, maya, melodi, müzik parçası, nağme, opera, operet, oratoryo, semai, senfoni, serenat, şan, türkü, yır, yiğitleme
şarkı söylemek f. şakımak dey. serenat yapmak, şarkı söylemek, teganni etmek, türkü çağırmak, türkü söylemek
şarkıcı i. alto, assolist, bariton, bas, gazelhan, hanende, icracı, kantocu, kontralto, korist, mezzosoprano, okuyucu, primadonna, sanatçı, sanatkar, solist, soprano, şantör, şantöz, tenor, türkücü ? besteci, çalgıcı, emekçi
şarküteri i. bakkal
şarlatan s. abartıcı, atıcı, batakçı, blöfçü, boşboğaz, carcar, cambaz, cerbezeli, dalavereci, dekbaz, demagog, dırdırcı, dolandırıcı, düzenbaz, düzenci, fırıldakçı, hilebaz, hileci, hokkabaz, konuşkan, külahçı, lafazan, madrabaz, mübalağacı, oyuncu, palavracı, sahteci, sahtekar, soyguncu, suiistimalci, tertipçi, tuzakçı, uydurukçu, yalancı, yaldızcı karş. doğrucu
şart s. cebri, çaresiz, çarnaçar, elzem, geçilmez, gerek, gerekli, kaçınılmaz, koşul, lazım, lüzumlu, mecburi, mübrem, mücbir, naçar, ortam, şerait, vacip, vasat, vazgeçilmez, zaruri, zecri, zorunlu karş. keyfi
şart etmek f. ant içmek, söz vermek
şartlamak f. temizlemek
şartlanmamış s. şartsız
şartlaşma i. anlaşma, kontrat, mukavale
şartlaşmak f. ahitleşmek, anlaşmak, antlaşmak, bağıtlaşmak, bağlaşmak, kavilleşmek, kıyışmak, sözleşmek, uyuşmak
şartlı s. bağlı, kayıtlı, koşullanmış, koşullu, şartlanmış karş. şartsız
şartname i. anlaşma, kontrat, mukavele, protokol, sözleşme
şartsız s. kayıtsız, koşulsuz, salt, saltık, şartlanmamış karş. şartlı
şason i. ayakkabı
şaşaa i. görkem, gösteriş, haşmet, ihtişam, şatafat, tantana, tumturak karş. sadelik
şaşaalı s. anıtsal, azametli, frapan, görkemli, gösterişli, haşmetli, heybetli, ihtişamlı, lüks, muhteşem, parıltılı, pırıltılı, saltanatlı, süslü, şatafatlı, tantanalı, tumturaklı dey. göz kamaştırıcı, parıl parıl, pırıl pırıl karş. alçakgönüllü, sönük
şaşakalmak f. afallamak, afallaşmak, alıklaşmak, apışmak, bakakalmak, hayret etmek, sarsılmak, sersemlemek, sürprizle karşılaşmak, şaşalamak, şaşırmak, şaşmak, tuhaf olmak dey. ağzı bir karış açık kalmak, aklı gitmek, apışıp kalmak, bir yaşına daha girmek, gözlerine inanamamak, hayret etmek, hayrete düşmek, hayrette kalmak, parmak ısırmak, pes demek, pusulayı şaşırmak, şok geçirmek, şaşırıp kalmak, sürprizle karşılaşmak, zihni karışmak karş. doğal karşılamak
şaşalamak f. hayret etmek, karıştırmak, sürprizle karşılaşmak, şaşakalmak, şaşırmak, tuhaf bulmak
şaşalı s. çarpıcı
şaşı s. malul, sakat dey. gözü kaymış, tebeşire peynir bakışlı, yan bakışlı
şaşılacak s. acayip, eksantrik, fevkalade, garip, görülmedik, şaşılası,
şaşılacak şey! ü. hayret!, yabansı
şaşılası s. acayip, duyulmamış, eksantrik, fevkalade, garip, mucizevi, sürpriz, şaşılacak, şaşırtan, şaşırtıcı dey. bakar ki ne baksın, hayret uyandıran, şaşılması gereken şey karş. olağan
şaşırmak i. afallamak, afallaşmak, alıklaşmak, aptallaşmak, bakakalmak, donakalmak, duraklamak, enayilenmek, enayileşmek, gaf yapmak, halt etmek, hata etmek, hayret etmek, irkilmek, karıştırmak, pot kırmak, sapıtmak, sersemlemek, sersemleşmek, sürprizle karşılaşmak, şaşakalmak, şaşalamak, şaşkınlaşmak, şaşmak, tuhaf bulmak, tuhaf olmak, tutulmak dey. adımları birbirine dolaşmak, aklı başından gitmek, Agobun kazı gibi bakmak, afal afal bakmak, ağzı açık kalmak, ağzı bir karış açık kalmak, aklı başından gitmek, aklı başında olmamak, aklı durmak, aklı gitmek, aklı karışmak, apışıp kalmak, aptala dönmek, ata et ite ot vermek, basireti bağlanmak, bet beniz gül gibi olmak, bet beniz kül kesilmek/gibi olmak, beti benzi kül kesilmek/olmak, beyninden vurulmuşa dönmek, bir gülüp bir ağlamak, bir hoş olmak, bir tuhaf olmak, bir yaşına daha girmek, boş bulunmak, bozuntuya uğramak, cin çarpmışa dönmek, çılgına dönmek, damdan düşen ite dönmek, değneksiz köre dönmek, dili dolaşmak/tutulmak, dilini ısırmak, dona/donup kalmak, donup kalmak, donunun bağı çözülmek, dudağını bükmek, dudağını ısırmak, ek bent olmak, el ayak titremek, el ovuşturmak, eli ağzında kalmak, eli ayağı buz kesilmek, eli ayağı dolaşmak, eli böğründe kalmak, eşekten düşmüş karpuza dönmek, eteği ayağına dolaşmak, feleği/feleğini şaşırmak, film koparmak, gözleri fal taşı gibi açılmak, gözlerine inanamamak, hayrete düşmek, iki ateş arasında kalmak, iki ayağı bir pabuca girmek, hayrette kalmak, hoşafın yağı kesilmek, kafası durmak, kafası karışmak, kalıp kesilmek, kan tutmak, kanı donmak, karar verememek, katır tepmişe dönmek, kıçı tavana vurmak, küçük dilini yutmak, lodos dalgasına uğramış gibi bocalamak, lokma boğazda kalmak, mahşer tilkisi gibi meydanda kalmak, nalına mıhına vurmak, nasıl davranacağını bilememek, neye uğradığını bilememek, nutku tutulmak, odanın ortasına saplanmak, ortada kalmak,parmağı ağzında kalmak, parmak ısırmak, pes demek, pusulayı şaşırmak, sağını solunu bilememek, salıyı çarşambayı kaybetmek, sudan çıkmış balığa dönmek, sürprizle karşılaşmak, şap gibi donmak/kalmak, şap kesilmek, şaşı olmak, şaşırıp kalmak, şaşkına dönmek, şok geçirmek, taaccüp etmek, taş kesilmek, tavan başına çökmek/yıkılmak, tebdili şaşmak, telaşa kapılmak, tezada düşmek, Türkçeyi kaybetmek, ucunu alta/altına kaçırmak, yaka ısırmak, yaptığını bilmemek, yıldırımla vurulmuşa dönmek, yolunu kaybetmek, yolunu sapıtmak/şaşırmak, zihni bulanmak/karışmak karş. doğal karşılamak, işi çözmek ? aldanmak, korkmak, telaşlanmak, yadırgamak
şaşırtan s. sürpriz, şaşılası, şaşırtıcı
şaşırtıcı s. ani, beklenmedik, çarpıcı, frapan, fevri, garip, görülmedik, mucizevi, olağandışı, orijinal, sürpriz, şaşılası, şaşırtan, tuhaf, umulmadık, yabansı dey. acayip işler, tavuklar kişner, çıldırmak işten değil, hayret uyandırıcı, tepeden inme karş. olağan
şaşırtıcılık i. orijinallik
şaşırtmaca f. alay, aldatmaca, dalavere, kapan, kurnazlık, matrak, mugalata, oyun, suiistimal, yanıltmaca, yutturmaca
şaşırtmak f. aldatmak dey. aklını başından almak, başında akıl bırakmamak, başını döndürmek, dehşete düşürmek, göz kamaştırmak, hayran bırakmak/etmek, haz vermek, hayranlık uyandırmak, iç açmak, iki ayağını bir pabuca koymak/sokmak, mest olmak, ram etmek, sarhoş etmek, şaşkına çevirmek teshir etmek, zevk vermek
şaşkın s. ahmak, akılsız, alık, Allahlık, aptal, bön, budala, düşüncesiz, ebleh, gafil, mankafa, salak, sersem, şapşal, şaşırmış dey. aklı başından gitmiş, aklı karışmış, camiye giren ite dönmüş, ne yapacağını bilemez durumda, parmağı ağzında, sap yiyip saman çıkarmış, sudan çıkmış balık gibi karş. cingöz
şaşkınlaşmak f. afallamak, hayret etmek, karıştırmak, sersemlemek, sürprizle karşılaşmak, şaşırmak
şaşkınlık i. bocalama dey. dehşete düşürmek, dona/donup kalmak, düğün değil bayram değil, gözleri/gözü kamaşmak, ne dese beğenirsin, salıyı çarşambayı kaybetmek
şaşmak f. afallamak, bakakalmak, garipsemek, hayret etmek, sersemlemek, sürprizle karşılaşmak, şaşakalmak, şaşırmak, şaşkın duruma gelmek dey. ağzı açık kalmak, başından aşağı soğuk/kaynar sular dökülmek, gözü faltaşı gibi açılmak, gözü/gözleri büyümek, hayret etmek, parmağı ağzında kalmak, pes etmek, şaşkınlığa düşmek karş. doğal karşılamak
şaşmaz s. açıkta, azimli, belirli, belli, değişmez, değiştirilemez, kati, kesin, malum, muayyen, mutlak, sabit, yanılmaz
şatafat i. alayiş, azamet, çalım, debdebe, görkem, gösteriş, ihtişam, lüks, saltanat, süs, şaşaa, tantana, tumturak karş. sadelik
şatafatlı s. anıtsal, azametli, cafcaflı, çarpıcı, debdebeli, frapan, görkemli, gösterişli, haşmetli, heybetli, ihtişamlı, muhteşem, mükellef, lüks, saltanatlı, süslü, şahane, şaşaalı, tantanalı, tumturaklı karş. alçakgönüllü, sade
şatafatsız s. alçakgönüllü, basit, düz, gösterişsiz, mütevazı, sade, süssüz, yalın karş. şatafatlı
şatır s. güleç, keyifli, kıvançlı, mutlu, neşeli, sevinçli, şad, şakrak, şen
şato i. kale, kasır, kâşane, kışla, konak, konut, kule, saray, sur, tahkimat
şavalak s. ahmak, budala, avanak, bön, budala, sersem, şapşal karş. açıkgöz
şavk i. aydınlık, ışık, ışıltı, ışıma, nur, parıltı, pırıltı, revnak, şua, yansıma, ziya
şayan s. değer, layık, mutabık, münasip, müstehak, sırasında, uygun, yakışır, yaraşır, yerinde, zamanında karş. hak etmeyen
şayet i. eğer, ola ki, olursa dey. ola ki, olur da, ne olur ne olmaz
şayia i. dedikodu, haber, iftira, lakırdı, rivayet, söylenti, söz dey. yaygın söylenti, yayılmış haber, yayılmış söz
şeametli s. hayırsız, kademsiz, kutsuz, meret, meşum, meymenetsiz, musibet, namübarek, netameli, nuhusetli, şom, uğursuz, yomsuz karş. uğurlu
şebek s. cıvık, çirkin, ucube, umacı gibi
şebeke i. ağ, hüviyet, iletişim örgüsü, kimlik, künye, örgüt, teşkilat
şebnem i. çiy, çiseleme, jale, kırağı, rahmet, yağmur
şecaat i. babayiğitlik, bahadırlık, baturluk, cesaret, cesurluk, kahramanlık, mertlik, metanet, moral, yılmazlık, yiğitlik, yürek, yüreklilik karş. ödleklik, şaibe
şecere i. aile, atalar, dedeler, dizi, ecdat, hanedan, hayat, kordon, kuyruk, nesep, seri, sıra, soy ağacı
şecereli i. aristokrat, asilzade, beyzade, cins, doğuşlu, kont, necip, soylu karş. soysuz
şeci s. alp, babayiğit, bahadır, batur, cesaretli, cesur, cüretli, kahraman, koç, koçak, koçyiğit, mert, serdengeçti, yiğit, yürekli karş. pısırık
şedit s. amansız, çetin, güçlü, kuvvetli, muktedir, şiddetli, yeğin, zorlu
şef i. amir, aşçı, baş, başkan, elebaşı, garson, idareci, kaptan, kolbaşı, lider, önder, reis, ser, sergerde, yönetici
şefaat i. arabulma, aracılık, delalet, hayır, ihsan, iyilik, kerem, lütuf, mutavassıt olma, mükafat, ricacılık, ricada bulunma, sevap, tavassut etme, vasıta olma dey. arabuluculuk etmek, aracılık etmek, çöpçatanlık etmek, delalet etmek, ricacı olmak, ricada bulunmak, tavassut etmek, vasıta olmak
şefaat etmek f. yardım etmek
şefaatçi i. arabulucu, aracı, çöpçatan, delalet eden, mutavassıt, ricacı, tavassut eden, vasıta, vasıta olan
şefaat etmek f. arabuluculuk etmek, aracılık etmek, çöpçatanlık etmek, delalet etmek, mutavassıt olmak, ricacı olmak, ricada bulunmak, tavassut etmek, vasıta olmak
şeffaf s. açık, saydam karş. mat
şefik s. duygulu, insaflı, insan, merhametli, mürüvvetli, müsamahakar, müşfik, rikkatli, sevecen, şefkatli dey. gönlü yufka, karınca ezmez/incitmez karş. gaddar
şefkat i. ihtisas, kalp, merhamet, muhabbet, rikkat, sevecenlik, sevgi, sevi dey. gönül bağı/belası/birliği/derdi/yarası, göz sevdası, kalp yarası, platonik aşk karş. acımasızlık
şefkatli s. candan, insaflı, insan, iyi kalpli, merhametli, mürüvvetli, müsamahakar, müşfik, rahim, rakik, rikkatli, sevecen, şefik dey. iyi kalpli, yufka yürekli karş. gaddar
şefkatsiz s. acımasız, acımaz, amansız, canavar, cebbar, düşkünezer, gaddar, gâvur, hain, haşin, hunhar, imansız, insafsız, kalpsiz, kırıcı, kıyıcı, merhametsiz, mürüvvetsiz, nemrut, sadist, tiran, vicdansız dey. katı/pek/taş yürekli, yüreği katı/pek karş. şefik
şehamet i. metanet, yürek, yüreklilik
şehevi s. şehvani
şehinşah i. başkan, hükümdar, kağan, kral
şehir i. belde, il, kent, valilik, vilayet karş. kırsal alan
şehirci s. kentçi
şehirli kentli
şehit i. naaş, ölü
şehit etmek f. mahvetmek, öldürmek
şehit olmak f. defnedilmek, ölmek
şehitlik i. anıtkabir, gömüt, gömütlük, kabir, kabristan, lahit, makber, mezar, mezarlık, mozole, ölüm, şahadet, türbe, vefat
şehriye i. makarna
şehvani s. erotik, kösnül, şehevi, şehvetle ilgili, şehvetli
şehvet i. arzu, gaye, gönül, içtepi, istek, istem, iştah, tutku
şehvetli s. istekli olan, şehvani, tutkulu
şehvetperest s. aşırı, çapkın, donjuan, hercai, hovarda, kadıncıl, kazanova, zendost
şehzade i. arşidük, arşidüşeş, efendi, grandük, prens, prenses, veliaht ? başkan, soylu
şeker s. cici, hoş, karabiber, sempatik, sevimli, şekerleme, şirin, tatlı, tonton dey. cana yakın, cin darısı, çıtı pıtı, çitlembik gibi, kanı sıcak, sıcak kanlı, şamama gibi, şirinlik muskası takmış, yıldızı dişi, yüzü sıcak karş. sevimsiz
şekerim ü. cancağızım, canım, hayatım, kuzum, ruhum, sevdiceğim
şekerleme i. akide, bonbon, çikolata, çikolatin, draje, karamela, kesme, jöle, lokum, madlen, şeker, şokola ? pekmez, pelte, tatlı
şekerleme yapmak f. kestirmek, uyuklamak
şekerli s. tatlı
şekerlik i. kutu
şekerlilik i. tatlılık
şekerrenk s. alınmış, buruk, dargın, gücenik, içerlemiş, içlenmiş, kavgalı, kırgın, kızgın, küs, küskün, küsmüş, limoni dey. araları açık/bozuk, aralarından kara kedi geçmiş karş. sıkı fıkı
şekil i. biçim, desen, dış görünüş, dışyüz, duruş, endam, erkan, esas, eşkal, form, görkem, görünüm, görünüş, gösteriş, hava, heybet, form, imge, kalıp, karaltı, kılık, kılık kıyafet, manzara, model, motif, politika, sıfat, sistem, stil, suret, şema, şekil, tarz, tip, üslup, yol, yöntem, zevahir dey. kalıp kıyafet, kılık kıyafet, yol görünmek
şekil değiştirme i. başkalaşma, başkalık
şekilci s. biçimci, formalist, formaliteci
şekillendirmek f. cisimlendirmek
şekillenme f. biçimlenme
şekilli s. alımlı, biçimli, düzgün, endamlı, mütenasip, orantılı, uygun, yakışıklı karş. biçimsiz
şekilsiz s. amorf, biçimi bozuk, biçimsiz, çirkin, karakoncolos, kubat, ölçüsüz, suratsız, ucube, umacı gibi, uygunsuz, yakışıksız dey. bed suratlı, biçimi bozuk, yüzüne bakılmaz karş. huri
şeklen z. biçimsel, görünüşte, güya, sözde, sözümona, şekilce, yalandan, zahiren
şelale i. akıntı, çağlayan, çağlar, çavlan
şema i. biçim, çizim, desen, düzenek, karalama, kroki, maket, müsvedde, plan, program, proje, resim, şekil, tasarı, taslak
şen s. acısız, bahtiyar, dertsiz, emeksiz, eziyetsiz, ferah, gailesiz, güleç, hoşnut, huzurlu, kaygısız, kedersiz, keyifli, kıvançlı, memnun, mesut, mutlu, müreffeh, neşeli, ongun, rahat, sevinçli, sıkıntısız, şad, şadan, şakacı, şaklaban, şakrak, şatır, tasasız, yosma, zahmetsiz dey. afiyet üzre, bir kol çengi, geldiğin yer şen gittiğin yer harap, güllük gülistanlık, keyfine diyecek yok karş. kaygılı
şenelmek f. büyümek, gelişmek, kalkınmak, keyiflenmek, neşelenmek, serpilmek, sevinmek, şenlenmek, yeşermek karş. hüzünlenmek, sönükleşmek
şenlendirmek f. kalkındırmak, kayırmak, kurtarmak, lütufta bulunmak, renklendirmek, sevindirmek
şenlenmek f. canlanmak, gelişmek, gönenmek, hareketlenmek, ilerlemek, kalkınmak, keyiflenmek, kıvanmak, köklenmek, mutlanmak, mutlu olmak, neşelenmek, rahatlamak, serpilmek, sevinmek, şenelmek dey. ağzı kulaklarına varmak, bastığı yeri bilmemek, başı göğe ermek, bayram etmek, bayındır duruma gelmek, çalmadan oynamak, göklere uçmak, gönlü açılmak, hareket kazanmak, havalara uçmak, hoşnutluk getirmek, içi açılmak, keyif almak/çatmak, keyfe gelmek, keyfi gelmek, kıvanç duymak, mutlu olmak, şad olmak
şenlik i. bayram, beğenme, coşku, coşkululuk, cümbüş, eğlence, festival, haz, hoşlanma, hoşnutluk, karnaval, keyif, kıvanç, kutlama, memnuniyet, memnunluk, meserret, mutluluk, neşe, ongunluk, saadet, sefa, sevinç, sürur, şevk, şölen dey. açılış töreni, evlere şenlik, fener alayı, gösteriler dizisi karş. hüzün
şenlik yapmak f. sevinmek
şenlikli s. bayındır, dolu, gelişmiş, hıncahınç, kalabalık, mamur, şerefli karş. sönük
şenliksiz s. hücra, ıssız, insansız, ıssız, izbe, sönük, silik, tenha, terk edilmiş karş. şenlikli
şer i. fenalık, hainlik, kötülük, musibet, nuhuset karş. hayır
şerait i. atmosfer, çevre, durum, koşul, koşullar, muhit, ortam, şart, şartlar, vasat
şerare i. kıvılcım, uçkun, yalım
şerbet i. içecek, şıra, şurup
şeref i. ahlak, ar, benlik, ciddiyet, fahri, erdem, gurur, haysiyet, izzetinefis, karşılıksız, namus, onur, onursal, övünç, öz saygı, prestij, saygınlık, vakar, yüzsuyu dey. öz saygı, yüz aklığı, yüzsuyu karş. şerefsizlik
şeref duymak f. onurlanmak, şereflenmek dey. onur duymak, teşerrüf etmek karş. hakarate uğramak
şerefe! ü. sıhhatine!, yarasın!
şerefine! ü. sıhhatine!, yarasın!
şerefiye i. resim, rüsum, vergi
şereflendirmek f. gelmek, onurlandırmak dey. mutlu etmek, onur kazandırmak, onurunu artırmak, şeref vermek, teşrif etmek
şereflenme i. onurlanma, teşerrüf
şereflenmek f. onurlanmak, şeref duymak
şerefli s. ağır, ağırbaşlı, âlicenap, aziz, ciddi, doğrucu, etkili, gururlu, hatırlı, haysiyetli, itibarlı, izzetinefisli, izzetli, muhterem, muteber, namuslu, onurlu, resmi, saygıdeğer, saygın, sayın, seciyeli, şenlikli, şerif, vakarlı, vakur dey. kendini bilen/bilir, şayanı hürmet karş. onursuz
şerefsiz s. ahlaksız, alçak, arsız, aşağılık, bayağı, bozguncu, cibilliyetsiz, gurursuz, hain, haysiyetsiz, iffetsiz, itibarsız, izzetinefissiz, onursuz, pespaye, rezil, seciyesiz, soysuz, utanmaz,yezit dey. kendini bilmez, öz saygıdan yoksun karş. saygıdeğer
şerefsizlik i. haysiyetsizlik, itibarsızlık, kahpelik, onursuzluk karş. izzetinefis
şerh i. ayırma, yorumlama
şerh etmek f. anlatmak, açımlamak, açmak
şeriatçı i. bağnaz, faşist, mutaassıp, tutucu
şerif s. kutsal, mübarek, mukaddes, nezih, soylu, şerefli, temiz karş. değersiz, seciyesiz
şerik i. aksiyoner, hissedar, ortak, ortakçı, paydaş
şerit i. bağcık, ip, kordon, kurdele, sırım
şevk i. arzu, beğenme, coşku, dilek, gaye, gayret, gönül, haz, heves, hoşnutluk, içtepi, istek, istem, iştah, keyif, kıvanç, kıvanma, saadet, sevinç, şenlik, talep dey. bayram havası, yüz akı/aklığı
şevk duyan s. gönüllü, hevesli, razı
şevke gelmek f. coşmak, heveslenmek, kamçılanmak, neşelenmek karş. şevki kaçmak
şevke getirmek f. canlandırmak, coşturmak, heveslendirmek, isteklendirmek, kamçılamak, yüreklendirmek karş. şevkini kırmak
şevk vermek f. coşturmak, gayretlendirmek, heveslendirmek, isteklendirmek, kamçılamak, yüreklendirmek dey. gayrete getirmek, şevke getirmek karş. şevkini kırmak
şevket i. azamet, büyüklük, haşmet, ihtişam, ululuk, yücelik karş. siliklik
şevketli s. anıtsal, azametli, frapan, görkemli, güçlü, haşmetli, heybetli, ihtişamlı, muhteşim, süslü, ulu, yüce dey. çok iri, heyula gibi, iri kıyım/yarı/yapı, iri yarı karş. güçsüz
şey i. cisim, eşya, madde, nesne, öteberi, obje, özdek, varlık, zımbırtı
şeyh i. emir, hoca, hükümdar, yönetici
şeyhülislam i. hoca, imam, vaiz
şeytan s. açıkgöz, çakal, cin, cingöz, hin, iblis, ifrit, kurnaz, sarraf, tilki, uyanık dey. cin fikirli, cin gibi, çok bilmiş, çok kurnaz, gözü açık, hinoğluhin, kül yutmaz karş. ahmak, durgun
şeytanca z. ustaca
şeytanet i. dalavare, hile, kurnazlık, oyun, şeytanlık karş. dürüstlük
şeytani s. âdi
şeytanlık i. al, aldatmaca, dalavere, düzenbazlık, kapan, kurnazlık, suiistimal, şeytanet
şeytanlıkla z. ustaca
şezlong i. divan, iskemle, sandalye
şık s. güzel, münasip, uygun, yerinde, zarif dey. gereği gibi, iki dirhem bir çekirdek, kont gibi, modaya uygun
şık i. alternatif, caiz, fantazi, kodaman, mutabık, oturaklı, seçenek, uygun
şıkırtı i. gürültü, şıngırtı
şıllık s. âdi, ahlaksız, fahişe, iffetsiz dey. dışı iffetle badana olmuş, ellenmiş dillenmiş, hafif kadın, hafif kız, uçkuruna gevşek
şımarık s. afacan, cıvık, delişmen, gönülsüz, isteksiz, laubali, nazenin, nazlı, yalaka dey. baş belası, deli Raziye, telli bebek, zamane piçi
şımarıklık i. arsızlanma, arsızlaşma, arsızlık etme, azıtma, cıvıtma, havalanma, terbiyesizleşme, terbiyesizlik etme dey. arsızlık etmek, başı dönmek, ele avuca sığmamak, havalara girmek, işi azıtmak, ne oldum delisi olmak, ölçüyü kaçırmak, tepesine çıkmak, terbiyesizlik etmek, yüz bulmak, yüze çıkmak, yüz verince astarını istemek karş. uslanma, utanma ? azma, coşma, tebelleş olma
şımarmak f. azmak, coşmak dey. başı dönmek, başına çıkmak, ne oldum delisi/budalası olmak, omuza çıkmak, tepesine/başına çıkmak, yüz bulup astar istemek, yüz verdikçe/verince yüz daha istemek, yüz bulup astar istemek
şımartmak affetmek, azdırmak, hoş görmek, müsamaha etmek, taviz vermek dey. anlayış göstermek, başına çıkarmak/çıkartmak, bir dediğini iki etmemek, bir yanlışı görmezlikten gelmek, bir yanlışa göz yummak, cevaz vermek, dandini beyim hoppala paşam, hoş görmek, kusura bakmamak, mazur görmek, mesele çıkarmamak, müsamaha etmek, mülayim davranmak, örtbas etmek, ses çıkarmamak, tepesine çıkarmak, tolerans göstermek, yüz vermek karş. yüz vermemek
şıngırtı i. gürültü, şangırdama, şangırtı, şıkırdama, şıkırtı, şıngırdama
şıp diye z. aniden, ansızın, apansız, apansızın, birden, birdenbire, çabuk, çabucak, derhal, hemen, hemencek, hemencecik, ivedilikle, lahzada, lappadak, pat diye, pattadak, şappadak, şıpın işi, şıppadak, şipşak, şimdi, tez karş. yavaştan
şıpırtı i. şapırtı
şıpıtık i. ayakkabı, terlik
şıppadak z. ansızın, pat diye, pattadak, şappadak, şıp diye, şipşak, zıngadak
şıpsevdi i. aşık, çapkın, hovarda, uçarı, zendost
şıra i. içecek, şerbet
şırakkadak i. ansızın, pattadak, şappadak, şıppadak, zıngadak
şırfıntı i. âdi, ahlaksız, fahişe, iffetsiz, münakaşacı, şıllık, zilli
şırıldama i. şırıltı
şırıltı i. gürültü, şarıldama, şarıltı, şırıldama, şırlama
şırınga i. enjektör, küçük pompa
şırınga etmek f. enjekte etmek, içitmek, zerk etmek
şiar i. alamet, duyuş, im, işaret, nişan
şiddet i. aşırılık, çetinlik, fors, güç, güçlülük, hiddet, hışım, sertlik, sinir, taşkınlık, yeğinlik, zor, zorbalık dey. kaba kuvvet karş. ılımlılık, yumuşaklık
şiddetlendirmek f. azdırmak
şiddetlenmek f. artmak, ateşlenmek, azıtmak, azmak, coşmak, çetinleşmek, güçlenmek, hırçınlaşmak, hızlanmak, kuvvetlenmek, kızışmak, kudurmak, yeğinleşmek dey. galeyana gelmek, gemi azıya almak, işi azıtmak karş. yatışmak
şiddetli s. acı, ağır, akut, aşırı, çetin, dişli, güçlü, hâd, keskin, kızışık, kızmış, kudretli, kuvvetli, müthiş, selahiyetli, sert, sıkı, şedit, yaman, yavuz, yeğin, yüksek, zarplı, zorlu dey. bardaktan boşanırcasına, fena halde karş. ılımlı
şifa i. açılma, atlatma, berkinme, canlanma, düzelme, gönenme, ilaç, iyileşme, onma, salah dey. derde derman/deva, hastalıktan kurtulma, iyi olma, sağlığına kavuşma karş. hastalık
şifalı s. haysiyetli,sağlıklı, yararlı karş. zararlı
şifayurdu i. sanatoryum
şifoniyer i. çamaşır dolabı, dolap, gardrop
şifre i. giz, gizem, kod, muamma, parola, sır
şifreli s. gizli, saklı, zımni
şiir i. anı, coşku, manzum, manzume, yır
şiirsel s. şairane
şiirsellikle z. şairane
şikâr i. av, avlanan hayvan, ganimet, kurban karş. avcı
şikayet i. ağıt, hoşnutsuzluk, mersiye, sızıltı, sızlanma, yakınma
şikayet etmek f. ağlaşmak, curnal etmek, sızıldanmak, sızlanmak, yakınmak dey. atıp tutmak, derdini dökmek, baş ağrıtmak, başının etini yemek, cart curt etmek, derdini/dert yanmak, dırdır etmek, dırıltı etmek, gık dememek, hoşnutsuzluk belirtmek, hoşnutsuzluk getirmek, içini boşaltmak, içini dökmek, ileri geri konuşmak/sözler etmek, kafa ağrıtmak şikayete bulunmak, tacizlik getirmek, yanıp yakınmak karş. hoşnutluk belirtmek
şike i. aldatma, anlaşma, dalavere, dolan, düzen, hile, rüşvet
şike yapmak f. anlaşmak
şikeci i. düzenci, haraçcı, korsan, şaki
şikemkperver s. pisboğaz
şilep i. gemi
şilte i. döşek, karyola, minder, somya, yastık, yatak
şimal i. kuzey, şimali karş. güney
şimdi z. acil, alelacele, anında, aniden, artık, az daha, az kalsın, az önce, biraz önce, birden, çabucak, çabuk, çarçabuk, dakikasında, demin, derhal, gecikmeden, günümüzde, halen, handiyse, hemen, hemencecik, hızla, lahzada, neredeyse, o saat, oyalanmadan, serian, şıp diye, şipşak, şu anda, şu sırada, şu zamanda, tez, tez elden, üzere, yakında dey. az daha/kalsın/önce, biraz önce, bu duruma göre, bundan böyle, göz açıp kapamadan, içinde bulunduğumuz zamanda, şu anda/sırada/zamanda, tez elden karş. oyalanarak
şimdiden z. bugünden
şimdiki s. aktüel, güncel
şimdilik z. halen, henüz, şu anda dey. şimdiki durumda/zamanda, şimdiki zaman için, şu anda, şu an için, şu duruma göre
şimdiye dek, kadar daha, halen, henüz
şimendifer i. demiryolu, demiryolu katarı, tren
şimşek i. çakım, çakın, ışık, ışıltı, ışıma, parıltı, pırıltı, revnak, yıldırım dey. fırtına/rüzgar gibi, tam yol, yıldırım gibi/hızıyla
şimşek gibi s. fırtına gibi, hızlı, koşarak, rüzgar gibi, seri, süratli, uçarak, yıldırım gibi karş. yavaş
şipşak z. acil, alelacele, anında, aniden, bir anda, birden, çabucak, çabuk, çarçabuk, derhal, gecikmeden, hemen, hemencecik, ivedilikle, lahzada, şıp diye, şıppadak, şimdi, tez, tez elden karş. yavaştan
şirin s. cici, gözalıcı, güzel, haspa, hoş, renkli, sempatik, sevimli, sıcakkanlı, şeker, tatlı, tonton, uyuşkan dey. cana yakın, çıtı pıtı, şamama gibi, şirinlik muskası takmış karş. sevimsiz
şirinlik i. albeni, alım, cazibe, çekicilik, sempati, sevimlilik, tatlılık, zarafet karş. sevimsizlik
şirk i. politeizm
şirket i. atölye, firma, holding, işletme, kartel, kumpanya, kuruluş, müessese, ortaklık, teşekkül
şirret s. cadaloz, cafcafcı, çaçaron, çirkef, damarlı, dırdırcı, didişken, dirliksiz, dövüşken, edepsiz, geçimsiz, geveze, gürültücü, hırçın, hırıltıcı, huysuz, kavgacı, münakaşacı, mütecaviz, öfkeci, pençeli, saldırgan, sataşkan, serkeş, sert, sinirli, ters, uyuşmaz, yaygaracı, zilli dey. çenesi düşük, dili ekmekçi küreği, eli bayraklı, eli maşalı, mahalle karısı, zilli maşa karş. uysal
şirretlik i. dırdır, didişkenlik, dirliksizlik, edepsizlik, geçimsizlik, gürültücülük, hırçınlık, huysuzluk, kavgacılık, saldırganlık, sataşkanlık, uyuşmazlık, uzlaşmazlık, yaygaracılık karş. uysallık
şiş i. boğum, ben, çıkıntı, göbek, hörgüç, kabarcık, kabarıklık, kabartı, kambur, pürtük, potluk, pürüz, şişkinlik, şişlik, tümbek, yumru dey. davul gibi, tulum gibi ? tepe, yara, yığın
şişe i. biberon, biberon, matara, testi
şişinme i. afurtafur, azamet, böbürlenme, burun, büyüklenme, caka, çalım, fiyaka, gösteriş, gurur, kabarma, kasıntı, kibir, kurum, megalomani, nispet, övünme, racon, rüzgar, tafra, tavır, yordam dey. kendini beğenmişlik karş. alçakgönüllülük
şişinmek f. böbürlenmek, büyüklenmek, fiyaka yapmak, gururlanmak, iftihar etmek, kabarmak, kasılmak, kıvanmak, kibirlenmek, kurulmak, kurumlanmak, övünmek, şişmek dey. afi kesmek, ağız atmak/satmak, avurt etmek, avurt zavurt etmek, azamet satmak, boy satmak, büyüklük satmak/taslamak, caka satmak, çalım satmak, derisine sığmamak, dümen yapmak, fart furt etmek, fiyaka satmak/yapmak, flim çevirmek, gösteriş yapmak, gurur getirmek, hava basmak, hindi gibi kabarmak, kibir etmek, ne oldum delisi olmak, numara yapmak, racon kesmek, yüksekten atmak karş. alçakgönüllük etmek
şişirilmiş s. mübalağalı, şişkin
şişirme i. bayağı, dikkatsiz, gelişigüzel, itinasız, kaba saba, sudan, üstünkörü, yalandan, yüzeysel
şişirmece s. alelacele, çırpıştırma, dikkatsizce, entipüften, fütursuzca, gelişigüzel, itinasız, özensiz, rasgele, sathi, sudan, üstünkörü, yalandan dey. baştan savma, derme çatma, kavaf işi, yarım yamalak karş. hakkını vererek
şişirmek f. abartmak, büyütmek, hava vermek, kabartmak, kışkırtmak, mübalağa etmek dey. aceleye getirmek, baştan savmak, bire bin katmak, dikkatsizce çalışmak, gelişigüzel iş yapmak, mübalağa etmek, özensiz çalışmak, üstünkörü bir çalışma yapmak karş. titizlik göstermek
şişkin s. kabarık, kabartılmış, şiş, şişirilmiş, şişmiş karş. sönmüş
şişkinlik i. büyüklük, irilik, kabarıklık, kabartı, kambur, pot, potlama, potluk, şiş, tümsek, yumru
şişko s. besili, bıdık, etli, lapacı, semirgin, semiz, şişman, tavlı, tombalak, tombul, tumbadız, yusyuvarlak dey. bıllık bıllık, bıngıl bıngıl, bok çuvalı/tulumu, davul gibi, etli butlu, fıçı gibi, küp gibi, top gibi, tosun gibi, yağ tulumu, yarım dünya karş. sıska
şişlemek f. berelemek, bıçaklamak, biçmek, yaralamak dey. al kanlara boyamak, göbeğinden işetmek, hacamat etmek, kan akıtmak, kama ile yaralamak, pekmez akıtmak, şiş batırmak/saplamak
şişlik i. kabarcık, kabarıklık, kambur, şiş, tümsek, yumru
şişman s. balıketli, balıketinde, besili, bıdık, dolgun, etli, gebeş, göbekli, gürbüz, kilolu, lapacı, semirgin, semiz, şişko, tavlı, tıkız, tıknaz, tombalak, tombul, toplu, tosun gibi, tulum gibi dey. balık etinde, bıllık bıllık, bıngıl bıngıl, davul gibi, duba gibi, eti budu yerinde, etine dolgun, etli butlu, fıçı gibi, iri kıyım/yarı/yapı, küp gibi, manda gibi şişmiş, paluze gibi, teleme peyniri gibi, testi kılıklı, tombul teyze, top gibi, topaç gibi, topuz gibi, tosun gibi, tulum gibi, yağ tulumu, yarım dünya karş. zayıf ? ağır, büyük, uyuşuk, yuvarlak
şişmanlamak f. göbeklenmek, semirmek, semizlenmek, şişmek, tavlanmak, tombullaşmak, toplamak, toplanmak, yağlanmak dey. domuza dönmek, ensesini çevirememek, et bağlamak/tutmak, göbek bağlamak, göbek salıvermek, karın kasık salmak, kilo almak, top gibi olmak, yağ bağlamak karş. zayıflamak
şişmek f. genişlemek, gerilmek, kabarmak, kesilmek, köpeklemek, sürmenaj olmak, şişinmek, şişmanlamak, tıkanmak, yorulmak dey. adım atamaz duruma gelmek, bitap düşmek, bitkin düşmek, bozum olmak, davula dönmek, hüt dağı gibi şişmek, madara olmak, mor olmak karş. atağa kalkmak
şişmiş s. şiş, şişkin
şive i. ağız, dil, söyleyiş özelliği, vurgu
şivekar s. cilveli, işveli, oynak
şiveli s. cilveli, hafif, hoppa, işveli, nazlı, oynak, şuh
şizofren i. anormal, zırdeli
şoför i. kaptan sürücü
şom s. hayırsız, kutsuz, meret, meşum, meymenetsiz, musibet, namübarek, netameli, şanssız, şeametli, talihsiz, tekinsiz, uğursuz, yomsuz karş. uğurlu
şose i. kara yolu, sokak, yol
şov i. gösteri, kabare, konser, piyes, revü, temaşa, varyete
şovmen i. maskara, monologcu, mukallit, palyaço, soytarı, taklitçi, vantrolok
şöhret i. ad, isim, lakap, nam, şan, tanınma, tanınmışlık, ün dey. herkesçe bilinme karş. tanınmamış olma
şöhretli s. adlı, bilinen, duyulmuş, maruf, meşhur, namdar, namlı, şanlı, tanınmış, ünlü, yaygın dey. adı gezmek/sanı olmak, anlı sanlı/şanlı, dillere destan, nam almış/kazanmış/salmış, şanlı şöhretli, şan vermiş, ün kazanmış/salmış karş. tanınmamış
şöhretsiz s. adsız, isimsiz, şansız, tanınmamış, ünsüz dey. adı (sanı) belirsiz, ne idüğü belirsiz, sarı çizmeli Mehmet ağa, ünlü olmayan, Yalova kaymakamı karş. ünlü
şölen i. cümbüş, davet, festival, fuar, öğün, resepsiyon, sanat gösterisi, sergi, şenlik, toy, ziyafet
şömine i. ateş, soba
şövalye i. soylu, atlı, savaşçı
şövalyelik i. jest, kahramanlık, mertlik, soyluluk, yüreklilik
şövalye i. kerim, kont, soylu
şöyle z. aynı, şöylece, şunun gibi, tıpkı dey. şu biçimde, şu denli, şu yolda, şu yöntemle, şuna benzer, şunun aynı, şunun gibi
şöyle bir z. gelişigüzel, özensizce, rasgele, üstünkörü karş. hakkıyla
şöyle böyle z. âdeta dey. aşağı yukarı, fena değil, hani nerdeyse, hemen hemen, idare eder, orta derecede, orta halli, ne iyi ne kötü, yaklaşık olarak
şöyle ki z. şu halde
şöylece z. böylece,şöyle, şöylesine dey. şu biçimde, şuna benzer biçimde, şunun gibi, şu yolla, şu yöntemle, tam şöyle
şöylecene z. böylece
şöylemesine z. şöylesine dey. Allah'ına sığınıp, aşırı bir biçimde, var kuvvetiyle
şöylesine z. şöylece, şöylemesine
şu anda z. şimdi, şimdilik
şu bu z. falan, falanca, ve benzeri, ve saire, v.s.
şu halde z. demek ki, öyleyse, oysa ki, şöyle ki dey. bu durum karşısında, demek oluyor ki, oysa ki, şöyle ki
şua i. aydınlık, far, fener, revnak, şavk, ziya
şube i. acenta, ajans, bayi, branş, bölüm, dal, kısım, kol, mümessillik, temsilcilik
şuh s. cilveli, civelek, edalı, erkekcil, fettan, fırıldak, fındıkçı, fingirdek, hafif, hoppa, işvebaz, işveli, kırıtkan, koket, nazlı, neşeli, oynak, serbest, şiveli, yosma dey. açık kadın, açık kız, cilve kutusu, süzme aşure karş. iffetli
şuhluk i. cilve, eda, işve, kırıtma, naz
şule i. alev, ateş, kor, köz, yalım
şuncacık s. küçük, minik, ufak
şundan z. aynı, şunun gibi, tıpkı
şura i. divan, heyet, kabine, komisyon, konsey, kurul, meclis
şurup i. içecek, şerbet
şut i. atma, tekme savurma, tepme,vuruş
şuur i. akıl, bellek, bilinç, havsala, idrak, izan, kafa, kavrayış, muhakeme, müdrike, zihin
şuurla z. bilinçli
şuursuz s. akılsız, mankafa, sersem
şuursuzluk i. cehalet, uyku
şükran i. minnet, minnettarlık
şükretmek f. hamdetmek dey. gönülden borçlu olmak, minnet duymak
şükürler olsun! ü. dey. Allaha şükür, bereket versin, çok şükür ki, neyse ki, Yaradana kurban olayım
şüphe i. evham, güman, güvensizlik, hulya, huylanma, işkil, işkillenme, kurgu, kuruntu, kuşku, melankoli, pirelenme, sanma, şüphelenme, vahime, vehim, vehmetme, vesvese, zan, zannetme dey. şüphe kurdu
şüphe etmek f. duraklamak, duraksamak, işkillenmek, kurtlanmak, kuşkulanmak, şüphelenmek dey. fitili almak, gönlü bulanmak, içine kurt düşmek, kuruntuya düşmek, kuruntuya kapılmak, kuşku duymak, mana çıkarmak, midesi bulanmak, şüpheye düşmek, şüpheye kapılmak, zihni bozulmak, zihnine kapılmak karş. güvenmek
şüphe yok ki kesinlikle, muhakkak, mutlaka dey. doğaldır ki, doğal olarak, emin ol, eninde sonunda evvel Allah, hiç kuşkusuz, ne olursa olsun, ne yapıp yapıp, tabii ki, yerle gök bir araya gelse, yüzde yüz
şüpheci s. dirliksiz, endişeli, evhamlı, huzursuz, işkilli, karamsar, kaygılı, kuruntucu, kuşkucu, pireli, şüpheli, rahatsız, tedirgin, vesveseli dey. canı sıkkın, diken üstünde, rahatı bozuk, rutubetten nem kapar karş. huzurlu
şüphelendirmek f. pirelendirmek
şüphelenme i. kuşku, şüphe
şüphelenmek f. duraklamak, huylanmak, ikirciklenmek, işkillenmek, kurtlanmak, kuruntu etmek, kuşkulanmak, meraklanmak, pirelenmek, şüphe etmek, vehmetmek dey. ahkâm çıkarmak, endişe etmek, fitili almak, gönlü bulanmak, gözü tutmamak, içi bulanmak, içine kurt düşmek, kuruntuya düşmek, kuruntuya kapılmak, kulağına kar suyu kaçmak, kuşku duymak, mana çıkarmak, midesi bulanmak, şüpheye düşmek, şüpheye kapılmak, yel almak, yersiz korkuya kapılmak karş. güveni tam olmak
şüpheli s. belgisiz, belirsiz, bilinmez, evhamlı, gizemli, gizli, güvenilmez, huylu, işkilli, kaçamaklı, kapalı, karanlık, kuruntucu, kuruntulu, kuşkucu, kuşkulu, meçhul, muammalı, müphem, pireli, saklı, şüpheci, vesveseli dey. ne idüğü belirsiz, olasılığı zayıf karş. kesin
şüphesiz z. alimallah, behemhal, besbelli, doğal olarak, elbet, elbette, eminim, güvenli, haliyle, illa, ille, kesinkes, kesinlikle, kuşkusuz, muhakkak, mutlaka, tabiatıyla, tabii, tabii ki, yüzde yüz dey. doğal olarak, iki kere iki dört eder, ne olursa olsun, ne yapıp yapıp, şüphesi yok ki, yüzde yüz karş. asla




Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  BugŁn 84 ziyaretçikişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=